Zekâi'nin Rü'yası
Lem'alar · s.278
Bu sabah rü'yamda, İstanbul'un Tophane sahiline benzer saf ve berrak bir deniz kenarındayım. Kuşluk zamanında olduğunu zannettiğim Güneş'in ziyası, o derya-yı azîmin üzerinde hoş parıltılar husule getiriyor. Ben deryaya müteveccihim. Denizin orta ve cenubu tarafından yüze yüze sahile gelen bir genç, omuzundaki bir sabanı sahile çıkardı. Orada bütün kardeşlerimize (tahliyeden sonra) istikbal edilmekteler iken, sahil boyunu takiben, garbdan dolu dizgin iki atlı geliyor. "Üstad geliyor!" dediler. Bu izdiham yarıldı, hiç durmaksızın bu mühib yağız atlı ve esmer çehreli iki zât, şarka doğru uzaklaştılar. Ben, o deryaya dalmak üzere iken uyandım.
ZEKÂİ
--
Tarafgirane ve Risale-i Nur'a rakibane söylenen sözlere mukabildir.
Ger medhetmekse tefahurla kendinizi maksadın Risale-i Nur'un en sönük yıldızının peykisiniz Zinhar seyyare zannetme kardeşim, Risale-i Nur'un Arz değil, Âfitab dahi peykidir onun Pek yakında parlayacaktır âlemde Risale-i Nur Sönmez, belki gizlenir, zira nurun alâ nur Bir nur ki, bahr-i hakikat ve mahz-ı hidayettir o ﻣَﻦْ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁِ ﺍﻟﺴَّﻮِﻯِّ ﻭَ ﻣَﻦِ ﺍﻫْﺘَﺪٰﻯ yı oku. Hak'tan olmaz şikayet, belki maksad hikâyet Şer'in üzere giderken Hakk'a malûm Risale-i Nur'a ki, eylemiştim hem de hizmet Risale-i Nur ki, Aliyyü'l-Murtaza ve Gavs-ı A'zam Celcelutiye'de ve bazı kasaidde etmişler işaret Risale-i Nur ki, urvetü'l-vüska, lenfisam Temessük etmiştim zira, hem hidayet ve ayn-ı hakikat Koydular bizleri ki, orada durmuştu Yusuf Aleyhisselâm Hem de beraberimizde idi Hazret-i Üstad.
HALİL İBRAHİM
--