Cüz-8
Kur'an-ı Kerim Meali · s.141
ﻭَﻟَﻮْ ﺍَﻧَّﻨَﺎ ﻧَﺰَّﻟْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔَ ﻭَﻛَﻠَّﻤَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗٰﻰ ﻭَﺣَﺸَﺮْﻧَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻛُﻞَّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗُﺒُﻼﺎ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻟِﻴُﻮْۭﻣِﻨُٓﻮﺍ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺸَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَﻫُﻢْ ﻳَﺠْﻬَﻠُﻮﻥَ﴾١١١﴿ 111- Eğer biz onlara melekleri indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik, Allah dilemedikçe yine de inanacak değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler. {Sapıklığa dalanların sapmalarına sebep, delillerin azlığı veya yokluğu değildir. Şayet sapıkların dilediği gibi, ölüler dirilse de kendileri ile konuşsa hatta kâinattaki her şey dile gelse ve onları imana çağırsa, yine kabul etmezler. Çünkü kalplerinde fitne, vicdanlarında pas vardır. Onlar hidayete yönelmedikleri için Allah da hidayete ermelerini dilemez.} ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻟِﻜُﻞِّ ﻧَﺒِﻰٍّ ﻋَﺪُﻭًّﺍ ﺷَﻴَﺎﻃ۪ﻴﻦَ ﺍﻻﺎِﻧْﺲِ ﻭَﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻳُﻮﺣ۪ﻰ ﺑَﻌْﻀُﻬُﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﺑَﻌْﺾٍ ﺯُﺧْﺮُﻑَ ﺍﻟْﻘَﻮْﻝِ ﻏُﺮُﻭﺭًﺍۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺭَﺑُّﻜَﻤَﺎ ﻓَﻌَﻠُﻮﻩُ ﻓَﺬَﺭْﻫُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻔْﺘَﺮُﻭﻥَ﴾١١٢﴿ 112- Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. (Bunlar), aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi onu da yapamazlardı. Artık onları uydurdukları şeylerle başbaşa bırak. ﻭَﻟِﺘَﺼْﻐٰٓﻰ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍَﻓْﺌِﺪَﺓُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻭَﻟِﻴَﺮْﺿَﻮْﻩُ ﻭَﻟِﻴَﻘْﺘَﺮِﻓُﻮﺍ ﻣَﺎﻫُﻢْ ﻣُﻘْﺘَﺮِﻓُﻮﻥَ﴾١١٣﴿ 113- Âhirete inanmayanların kalpleri ona (yaldızlı söze) kansın, ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçu işlemeye devam etsinler diye (böyle yaparlar). ﺍَﻓَﻐَﻴْﺮَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎَﺑْﺘَﻐ۪ﻰ ﺣَﻜَﻤًﺎ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﺰَﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻣُﻔَﺼَّﻼﺎۜ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎﻫُﻢُ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺍَﻧَّﻪُ ﻣُﻨَﺰَّﻝٌ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَﺒِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻓَﻼﺎ ﺗَﻜُﻮﻧَﻦَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻤْﺘَﺮ۪ﻳﻦَ﴾١١٤﴿ 114- (De ki): Allah'dan başka bir hakem mi arayacağım? Halbuki size Kitab'ı açık olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, Kur'an'ın gerçekten Rabbin tarafından indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma! ﻭَﺗَﻤَّﺖْ ﻛَﻠِﻤَﺘُﺮَﺑِّﻜَﺼِﺪْﻗًﺎ ﻭَﻋَﺪْﻻﺎۜ ﻻﺎ ﻣُﺒَﺪِّﻝَ ﻟِﻜَﻠِﻤَﺎﺗِﻪ۪ۚ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟﺴَّﻤ۪ﻴﻊُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ﴾١١٥﴿ 115- Rabbinin sözü, doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur. O işitendir, bilendir. ﻭَﺍِﻥْ ﺗُﻄِﻊْ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﻣَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻳُﻀِﻠُّﻮﻙَ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻥْ ﻳَﺘَّﺒِﻌُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻈَّﻦَّ ﻭَﺍِﻥْ ﻫُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﻳَﺨْﺮُﺻُﻮﻥَ﴾١١٦﴿ 116- Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tâbi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler. ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻬُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻣَﻦْ ﻳَﻀِﻞُّ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﻪ۪ۚ ﻭَﻫُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﺎﻟْﻤُﻬْﺘَﺪ۪ﻳﻦَ﴾١١٧﴿ 117- Muhakkak ki senin Rabbin, evet O, kendi yolundan sapanı en iyi bilendir. O, doğru yolda gidenleri de iyi bilendir. ﻓَﻜُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﺫُﻛِﺮَ ﺍﺳْﻤُﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻪِ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻪ۪ ﻣُﻮْۭﻣِﻨ۪ﻴﻦَ﴾١١٨﴿ 118- Allah'ın âyetlerine inanıyorsanız, üzerine O'nun adı anılarak kesilenlerden yeyin. ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻜُﻢْ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﺫُﻛِﺮَ ﺍﺳْﻤُﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﻗَﺪْ ﻓَﺼَّﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣَﺎ ﺣَﺮَّﻡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﺍﺿْﻄُﺮِﺭْﺗُﻢْ ﺍِﻟَﻴْﻪِۜ ﻭَﺍِﻥَّ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻟَﻴُﻀِﻠُّﻮﻥَ ﺑِﺎَﻫْﻮَٓﺍﺋِﻬِﻢْ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﻋِﻠْﻢٍۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻬُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﺎﻟْﻤُﻌْﺘَﺪ۪ﻳﻦَ﴾١١٩﴿ 119- Üzerine Allah'ın adı anılıp kesilenden yememenize sebep ne? Oysa Allah, çaresiz yemek zorunda kaldığınız dışında, haram kıldığı şeyleri size açıklamıştır. Doğrusu bir çokları bilgisizce kendi kötü arzularına uyarak saptırıyorlar. Muhakkak ki Rabbin haddi aşanları çok iyi bilir. {İnsanlar çaresiz kalıp açlıktan ölüm tehlikesi gibi bir tehlike ile karşı karşıya kaldıklarında, haram olan şeylerden az miktarda yiyebilirler.} ﻭَﺫَﺭُﻭﺍ ﻇَﺎﻫِﺮَ ﺍﻻﺎِﺛْﻢِ ﻭَﺑَﺎﻃِﻨَﻪُۜ ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻜْﺴِﺒُﻮﻥَ ﺍﻻﺎِﺛْﻢَ ﺳَﻴُﺠْﺰَﻭْﻥَ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻘْﺘَﺮِﻓُﻮﻥَ﴾١٢٠﴿ 120- Günahın açığını da gizlisini de bırakın! Çünkü günah işleyenler, yaptıklarının cezasını mutlaka çekeceklerdir. ﻭَﻻﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﻟَﻢْ ﻳُﺬْﻛَﺮِ ﺍﺳْﻤُﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻔِﺴْﻖٌۜ ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟﺸَّﻴَﺎﻃ۪ﻴﻦَ ﻟَﻴُﻮﺣُﻮﻥَ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺋِﻬِﻢْ ﻟِﻴُﺠَﺎﺩِﻟُﻮﻛُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﺍَﻃَﻌْﺘُﻤُﻮﻫُﻢْ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻟَﻤُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ۟﴾١٢١﴿ 121- Üzerine Allah'ın adı anılmadan kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah'a ortak koşanlar olursunuz. {Aslında yenmesi helâl olan herhangi bir hayvan, kasden Allah'ın adı anılmadan kesilirse, o hayvanın etini yemek haram olur.} ﺍَﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻴْﺘًﺎ ﻓَﺎَﺣْﻴَﻴْﻨَﺎﻩُ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻟَﻪُ ﻧُﻮﺭًﺍ ﻳَﻤْﺸ۪ﻰ ﺑِﻪ۪ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻛَﻤَﻦْ ﻣَﺜَﻠُﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﻈُّﻠُﻤَﺎﺕِ ﻟَﻴْﺲَ ﺑِﺨَﺎﺭِﺝٍ ﻣِﻨْﻬَﺎۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﺯُﻳِّﻦَ ﻟِﻠْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ ﻣَﺎﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾١٢٢﴿ 122- Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp ondan hiç çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir. ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﻗَﺮْﻳَﺔٍ ﺍَﻛَﺎﺑِﺮَ ﻣُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻬَﺎ ﻟِﻴَﻤْﻜُﺮُﻭﺍ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻤْﻜُﺮُﻭﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ﴾١٢٣﴿ 123- Böylece biz, her kasabada, oralarda bozgunculuk yapmaları için, günahkârlarını liderler yaptık. Onlar yalnız kendilerini aldatırlar, ama farkında olmazlar. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺟَٓﺎﺀَﺗْﻬُﻢْ ﺍٰﻳَﺔٌ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻟَﻦْ ﻧُﻮْۭﻣِﻦَ ﺣَﺘّٰﻰ ﻧُﻮْۭﺗٰﻰ ﻣِﺜْﻞَ ﻣَٓﺎ ﺍُﻭ۫ﺗِﻰَ ﺭُﺳُﻼﺎﻟﻠّٰﻪِۜ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﺎَﻋْﻠَﻢُ ﺣَﻴْﺚُ ﻳَﺠْﻌَﻞُ ﺭِﺳَﺎﻟَﺘَﻪُۜ ﺳَﻴُﺼ۪ﻴﺐُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺟْﺮَﻣُﻮﺍ ﺻَﻐَﺎﺭٌ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺷَﺪ۪ﻳﺪٌ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻤْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾١٢٤﴿ 124- Onlara bir âyet geldiğinde, Allah'ın elçilerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayız, dediler. Allah, peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hilelere karşılık Allah tarafından aşağılık ve çetin bir azap erişecektir. ﻓَﻤَﻦْ ﻳُﺮِﺩِﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻥْ ﻳَﻬْﺪِﻳَﻪُ ﻳَﺸْﺮَﺡْ ﺻَﺪْﺭَﻩُ ﻟِـﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﺮِﺩْ ﺍَﻥْ ﻳُﻀِﻠَّﻪُ ﻳَﺠْﻌَﻞْ ﺻَﺪْﺭَﻩُ ﺿَﻴِّﻘًﺎ ﺣَﺮَﺟًﺎ ﻛَﺎَﻧَّﻤَﺎ ﻳَﺼَّﻌَّﺪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳَﺠْﻌَﻼﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻟﺮِّﺟْﺲَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾١٢٥﴿ 125- Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar; kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böyle murdarlık verir. {Allah Teâlâ bu âyette bir tabiat kanununa da işaret etmektedir. Göğe yükseldikçe basınç azalacağından o nisbette teneffüs de güçleşir. Hatta 20.000 metreyi geçince özel cihazlar olmadan insan nefes alamaz, ölür. İşte bu kanuna işaret buyuran Yüce Allah, İslâm'a girmeyenlerin göğüslerinin göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı olacağını bildirmektedir.