Risale-i NurKur'an-ı Kerim Meali

51-Zariyat

Kur'an-ı Kerim Meali · s.519

٥١ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟﺬَّﺍﺭِﻳَﺎﺕِ {Mekke'de inmiştir. 60 ayettir. İlk ayette geçen ve "rüzgarlar" anlamına gelen "zariyat" kelimesi, surenin adı olmuştur..} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَﺍﻟﺬَّﺍﺭِﻳَﺎﺕِ ﺫَﺭْﻭًﺍۙ﴾١﴿ ﻓَﺎﻟْﺤَﺎﻣِﻼﺎﺕِ ﻭِﻗْﺮًﺍۙ﴾٢﴿ ﻓَﺎﻟْﺠَﺎﺭِﻳَﺎﺕِ ﻳُﺴْﺮًﺍۙ﴾٣﴿ ﻓَﺎﻟْﻤُﻘَﺴِّﻤَﺎﺕِ ﺍَﻣْﺮًﺍۙ﴾٤﴿ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺗُﻮﻋَﺪُﻭﻥَ ﻟَﺼَﺎﺩِﻕٌۙ﴾٥﴿ ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦَ ﻟَﻮَﺍﻗِﻊٌۜ﴾٦﴿ 1-2-3-4-5-6- Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır. {Burada kendilerine yemin edilenler, rüzgarlar, bulutlar, gemiler veya meleklerdir.} ﻭَﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺫَﺍﺕِ ﺍﻟْﺤُﺒُﻚِۙ﴾٧﴿ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻟَﻔ۪ﻰ ﻗَﻮْﻝٍ ﻣُﺨْﺘَﻠِﻒٍۙ﴾٨﴿ ﻳُﻮْۭﻓَﻚُ ﻋَﻨْﻪُ ﻣَﻦْ ﺍُﻓِﻚَۜ﴾٩﴿ 7-8-9- İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki siz çelişkili sözler söylüyorsunuz. Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez). {Gerçekten Kureyş, Hz. Peygamber ve Kur'an hakkında farklı şeyler söylüyorlardı. Peygamber ve Kur'an hakkında, sahir ve şiir, şair ve şiir, kahin ve kehanet iddiasında bulunmuşlardı.} ﻗُﺘِﻞَ ﺍﻟْﺨَﺮَّﺍﺻُﻮﻥَۙ﴾١٠﴿ 10- Kahrolsun o koyu yalancılar! ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﻏَﻤْﺮَﺓٍ ﺳَﺎﻫُﻮﻥَۙ﴾١١﴿ 11- Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir. ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻥَ ﺍَﻳَّﺎﻥَ ﻳَﻮْﻡُ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِۜ﴾١٢﴿ 12- Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar. ﻳَﻮْﻡَ ﻫُﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻳُﻔْﺘَﻨُﻮﻥَ﴾١٣﴿ 13- O gün onlar ateşe sokulacaklardır. ﺫُﻭﻗُﻮﺍ ﻓِﺘْﻨَﺘَﻜُﻢْۜ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﺗَﺴْﺘَﻌْﺠِﻠُﻮﻥَ﴾١٤﴿ 14- Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.) ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻨَّﺎﺕٍ ﻭَﻋُﻴُﻮﻥٍۙ﴾١٥﴿ ﺍٰﺧِﺬ۪ﻳﻦَ ﻣَٓﺎ ﺍٰﺗٰﻴﻬُﻤْﺮَﺑُّﻬُﻤْۜﺎِﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻗَﺒْﻞَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻣُﺤْﺴِﻨ۪ﻴﻦَۜ﴾١٦﴿ 15-16- Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı. ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟَّﻴْﻞِ ﻣَﺎﻳَﻬْﺠَﻌُﻮﻥَ﴾١٧﴿ 17- Geceleri pek az uyurlardı. ﻭَﺑِﺎﻻﺎَﺳْﺤَﺎﺭِ ﻫُﻢْ ﻳَﺴْﺘَﻐْﻔِﺮُﻭﻥَ﴾١٨﴿ 18- Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi. ﻭَﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻣْﻮَﺍﻟِﻬِﻢْ ﺣَﻖٌّ ﻟِﻠﺴَّٓﺎﺋِﻞِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺤْﺮُﻭﻡِ﴾١٩﴿ 19- Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı. ﻭَﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍٰﻳَﺎﺕٌ ﻟِﻠْﻤُﻮﻗِﻨ۪ﻴﻦَۙ﴾٢٠﴿ 20- Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır. {Yeryüzünün dağlarında, denizlerinde, ağaçlarında, bitkilerinde, madenlerinde ve canlılarında Cenab-ı Hakk'ın kudret, irade ve birliğine delalet eden alametler açıkça sergilenmektedir.} ﻭَﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْۜ ﺍَﻓَﻼﺎ ﺗُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ﴾٢١﴿ 21- Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz? ﻭَﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﺭِﺯْﻗُﻜُﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﺗُﻮﻋَﺪُﻭﻥَ﴾٢٢﴿ 22- Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır. ﻓَﻮَﺭَﺑِّﺎﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﺤَﻖٌّ ﻣِﺜْﻞَ ﻣَٓﺎ ﺍَﻧَّﻜُﻢْ ﺗَﻨْﻄِﻘُﻮﻥَ۟﴾٢٣﴿ 23- Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir. {Buna göre insan kendi konuşmasının kendisine ait olmasından nasıl şüphe etmezse, Allah'ın bildirdiği şeylerden de öylece şüphe etmemelidir.} ﻫَﻞْ ﺍَﺗٰﻴﻚَ ﺣَﺪ۪ﻳﺚُ ﺿَﻴْﻒِ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﺍﻟْﻤُﻜْﺮَﻣ۪ﻴﻦَۢ﴾٢٤﴿ 24- İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.) ﺍِﺫْ ﺩَﺧَﻠُﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻓَﻘَﺎﻟُﻮﺍ ﺳَﻼﺎﻣًﺎۜ ﻗَﺎﻝَ ﺳَﻼﺎﻡٌۚ ﻗَﻮْﻡٌ ﻣُﻨْﻜَﺮُﻭﻥَ﴾٢٥﴿ 25- Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti. ﻓَﺮَﺍﻍَ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﻫْﻠِﻪ۪ ﻓَﺠَٓﺎﺀَ ﺑِﻌِﺠْﻞٍ ﺳَﻤ۪ﻴﻦٍۙ﴾٢٦﴿ 26- Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş, ﻓَﻘَﺮَّﺑَﻪُٓ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻻﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَۘ﴾٢٧﴿ 27- Onların önüne koyup "Yemez misiniz?" demişti. ﻓَﺎَﻭْﺟَﺲَ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﺧ۪ﻴﻔَﺔًۜ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻻﺎﺗَﺨَﻒْۜ ﻭَﺑَﺸَّﺮُﻭﻩُ ﺑِﻐُﻼﺎﻡٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٍ﴾٢٨﴿ 28- Derken onlardan korkmaya başladı. "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler. {Bu, İshak (a.s.)dı.} ﻓَﺎَﻗْﺒَﻠَﺖِ ﺍﻣْﺮَﺍَﺗُﻪُ ﻓ۪ﻰ ﺻَﺮَّﺓٍ ﻓَﺼَﻜَّﺖْ ﻭَﺟْﻬَﻬَﺎ ﻭَﻗَﺎﻟَﺖْ ﻋَﺠُﻮﺯٌ ﻋَﻘ۪ﻴﻢٌ﴾٢٩﴿ 29- Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi. ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻛَﺬٰﻟِﻚِۙ ﻗَﺎﻟَﺮَﺑُّﻜِۜﺎِﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ﴾٣٠﴿ 30- Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler. {Hz. Peygamber'in yaşlı karısı Sare, ayette belirtildiği gibi çocuk haberini alınca, şaşkınlık içinde elini yüzüne vurarak, yaşlılığını ifade etmişti.}