YEDİNCİ NÜKTE:
Lem'alar · s.54
Sünnet-i Seniye, edebdir. Hiçbir mes'elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın! Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: ﺍَﺩَّﺑَﻨ۪ﻰ ﺭَﺑّ۪ﻰ ﻓَﺎَﺣْﺴَﻦَ ﺗَﺎْﺩِﻳﺒ۪ﻰ Yani: "Rabbim bana edebi, güzel bir surette ihsan etmiş, edeblendirmiş." Evet siyer-i Nebeviyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyeyi bilen, kat'iyyen anlar ki: Edebin enva'ını, Cenab-ı Hak habibinde cem'etmiştir. Onun Sünnet-i Seniyesini terkeden, edebi terkeder. ﺑ۪ﻰ ﺍَﺩَﺏْ ﻣَﺤْﺮُﻭﻡْ ﺑَﺎﺷَﺪْ ﺍَﺯْ ﻟُﻄْﻒِ ﺭَﺏْ kaidesine mâsadak olur, hasaretli bir edebsizliğe düşer.
SUAL:
Herşeyi bilen ve gören ve hiçbir şey ondan gizlenemeyen ALLÂMÜ'L-GUYUB'a karşı edeb nasıl olur? Sebeb-i hacalet olan haletler, ondan gizlenemez. Edebin bir nev'i tesettürdür, mûcib-i istikrah hâlâtı setretmektir. ALLÂMÜ'L-GUYUB'a karşı tesettür olamaz?
ELCEVAB:
Evvelâ:Sâni'-i Zülcelal nasılki kemal-i ehemmiyetle san'atını güzel göstermek istiyor ve müstekreh şeyleri perdeler altına alıyor ve nimetlerine, o nimetleri süslendirmek cihetiyle nazar-ı dikkati celbediyor. Öyle de: Mahlukatını ve ibadını sair zîşuurlara güzel göstermek istiyor. Çirkin vaziyetlerde görünmeleri, Cemil ve Müzeyyin ve Latîf ve Hakîm gibi isimlerine karşı bir nevi isyan ve hilaf-ı edeb oluyor. İşte Sünnet-i Seniyedeki edeb, o Sâni'-i Zülcelal'in esmalarının hududları içinde bir mahz-ı edeb vaziyetini takınmaktır.