} ﻭَﻫٰﺬَﺍ ﺻِﺮَﺍﻃُﺮَﺑِّﻜَﻤُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻤًﺎۜ ﻗَﺪْ ﻓَﺼَّﻠْﻨَﺎ ﺍﻻﺎٰﻳَﺎﺕِ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺬَّﻛَّﺮُﻭﻥَ﴾١٢٦﴿ 126- Bu (din), Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alacak bir kavim için âyetleri ayrıntılı olarak açıkladık. ﻟَﻬُﻢْ ﺩَﺍﺭُ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡِ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻬِﻤْﻮَﻫُﻮَ ﻭَﻟِﻴُّﻬُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾١٢٧﴿ 127- Rableri katında onlara esenlik yurdu (cennet) vardır.Ve yapmakta oldukları (güzel) işler sebebiyle Allah onların dostudur. ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﻳَﺤْﺸُﺮُﻫُﻢْ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎۚ ﻳَﺎ ﻣَﻌْﺸَﺮَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻗَﺪِ ﺍﺳْﺘَﻜْﺜَﺮْﺗُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎِﻧْﺲِۚ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﻭُۭ۬ﻫُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎِﻧْﺴِﺮَﺑَّﻨَﺎﺍﺳْﺘَﻤْﺘَﻊَ ﺑَﻌْﻀُﻨَﺎ ﺑِﺒَﻌْﺾٍ ﻭَﺑَﻠَﻐْﻨَٓﺎ ﺍَﺟَﻠَﻨَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﺟَّﻠْﺖَ ﻟَﻨَﺎۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭُ ﻣَﺜْﻮٰﻳﻜُﻢْ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُۜﺎِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﺤَﻜ۪ﻴﻢٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١٢٨﴿ 128- Allah, onların hepsini bir araya topladığı gün, "Ey cinler (şeytanlar) topluluğu! Siz insanlarla çok uğraştınız" der. Onların, insanlardan olan dostları ise: "Ey Rabbimiz! (Biz) birbirimizden yararlandık ve bize verdiğin sürenin sonuna ulaştık" derler. Allah da buyurur ki: Allah'ın dilediği hariç, içinde ebedî kalacağınız yer ateştir. Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, bilendir. ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻧُﻮَﻟّ۪ﻰ ﺑَﻌْﺾَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ ﺑَﻌْﻀًﺎ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺴِﺒُﻮﻥَ۟﴾١٢٩﴿ 129- İşte böylece işledikleri günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmının peşine takarız. ﻳَﺎ ﻣَﻌْﺸَﺮَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺲِ ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﺎْﺗِﻜُﻢْ ﺭُﺳُﻞٌ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻳَﻘُﺼُّﻮﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍٰﻳَﺎﺗ۪ﻰ ﻭَﻳُﻨْﺬِﺭُﻭﻧَﻜُﻢْ ﻟِﻘَٓﺎﺀَ ﻳَﻮْﻣِﻜُﻢْ ﻫٰﺬَﺍۜ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺷَﻬِﺪْﻧَﺎ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻨَﺎ ﻭَﻏَﺮَّﺗْﻬُﻢُ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓُ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﺷَﻬِﺪُﻭﺍ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻛَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٣٠﴿ 130- Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi? Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler. ﺫٰﻟِﻚَ ﺍَﻥْ ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻨْﺮَﺑُّﻜَﻤُﻬْﻠِﻚَ ﺍﻟْﻘُﺮٰﻯ ﺑِﻈُﻠْﻢٍ ﻭَﺍَﻫْﻠُﻬَﺎ ﻏَﺎﻓِﻠُﻮﻥَ﴾١٣١﴿ 131- Gerçek şu ki: Halkı habersizken, Rabbin haksızlık ile ülkeleri helâk edici değildir. {Yüce Allah insanlara peygamber göndermeden onları sorumlu tutmaz, inkâr ve günahları yüzünden onları cezalandırmaz. Ancak insanlar gönderilen peygamberin uyarı ve korkutmalarına kulak vermez de kendi istek ve arzularına uyarlarsa işte o zaman azaba müstehak olurlar ve özür beyan etme imkânları da kalmaz.} ﻭَﻟِﻜُﻞٍّ ﺩَﺭَﺟَﺎﺕٌ ﻣِﻤَّﺎ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍۜ ﻭَﻣَﺎﺭَﺑُّﻜَﺒِﻐَﺎﻓِﻞٍ ﻋَﻤَّﺎ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾١٣٢﴿ 132- Herkesin yaptıkları işlere göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. ﻭَﺭَﺑُّﻜَﺎﻟْﻐَﻨِﻰُّ ﺫُﻭﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﺔِۜ ﺍِﻥْ ﻳَﺸَﺎْ ﻳُﺬْﻫِﺒْﻜُﻢْ ﻭَﻳَﺴْﺘَﺨْﻠِﻒْ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻛُﻢْ ﻣَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﻛَﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺸَﺎَﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﺫُﺭِّﻳَّﺔِ ﻗَﻮْﻡٍ ﺍٰﺧَﺮ۪ﻳﻦَۜ﴾١٣٣﴿ 133- Rabbin zengindir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi yok eder ve sizi başka bir kavmin zürriyetinden yarattığı gibi sizden sonra yerinize dilediği bir kavmi yaratır. ﺍِﻥَّ ﻣَﺎ ﺗُﻮﻋَﺪُﻭﻥَ ﻻﺎٰﺕٍۙ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺑِﻤُﻌْﺠِﺰ۪ﻳﻦَ﴾١٣٤﴿ 134- Size vadedilen mutlaka gelecektir; siz bunu önleyemezsiniz. {Âyet-i kerimedeki vaadden maksat, kıyametin kopması, ölümden sonra dirilmek, haşir ve hesap günleridir, gibi çeşitli manalar verilmiştir.