41-Fussılet
Kur'an-ı Kerim Meali · s.476
ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ٤١ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﻓُﺼِّﻠَﺖْ {Adını, 3. âyette geçen "fussılet" kelimesinden almıştır. Secde, Hâ, Mîm ve Mesâbih adları ile de anılan bu sûre, Mekke'de inmiştir. 54 âyettir.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﺣٰﻢٓۜ﴾١﴿ 1- Hâ. Mîm. ﺗَﻨْﺰ۪ﻳﻞٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِۚ﴾٢﴿ 2- (Kur'an) rahmân ve rahîm olan Allah katından indirilmiştir. ﻛِﺘَﺎﺏٌ ﻓُﺼِّﻠَﺖْ ﺍٰﻳَﺎﺗُﻪُ ﻗُﺮْﺍٰﻧًﺎ ﻋَﺮَﺑِﻴًّﺎ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۙ﴾٣﴿ 3- (Bu,) bilen bir kavim için, âyetleri Arapça okunarak açıklanmış bir kitaptır. ﺑَﺸ۪ﻴﺮًﺍ ﻭَﻧَﺬ۪ﻳﺮًﺍۚ ﻓَﺎَﻋْﺮَﺽَ ﺍَﻛْﺜَﺮُﻫُﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎﻳَﺴْﻤَﻌُﻮﻥَ﴾٤﴿ 4- Bu kitap müjdeleyici ve uyarıcıdır. Fakat onların çoğu yüz çevirdi. Artık dinlemezler. {3. âyette geçen "fussılet" (açıklanmıştır) kelimesi şu şekillerde izah edilmiştir: a) Kur'an'ın hükümleri, kıssaları, mev'izeleri açıkça beyan buyurulmuştur. b) Lâfzı itibariyle fâsılaları, sûrelerin evvel ve âhirleri ayırdedilmiştir. c) Manası itibariyle vaadleri, tehditleri, kıssaları, hükümleri, misalleri, öğütleri ... ayrı ayrı belirtilerek açıklığa kavuşturulmuştur.} ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻗُﻠُﻮﺑُﻨَﺎ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻛِﻨَّﺔٍ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﺪْﻋُﻮﻧَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻭَﻓ۪ٓﻰ ﺍٰﺫَﺍﻧِﻨَﺎ ﻭَﻗْﺮٌ ﻭَﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻨِﻨَﺎ ﻭَﺑَﻴْﻨِﻚَ ﺣِﺠَﺎﺏٌ ﻓَﺎﻋْﻤَﻞْ ﺍِﻧَّﻨَﺎ ﻋَﺎﻣِﻠُﻮﻥَ﴾٥﴿ 5- Ve dediler ki: Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz kapalıdır. Kulaklarımızda da bir ağırlık vardır. Bizimle senin aranda bir perde bulunmaktadır. Onun için sen (istediğini) yap, biz de yapmaktayız! {Kureyş, bu sözleriyle Kur'an'ı dinlemekten kaçınarak, Hz. Peygamber'le aralarındaki din ihtilâfını açığa vuruyor ve Allah'ın Resûlü Kur'an okuyup Allah'a çağırdığı zaman kendisiyle alay ediyordu.} ﻗُﻞْ ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﻧَ۬ﺎ ﺑَﺸَﺮٌ ﻣِﺜْﻠُﻜُﻢْ ﻳُﻮﺣٰٓﻰ ﺍِﻟَﻰَّ ﺍَﻧَّﻤَٓﺎ ﺍِﻟٰﻬُﻜُﻢْ ﺍِﻟٰﻪٌ ﻭَﺍﺣِﺪٌ ﻓَﺎﺳْﺘَﻘ۪ﻴﻤُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻭَﺍﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُﻭﻩُۜ ﻭَﻭَﻳْﻞٌ ﻟِﻠْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَۙ﴾٦﴿ 6- De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline! {"Allah'a yönelme" iman, itaat, tevhid, ibadet ve ihlâsla mümkündür. Aynı zamanda, şeytanın telkinlerine uymamak, Allah'ı bırakıp başka dost ve uydurma şefaatçılar edinmemek, Allah'a yönelmenin temel şartlarıdır.} ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳُﻮْۭﺗُﻮﻥَ ﺍﻟﺰَّﻛٰﻮﺓَ ﻭَﻫُﻢْ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻛَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ﴾٧﴿ 7- Onlar zekâtı vermezler; ahireti inkâr edenler de onlardır. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤَﺎﺕِ ﻟَﻬُﻢْ ﺍَﺟْﺮٌ ﻏَﻴْﺮُ ﻣَﻤْﻨُﻮﻥٍ۟﴾٨﴿ 8- Şüphesiz iman edip iyi iş yapanlar için tükenmeyen bir mükâfat vardır. ﻗُﻞْ ﺍَﺋِﻨَّﻜُﻢْ ﻟَﺘَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﻓ۪ﻰ ﻳَﻮْﻣَﻴْﻦِ ﻭَﺗَﺠْﻌَﻠُﻮﻥَ ﻟَﻪُٓ ﺍَﻧْﺪَﺍﺩًﺍۜ ﺫٰﻟِﻜَﺮَﺑُّﺎﻟْﻌَﺎﻟَﻤ۪ﻴﻦَۚ﴾٩﴿ 9- De ki: Gerçekten siz, yeri iki günde yaratanı inkâr edip O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir. ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺭَﻭَﺍﺳِﻰَ ﻣِﻦْ ﻓَﻮْﻗِﻬَﺎ ﻭَﺑَﺎﺭَﻙَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻭَﻗَﺪَّﺭَ ﻓ۪ﻴﻬَٓﺎ ﺍَﻗْﻮَﺍﺗَﻬَﺎ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﺭْﺑَﻌَﺔِ ﺍَﻳَّﺎﻡٍۜ ﺳَﻮَٓﺍﺀً ﻟِﻠﺴَّٓﺎﺋِﻠ۪ﻴﻦَ﴾١٠﴿ 10- O, yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler yarattı ve orada tam dört günde isteyenler için fark gözetmeden gıdalar takdir etti. ﺛُﻢَّ ﺍﺳْﺘَﻮٰٓﻯ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻭَﻫِﻰَ ﺩُﺧَﺎﻥٌ ﻓَﻘَﺎﻝَ ﻟَﻬَﺎ ﻭَﻟِـﻻﺎَﺭْﺽِ ﺍﺋْﺘِﻴَﺎ ﻃَﻮْﻋًﺎ ﺍَﻭْﻛَﺮْﻫًﺎۜ ﻗَﺎﻟَﺘَٓﺎ ﺍَﺗَﻴْﻨَﺎ ﻃَٓﺎﺋِﻌ۪ﻴﻦَ﴾١١﴿ 11- Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yerküreye: İsteyerek veya istemeyerek, gelin! dedi. İkisi de "İsteyerek geldik" dediler. {Cenab-ı Hakk'ın "yer ve gökten istediği", her ikisinin de kendilerine yüklenen görevlerin gereğini yerine getirmeleridir.} ﻓَﻘَﻀٰﻴﻬُﻦَّ ﺳَﺒْﻊَ ﺳَﻤٰﻮَﺍﺕٍ ﻓ۪ﻰ ﻳَﻮْﻣَﻴْﻦِ ﻭَﺍَﻭْﺣٰﻰ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﺳَﻤَٓﺎﺀٍ ﺍَﻣْﺮَﻫَﺎۜ ﻭَﺯَﻳَّﻨَّﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺑِﻤَﺼَﺎﺑ۪ﻴﺢَۗ ﻭَﺣِﻔْﻈًﺎۜ ﺫٰﻟِﻚَ ﺗَﻘْﺪ۪ﻳﺮُ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰِ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢِ﴾١٢﴿ 12- Böylece onları, iki günde yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti. Ve biz, yakın semâyı kandillerle donattık, bozulmaktan da koruduk. İşte bu, azîz, alîm Allah'ın takdiridir. {Her göğe görevinin vahyedilmesi, meleklerin, yıldızların ve diğer gök cisimlerinin, yaratılmak suretiyle her birine işlerinin bildirilmesidir.} ﻓَﺎِﻥْ ﺍَﻋْﺮَﺿُﻮﺍ ﻓَﻘُﻞْ ﺍَﻧْﺬَﺭْﺗُﻜُﻢْ ﺻَﺎﻋِﻘَﺔً ﻣِﺜْﻞَ ﺻَﺎﻋِﻘَﺔِ ﻋَﺎﺩٍ ﻭَﺛَﻤُﻮﺩَۜ﴾١٣﴿ 13- Eğer onlar yüz çevirirlerse de ki: İşte sizi Âd ve Semûd'un başına gelen kasırgaya benzer bir kasırgaya karşı uyarıyorum! ﺍِﺫْ ﺟَٓﺎﺀَﺗْﻬُﻢُ ﺍﻟﺮُّﺳُﻞُ ﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻦِ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﻭَﻣِﻦْ ﺧَﻠْﻔِﻬِﻢْ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﻌْﺒُﺪُٓﻭﺍ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬَۜﻘَﺎﻟُﻮﺍ ﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺭَﺑُّﻨَﺎﻻﺎَﻧْﺰَﻝَ ﻣَﻠٰٓﺌِﻜَﺔً ﻓَﺎِﻧَّﺎ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍُﺭْﺳِﻠْﺘُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻛَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ﴾١٤﴿ 14- Peygamberler onlara: Önlerinden ve arkalarından gelerek Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, dedikleri zaman, "Rabbimiz dileseydi elbette melekler indirirdi. Onun için biz sizinle gönderilen şeyleri inkâr ediyoruz" demişlerdi. {Bu kavimlere her devirde peygamberler gönderildiği ve peygamberlerin onlarla yakından ilgilendiği anlaşılmaktadır.} ﻓَﺎَﻣَّﺎ ﻋَﺎﺩٌ ﻓَﺎﺳْﺘَﻜْﺒَﺮُﻭﺍ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻣَﻦْ ﺍَﺷَﺪُّ ﻣِﻨَّﺎ ﻗُﻮَّﺓًۜ ﺍَﻭَﻟَﻢْ ﻳَﺮَﻭْﺍ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻘَﻬُﻢْ ﻫُﻮَ ﺍَﺷَﺪُّ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻗُﻮَّﺓًۜ ﻭَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻳَﺠْﺤَﺪُﻭﻥَ﴾١٥﴿ 15- Âd kavmine gelince, yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve: Bizden daha kuvvetli kim var? dediler. Onlar kendilerini yaratan Allah'ın, onlardan daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi (mucizelerimizi) inkâr ediyorlardı. ﻓَﺎَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺭ۪ﻳﺤًﺎ ﺻَﺮْﺻَﺮًﺍ ﻓ۪ٓﻰ ﺍَﻳَّﺎﻡٍ ﻧَﺤِﺴَﺎﺕٍ ﻟِﻨُﺬ۪ﻳﻘَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏَ ﺍﻟْﺨِﺰْﻯِ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎۜ ﻭَﻟَﻌَﺬَﺍﺏُ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺍَﺧْﺰٰﻯ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎﻳُﻨْﺼَﺮُﻭﻥَ﴾١٦﴿ 16- Bundan dolayı biz de onlara dünya hayatında zillet azâbını tattırmak için o uğursuz günlerde soğuk bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azabı elbette daha çok rüsvay edicidir. Onlara yardım da edilmez. {"Uğursuz günler" gönderilen şiddetli fırtınanın ardı arası kesilmeden devam ettiği ve bu yüzden kavmin helâk olduğu günlerdir. Yoksa bizzat günlerin kendisinde uğursuzluk diye bir şey yoktur.} ﻭَﺍَﻣَّﺎ ﺛَﻤُﻮﺩُ ﻓَﻬَﺪَﻳْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻓَﺎﺳْﺘَﺤَﺒُّﻮﺍ ﺍﻟْﻌَﻤٰﻰ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻬُﺪٰﻯ ﻓَﺎَﺧَﺬَﺗْﻬُﻢْ ﺻَﺎﻋِﻘَﺔُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﺍﻟْﻬُﻮﻥِ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻜْﺴِﺒُﻮﻥَۚ﴾١٧﴿ 17- Semûd'a gelince onlara doğru yolu gösterdik, ama onlar körlüğü doğru yola tercih ettiler. Böylece yapmakta oldukları kötülükler yüzünden alçaltıcı azabın yıldırımı onları çarptı. ﻭَﻧَﺠَّﻴْﻨَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﺘَّﻘُﻮﻥَ۟﴾١٨﴿ 18- İnananları kurtardık. Onlar (Allah'tan) korkuyorlardı. ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﻳُﺤْﺸَﺮُ ﺍَﻋْﺪَٓﺍﺀُﺍﻟﻠّٰﻬِﺎِﻟَﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻓَﻬُﻢْ ﻳُﻮﺯَﻋُﻮﻥَ﴾١٩﴿ 19- Allah'ın düşmanları, ateşe sürülmek üzere toplandıkları gün, hepsi bir araya getirilirler. ﺣَﺘّٰٓﻰ ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺎﺟَٓﺎﻭُۭ۫ﻫَﺎ ﺷَﻬِﺪَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﺳَﻤْﻌُﻬُﻢْ ﻭَﺍَﺑْﺼَﺎﺭُﻫُﻢْ ﻭَﺟُﻠُﻮﺩُﻫُﻢْ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٢٠﴿ 20- Nihayet oraya geldikleri zaman kulakları, gözleri ve derileri, işledikleri şeye karşı onların aleyhine şahitlik edecektir. ﻭَﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﻟِﺠُﻠُﻮﺩِﻫِﻢْ ﻟِﻢَ ﺷَﻬِﺪْﺗُﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎۜ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﻧْﻄَﻘَﻨَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﻄَﻖَ ﻛُﻞَّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﻫُﻮَ ﺧَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﺍَﻭَّﻝَ ﻣَﺮَّﺓٍ ﻭَﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ﴾٢١﴿ 21- Derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Onlar da: Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. İlk defa sizi o yaratmıştır. Yine O'na döndürülüyorsunuz, derler. ﻭَﻣَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﺴْﺘَﺘِﺮُﻭﻥَ ﺍَﻥْ ﻳَﺸْﻬَﺪَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺳَﻤْﻌُﻜُﻢْ ﻭَﻻٓﺎ ﺍَﺑْﺼَﺎﺭُﻛُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﺟُﻠُﻮﺩُﻛُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻇَﻨَﻨْﺘُﻢْ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٢٢﴿ 22- Siz ne kulaklarınızın, ne gözlerinizin, ne de derilerinizin aleyhinize şahitlik etmesinden sakınmıyordunuz, yaptıklarınızdan çoğunu Allah'ın bilmeyeceğini sanıyordunuz. ﻭَﺫٰﻟِﻜُﻢْ ﻇَﻨُّﻜُﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻇَﻨَﻨْﺘُﻤْﺒِﺮَﺑِّﻜُﻤْﺎَﺭْﺩٰﻳﻜُﻢْ ﻓَﺎَﺻْﺒَﺤْﺘُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٣﴿ 23- Rabbiniz hakkında beslediğiniz zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyana uğrayanlardan oldunuz. ﻓَﺎِﻥْ ﻳَﺼْﺒِﺮُﻭﺍ ﻓَﺎﻟﻨَّﺎﺭُ ﻣَﺜْﻮًﻯ ﻟَﻬُﻢْۚ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﺴْﺘَﻌْﺘِﺒُﻮﺍ ﻓَﻤَﺎ ﻫُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﻌْﺘَﺒ۪ﻴﻦَ﴾٢٤﴿ 24- Şimdi eğer dayanabilirlerse, onların yeri ateştir. Ve eğer (tekrar dünyaya dönüp Allah'ı) hoşnut etmek isterlerse, memnun edilecek değillerdir. ﻭَﻗَﻴَّﻀْﻨَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻗُﺮَﻧَٓﺎﺀَ ﻓَﺰَﻳَّﻨُﻮﺍ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﻭَﻣَﺎ ﺧَﻠْﻔَﻬُﻢْ ﻭَﺣَﻖَّ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻟْﻘَﻮْﻝُ ﻓ۪ٓﻰ ﺍُﻣَﻢٍ ﻗَﺪْ ﺧَﻠَﺖْ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺲِۚ ﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﺧَﺎﺳِﺮ۪ﻳﻦَ۟﴾٢٥﴿ 25- Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cinler ve insanlar için (uygulanan) azap onlara da gerekli olmuştur. Kuşkusuz onlar hüsrana düşenlerdi. {Kötü arkadaşların inanmayanlara süslü gösterdikleri şey, dünya işleridir. Çünkü dünyanın yalnız maddî menfaat ve nefsânî isteklere uygun tarafını görürler ve sadece onu isterler. Âhiret işlerini de arkalarına atarlar. Dirilme ve hesabı inkâr etmekle rahata kavuşacaklarını telkin ederler.} ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻻﺎﺗَﺴْﻤَﻌُﻮﺍ ﻟِﻬٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﻭَﺍﻟْﻐَﻮْﺍ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﻐْﻠِﺒُﻮﻥَ﴾٢٦﴿ 26- İnkâr edenler: Bu Kur'an'ı dinlemeyin, okunurken gürültü yapın. Umulur ki bastırırsınız, dediler. ﻓَﻠَﻨُﺬ۪ﻳﻘَﻦَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﺷَﺪ۪ﻳﺪًﺍ ﻭَﻟَﻨَﺠْﺰِﻳَﻨَّﻬُﻢْ ﺍَﺳْﻮَﺍَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٢٧﴿ 27- O inkâr edenlere şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız. ﺫٰﻟِﻚَ ﺟَﺰَٓﺍﺀُ ﺍَﻋْﺪَٓﺍﺀِﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﻨَّﺎﺭُۚ ﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺩَﺍﺭُ ﺍﻟْﺨُﻠْﺪِۜ ﺟَﺰَٓﺍﺀً ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻳَﺠْﺤَﺪُﻭﻥَ﴾٢٨﴿ 28- İşte bu, Allah düşmanlarının cezası, ateştir. Âyetlerimizi inkâr etmelerinden dolayı, orada onlara ceza olarak ebedî kalacakları yurt (cehennem) vardır. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍﺭَﺑَّﻨَٓﺎﺍَﺭِﻧَﺎ ﺍﻟَّﺬَﻳْﻦِ ﺍَﺿَﻼَﺎﻧَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠِﻦِّ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺲِ ﻧَﺠْﻌَﻠْﻬُﻤَﺎ ﺗَﺤْﺖَ ﺍَﻗْﺪَﺍﻣِﻨَﺎ ﻟِﻴَﻜُﻮﻧَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻻﺎَﺳْﻔَﻠ۪ﻴﻦَ﴾٢٩﴿ 29- Kâfirler cehennemde: Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de aşağılanmışlardan olsunlar diye onları ayaklarımızın altına alalım! diyecekler. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺭَﺑُّﻨَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻬُﺜُﻢَّ ﺍﺳْﺘَﻘَﺎﻣُﻮﺍ ﺗَﺘَﻨَﺰَّﻝُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﺍَﻻَﺎ ﺗَﺨَﺎﻓُﻮﺍ ﻭَﻻﺎ ﺗَﺤْﺰَﻧُﻮﺍ ﻭَﺍَﺑْﺸِﺮُﻭﺍ ﺑِﺎﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗُﻮﻋَﺪُﻭﻥَ﴾٣٠﴿ 30- Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler. {Melekler, âyette vasıfları belirtilen müminlere, zikredilen müjdeleri ölüm sırasında vereceklerdir. Dosdoğru yolda yürümek, imanda sebattır. Bunu Hz. Ebu Bekir, söz ve davranışla düzgün olmak; Hz. Ömer münafıklık etmemek; Hz. Osman, amelde ihlâslı olmak, Hz. Ali, farzları edâ şeklinde yorumlamışlardır. Meleklerin, "korkmayınız" müjdesi, ölüm sonrası ve geçmiş amellerle ilgilidir. "Tasalanmayınız" diye müjdeleri ise, geride bırakılan evlât ve aile ile ilgilidir.