Ömer Efendi'nin o doktora dair ikinci suali:
Latîf Nükteler · s.90
O doktor, o mes'elede o kadar eblehane hareket ediyor ki, sözlerini dinlemek yahut ehemmiyet verip cevab vermekten çok aşağıdır. Bu bîçare, küfür ve iman ortasını bulmak istiyor. Onun ehemmiyetsiz bahsine karşı değil, yalnız Ömer Efendi'nin istifsarına göre derim: Memurat ve menhiyat-ı şer'iyede illet, emr-i İlahîdir ve nehy-i İlahîdir. Maslahatlar ve hikmetler ise, müreccihtirler; emir ve nehyin taalluklarına ism-i Hakîm noktasında sebeb olabilirler. Meselâ: Sefer eden, namazını kasreder. Bu namazın kasrına bir illet ve bir hikmet var. İllet seferdir, hikmet meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat olmasa da namaz kasredilir. Sefer olmasa, hanesinde yüz meşakkat görse, yine namaz kasredilmez. Çünki meşakkat filcümle bazan seferde bulunması, kasr-ı namaza hikmet olmasına kâfidir ve seferi illet yapmasına da yine kâfidir. İşte bu kaide-i şer'iyeye binaen, ahkâm-ı şer'iye hikmetlere göre tagayyür etmiyor, hakiki illetlere bakar. Meselâ o doktorun bahsettiği gibi, hınzırın etinden bildiği zarardan, hastalıktan başka "Hınzır eti yiyen, bir cihette hınzırlaşır." {(Haşiye) Acaba Firengistan'ın bu kadar hârika terakkiyat-ı medeniyetiyle ve kemalât-ı fenniyesiyle ve insaniyetperverane ulûmuyla ileri gittiği halde; o terakkiyat ve kemalâta ve ulûma bütün bütün zıd olan maddiyyunluk ve tabiiyyunluk zulümatında hınzırcasına saplanmalarında, hınzır etinin yemesinin medhali yok mudur? Soruyorum. İnsan beslendiği şey ile mizacı müteessir olduğuna delil, "Kırk günde hergün et yiyen, kasavet-i kalbiyeye düçar olduğu" darb-ı mesel hükmüne geçmiştir.} kaidesiyle o hayvan, sair hayvanat-ı ehliye gibi zararsız yayılmıyor. Etinden gelen menfaatten ziyade, çok zarar îras etmekle beraber; etindeki kuvvetli yağ, kuvvetli soğuk memleketi olan Firengistan'dan başka tıbben muzır olduğu gibi, manen ve hakikaten çok zararlı olduğu tahakkuk etmiş. İşte bu gibi hikmetler onun haram olmasına ve nehy-i İlahî taallukuna bir hikmet olmuştur. Hikmet her ferdde ve her vakitte bulunmak lâzım değildir. O hikmetin tebeddülü ile illet değişmez. İllet değişmezse hüküm değişmez. İşte bu kaideye göre o bîçare adamın ne kadar şeriatın ruhundan uzak konuştuğu anlaşılsın. Şeriat namına onun sözüne ehemmiyet verilmez. Hâlık'ın çok akılsız feylesoflar suretinde hayvanları vardır.