Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

53-Necm

Kur'an-ı Kerim Meali · s.525

"٥٣ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟﻨَّﺠْﻢِ {Mekke'de inmiştir. 62 âyettir. Yalnız 32. âyeti Medine'de nâzil olmuştur.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَﺍﻟﻨَّﺠْﻢِ ﺍِﺫَﺍ ﻫَﻮٰﻯۙ﴾١﴿ ﻣَﺎ ﺿَﻞَّ ﺻَﺎﺣِﺒُﻜُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﻏَﻮٰﻯۚ﴾٢﴿ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﻨْﻄِﻖُ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻬَﻮٰﻯۜ﴾٣﴿ 1-2-3- Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz. ﺍِﻥْ ﻫُﻮَ ﺍِﻻَﺎ ﻭَﺣْﻰٌ ﻳُﻮﺣٰﻰۙ﴾٤﴿ 4- O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir. ﻋَﻠَّﻤَﻪُ ﺷَﺪ۪ﻳﺪُ ﺍﻟْﻘُﻮٰﻯۙ﴾٥﴿ ﺫُﻭ ﻣِﺮَّﺓٍۜ ﻓَﺎﺳْﺘَﻮٰﻯۙ﴾٦﴿ ﻭَﻫُﻮَ ﺑِﺎﻻﺎُﻓُﻖِ ﺍﻻﺎَﻋْﻠٰﻰۜ﴾٧﴿ 5-6-7- Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu. ﺛُﻢَّ ﺩَﻧَﺎ ﻓَﺘَﺪَﻟّٰﻰۙ﴾٨﴿ ﻓَﻜَﺎﻥَ ﻗَﺎﺏَ ﻗَﻮْﺳَﻴْﻦِ ﺍَﻭْ ﺍَﺩْﻧٰﻰۚ﴾٩﴿ 8-9- Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu. ﻓَﺎَﻭْﺣٰٓﻰ ﺍِﻟٰﻰ ﻋَﺒْﺪِﻩ۪ ﻣَٓﺎ ﺍَﻭْﺣٰﻰۜ﴾١٠﴿ ﻣَﺎ ﻛَﺬَﺏَ ﺍﻟْﻔُﻮَۭﺍﺩُ ﻣَﺎ ﺭَﺍٰﻯ﴾١١﴿ 10-11- Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı. ﺍَﻓَﺘُﻤَﺎﺭُﻭﻧَﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻳَﺮٰﻯ﴾١٢﴿ 12- Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız? ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺭَﺍٰﻩُ ﻧَﺰْﻟَﺔً ﺍُﺧْﺮٰﻯۙ﴾١٣﴿ ﻋِﻨْﺪَ ﺳِﺪْﺭَﺓِ ﺍﻟْﻤُﻨْﺘَﻬٰﻰ﴾١٤﴿ 13-14- Andolsun onu, Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında önceden bir defa daha görmüştü. ﻋِﻨْﺪَﻫَﺎ ﺟَﻨَّﺔُ ﺍﻟْﻤَﺎْﻭٰﻯۜ﴾١٥﴿ 15- Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır. ﺍِﺫْ ﻳَﻐْﺸَﻰ ﺍﻟﺴِّﺪْﺭَﺓَ ﻣَﺎ ﻳَﻐْﺸٰﻰۙ﴾١٦﴿ 16- Sidre'yi kaplayan kaplamıştı. ﻣَﺎ ﺯَﺍﻍَ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮُ ﻭَﻣَﺎ ﻃَﻐٰﻰ﴾١٧﴿ 17- Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı. ﻟَﻘَﺪْ ﺭَﺍٰﻯ ﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﺮَﺑِّﻬِﺎﻟْﻜُﺒْﺮٰﻯ﴾١٨﴿ 18- Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü. {Sûre, yıldıza yeminle başlamıştır. Bu "yıldız" yıldız cinsi, Süreyya yıldızı, Kur'an âyetleri ve Hz. Peygamber şeklinde açıklanmıştır. Yıldızın batması ve doğması kıyamet günüyle tefsir edilmiştir. Kur'an kendisine vahyedilen Hz. Peygamber, doğru yoldan sapmamış ve bâtıla inanmamıştır. Ona inen Kur'an vahye dayanmaktadır. Vahyi getiren, Cebrail (a.s.)'dır. İşte bu melek birkaç defa aslî suretinde Hz. Peygamber'e görünmüştür. Aralarındaki mesafenin âyette de belirtildiği gibi, çok yakın olduğu bir zamanda Cebrail vahyedilenleri Peygamberimize bildirmişti. Hz. Peygamber'in Cebrail ile görüşmesi Sidretü'l-Müntehâ'da olmuştu. Bazıları burada Peygamberimizin gördüğünün Cenab-ı Hak olduğunu da ileri sürmüşlerdir. Sidretü'l-Müntehâ, son ağaç, yani yaratıklar âleminin son noktası demektir. Bundan ötesi Allah'ın gayb âlemidir. Cennetü'l-Me'vâ da, melekler, şehitler ve müttakîlerin ruhlarının barındığı yerdir. Sidre'dekileri tarif ve tavsif mümkün değildir. Sidre'yi kaplayanın, melekler veya Allah'ın nûru olduğu rivayetlerine yer verilmiştir.