Üçüncü Misal:
Mektubat · s.144
Bazı sahabe-i güzine, ayrı ayrı maksadlar için dua etmiş. Duası öyle parlak bir surette kabul olmuş ki, o keramet-i duaiye, mu'cize derecesine çıkmış. Ezcümle, başta Buharî ve Müslim haber veriyorlar ki: İbn-i Abbas'a şöyle dua etmiş: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻓَﻘِّﻬْﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻭَﻋَﻠِّﻤْﻪُ ﺍﻟﺘَّﺎْﻭ۪ﻳﻞَ Duası öyle makbul olmuş ki; İbn-i Abbas, Tercümanü'l-Kur'an unvan-ı zîşanını ve Habrü'l-Ümme, yani allâme-i ümmet rütbe-i âlîsini kazanmış. Hattâ çok genç iken, Hazret-i Ömer, onu ulema ve kudema-yı sahabe meclisine alıyordu. Hem başta İmam-ı Buharî, ehl-i kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki: Enes'in vâlidesi, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a niyaz etmiş ki: "Senin hâdimin olan Enes'in evlâd ve malı hakkında bereket ile dua et." O da dua etmiş: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍَﻛْﺜِﺮْ ﻣَﺎﻟَﻪُ ﻭَﻭَﻟَﺪَﻩُ ﻭَﺑَﺎﺭِﻙْ ﻟَﻪُ ﻓ۪ﻰ ﻣَﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﺘَﻪُ demiş. Hazret-i Enes âhir ömründe kasem ile ilân ediyor ki: "Ben kendi elimle yüz evlâdımı defnetmişim. Benim malım ve servetim itibariyle de, hiçbirisi benim gibi mes'ud yaşamamış. Benim malımı görüyorsunuz ki pek çoktur. Bunlar, bütün dua-yı Nebeviyenin bereketindendir." Hem başta İmam-ı Beyhakî, ehl-i hadîs haber veriyorlar ki: Aşere-i Mübeşşere'den Abdurrahman Bin Avf'a, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm kesret-i mal ve bereketle dua etmiş. O duanın bereketiyle o kadar servet kazanmış ki, bir defa yedi yüz deveyi yükleriyle beraber"fîsebilillah"tasadduk etmiş. İşte dua-yı Nebeviyenin bereketine bakınız,"Bârekellah"deyiniz. Hem İmam-ı Buharî başta olarak râviler naklediyorlar ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Urve İbn-i Ebî Ca'de'ye ticarette kâr ve kazanç için bereketle dua etmiş. Urve diyor ki: Ben bazı Kûfe çarşısında duruyordum, bir günde kırkbin kazanıyordum, sonra evime dönüyordum. İmam-ı Buharî der ki: "Toprağı da eline alsa, onda bir kazanç bulurdu." Hem Abdullah İbn-i Cafer'e, kesret-i mal ve bereket için dua etmiş. Hazret-i Abdullah İbn-i Cafer, o derece servet kazanmış ki, o asırda şöhretgîr olmuş. O bereket-i dua-yı Nebevî ile hasıl olan serveti kadar, sehavetle de iştihar etmiş. Bu neviden çok misaller var. Numune için bu dört misalle iktifa ediyoruz. Hem başta İmam-ı Tirmizî, haber veriyor ki: Sa'd İbn-i Ebî Vakkas için Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dua etmiş: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍَﺟِﺐْ ﺩَﻋْﻮَﺗَﻪُ demiş. Sa'd'ın duasının kabulü için dua etmiş. O asırda, Sa'd'ın bedduasından herkes korkuyordu. Duasının kabulü de şöhret buldu. Hem meşhur Ebu Katade'ye ferman etmiş: ﺍَﻓْﻠَﺢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺟْﻬَﻚَ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺑَﺎﺭِﻙْ ﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﺷَﻌْﺮِﻩ۪ ﻭَ ﺑَﺸَﺮِﻩ۪ diye, genç kalmasına dua etmiş. Ebu Katade yetmiş yaşında vefat ettiği vakit onbeş yaşında bir genç gibi olduğu, nakl-i sahih ile şöhret bulmuş. Hem meşhur şâir Nâbiga'nın kıssa-i meşhuresidir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın yanında bir şiirini okumuş. Şu fıkra: ﺑَﻠَﻐْﻨَﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﻣَﺠْﺪُﻧَﺎ ﻭَﺳَﻨَٓﺎﺋُﻨَﺎ ٭ ﻭَ ﺍِﻧَّﺎ ﻧُﺮ۪ﻳﺪُ ﻓَﻮْﻕَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻣَﻈْﻬَﺮًﺍ Yani: "Şerefimiz göğe çıktı, biz daha üstüne çıkmak istiyoruz!" Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, mülatafe suretinde ferman etti: ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﻳْﻦَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎ ﻟَﻴْﻼﺎ Dedi: ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Yani: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm latîfe olarak dedi: "Gökten öbür tarafa nereyi istiyorsun ki, şiirinde orayı niyet ediyorsun?" Nâbiga dedi: "Göklerin fevkinde Cennet'e gitmek istiyoruz." Sonra bir manidar şiirini daha okudu. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm dua etti: ﻻﺎ ﻳَﻔْﻀُﺾِ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻓَﺎﻙَ Yani, "Senin ağzın bozulmasın." İşte o dua-yı Nebevînin bereketiyle, o Nâbiga yüzyirmi yaşında bir dişi noksan olmadı. Hattâ bazı bir dişi düştüğü vakit, yerine bir daha geliyordu. Hem nakl-i sahih ile İmam-ı Ali için dua etmiş ki: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﻛْﻔِﻪِ ﺍﻟْﺤَﺮَّ ﻭَﺍﻟْﻘَﺮَّ Yani:"Yâ Rab! Soğuk ve sıcağın zahmetini ona gösterme."İşte şu dua bereketiyle, İmam-ı Ali kışta yaz libasını giyerdi, yazda kış libasını giyerdi. Der idi ki: O duanın bereketiyle hiçbir soğuk ve sıcağın zahmetini çekmiyorum. Hem Hazret-i Fatıma için dua etmiş: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻻﺎ ﺗُﺠِﻌْﻬَﺎ Yani:"Açlık elemini ona verme."Hazret-i Fatıma der ki: "O duadan sonra açlık elemini görmedim." Hem Tufeyl İbn-i Amr, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'dan bir mu'cize istedi ki, götürüp kavmine göstersin. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻧَﻮِّﺭْ ﻟَﻪُ demiş. İki gözü ortasında bir nur zuhur etmiş. Sonra değneği ucuna naklolmuş. Bunun ile"Zinnur"diye iştihar bulmuş. İşte bu vakıalar, ehadîs-i meşhuredendir ki, kat'iyyet peyda etmişler. Hem Ebu Hüreyre, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a şekva etmiş ki, "Nisyan bana ârız oluyor." Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş, bir mendil şeklinde bir şey açmış. Sonra mübarek avucu ile gaibden birşey alır gibi, öyle avucunu oraya boşaltmış. İki-üç defa öyle yaparak Ebu Hüreyre'ye demiş: "Şimdi mendili topla." Toplamış. Bu sırr-ı manevî-i dua-yı Nebevî ile Ebu Hüreyre kasem eder ki: "Ondan sonra hiçbir şey unutmadım." İşte bu vakıalar, ehadîs-i meşhuredendirler.