} ﻗُﻞْ ﻳَﺎﻗَﻮْﻡِ ﺍﻋْﻤَﻠُﻮﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻜَﺎﻧَﺘِﻜُﻢْ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻋَﺎﻣِﻞٌۚ ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۙ ﻣَﻦْ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻪُ ﻋَﺎﻗِﺒَﺔُ ﺍﻟﺪَّﺍﺭِۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻻﺎ ﻳُﻔْﻠِﺢُ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤُﻮﻥَ﴾١٣٥﴿ 135- De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar. ﻭَﺟَﻌَﻠُﻮﺍﻟِﻠّٰﻬِﻤِﻤَّﺎ ﺫَﺭَﺍَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﺮْﺙِ ﻭَﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﻧَﺼ۪ﻴﺒًﺎ ﻓَﻘَﺎﻟُﻮﺍ ﻫٰﺬَﺍﻟِﻠّٰﻬِﺒِﺰَﻋْﻤِﻬِﻢْ ﻭَﻫٰﺬَﺍ ﻟِﺸُﺮَﻛَٓﺎﺋِﻨَﺎۚ ﻓَﻤَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻟِﺸُﺮَﻛَٓﺎﺋِﻬِﻢْ ﻓَﻼﺎ ﻳَﺼِﻞُ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﻣَﺎ ﻛَﺎﻧَﻠِﻠّٰﻬِﻔَﻬُﻮَ ﻳَﺼِﻞُ ﺍِﻟٰﻰ ﺷُﺮَﻛَٓﺎﺋِﻬِﻢْۜ ﺳَٓﺎﺀَ ﻣَﺎ ﻳَﺤْﻜُﻤُﻮﻥَ﴾١٣٦﴿ 136- Allah'ın yarattığı ekinlerle hayvanlardan Allah'a pay ayırıp zanlarınca, bu Allah'a, bu da ortaklarımıza (putlarımıza) dediler. Ortakları için ayrılan Allah'a ulaşmıyor, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşıyor! Ne kötü hüküm veriyorlar? {Câhiliye Araplarından bazıları, ekinlerinin ve hayvanlarının bir kısmını Allah ile putları arasında bölüştürürler ve "Şu Allah'ın payı, bu da ilâhlarımızın payıdır" derlerdi. Allah için ayırdıklarını konuklara ve fakirlere harcarlar, ilâhlar için ayırdıklarını da onların huzurunda yapılacak âyin vb. şeylere sarfederlerdi. Eğer Allah'ın hakkından putun hakkına bir şey geçerse onu öyle bırakırlardı. Putun hakkından Allah için ayrılan tarafa bir şey geçerse, onu alıp tekrar putun payına katarlardı. Ve "Allah zengindir, bunlar ise fakirdir" derlerdi. Puta ayrılan, neticede yine kendilerine kalacağından, onun payından Allah için ayrılan tarafa bir şey geçmemesine dikkat ederlerdi. İşte Yüce Allah onların bu yaptıklarına işaret etmekte ve onları kınamaktadır.} ﻭَﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﺯَﻳَّﻦَ ﻟِﻜَﺜ۪ﻴﺮٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ ﻗَﺘْﻞَ ﺍَﻭْﻻﺎﺩِﻫِﻢْ ﺷُﺮَﻛَٓﺎﻭُۭ۬ﻫُﻢْ ﻟِﻴُﺮْﺩُﻭﻫُﻢْ ﻭَﻟِﻴَﻠْﺒِﺴُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺩ۪ﻳﻨَﻬُﻢْۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤَﺎ ﻓَﻌَﻠُﻮﻩُ ﻓَﺬَﺭْﻫُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻔْﺘَﺮُﻭﻥَ﴾١٣٧﴿ 137- Bunun gibi ortakları, müşriklerden çoğuna çocuklarını (kızlarını) öldürmeyi hoş gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar! Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Öyle ise onları uydurdukları ile başbaşa bırak! ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻫٰﺬِﻩ۪ٓ ﺍَﻧْﻌَﺎﻡٌ ﻭَﺣَﺮْﺙٌ ﺣِﺠْﺮٌۘ ﻻﺎ ﻳَﻄْﻌَﻤُﻬَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﻧَﺸَٓﺎﺀُ ﺑِﺰَﻋْﻤِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻌَﺎﻡٌ ﺣُﺮِّﻣَﺖْ ﻇُﻬُﻮﺭُﻫَﺎ ﻭَﺍَﻧْﻌَﺎﻡٌ ﻻﺎ ﻳَﺬْﻛُﺮُﻭﻥَ ﺍﺳْﻤَﺎﻟﻠّٰﻬِﻌَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺍﻓْﺘِﺮَٓﺍﺀً ﻋَﻠَﻴْﻪِۜ ﺳَﻴَﺠْﺰ۪ﻳﻬِﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻔْﺘَﺮُﻭﻥَ﴾١٣٨﴿ 138- Onlar saçma düşüncelerine göre dediler ki: "Bu (ilâhlar için ayrılan) hayvanlarla ekinler haramdır. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da binilmesi yasaklanmış hayvanlardır." Birtakım hayvanlar da vardır ki, (Allah böyle emrediyor diye) O'na iftira ederek üzerlerine Allah'ın adını anmazlar. Yapmakta oldukları iftiraları yüzünden Allah onları cezalandıracaktır. {Müşrikler, bahîra, sâibe ve vasîle diye tarif ettikleri deve ve koyunların et ve sütlerini, kendi istediklerinden başkalarına haram kılmışlardı. (Bu hayvanlar hakkında bilgi için bak. Mâide 5/103). Hâm diye tavsif ettikleri develere de binilmesini yasaklamışlardı. Bir kısım hayvanları keserken de Allah'ın adını değil, putların adını anıyorlardı. Âyet onlara işaret etmektedir.} ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻣَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺑُﻄُﻮﻥِ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﺧَﺎﻟِﺼَﺔٌ ﻟِﺬُﻛُﻮﺭِﻧَﺎ ﻭَﻣُﺤَﺮَّﻡٌ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟِﻨَﺎۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﻜُﻦْ ﻣَﻴْﺘَﺔً ﻓَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺷُﺮَﻛَٓﺎﺀُۜ ﺳَﻴَﺠْﺰ۪ﻳﻬِﻢْ ﻭَﺻْﻔَﻬُﻢْۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ﴾١٣٩﴿ 139- Dediler ki: "Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize aittir, kadınlarımıza ise haram kılınmıştır. Şayet (yavru) ölü doğarsa, o zaman (kadın erkek) hepsi onda ortaktır." Allah bu değerlendirmelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz ki O hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir. ﻗَﺪْ ﺧَﺴِﺮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺘَﻠُٓﻮﺍ ﺍَﻭْﻻﺎﺩَﻫُﻢْ ﺳَﻔَﻬًﺎ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﻋِﻠْﻢٍ ﻭَﺣَﺮَّﻣُﻮﺍ ﻣَﺎ ﺭَﺯَﻗَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺎﻓْﺘِﺮَٓﺍﺀً ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِۜﻘَﺪْ ﺿَﻠُّﻮﺍ ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻣُﻬْﺘَﺪ۪ﻳﻦَ۟﴾١٤٠﴿ 140- Bilgisizlikleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine verdiği rızkı, Allah'a iftira ederek (kadınlara) haram kılanlar, muhakkak ki ziyana uğramışlardır. Onlar gerçekten sapmışlardır ve doğru yolu bulacak da değillerdir. {Câhiliye devrinde Arapların birçoğu esir olmaktan veya fakir düşmekten korkarak ya da gelin etmekten utanarak doğan kız çocuklarını diri diri toprağa gömmek suretiyle öldürürlerdi. İşte Allah Teâlâ onların bu durumuna işaret buyurarak onları kınamaktadır.