Üçüncü Nükte:
Mektubat · s.378
- [Sözler'in tebyizinde kıymetdar hizmeti sebkat eden muallim Ahmed Galib'in fıkrasıdır.]
- [Merhum Binbaşı Âsım Bey'in fıkrasıdır.]
İşaret-i hâssa, işaret-i âmme münasebetiyle bir sırr-ı dakik-i rububiyet ve Rahmaniyete işaret edeceğiz: Bir kardeşimin güzel bir sözü var. O sözü, bu mes'eleye mevzu edeceğim. Sözü de şudur ki: Bir gün güzel bir tevafukatı ona gösterdim, dedi: "Güzel! Zâten her hakikat güzeldir. Fakat bu Sözler'deki tevafukat ve muvaffakıyet daha güzeldir." Ben de dedim: Evetherşey ya hakikaten güzeldir, ya bizzât güzeldir veya neticeleri itibariyle güzeldir.Ve bu güzellik, rububiyet-i âmmeye ve şümul-ü rahmete ve tecelli-i âmmeye bakar. Dediğin gibi, bu muvaffakıyetteki işaret-i gaybiye daha güzeldir. Çünki bu, rahmet-i hâssaya ve rububiyet-i hâssaya ve tecelli-i hâssaya bakar bir surettedir. Bunu bir temsil ile fehme takrib edeceğiz. Şöyle ki: Bir padişahın umumî saltanatı ve kanunu ile, merhamet-i şahanesi umum efrad-ı millete teşmil edilebilir. Her ferd, doğrudan doğruya o padişahın lütfuna, saltanatına mazhardır. O suret-i umumiyede, efradın çok münasebat-ı hususiyesi vardır. İkinci cihet, padişahın ihsanat-ı hususiyesidir ve evamir-i hâssasıdır ki; umumî kanunun fevkınde, bir ferde ihsan eder, iltifat eder, emir verir. İşte bu temsil gibi; Zât-ı Vâcibü'l-Vücud ve Hâlık-ı Hakîm ve Rahîm'in umumî rububiyet ve şümul-ü rahmeti noktasında herşey hissedardır. Her şey'in hissesine isabet eden cihette, hususî onunla münasebetdardır. Hem kudret ve irade ve ilm-i muhitiyle her şeye tasarrufatı, her şey'in en cüz'î işlerine müdahalesi, rububiyeti vardır. Herşey, her şe'ninde ona muhtaçtır. Onun ilim ve hikmetiyle işleri görülür, tanzim edilir. Ne tabiatın haddi var ki, o daire-i tasarruf-u rububiyetinde saklansın ve tesir sahibi olup müdahale etsin ve ne de tesadüfün hakkı var ki, o hassas mizan-ı hikmet dairesindeki işlerine karışsın.Risalelerde yirmi yerde kat'î hüccetlerle tesadüfü ve tabiatı nefyetmişiz ve Kur'an kılıncıyla i'dam etmişiz, müdahalelerini muhal göstermişiz.Fakat rububiyet-i âmmedeki daire-i esbab-ı zahiriyede, ehl-i gafletin nazarında hikmeti ve sebebi bilinmeyen işlerde, tesadüf namını vermişler. Ve hikmetleri ihata edilmeyen bazı ef'al-i İlahiyenin kanunlarını -tabiat perdesi altında gizlenmiş- görememişler, tabiata müracaat etmişler. İkincisi, hususî rububiyetidir ve has iltifat ve imdad-ı Rahmanîsidir ki, umumî kanunların tazyikatı altında tahammül edemeyen ferdlerin imdadına Rahmanu'r-Rahîm isimleri imdada yetişirler. Hususî bir surette muavenet ederler, o tazyikattan kurtarırlar. Onun için her zîhayat, hususan insan, her anda ondan istimdad eder ve meded alabilir. İşte bu hususî rububiyetindeki ihsanatı, ehl-i gaflete karşı da tesadüf altına gizlenmez ve tabiata havale edilmez. İşte bu sırra binaendir ki; İ'caz-ı Kur'an ve Mu'cizat-ı Ahmediye'deki işarat-ı gaybiyeyi, hususî bir işaret telakki ve itikad etmişiz. Ve bir imdad-ı hususî ve muannidlere karşı kendini gösterecek bir inayet-i hâssa olduğunu yakîn ettik. Ve sırf lillah için ilân ettik. Kusur etmişsek Allah afvetsin. Âmîn. ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻻﺎ ﺗَُﺎﺧِﺬْﻧَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻧَﺴ۪ﻴﻨَٓﺎ ﺍَﻭْ ﺍَﺧْﻄَﺎْﻧَﺎ
--
[Sözler'in tebyizinde kıymetdar hizmeti sebkat eden muallim Ahmed Galib'in fıkrasıdır.]
"Elde Kur'an gibi bürhan-ı hakikat varken Münkiri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir." Sözün özdür ey can, tekellüf değil Ledün ilminin zübde-i pâkidir Bu, sümmettedarik tasannuf değil Bu bir hikmet-i nur-u irfandır Ki ehva ve lağv ve tefelsüf değil Müzekkî-i nefs ve musaffi-i ruh Mürebbi-i dildir, tasavvuf değil O Sözler bütün marifet şemsidir Sözüm doğrudur, bir teellüf değil İçin nurudur, lafza akseylemiş Bir-iki satırda teradüf değil Mutabık lafızlar birbirine Bu aslâ tasannu', tesadüf değil Dizilmiş nizamla bütün harfleri Tevafuktur, aslâ tehalüf değil Bu bir cilve-i sırr-ı i'cazdır Ki Kur'andandır, tecevvüf değil Bu hüsn-ü tesadüf güzeldir güzel Bu bâbda ne dense tezauf değil Said-i Bedîüzzaman-ı Nursî Beyanı bedî'dir, taattuf değil Teselliye ermemiş elinde kalem Eder arz-ı dîdar, taharrüf değil İsabet buna savb-ı Hak'tan gelir Bu kasdî değildir, tasarruf değil Bunu görmeyen bed nazarlar için Telehhüf derim ben, teessüf değil Ki var manevî hayretim galiben Beyanım bu yolda tazarruf değil Tevafuk, sözünde ona çok mudur Tefevvuk, onun için teşerrüf değil Çok işde Hak onu muvaffak ede Tevafuk, makam-ı tevakkuf değil!
Ahmed Galib
(Rahmetullahi Aleyh)
--
[Merhum Binbaşı Âsım Bey'in fıkrasıdır.]
Kasem ederim, doğrudur sözü özüyle beraber Bu hakikatı kabul ve tasdik etmeyen bed-mayeler Kalır dalalet ve vâdi-i hüsranda nice seneler Bunları irşad edip kurtarmaktır hüner Hidayet erişse eğer, o vakit boyun eğer Cümlenin ıslahını niyaz edip Hâlık'a yalvaralım Hep envâr-ı Kur'aniye olan Sözler'i okuyup anlatalım Bu yolda bizler de feyz alıp dilşâd olalım Fenayı bekaya tebdilde rıza-yı Bâri'ye kavuşalım Sad-hezar tahsine lâyık bîbaha fıkra-i Galib Bu hakikatları söylemekle olur şübhesiz galib.
Binbaşı Âsım
(Rahmetullahi Aleyh)
--