} ﻧَﺤْﻦُ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﻭُۭ۬ﻛُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻭَﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۚ ﻭَﻟَﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣَﺎ ﺗَﺸْﺘَﻬ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴُﻜُﻢْ ﻭَﻟَﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣَﺎﺗَﺪَّﻋُﻮﻥَۜ﴾٣١﴿ ﻧُﺰُﻻﺎ ﻣِﻦْ ﻏَﻔُﻮﺭٍ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٍ۟﴾٣٢﴿ 31-32- Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Gafûr ve rahîm olan Allah'ın ikramı olarak orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır. ﻭَﻣَﻦْ ﺍَﺣْﺴَﻦُ ﻗَﻮْﻻﺎ ﻣِﻤَّﻦْ ﺩَﻋَٓﺎ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻮَﻋَﻤِﻞَ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧَّﻨ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَ﴾٣٣﴿ 33- (İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben müslümanlardanım" diyenden kimin sözü daha güzeldir? {Âyette vasıfları anlatılan zat, Resûlullah (s.a.)'dır. Bazılarına göre âyet müezzinler hakkında nâzil olmuştur. Allah'ın dâvetine uyan ve insanları da uymaya dâvet eden herkesin de bu vasfın sahibi olacağı belirtilmiştir.} ﻭَﻻﺎ ﺗَﺴْﺘَﻮِﻯ ﺍﻟْﺤَﺴَﻨَﺔُ ﻭَﻻﺎ ﺍﻟﺴَّﻴِّﺌَﺔُۜ ﺍِﺩْﻓَﻊْ ﺑِﺎﻟَّﺘ۪ﻰ ﻫِﻰَ ﺍَﺣْﺴَﻦُ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑَﻴْﻨَﻚَ ﻭَﺑَﻴْﻨَﻪُ ﻋَﺪَﺍﻭَﺓٌ ﻛَﺎَﻧَّﻪُ ﻭَﻟِﻰٌّ ﺣَﻤ۪ﻴﻢٌ﴾٣٤﴿ 34- İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur. {Kötülük, en güzel haslet ne ise onunla önlenir. Mesela gazaba sabır, bilgisizliğe hilim, kötülüğe af ile karşılık verilir.} ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻠَﻘّٰﻴﻬَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺻَﺒَﺮُﻭﺍۚ ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻠَﻘّٰﻴﻬَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﺫُﻭ ﺣَﻆٍّ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٍ﴾٣٥﴿ 35- Buna (bu güzel davranışa) ancak sabredenler kavuşturulur; buna ancak (hayırdan) büyük nasibi olan kimse kavuşturulur. {Şeytandan gelen kötü düşünce, şeytanın insanı güzel tutum ve davranışlardan uzaklaştırmak için verdiği vesvesedir.