} ﺍَﻓَﺮَﺍَﻳْﺘُﻢُ ﺍﻟﻼَﺎﺕَ ﻭَﺍﻟْﻌُﺰّٰﻯۙ﴾١٩﴿ 19- Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı? ﻭَﻣَﻨٰﻮﺓَ ﺍﻟﺜَّﺎﻟِﺜَﺔَ ﺍﻻﺎُﺧْﺮٰﻯ﴾٢٠﴿ 20- Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı. ﺍَﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﺬَّﻛَﺮُ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻻﺎُﻧْﺜٰﻰ﴾٢١﴿ 21- Demek erkek size, dişi O'na öyle mi? ﺗِﻠْﻚَ ﺍِﺫًﺍ ﻗِﺴْﻤَﺔٌ ﺿ۪ﻴﺰٰﻯ﴾٢٢﴿ 22- O zaman bu, insafsızca bir taksim! ﺍِﻥْ ﻫِﻰَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﺳْﻤَٓﺎﺀٌ ﺳَﻤَّﻴْﺘُﻤُﻮﻫَٓﺎ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻭَﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺳُﻠْﻄَﺎﻥٍۜ ﺍِﻥْ ﻳَﺘَّﺒِﻌُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻈَّﻦَّ ﻭَﻣَﺎ ﺗَﻬْﻮَﻯ ﺍﻻﺎَﻧْﻔُﺲُۚ ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻫُﻢْ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻬِﻤُﺎﻟْﻬُﺪٰﻯۜ﴾٢٣﴿ 23- Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir. ﺍَﻡْ ﻟِـﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﻣَﺎﺗَﻤَﻨّٰﻰۘ﴾٢٤﴿ 24- Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır? ﻓَﻠِﻠّٰﻬِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓُ ﻭَﺍﻻﺎُﻭ۫ﻟٰﻰ۟﴾٢٥﴿ 25- Ahiret de dünya da Allah'ındır. ﻭَﻛَﻢْ ﻣِﻦْ ﻣَﻠَﻚٍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻻﺎﺗُﻐْﻨ۪ﻰ ﺷَﻔَﺎﻋَﺘُﻬُﻢْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺫَﻧَﺎﻟﻠّٰﻬُﻠِﻤَﻦْ ﻳَﺸَﺎٓﺀُ ﻭَﻳَﺮْﺿٰﻰ﴾٢٦﴿ 26- Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻟَﻴُﺴَﻤُّﻮﻥَ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔَ ﺗَﺴْﻤِﻴَﺔَ ﺍﻻﺎُﻧْﺜٰﻰ﴾٢٧﴿ 27- Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar. ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻣِﻦْ ﻋِﻠْﻢٍۜ ﺍِﻥْ ﻳَﺘَّﺒِﻌُﻮﻥَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻈَّﻦَّۚ ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟﻈَّﻦَّ ﻻﺎ ﻳُﻐْﻨ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﺷَﻴْﺌًﺎۚ﴾٢٨﴿ 28- Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez. ﻓَﺎَﻋْﺮِﺽْ ﻋَﻦْ ﻣَﻦْ ﺗَﻮَﻟّٰﻰ ﻋَﻦْ ﺫِﻛْﺮِﻧَﺎ ﻭَﻟَﻢْ ﻳُﺮِﺩْ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎۜ﴾٢٩﴿ 29- Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme. ﺫٰﻟِﻚَ ﻣَﺒْﻠَﻐُﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻬُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﻦْ ﺿَﻞَّ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﻪ۪ ﻭَﻫُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﻦِ ﺍﻫْﺘَﺪٰﻯ﴾٣٠﴿ 30- İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺒﻮَﻟِﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِۙ ﻟِﻴَﺠْﺰِﻯَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺳَٓﺎﻭُۭ۫ﺍ ﺑِﻤَﺎ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﻭَﻳَﺠْﺰِﻯَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺣْﺴَﻨُﻮﺍ ﺑِﺎﻟْﺤُﺴْﻨٰﻰۚ﴾٣١﴿ 31- Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺠْﺘَﻨِﺒُﻮﻥَ ﻛَﺒَٓﺎﺋِﺮَ ﺍﻻﺎِﺛْﻢِ ﻭَﺍﻟْﻔَﻮَﺍﺣِﺶَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠَّﻤَﻢَۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻮَﺍﺳِﻊُ ﺍﻟْﻤَﻐْﻔِﺮَﺓِۜ ﻫُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻜُﻢْ ﺍِﺫْ ﺍَﻧْﺸَﺎَﻛُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﺍِﺫْ ﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺍَﺟِﻨَّﺔٌ ﻓ۪ﻰ ﺑُﻄُﻮﻥِ ﺍُﻣَّﻬَﺎﺗِﻜُﻢْۚ ﻓَﻼﺎ ﺗُﺰَﻛُّٓﻮﺍ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻜُﻢْۜ ﻫُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﻦِ ﺍﺗَّﻘٰﻰ۟﴾٣٢﴿ 32- Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir. {Hz. Âdem'in topraktan yaratılışı, insanın ana karnındaki durumu, aslındaki zayıflığı ve aczi hatırlatılarak, kendini beğenip gurura kapılmaması istenmiştir.} ﺍَﻓَﺮَﺍَﻳْﺖَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺗَﻮَﻟّٰﻰۙ﴾٣٣﴿ 33- Gördün mü arkasını döneni? ﻭَﺍَﻋْﻄٰﻰ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻭَﺍَﻛْﺪٰﻯ﴾٣٤﴿ 34- Azıcık verip sonra vermemekte direneni? ﺍَﻋِﻨْﺪَﻩُ ﻋِﻠْﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐِ ﻓَﻬُﻮَ ﻳَﺮٰﻯ﴾٣٥﴿ 35- Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu? {33-35. âyetlerin, müslüman olduktan sonra müşrikliğe dönen Velîd b. Muğîre hakkında indiği rivayet edilmiştir.} ﺍَﻡْ ﻟَﻢْ ﻳُﻨَﺒَّﺎْ ﺑِﻤَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺻُﺤُﻒِ ﻣُﻮﺳٰﻰۙ﴾٣٦﴿ ﻭَﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻭَﻓّٰﻰۙ﴾٣٧﴿ 36-37- Yoksa, Musa'nın ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi? ﺍَﻻَﺎ ﺗَﺰِﺭُ ﻭَﺍﺯِﺭَﺓٌ ﻭِﺯْﺭَ ﺍُﺧْﺮٰﻯۙ﴾٣٨﴿ 38- Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. ﻭَﺍَﻥْ ﻟَﻴْﺲَ ﻟِـﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎﺳَﻌٰﻰۙ﴾٣٩﴿ 39- Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur. ﻭَﺍَﻥَّ ﺳَﻌْﻴَﻪُ ﺳَﻮْﻑَ ﻳُﺮٰﻯۖ﴾٤٠﴿ 40- Ve çalışması da ileride görülecektir. ﺛُﻢَّ ﻳُﺠْﺰٰﻳﻪُ ﺍﻟْﺠَﺰَٓﺍﺀَ ﺍﻻﺎَﻭْﻓٰﻰۙ﴾٤١﴿ 41- Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir. ﻭَﺍَﻥَّ ﺍِﻟٰﻰﺭَﺑِّﻜَﺎﻟْﻤُﻨْﺘَﻬٰﻰۙ﴾٤٢﴿ 42- Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir. {Âyetlerde, insanın genellikle başkasının yaptığından bir fayda göremeyeceği, çünkü herkesin kendisi için çalıştığı, çalışmanın sonuçlarının kıyamette görüleceği hatırlatılmıştır.} ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍَﺿْﺤَﻚَ ﻭَﺍَﺑْﻜٰﻰۙ﴾٤٣﴿ 43- Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur. ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍَﻣَﺎﺕَ ﻭَﺍَﺣْﻴَﺎۙ﴾٤٤﴿ 44- Öldüren de dirilten de O'dur. ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺰَّﻭْﺟَﻴْﻦِ ﺍﻟﺬَّﻛَﺮَ ﻭَﺍﻻﺎُﻧْﺜٰﻰۙ﴾٤٥﴿ ﻣِﻦْ ﻧُﻄْﻔَﺔٍ ﺍِﺫَﺍ ﺗُﻤْﻨٰﻰۖ﴾٤٦﴿ 45-46- Şurası muhakkak ki (rahime) atıldığında nutfeden, erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı. ﻭَﺍَﻥَّ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﻨَّﺸْﺎَﺓَ ﺍﻻﺎُﺧْﺮٰﻯۙ﴾٤٧﴿ 47- Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir. ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍَﻏْﻨٰﻰ ﻭَﺍَﻗْﻨٰﻰۙ﴾٤٨﴿ 48- Zengin eden de yoksul kılan da O'dur. {Âyetin ikinci kısmına "ihtiyaçtan kurtaran" manası da verilmiştir.} ﻭَﺍَﻧَّﻪُ ﻫُﻮَﺭَﺑُّﺎﻟﺸِّﻌْﺮٰﻯۙ﴾٤٩﴿ 49- Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur. {Şi'râ, Huzaa kabilesinin taptığı parlak bir yıldızdır.} ﻭَﺍَﻧَّﻪُٓ ﺍَﻫْﻠَﻚَ ﻋَﺎﺩًﺍ ۨﺍﻻﺎُﻭ۫ﻟٰﻰۙ﴾٥٠﴿ 50- Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti. ﻭَﺛَﻤُﻮﺩَ ﻓَﻤَٓﺎ ﺍَﺑْﻘٰﻰۙ﴾٥١﴿ 51- Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı. ﻭَﻗَﻮْﻡَ ﻧُﻮﺡٍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۜ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻫُﻢْ ﺍَﻇْﻠَﻢَ ﻭَﺍَﻃْﻐٰﻰۜ﴾٥٢﴿ 52- Daha önce de çok zalim ve pek azgın olan Nuh kavmini (helâk etmişti). ﻭَﺍﻟْﻤُﻮْۭﺗَﻔِﻜَﺔَ ﺍَﻫْﻮٰﻯۙ﴾٥٣﴿ 53- Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı. ﻓَﻐَﺸّٰﻴﻬَﺎ ﻣَﺎﻏَﺸّٰﻰۚ﴾٥٤﴿ 54- Onların başına getireceğini getirdi! ﻓَﺒِﺎَﻯِّ ﺍٰﻻٓﺎﺀِﺭَﺑِّﻜَﺘَﺘَﻤَﺎﺭٰﻯ﴾٥٥﴿ 55- Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin. ﻫٰﺬَﺍ ﻧَﺬ۪ﻳﺮٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨُّﺬُﺭِ ﺍﻻﺎُ۫ﻭﻟٰﻰ﴾٥٦﴿ 56- İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır. {Geçen âyetlerde zikredilen Âd, Semûd, Nuh ve Lût kavimleri inkâr ve isyanlarının cezasını helâk edilerek çekmişlerdir. Bunlar içinde Hz. Nuh'un kavmi, Âd ve Semûd'dan daha zalim ve azgın bir topluluktu. Çünkü Hz. Nuh, içlerinde uzun yıllar kaldığı halde ona inanmamışlar ve olanca eziyeti yapmışlardı. Hz. Lût'un kavminin helâk edilişi, bu kavmin kasabalarının yükseğe kaldırıldıktan sonra bırakılarak yerle bir edilmesiyle gerçekleşmişti.} ﺍَﺯِﻓَﺖِ ﺍﻻﺎٰﺯِﻓَﺔُۚ﴾٥٧﴿ 57- Yaklaşan yaklaştı. ﻟَﻴْﺲَ ﻟَﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻜَﺎﺷِﻔَﺔٌ﴾٥٨﴿ 58- Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. ﺍَﻓَﻤِﻦْ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﺤَﺪ۪ﻳﺚِ ﺗَﻌْﺠَﺒُﻮﻥَۙ﴾٥٩﴿ 59- Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz? ﻭَﺗَﻀْﺤَﻜُﻮﻥَ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺒْﻜُﻮﻥَۙ﴾٦٠﴿ 60- Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﺳَﺎﻣِﺪُﻭﻥَ﴾٦١﴿ 61- Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız! Secde ﻓَﺎﺳْﺠُﺪُﻭﺍﻟِﻠّٰﻬِﻮَﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍ﴾٦٢﴿ 62- Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!