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﺸَﺎَ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﻣَﻌْﺮُﻭﺷَﺎﺕٍ ﻭَﻏَﻴْﺮَ ﻣَﻌْﺮُﻭﺷَﺎﺕٍ ﻭَﺍﻟﻨَّﺨْﻞَ ﻭَﺍﻟﺰَّﺭْﻉَ ﻣُﺨْﺘَﻠِﻔًﺎ ﺍُﻛُﻠُﻪُ ﻭَﺍﻟﺰَّﻳْﺘُﻮﻥَ ﻭَﺍﻟﺮُّﻣَّﺎﻥَ ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻬًﺎ ﻭَﻏَﻴْﺮَ ﻣُﺘَﺸَﺎﺑِﻪٍۜ ﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮِﻩ۪ٓ ﺍِﺫَٓﺍ ﺍَﺛْﻤَﺮَ ﻭَﺍٰﺗُﻮﺍ ﺣَﻘَّﻪُ ﻳَﻮْﻡَ ﺣَﺼَﺎﺩِﻩ۪ۘ ﻭَﻻﺎ ﺗُﺴْﺮِﻓُﻮﺍۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻻﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺴْﺮِﻓ۪ﻴﻦَۙ﴾١٤١﴿ 141- Çardaklı ve çardaksız (üzüm) bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve narları yaratan O'dur. Herbiri meyve verdiği zaman meyvesinden yeyin. Devşirilip toplandığı gün de hakkını (zekât ve sadakasını) verin, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez. ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﺣَﻤُﻮﻟَﺔً ﻭَﻓَﺮْﺷًﺎۜ ﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗَﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺒِﻌُﻮﺍ ﺧُﻄُﻮَﺍﺕِ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻜُﻢْ ﻋَﺪُﻭٌّ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌۙ﴾١٤٢﴿ 142- Hayvanlardan yük taşıyanı ve tüyünden döşek yapılanları yaratan O'dur. Allah'ın size verdiği rızıktan yeyin, şeytanın ardına düşmeyin; şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır. {Âyette geçen "hamûle", yük taşıyan hayvan demektir; "ferş" ise henüz binilme çağına gelmemiş küçük hayvan veya yününden, kılından yaygı, sergi ve döşek yapılabilen hayvanlardır. Yatırılıp kesilen hayvan manasına da gelir.} ﺛَﻤَﺎﻧِﻴَﺔَ ﺍَﺯْﻭَﺍﺝٍۚ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻀَّﺎْﻥِ ﺍﺛْﻨَﻴْﻦِ ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻌْﺰِ ﺍﺛْﻨَﻴْﻦِۜ ﻗُﻞْ ﺍٰٓﻟﺬَّﻛَﺮَﻳْﻦِ ﺣَﺮَّﻡَ ﺍَﻡِ ﺍﻻﺎُﻧْﺜَﻴَﻴْﻦِ ﺍَﻣَّﺎ ﺍﺷْﺘَﻤَﻠَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍَﺭْﺣَﺎﻡُ ﺍﻻﺎُﻧْﺜَﻴَﻴْﻦِۜ ﻧَﺒِّﻮُۭ۫ﻧ۪ﻰ ﺑِﻌِﻠْﻢٍ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَۙ﴾١٤٣﴿ 143- (Dişi ve erkek olarak) sekiz eş yarattı: Koyundan iki, keçiden iki... De ki: O, bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram etti? Eğer doğru iseniz bana ilimle söyleyin. {Araplar, bazen hayvanların erkeklerini, bazen dişilerini, bazen de bunların yavrularını haram sayarlardı. Yüce Allah onların bu telâkkilerini yermek için bu âyeti indirdi.} ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻻﺎِﺑِﻞِ ﺍﺛْﻨَﻴْﻦِ ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﻘَﺮِ ﺍﺛْﻨَﻴْﻦِۜ ﻗُﻞْ ﺍٰٓﻟﺬَّﻛَﺮَﻳْﻦِ ﺣَﺮَّﻡَ ﺍَﻡِ ﺍﻻﺎُﻧْﺜَﻴَﻴْﻦِ ﺍَﻣَّﺎ ﺍﺷْﺘَﻤَﻠَﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍَﺭْﺣَﺎﻡُ ﺍﻻﺎُﻧْﺜَﻴَﻴْﻦِۜ ﺍَﻡْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَ ﺍِﺫْ ﻭَﺻّٰﻴﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻬٰﺬَﺍۚ ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﻇْﻠَﻢُ ﻣِﻤَّﻦِ ﺍﻓْﺘَﺮٰﻯ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻜَﺬِﺑًﺎ ﻟِﻴُﻀِﻞَّ ﺍﻟﻨَّﺎﺱَ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﻋِﻠْﻢٍۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟﻈَّﺎﻟِﻤ۪ﻴﻦَ۟﴾١٤٤﴿ 144- Deveden de iki, sığırdan da iki (yarattı.) De ki: O bunların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa bu iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı haram kıldı? Yoksa Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine şahit mi oldunuz? Bilgisizce insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan kim daha zalimdir! Şüphesiz Allah o zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. ﻗُﻞْ ﻻٓﺎ ﺍَﺟِﺪُ ﻓ۪ﻰ ﻣَٓﺎ ﺍُﻭ۫ﺣِﻰَ ﺍِﻟَﻰَّ ﻣُﺤَﺮَّﻣًﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﻃَﺎﻋِﻢٍ ﻳَﻄْﻌَﻤُﻪُٓ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﻜُﻮﻥَ ﻣَﻴْﺘَﺔً ﺍَﻭْ ﺩَﻣًﺎ ﻣَﺴْﻔُﻮﺣًﺎ ﺍَﻭْ ﻟَﺤْﻢَ ﺧِﻨْﺰ۪ﻳﺮٍ ﻓَﺎِﻧَّﻪُ ﺭِﺟْﺲٌ ﺍَﻭْ ﻓِﺴْﻘًﺎ ﺍُﻫِﻞَّ ﻟِﻐَﻴْﺮِﺍﻟﻠّٰﻬِﺒِﻪ۪ۚ ﻓَﻤَﻦِ ﺍﺿْﻄُﺮَّ ﻏَﻴْﺮَ ﺑَﺎﻍٍ ﻭَﻻﺎ ﻋَﺎﺩٍ ﻓَﺎِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٤٥﴿ 145- De ki: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pisliğin kendisidir- ya da günah işlenerek Allah'tan başkası adına kesilmiş bir hayvandan başka, yiyecek kimseye haram kılınmış birşey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir. {Bu âyetin açıklaması için aynı suredeki 119. âyetin açıklamasına bakınız.} ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺎﺩُﻭﺍ ﺣَﺮَّﻣْﻨَﺎ ﻛُﻞَّ ﺫ۪ﻯ ﻇُﻔُﺮٍۚ ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟْﺒَﻘَﺮِ ﻭَﺍﻟْﻐَﻨَﻢِ ﺣَﺮَّﻣْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺷُﺤُﻮﻣَﻬُﻤَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﺣَﻤَﻠَﺖْ ﻇُﻬُﻮﺭُﻫُﻤَٓﺎ ﺍَﻭِ ﺍﻟْﺤَﻮَﺍﻳَٓﺎ ﺍَﻭْ ﻣَﺎ ﺍﺧْﺘَﻠَﻂَ ﺑِﻌَﻈْﻢٍۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺟَﺰَﻳْﻨَﺎﻫُﻢْ ﺑِﺒَﻐْﻴِﻬِﻢْۘ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﻟَﺼَﺎﺩِﻗُﻮﻥَ﴾١٤٦﴿ 146- Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere sığır ve koyunun iç yağlarını da onlara haram kıldık. Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezâdır. Biz elbette doğru söyleyeniz. {Âyette zikredilen "bağy" kelimesi, zulüm manasınadır. Yahudilerin, peygamberleri öldürmeleri, tefecilik ederek fakirleri ekonomik bakımdan ezmeleri, haramı helâl, helâli haram saymaları gibi zulümleri sebebiyle Yüce Allah, âyette zikredilen şeyleri onlara haram kılmıştır. Yoksa aslında bunların hepsi haram değildir.} ﻓَﺎِﻥْ ﻛَﺬَّﺑُﻮﻙَ ﻓَﻘُﻠْﺮَﺑُّﻜُﻤْﺬُﻭ ﺭَﺣْﻤَﺔٍ ﻭَﺍﺳِﻌَﺔٍۚ ﻭَﻻﺎ ﻳُﺮَﺩُّ ﺑَﺎْﺳُﻪُ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻤُﺠْﺮِﻣ۪ﻴﻦَ﴾١٤٧﴿ 147- Eğer seni yalanlarlarsa de ki: Rabbiniz geniş bir rahmet sahibidir. Bununla beraber O'nun azabı, suçlular topluluğundan uzaklaştırılamaz. ﺳَﻴَﻘُﻮﻝُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺷْﺮَﻛُﻮﺍ ﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤَٓﺎ ﺍَﺷْﺮَﻛْﻨَﺎ ﻭَﻻٓﺎ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻧَﺎ ﻭَﻻﺎ ﺣَﺮَّﻣْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻛَﺬَّﺏَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْ ﺣَﺘّٰﻰ ﺫَﺍﻗُﻮﺍ ﺑَﺎْﺳَﻨَﺎۜ ﻗُﻞْ ﻫَﻞْ ﻋِﻨْﺪَﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﻋِﻠْﻢٍ ﻓَﺘُﺨْﺮِﺟُﻮﻩُ ﻟَﻨَﺎۜ ﺍِﻥْ ﺗَﺘَّﺒِﻌُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻈَّﻦَّ ﻭَﺍِﻥْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺍِﻻَﺎ ﺗَﺨْﺮُﺻُﻮﻥَ﴾١٤٨﴿ 148- Putperestler diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de aynı şekilde (peygamberleri) yalanladılar ve sonunda azabımızı tattılar. De ki: Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz. {Müşriklerin haram kıldıkları şeyler için bak: 138, 139. âyetler.} ﻗُﻠْﻔَﻠِﻠّٰﻬِﺎﻟْﺤُﺠَّﺔُ ﺍﻟْﺒَﺎﻟِﻐَﺔُۚ ﻓَﻠَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَ ﻟَﻬَﺪٰﻳﻜُﻢْ ﺍَﺟْﻤَﻌ۪ﻴﻦَ﴾١٤٩﴿ 149- De ki: Kesin delil, ancak Allah'ındır. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi. {Müşrikler "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık, ne de atalarımız... Hiçbir şeyi de haram kılmazdık" diyerek kâfirliklerini Allah'ın iradesine bağlamak istiyorlardı. Yüce Allah bu âyet ile kendisinin delilinin daha üstün ve neticeye ulaştırıcı olduğunu bildirdi. Zira O dileseydi kullarını günaha meyletmeyecek özellikte yaratırdı. Ancak O bunu dilemedi, kullarını hem günah işlemeye hem de sevap kazanmaya kabiliyetli bir özellikte yarattı. Onlara irade verdi, kendi dilemesini de kulların iradeleri doğrultusunda yöneltti. Ancak hayra razı oldu, şerre razı olmadı. Allah dilese kuldaki kötülük yapma özelliğini ondan alır ve böylece bütün insanlar hidayete ermiş olurlardı. O zaman da imtihan hikmeti ortadan kalkar ve maksat hasıl olmazdı.} ﻗُﻞْ ﻫَﻠُﻢَّ ﺷُﻬَﺪَٓﺍﺀَﻛُﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺸْﻬَﺪُﻭﻥَ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺤَﺮَّﻡَ ﻫٰﺬَﺍۚ ﻓَﺎِﻥْ ﺷَﻬِﺪُﻭﺍ ﻓَﻼﺎ ﺗَﺸْﻬَﺪْ ﻣَﻌَﻬُﻢْۚ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺒِﻊْ ﺍَﻫْﻮَٓﺍﺀَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﺬَّﺑُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻭَﻫُﻤْﺒِﺮَﺑِّﻬِﻤْﻴَﻌْﺪِﻟُﻮﻥَ۟﴾١٥٠﴿ 150- De ki: Allah şunu yasak etti, diye şehadet edecek şahitlerinizi getirin! Eğer onlar şahitlik ederlerse, sen onlarla beraber şahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların ve ahiret gününe inanmayanların arzularına uyma. Onlar, Rablerine eş tutuyorlar. ﻗُﻞْ ﺗَﻌَﺎﻟَﻮْﺍ ﺍَﺗْﻞُ ﻣَﺎ ﺣَﺮَّﻣَﺮَﺑُّﻜُﻤْﻌَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺍَﻻَﺎ ﺗُﺸْﺮِﻛُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﺷَﻴْﺌًﺎۜ ﻭَﺑِﺎﻟْﻮَﺍﻟِﺪَﻳْﻦِ ﺍِﺣْﺴَﺎﻧًﺎۚ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻘْﺘُﻠُٓﻮﺍ ﺍَﻭْﻻﺎﺩَﻛُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍِﻣْﻼﺎﻕٍۜ ﻧَﺤْﻦُ ﻧَﺮْﺯُﻗُﻜُﻢْ ﻭَﺍِﻳَّﺎﻫُﻢْۚ ﻭَﻻﺎﺗَﻘْﺮَﺑُﻮﺍ ﺍﻟْﻔَﻮَﺍﺣِﺶَ ﻣَﺎ ﻇَﻬَﺮَ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻭَﻣَﺎ ﺑَﻄَﻦَۚ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻘْﺘُﻠُﻮﺍ ﺍﻟﻨَّﻔْﺲَ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﺣَﺮَّﻣَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّۜ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻭَﺻّٰﻴﻜُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾١٥١﴿ 