} ﻭَﺍِﻣَّﺎ ﻳَﻨْﺰَﻏَﻨَّﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﻧَﺰْﻍٌ ﻓَﺎﺳْﺘَﻌِﺬْﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِۜﺎِﻧَّﻪُ ﻫُﻮَ ﺍﻟﺴَّﻤ۪ﻴﻊُ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ﴾٣٦﴿ 36- Eğer şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işiten, bilendir. Secde ﻭَﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪِ ﺍﻟَّﻴْﻞُ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭُ ﻭَﺍﻟﺸَّﻤْﺲُ ﻭَﺍﻟْﻘَﻤَﺮُۜ ﻻﺎﺗَﺴْﺠُﺪُﻭﺍ ﻟِﻠﺸَّﻤْﺲِ ﻭَﻻﺎ ﻟِﻠْﻘَﻤَﺮِ ﻭَﺍﺳْﺠُﺪُﻭﺍﻟِﻠّٰﻬِﺎﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻘَﻬُﻦَّ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺍِﻳَّﺎﻩُ ﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ﴾٣٧﴿ 37- Gece ve gündüz, güneş ve ay O'nun âyetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, güneşe de aya da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin! ﻓَﺎِﻥِ ﺍﺳْﺘَﻜْﺒَﺮُﻭﺍ ﻓَﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻋِﻨْﺪَﺭَﺑِّﻜَﻴُﺴَﺒِّﺤُﻮﻥَ ﻟَﻪُ ﺑِﺎﻟَّﻴْﻞِ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭِ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﺴْﺌَﻤُﻮﻥَ﴾٣٨﴿ 38- Eğer insanlar büyüklük taslarlarsa (bilsinler ki) Rabbinin yanında bulunan (melekler) hiç usanmadan, gece gündüz O'nu tesbih ederler. ﻭَﻣِﻦْ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻪ۪ٓ ﺍَﻧَّﻚَ ﺗَﺮَﻯ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺧَﺎﺷِﻌَﺔً ﻓَﺎِﺫَٓﺍ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﺍﻟْﻤَٓﺎﺀَ ﺍﻫْﺘَﺰَّﺕْ ﻭَﺭَﺑَﺖْۜ ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﺣْﻴَﺎﻫَﺎ ﻟَﻤُﺤْﻴِﻰ ﺍﻟْﻤَﻮْﺗٰﻰۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٣٩﴿ 39- Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah'ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir. ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻠْﺤِﺪُﻭﻥَ ﻓ۪ٓﻰ ﺍٰﻳَﺎﺗِﻨَﺎ ﻻﺎﻳَﺨْﻔَﻮْﻥَ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎۜ ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﻳُﻠْﻘٰﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺧَﻴْﺮٌ ﺍَﻡْ ﻣَﻦْ ﻳَﺎْﺗ۪ٓﻰ ﺍٰﻣِﻨًﺎ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِۜ ﺍِﻋْﻤَﻠُﻮﺍ ﻣَﺎﺷِﺌْﺘُﻢْۙ ﺍِﻧَّﻪُ ﺑِﻤَﺎ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ ﺑَﺼ۪ﻴﺮٌ﴾٤٠﴿ 40- Âyetlerimiz hakkında doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapanlar bize gizli kalmaz. O halde, ateşin içine atılan mı daha iyidir, yoksa kıyamet günü güvenle gelen mi? Dilediğinizi yapın! Kuşkusuz O, yaptıklarınızı görmektedir. {Âyetler hakkında, doğruluktan ayrılıp eğriliğe sapma hususu, doğruyu kötüleme, tahrife yeltenme, bâtıl tevillere kalkışma ve manasız tartışmalara girişme şeklinde yorumlanmıştır.