Yedinci Sualiniz:
Mektubat · s.282
ﺧَﻴْﺮُ ﺷَﺒَﺎﺑِﻜُﻢْ ﻣَﻦْ ﺗَﺸَﺒَّﻪَ ﺑِﻜُﻬُﻮﻟِﻜُﻢْ ﻭَ ﺷَﺮُّ ﻛُﻬُﻮﻟِﻜُﻢْ ﻣَﻦْ ﺗَﺸَﺒَّﻪَ ﺑِﺸَﺒَﺎﺑِﻜُﻢْ hadîs midir; bundan murad nedir?
Elcevab:
Hadîs olarak işitmişim. Murad da şudur ki: "En hayırlı genç odur ki; ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesatına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. Ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki; gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister; çocukçasına hevesat-ı nefsaniyeye tâbi olur." Senin levhanda gördüğün ikinci parçanın sahih sureti şudur ki; ben başımın üstünde onu bir levha-i hikmet olarak ta'lik etmişim. Her sabah ve akşam ona bakarım, dersimi alırım: Dost istersen Allah yeter.Evet o dost ise, herşey dosttur. Yârân istersen Kur'an yeter.Evet ondaki enbiya ve melaike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder. Mal istersen kanaat yeter.Evet kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur. Düşman istersen nefis yeter.Evet kendini beğenen, belayı bulur zahmete düşer; kendini beğenmeyen, safayı bulur, rahmete gider. Nasihat istersen ölüm yeter.Evet ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddî çalışır.
Yedinci mes'elenize bir sekizinciyi ben ilâve ediyorum.
Şöyle ki: Bir iki gün evvel bir hâfız, Sure-i Yusuf'tan bir aşr, tâ ﺗَﻮَﻓَّﻨ۪ﻰ ﻣُﺴْﻠِﻤًﺎ ﻭَ ﺍَﻟْﺤِﻘْﻨ۪ﻰ ﺑِﺎﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ e kadar okudu. Birden ânî bir surette bir nükte kalbe geldi:Kur'ana ve imana ait herşey kıymetlidir, zahiren ne kadar küçük olursa olsun kıymetçe büyüktür. Evet saadet-i ebediyeye yardım eden küçük değildir.Öyle ise, "Şu küçük bir nüktedir, şu izaha ve ehemmiyete değmez" denilmez. Elbette şu çeşit mesailde en birinci talebe ve muhatab olan ve nüket-i Kur'aniyeyi takdir eden İbrahim Hulusi, o nükteyi işitmek ister. Öyle ise dinle: En güzel bir kıssanın güzel bir nüktesidir. Ahsenü'l-kasas olan Kıssa-i Yusuf Aleyhisselâm hâtimesini haber veren ﺗَﻮَﻓَّﻨ۪ﻰ ﻣُﺴْﻠِﻤًﺎ ﻭَ ﺍَﻟْﺤِﻘْﻨ۪ﻰ ﺑِﺎﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَ âyetinin, ulvî ve latîf ve müjdeli ve i'cazkârane bir nüktesi şudur ki: Sair ferahlı ve saadetli kıssaların âhirindeki zeval ve firak haberlerinin acıları ve elemi, kıssadan alınan hayalî lezzeti acılaştırıyor, kırıyor. Bâhusus kemal-i ferah ve saadet içinde bulunduğunu ihbar ettiği hengâmda, mevtini ve firakını haber vermek daha elîmdir; dinleyenlere "Eyvah!" dedirtir. Halbuki şu âyet, Kıssa-i Yusuf'un (A.S.) en parlak kısmı ki; Aziz-i Mısır olması, peder ve vâlidesiyle görüşmesi, kardeşleriyle sevişip tanışması olan, dünyada en büyük saadetli ve ferahlı bir hengâmda, Hazret-i Yusuf'un mevtini şöyle bir surette haber veriyor ve diyor ki: Şu ferahlı ve saadetli vaziyetten daha saadetli, daha parlak bir vaziyete mazhar olmak için, Hazret-i Yusuf kendisi Cenab-ı Hak'tan vefatını istedi ve vefat etti; o saadete mazhar oldu. Demeko dünyevî lezzetli saadetten daha cazibedar bir saadet ve ferahlı bir vaziyet kabrin arkasında vardır ki; Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi hakikat-bîn bir zât, o gayet lezzetli dünyevî vaziyet içinde gayet acı olan mevti istedi, tâ öteki saadete mazhar olsun. İşte Kur'an-ı Hakîm'in şu belâgatına bak ki, Kıssa-i Yusuf'un hâtimesini ne suretle haber verdi. O haberde dinleyenlere elem ve teessüf değil, belki bir müjde ve bir sürur ilâve ediyor.Hem irşad ediyor ki: Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır.Hem Hazret-i Yusuf'un âlî sıddıkıyetini gösteriyor ve diyor: Dünyanın en parlak ve en sürurlu haleti dahi ona gaflet vermiyor, onu meftun etmiyor, yine âhireti istiyor. ﺍَﻟْﺒَﺎﻗ۪ﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗ۪ﻰ
Said Nursî
--