151- De ki: Gelin Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizin de onların da rızkını biz veririz-; kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki düşünüp anlarsınız. ﻭَﻻﺎ ﺗَﻘْﺮَﺑُﻮﺍ ﻣَﺎﻝَ ﺍﻟْﻴَﺘ۪ﻴﻢِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟَّﺘ۪ﻰ ﻫِﻰَ ﺍَﺣْﺴَﻦُ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﺒْﻠُﻎَ ﺍَﺷُﺪَّﻩُۚ ﻭَﺍَﻭْﻓُﻮﺍ ﺍﻟْﻜَﻴْﻞَ ﻭَﺍﻟْﻤ۪ﻴﺰَﺍﻥَ ﺑِﺎﻟْﻘِﺴْﻂِۚ ﻻﺎﻧُﻜَﻠِّﻒُ ﻧَﻔْﺴًﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻭُﺳْﻌَﻬَﺎ ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗُﻠْﺘُﻢْ ﻓَﺎﻋْﺪِﻟُﻮﺍ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﺫَﺍﻗُﺮْﺑٰﻰۚ ﻭَﺑِﻌَﻬْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِﺎَﻭْﻓُﻮﺍۜ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻭَﺻّٰﻴﻜُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺬَﻛَّﺮُﻭﻥَۙ﴾١٥٢﴿ 152- Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına, sadece en iyi tutumla yaklaşın; ölçü ve tartıyı adaletle yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Söz söylediğiniz zaman, yakınlarınız dahi olsa adaletli olun, Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte Allah size, iyice düşünesiniz diye bunları emretti. ﻭَﺍَﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﺻِﺮَﺍﻃ۪ﻰ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻤًﺎ ﻓَﺎﺗَّﺒِﻌُﻮﻩُۚ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺒِﻌُﻮﺍ ﺍﻟﺴُّﺒُﻞَ ﻓَﺘَﻔَﺮَّﻕَ ﺑِﻜُﻢْ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﻪ۪ۜ ﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻭَﺻّٰﻴﻜُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾١٥٣﴿ 153- Şüphesiz bu, benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah'ın yolundan ayırır. İşte sakınmanız için Allah size bunları emretti. {151. âyetten itibaren buraya kadar olan emirlere "On emir" veya "on vasiyet" denilir ki, bunlar bütün peygamberlerin şerîatlarında mevcuttur.} ﺛُﻢَّ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎ ﻣُﻮﺳَﻰ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺗَﻤَﺎﻣًﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﻭَﺗَﻔْﺼ۪ﻴﻼﺎ ﻟِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﻫُﺪًﻯ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔً ﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﺑِﻠِﻘَٓﺎﺀِﺭَﺑِّﻬِﻤْﻴُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ۟﴾١٥٤﴿ 154- Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak, her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek maksadıyla Musa'ya da Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki, Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler. ﻭَﻫٰﺬَﺍ ﻛِﺘَﺎﺏٌ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎﻩُ ﻣُﺒَﺎﺭَﻙٌ ﻓَﺎﺗَّﺒِﻌُﻮﻩُ ﻭَﺍﺗَّﻘُﻮﺍ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﺮْﺣَﻤُﻮﻥَۙ﴾١٥٥﴿ 155- İşte bu (Kur'an), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin. {Tevrat ve İncil Arapça olmayan dillerde indikleri için, Araplar bu durumu bahane ederek "biz onların dillerinden anlamıyoruz, dolayısıyla onlardaki bilgilere vâkıf değiliz" diyebilirlerdi. İşte Cenab-ı Hakk'ın son Peygamber'e Kur'an'ı Arapça olarak indirmesinin sebeplerinden biri Kur'an için de böyle demelerini önlemektir. 156 ve 157. âyetler bu hususu açıklamaktadır.} ﺍَﻥْ ﺗَﻘُﻮﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻋَﻠٰﻰ ﻃَٓﺎﺋِﻔَﺘَﻴْﻦِ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻨَﺎۖ ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨَّﺎ ﻋَﻦْ ﺩِﺭَﺍﺳَﺘِﻬِﻢْ ﻟَﻐَﺎﻓِﻠ۪ﻴﻦَۙ﴾١٥٦﴿ 156- "Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa (hıristiyanlara ve yahudilere) indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik" demeyesiniz diye; ﺍَﻭْ ﺗَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻟَﻮْ ﺍَﻧَّٓﺎ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟَﻜُﻨَّٓﺎ ﺍَﻫْﺪٰﻯ ﻣِﻨْﻬُﻢْۚ ﻓَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﺑَﻴِّﻨَﺔٌ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜُﻤْﻮَﻫُﺪًﻯ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔٌۚ ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﻇْﻠَﻢُ ﻣِﻤَّﻦْ ﻛَﺬَّﺏَ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺻَﺪَﻑَ ﻋَﻨْﻬَﺎۜ ﺳَﻨَﺠْﺰِﻯ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺼْﺪِﻓُﻮﻥَ ﻋَﻦْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﺳُٓﻮﺀَ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﺼْﺪِﻓُﻮﻥَ﴾١٥٧﴿ 157- Yahut "Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye (Kur'an'ı indirdik). İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah'ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. ﻫَﻞْ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﺎْﺗِﻴَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﺍَﻭْ ﻳَﺎْﺗِﻰَﺭَﺑُّﻜَﺎَﻭْ ﻳَﺎْﺗِﻰَ ﺑَﻌْﺾُ ﺍٰﻳَﺎﺗِﺮَﺑِّﻜَۜﻴَﻮْﻡَ ﻳَﺎْﺗ۪ﻰ ﺑَﻌْﺾُ ﺍٰﻳَﺎﺗِﺮَﺑِّﻜَﻼﺎ ﻳَﻨْﻔَﻊُ ﻧَﻔْﺴًﺎ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧُﻬَﺎ ﻟَﻢْ ﺗَﻜُﻦْ ﺍٰﻣَﻨَﺖْ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُ ﺍَﻭْ ﻛَﺴَﺒَﺖْ ﻓ۪ٓﻰ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧِﻬَﺎ ﺧَﻴْﺮًﺍۜ ﻗُﻞِ ﺍﻧْﺘَﻈِﺮُٓﻭﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻣُﻨْﺘَﻈِﺮُﻭﻥَ﴾١٥٨﴿ 158- Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki: Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz! {Allah Teâlâ bu âyette inkârcıların kendilerine, görebilecekleri bir melek veya Allah bizzat gelmedikçe ya da Peygamberin haber verdiği kıyamet gününe dair bazı alâmetler görülmedikçe inanmayacaklarını, ama böyle bir alâmet geldiği gün de onların imanlarının kabul edilmeyeceğini bildirmektedir. Bu alâmetler de hadislerde, bir dumanın zuhuru, yer hayvanının çıkması, doğuda, batıda ve Arabistan'da bazı yerlerin batması, Deccâl'in çıkması, güneşin batıdan doğması, Ye'cûc ve Me'cûc'un çıkması ve Aden tarafında bir ateşin zuhuru gibi vakalar olarak bildirilmiştir.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻓَﺮَّﻗُﻮﺍ ﺩ۪ﻳﻨَﻬُﻢْ ﻭَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﺷِﻴَﻌًﺎ ﻟَﺴْﺖَ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺷَﻰْﺀٍۜ ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﻣْﺮُﻫُﻢْ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺜُﻢَّ ﻳُﻨَﺒِّﺌُﻬُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻔْﻌَﻠُﻮﻥَ﴾١٥٩﴿ 159- Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir. {Resûlullah (s.a.) şöyle buyurdu: Yahudiler yetmiş bir guruba ayrıldı, birinden başka hepsi cehennemdedir. Benim ümmetim de yetmiş üç guruba ayrılacaktır, birinden başka hepsi cehennemdedir. "O kurtuluşa eren gurup kimdir ya Rasûlallah?" sorusuna cevaben: "Onlar benim ve ashabımın gittiği yoldan gidenlerdir" dedi.} ﻣَﻦْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟْﺤَﺴَﻨَﺔِ ﻓَﻠَﻪُ ﻋَﺸْﺮُ ﺍَﻣْﺜَﺎﻟِﻬَﺎۚ ﻭَﻣَﻦْ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟﺴَّﻴِّﺌَﺔِ ﻓَﻼﺎ ﻳُﺠْﺰٰٓﻯ ﺍِﻻَﺎ ﻣِﺜْﻠَﻬَﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳُﻈْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾١٦٠﴿ 160- Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de kötülükle gelirse o sadece getirdiğinin dengiyle cezalandırılır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. ﻗُﻞْ ﺍِﻧَّﻨ۪ﻰ ﻫَﺪٰﻳﻨ۪ﻰﺭَﺑّ۪ٓﻰﺍِﻟٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٍۚ ﺩ۪ﻳﻨًﺎ ﻗِﻴَﻤًﺎ ﻣِﻠَّﺔَ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﺣَﻨ۪ﻴﻔًﺎۚ ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ﴾١٦١﴿ 161- De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah'ı birleyen İbrahim'in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi. ﻗُﻞْ ﺍِﻥَّ ﺻَﻼﺎﺗ۪ﻰ ﻭَﻧُﺴُﻜ۪ﻰ ﻭَﻣَﺤْﻴَﺎﻯَ ﻭَﻣَﻤَﺎﺗ۪ﻰﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺑِّﺎﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَۙ﴾١٦٢﴿ 162- De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. {Meâlde kurban olarak tercüme ettiğimiz "nüsük" kelimesi bazı müfesirlerce ibadet olarak açıklanmıştır} ﻻﺎ ﺷَﺮ۪ﻳﻚَ ﻟَﻪُۚ ﻭَﺑِﺬٰﻟِﻚَ ﺍُﻣِﺮْﺕُ ﻭَﺍَﻧَ۬ﺎ ﺍَﻭَّﻝُ ﺍﻟْﻤُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَ﴾١٦٣﴿ 163- O'nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim. ﻗُﻞْ ﺍَﻏَﻴْﺮَﺍﻟﻠّٰﻬِﺎَﺑْﻐ۪ﻰﺭَﺑًّﺎﻭَﻫُﻮَﺭَﺑُّﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍۜ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻜْﺴِﺐُ ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﺍِﻻَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎۚ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺰِﺭُ ﻭَﺍﺯِﺭَﺓٌ ﻭِﺯْﺭَ ﺍُﺧْﺮٰﻯۚ ﺛُﻢَّ ﺍِﻟٰﻰﺭَﺑِّﻜُﻤْﻤَﺮْﺟِﻌُﻜُﻢْ ﻓَﻴُﻨَﺒِّﺌُﻜُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺗَﺨْﺘَﻠِﻔُﻮﻥَ﴾١٦٤﴿ 164- De ki: Allah her şeyin Rabbi iken ben ondan başka Rab mı arayacağım? Herkesin kazanacağı yalnız kendisine aittir. Hiçbir suçlu başkasının suçunu yüklenmez. Sonunda dönüşünüz Rabbinizedir. Ve O, uyuşmazlığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir. ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺟَﻌَﻠَﻜُﻢْ ﺧَﻼٓﺎﺋِﻒَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﺭَﻓَﻊَ ﺑَﻌْﻀَﻜُﻢْ ﻓَﻮْﻕَ ﺑَﻌْﺾٍ ﺩَﺭَﺟَﺎﺕٍ ﻟِﻴَﺒْﻠُﻮَﻛُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﻣَٓﺎ ﺍٰﺗٰﻴﻜُﻢْۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﺴَﺮ۪ﻳﻊُ ﺍﻟْﻌِﻘَﺎﺏِۘ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٦٥﴿ 165- Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimetler) hususunda sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin, cezası çabuk olandır ve gerçekten O, bağışlayan merhamet edendir.