72-Cinn
Kur'an-ı Kerim Meali · s.571
ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺖ ٧٢ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟْﺠِﻦِّ {Mekke'de nâzil olmuştur: 28 âyettir. Cinlerin Kur'an dinleyip hidayete geldikleri anlatıldığından, sûre bu ismi almıştır. Hz. Peygamber, amcası Ebu Talip ve eşi Hz. Hatice'yi kaybettikten sonra Tâif'e gitmiş, orada çirkin davranışlarla karşılaşmıştı. Bu sıralarda Kureyş müşrikleri de müslümanlara karşı düşmanlıklarını iyice arttırmış bulunuyorlardı. İşte Tâif dönüşünde nâzil olarak Resûl-i Ekrem'e teselli veren bu sûre, yalnız insanların değil, cinlerin de Kur'an'a tâbi olduklarını bildiriyor, İslâm'ın muzafferiyetini müjdeliyordu.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻗُﻞْ ﺍُﻭ۫ﺣِﻰَ ﺍِﻟَﻰَّ ﺍَﻧَّﻪُ ﺍﺳْﺘَﻤَﻊَ ﻧَﻔَﺮٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻓَﻘَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻗُﺮْﺍٰﻧًﺎ ﻋَﺠَﺒًﺎۙ﴾١﴿ ﻳَﻬْﺪ۪ٓﻯ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺮُّﺷْﺪِ ﻓَﺎٰﻣَﻨَّﺎ ﺑِﻪ۪ۜ ﻭَﻟَﻦْ ﻧُﺸْﺮِﻛَﺒِﺮَﺑِّﻨَٓﺎﺍَﺣَﺪًﺍۙ﴾٢﴿ 1-2- (Resûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz, doğru yola ileten hârikulâde güzel bir Kur'an dinledik de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız. {Hz. Peygamber'in Tâif dönüşünde Batn-ı Nahle denen yerde kıldırdığı sabah namazı esnasında, söz konusu cinler Kur'an'ı duymuşlar, dinlemişlerdi. Tefsirler bu sırada Hz. Peygamber'in onları görmediğini, durumun daha sonra bu âyetlerle kendisine bildirilmiş olduğunu belirtmektedir.} ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﺗَﻌَﺎﻟٰﻰ ﺟَﺪُّﺭَﺑِّﻨَﺎﻣَﺎﺍﺗَّﺨَﺬَ ﺻَﺎﺣِﺒَﺔً ﻭَﻻﺎﻭَﻟَﺪًﺍۙ﴾٣﴿ 3- Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir. ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﻛَﺎﻥَ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺳَﻔ۪ﻴﻬُﻨَﺎ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺸَﻄَﻄًﺎۙ﴾٤﴿ 4- Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş. ﻭَﺍَﻧَّﺎ ﻇَﻨَﻨَّٓﺎ ﺍَﻥْ ﻟَﻦْ ﺗَﻘُﻮﻝَ ﺍﻻﺎِﻧْﺲُ ﻭَﺍﻟْﺠِﻦُّ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻜَﺬِﺑًﺎۙ﴾٥﴿ 5- Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler, sanmıştık. ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﻛَﺎﻥَ ﺭِﺟَﺎﻝٌ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎِﻧْﺲِ ﻳَﻌُﻮﺫُﻭﻥَ ﺑِﺮِﺟَﺎﻝٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻓَﺰَﺍﺩُﻭﻫُﻢْ ﺭَﻫَﻘًﺎۙ﴾٦﴿ 6- Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı. ﻭَﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻇَﻨُّﻮﺍ ﻛَﻤَﺎ ﻇَﻨَﻨْﺘُﻢْ ﺍَﻥْ ﻟَﻦْ ﻳَﺒْﻌَﺜَﺎﻟﻠّٰﻬُﺎَﺣَﺪًﺍۙ﴾٧﴿ 7- Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı. ﻭَﺍَﻧَّﺎ ﻟَﻤَﺴْﻨَﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﻓَﻮَﺟَﺪْﻧَﺎﻫَﺎ ﻣُﻠِﺌَﺖْ ﺣَﺮَﺳًﺎ ﺷَﺪ۪ﻳﺪًﺍ ﻭَﺷُﻬُﺒًﺎۙ﴾٨﴿ 8- Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk. ﻭَﺍَﻧَّﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻧَﻘْﻌُﺪُ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻣَﻘَﺎﻋِﺪَ ﻟِﻠﺴَّﻤْﻊِۜ ﻓَﻤَﻦْ ﻳَﺴْﺘَﻤِﻊِ ﺍﻻﺎٰﻥَ ﻳَﺠِﺪْ ﻟَﻪُ ﺷِﻬَﺎﺑًﺎ ﺭَﺻَﺪًﺍۙ﴾٩﴿ 9- Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor. ﻭَﺍَﻧَّﺎ ﻻﺎﻧَﺪْﺭ۪ٓﻯ ﺍَﺷَﺮٌّ ﺍُﺭ۪ﻳﺪَ ﺑِﻤَﻦْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍَﻡْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺑِﻬِﻤْﺮَﺑُّﻬُﻤْﺮَﺷَﺪًﺍۙ﴾١٠﴿ 10- Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi? ﻭَﺍَﻧَّﺎ ﻣِﻨَّﺎ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤُﻮﻥَ ﻭَﻣِﻨَّﺎ ﺩُﻭﻥَ ﺫٰﻟِﻚَۜ ﻛُﻨَّﺎ ﻃَﺮَٓﺍﺋِﻖَ ﻗِﺪَﺩًﺍۙ﴾١١﴿ 11- Gerçekten biz, -kimimiz sâlih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere- türlü türlü yollar tutmuştuk. ﻭَﺍَﻧَّﺎ ﻇَﻨَﻨَّٓﺎ ﺍَﻥْ ﻟَﻦْ ﻧُﻌْﺠِﺰَﺍﻟﻠّٰﻬَﻔِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻟَﻦْ ﻧُﻌْﺠِﺰَﻩُ ﻫَﺮَﺑًﺎۙ﴾١٢﴿ 12- (Artık) şu gerçeği şüphesiz anladık ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah'ı âciz bırakamayacağız, başka yere kaçmakla da elinden kurtulamayacağız. ﻭَﺍَﻧَّﺎ ﻟَﻤَّﺎ ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﺍﻟْﻬُﺪٰٓﻯ ﺍٰﻣَﻨَّﺎ ﺑِﻪ۪ۜ ﻓَﻤَﻦْ ﻳُﻮْۭﻣِﻨْﺒِﺮَﺑِّﻬ۪ﻔَﻼﺎ ﻳَﺨَﺎﻑُ ﺑَﺨْﺴًﺎ ﻭَﻻﺎﺭَﻫَﻘًﺎۙ﴾١٣﴿ 13- Doğrusu biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık ne bir (ecrinin) eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar. ﻭَﺍَﻧَّﺎ ﻣِﻨَّﺎﺍﻟْﻤُﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ ﻭَﻣِﻨَّﺎﺍﻟْﻘَﺎﺳِﻄُﻮﻥَۜ ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﺳْﻠَﻢَ ﻓَﺎُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺗَﺤَﺮَّﻭْﺍ ﺭَﺷَﺪًﺍ﴾١٤﴿ 14- İçimizde, (Allah'a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır. ﻭَﺍَﻣَّﺎ ﺍﻟْﻘَﺎﺳِﻄُﻮﻥَ ﻓَﻜَﺎﻧُﻮﺍ ﻟِﺠَﻬَﻨَّﻢَ ﺣَﻄَﺒًﺎۙ﴾١٥﴿ 15- Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır. {Cinlerin bu sözlerini Resûlüne haber verdikten sonra Allah Teâlâ şöyle buyurur.} ﻭَﺍَﻥْ ﻟَﻮِﺍﺳْﺘَﻘَﺎﻣُﻮﺍ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻄَّﺮ۪ﻳﻘَﺔِ ﻻﺎَﺳْﻘَﻴْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻣَٓﺎﺀً ﻏَﺪَﻗًﺎۙ﴾١٦﴿ ﻟِﻨَﻔْﺘِﻨَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِۚ ﻭَﻣَﻦْ ﻳُﻌْﺮِﺽْ ﻋَﻦْ ﺫِﻛْﺮِﺭَﺑِّﻬ۪ﻴَﺴْﻠُﻜْﻪُ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺻَﻌَﺪًﺍۙ﴾١٧﴿ 16-17- Şayet doğru yolda gitselerdi, bu hususta kendilerini denememiz için onlara bol su verirdik. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, (Rabbin) onu gitgide artan çetin bir azaba uğratır. ﻭَﺍَﻥَّ ﺍﻟْﻤَﺴَﺎﺟِﺪَﻟِﻠّٰﻬِﻔَﻼﺎ ﺗَﺪْﻋُﻮﺍ ﻣَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎَﺣَﺪًﺍۙ﴾١٨﴿ 18- Mescidler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin). {Âyetteki "mescidler" kelimesi şu şekillerde tefsir edilmiştir: 1) Namaz kılmak için bina edilmiş yerler; 2) Namaz ve ibadet yalnız camilere ve belli yerlere hasredilmiş olmadığından, bütün yeryüzü; 3) Bütün mescidlerin kıblesi olduğundan, "Mescid-i Haram; 4) Secdeye temas eden uzuvlar. Bu âyette, hıristiyanların kiliselerine ve yahudilerin havralarına girdikleri zaman yaptıkları gibi, Allah'a eş tutulmaması ihtar edilmektedir.} ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﻟَﻤَّﺎ ﻗَﺎﻡَ ﻋَﺒْﺪُﺍﻟﻠّٰﻬِﻴَﺪْﻋُﻮﻩُ ﻛَﺎﺩُﻭﺍ ﻳَﻜُﻮﻧُﻮﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻟِﺒَﺪًﺍۜ۟﴾١٩﴿ 19- Allah'ın kulu, O'na yalvarmaya (namaza) kalkınca, neredeyse onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi. {Resûl-i Ekrem namaza kalkınca, cinler Kur'an'ı dinlemek iştiyakıyla âdeta birbirine yapışık vaziyette onun etrafında toplanıyorlardı. Bu âyet için, putperest insanların ve cinlerin Hz. Peygamber'in dinini iptal gayesiyle birbirlerine kenetlendikleri tefsiri de yapılmıştır.} ﻗُﻞْ ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﺩْﻋُﻮﺍﺭَﺑّ۪ﻰﻭَﻻٓﺎ ﺍُﺷْﺮِﻙُ ﺑِﻪ۪ٓ ﺍَﺣَﺪًﺍ﴾٢٠﴿ 20- (Resûlüm!) De ki: Ben ancak Rabbime yalvarırım ve O'na kimseyi ortak koşmam. ﻗُﻞْ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻻٓﺎ ﺍَﻣْﻠِﻚُ ﻟَﻜُﻢْ ﺿَﺮًّﺍ ﻭَﻻﺎﺭَﺷَﺪًﺍ﴾٢١﴿ 21- De ki: Doğrusu ben (kendi başıma) size ne zarar verme ne de fayda sağlama gücüne sahibim. ﻗُﻞْ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻟَﻦْ ﻳُﺠ۪ﻴﺮَﻧ۪ﻰ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎَﺣَﺪٌ ﻭَﻟَﻦْ ﺍَﺟِﺪَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻪ۪ ﻣُﻠْﺘَﺤَﺪًﺍۙ﴾٢٢﴿ 22- De ki: Gerçekten (bana bir kötülük dilerse) Allah'a karşı beni kimse himaye edemez, O'ndan başka sığınacak kimse de bulamam. ﺍِﻻَﺎ ﺑَﻼﺎﻏًﺎ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﺭِﺳَﺎﻻﺎﺗِﻪ۪ۜ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻌْﺼِﺎﻟﻠّٰﻬَﻮَﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﻓَﺎِﻥَّ ﻟَﻪُ ﻧَﺎﺭَ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﺑَﺪًﺍۜ﴾٢٣﴿ 23- (Benim yaptığım) ancak Allah katından olanı, O'nun gönderdiklerini tebliğdir. Artık kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki ona, (kendi gibilerle birlikte) içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır. ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﺭَﺍَﻭْﺍ ﻣَﺎﻳُﻮﻋَﺪُﻭﻥَ ﻓَﺴَﻴَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﻣَﻦْ ﺍَﺿْﻌَﻒُ ﻧَﺎﺻِﺮًﺍ ﻭَﺍَﻗَﻞُّ ﻋَﺪَﺩًﺍ﴾٢٤﴿ 24- Sonunda, tehdit edilip durduklarını (azabı, kıyameti) gördükleri zaman, kim yardımcı olma bakımından daha güçsüz ve sayıca daha az imiş, bileceklerdir. ﻗُﻞْ ﺍِﻥْ ﺍَﺩْﺭ۪ٓﻯ ﺍَﻗَﺮ۪ﻳﺐٌ ﻣَﺎ ﺗُﻮﻋَﺪُﻭﻥَ ﺍَﻡْ ﻳَﺠْﻌَﻞُ ﻟَﻬُﺮَﺑّ۪ٓﻰﺍَﻣَﺪًﺍ﴾٢٥﴿ 25- De ki: Tehdit edilegeldiğiniz (azap), yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, ben bilmem. ﻋَﺎﻟِﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻓَﻼﺎ ﻳُﻈْﻬِﺮُ ﻋَﻠٰﻰ ﻏَﻴْﺒِﻪ۪ٓ ﺍَﺣَﺪًﺍۙ﴾٢٦﴿ 26- O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz; ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦِ ﺍﺭْﺗَﻀٰﻰ ﻣِﻦْ ﺭَﺳُﻮﻝٍ ﻓَﺎِﻧَّﻪُ ﻳَﺴْﻠُﻚُ ﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻦِ ﻳَﺪَﻳْﻪِ ﻭَﻣِﻦْ ﺧَﻠْﻔِﻪ۪ ﺭَﺻَﺪًﺍۙ﴾٢٧﴿ 27- Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar, ﻟِﻴَﻌْﻠَﻢَ ﺍَﻥْ ﻗَﺪْ ﺍَﺑْﻠَﻐُﻮﺍ ﺭِﺳَﺎﻻﺎﺗِﺮَﺑِّﻬِﻤْﻮَﺍَﺣَﺎﻁَ ﺑِﻤَﺎ ﻟَﺪَﻳْﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺣْﺼٰﻰ ﻛُﻞَّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﺪَﺩًﺍ﴾٢٨﴿ 28- Ki böylece onların (peygamberlerin), Rablerinin gönderdiklerini hakkıyla tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) onların nezdinde olup bitenleri çepeçevre kuşatmış ve her şeyi bir bir saymıştır (kaydetmiştir).