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﺑِﺎﻟﺬِّﻛْﺮِ ﻟَﻤَّﺎ ﺟَٓﺎﺀَﻫُﻢْۚ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻜِﺘَﺎﺏٌ ﻋَﺰ۪ﻳﺰٌۙ﴾٤١﴿ 41- Kendilerine Kitap geldiğinde onu inkâr edenler (şüphesiz bunun sonucuna katlanacaklardır). Halbuki o, eşsiz bir kitaptır. ﻻﺎﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻪِ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞُ ﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻦِ ﻳَﺪَﻳْﻪِ ﻭَﻻﺎ ﻣِﻦْ ﺧَﻠْﻔِﻪ۪ۜ ﺗَﻨْﺰ۪ﻳﻞٌ ﻣِﻦْ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٍ ﺣَﻤ۪ﻴﺪٍ﴾٤٢﴿ 42- Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir. ﻣَﺎ ﻳُﻘَﺎﻝُ ﻟَﻚَ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻗَﺪْ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟِﻠﺮُّﺳُﻞِ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻠَﺬُﻭ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓٍ ﻭَﺫُﻭ ﻋِﻘَﺎﺏٍ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٍ﴾٤٣﴿ 43- (Resûlüm!) Sana söylenen, senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Elbette ki senin Rabbin, hem mağfiret sahibi hem de acı bir azap sahibidir. ﻭَﻟَﻮْ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎﻩُ ﻗُﺮْﺍٰﻧًﺎ ﺍَﻋْﺠَﻤِﻴًّﺎ ﻟَﻘَﺎﻟُﻮﺍ ﻟَﻮْﻻﺎ ﻓُﺼِّﻠَﺖْ ﺍٰﻳَﺎﺗُﻪُۜ ﺀَﺍَۚﻋْﺠَﻤِﻰٌّ ﻭَﻋَﺮَﺑِﻰٌّۜ ﻗُﻞْ ﻫُﻮَ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻫُﺪًﻯ ﻭَﺷِﻔَٓﺎﺀٌۜ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﻓ۪ٓﻰ ﺍٰﺫَﺍﻧِﻬِﻢْ ﻭَﻗْﺮٌ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻋَﻤًﻰۜ ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻳُﻨَﺎﺩَﻭْﻥَ ﻣِﻦْ ﻣَﻜَﺎﻥٍ ﺑَﻌ۪ﻴﺪٍ۟﴾٤٤﴿ 44- Eğer biz onu, yabancı dilden bir Kur'an kılsaydık, diyeceklerdi ki: Ayetleri tafsilatlı şekilde açıklanmalı değil miydi? Arab'a yabancı dilden (kitap) olur mu? De ki: O, inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalıdır. (Sanki) onlara uzak bir yerden bağırılıyor (da Kur'an'da ne söylendiğini anlamıyorlar.) ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎ ﻣُﻮﺳَﻰ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﻓَﺎﺧْﺘُﻠِﻒَ ﻓ۪ﻴﻪِۜ ﻭَﻟَﻮْﻻﺎ ﻛَﻠِﻤَﺔٌ ﺳَﺒَﻘَﺖْ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَﻠَﻘُﻀِﻰَ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْۜ ﻭَﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻟَﻔ۪ﻰ ﺷَﻚٍّ ﻣِﻨْﻪُ ﻣُﺮ۪ﻳﺐٍ﴾٤٥﴿ 45- Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik, onda da ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hükmedilirdi (işleri bitirilirdi). Onlar Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler. {Geçmiş sözden maksat, hesabın ve cezanın kıyamet gününe kadar tehir edilmiş olmasıdır. Kitap'ta ayrılığa düşenler Kitab'ı yalanlayanlar bundan dolayı dünyada ceza görmemişlerdir.} ﻣَﻦْ ﻋَﻤِﻞَ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﻓَﻠِﻨَﻔْﺴِﻪ۪ ﻭَﻣَﻦْ ﺍَﺳَٓﺎﺀَ ﻓَﻌَﻠَﻴْﻬَﺎۜ ﻭَﻣَﺎﺭَﺑُّﻜَﺒِﻈَﻼَﺎﻡٍ ﻟِﻠْﻌَﺒ۪ﻴﺪِ﴾٤٦﴿ 46- Kim iyi bir iş yaparsa, bu kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa aleyhinedir. Rabbin kullara zulmedici değildir.