16-Nahl
Kur'an-ı Kerim Meali · s.266
ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺐ ١٦ ﺳُﻮﺭَﺓُ ﺍﻟﻨَّﺤْﻞِ {Nahl sûresi 128 âyet olup, son üç âyeti Medine'de, diğerleri Mekke'de inmiştir. 68. âyette bal arısından söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir.} ﺑِﺴْﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﺎﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﺍَﺗٰٓﻰ ﺍَﻣْﺮُﺍﻟﻠّٰﻬِﻔَﻼﺎ ﺗَﺴْﺘَﻌْﺠِﻠُﻮﻩُۜ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ ﻭَﺗَﻌَﺎﻟٰﻰ ﻋَﻤَّﺎ ﻳُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ﴾١﴿ 1- Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir. ﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔَ ﺑِﺎﻟﺮُّﻭﺡِ ﻣِﻦْ ﺍَﻣْﺮِﻩ۪ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﻣِﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩِﻩ۪ٓ ﺍَﻥْ ﺍَﻧْﺬِﺭُٓﻭﺍ ﺍَﻧَّﻪُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻧَﺎ۬ ﻓَﺎﺗَّﻘُﻮﻥِ﴾٢﴿ 2- Allah kendi emriyle melekleri, kullarından dilediği kimseye vahiy ile, "Benden başka ilâh olmadığına dair (kullarımı) uyarın ve benden korkun" diye gönderir. ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّۜ ﺗَﻌَﺎﻟٰﻰ ﻋَﻤَّﺎ ﻳُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ﴾٣﴿ 3- (Allah) gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan münezzehtir. ﺧَﻠَﻖَ ﺍﻻﺎِﻧْﺴَﺎﻥَ ﻣِﻦْ ﻧُﻄْﻔَﺔٍ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻫُﻮَ ﺧَﺼ۪ﻴﻢٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ﴾٤﴿ 4- O, insanı bir damla sudan yarattı. Fakat bakarsın ki (insan) Rabbine apaçık bir hasım oluvermiştir. ﻭَﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡَ ﺧَﻠَﻘَﻬَﺎۚ ﻟَﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺩِﻑْﺀٌ ﻭَﻣَﻨَﺎﻓِﻊُ ﻭَﻣِﻨْﻬَﺎ ﺗَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَۖ﴾٥﴿ 5- Hayvanları da O yarattı. Onlarda sizin için ısıtıcı (şeyler) ve birçok faydalar vardır. Onlardan bir kısmını da yersiniz. ﻭَﻟَﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﺟَﻤَﺎﻝٌ ﺣ۪ﻴﻦَ ﺗُﺮ۪ﻳﺤُﻮﻥَ ﻭَﺣ۪ﻴﻦَ ﺗَﺴْﺮَﺣُﻮﻥَۖ﴾٦﴿ 6- Sizin için onlardan ayrıca akşamleyin getirirken, sabahleyin salıverirken bir güzellik (bir zevk) vardır. ﻭَﺗَﺤْﻤِﻞُ ﺍَﺛْﻘَﺎﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻟٰﻰ ﺑَﻠَﺪٍ ﻟَﻢْ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﺑَﺎﻟِﻐ۪ﻴﻪِ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺸِﻖِّ ﺍﻻﺎَﻧْﻔُﺲِۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜُﻤْﻠَﺮَﻭُۭ۫ﻑٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌۙ﴾٧﴿ 7- Bu hayvanlar sizin ağırlıklarınızı, ancak güçlüklere katlanarak varabileceğiniz bir memlekete taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, pek merhametlidir. ﻭَﺍﻟْﺨَﻴْﻞَ ﻭَﺍﻟْﺒِﻐَﺎﻝَ ﻭَﺍﻟْﺤَﻤ۪ﻴﺮَ ﻟِﺘَﺮْﻛَﺒُﻮﻫَﺎ ﻭَﺯ۪ﻳﻨَﺔًۜ ﻭَﻳَﺨْﻠُﻖُ ﻣَﺎﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٨﴿ 8- Atları, katırları ve eşekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yarattı). Allah şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır. {Nitekim, 7-8. âyetlerden de anlaşılacağı üzere eskiden insanlar, taşıma aracı olarak yalnızca büyük ölçüde hayvan gücünden yararlanmış oldukları halde, zamanla ve özellikle son asırda nakil vasıtaları, gerek çeşit, gerekse sürat bakımından akıllara durgunluk veren bir gelişme göstermiştir. İşte yukarıdaki âyetin "Allah, şu anda bilemeyeceğiniz daha nice (nakil vasıtaları) yaratır" meâlindeki ifadesi ile bu gelişmeye işaret etmektedir ve şüphesiz bu gelişme, Allah'ın insanlara en büyük lütuflarından biridir.} ﻭَﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻘَﺼْﺪُ ﺍﻟﺴَّﺒ۪ﻴﻞِ ﻭَﻣِﻨْﻬَﺎ ﺟَٓﺎﺋِﺮٌۜ ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَ ﻟَﻬَﺪٰﻳﻜُﻢْ ﺍَﺟْﻤَﻌ۪ﻴﻦَ۟﴾٩﴿ 9- Yolun doğrusu Allah'ındır. Yolun eğrisi de vardır. Allah dileseydi hepinizi doğru yola iletirdi. ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﻧْﺰَﻝَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻨْﻪُ ﺷَﺮَﺍﺏٌ ﻭَﻣِﻨْﻪُ ﺷَﺠَﺮٌ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺗُﺴ۪ﻴﻤُﻮﻥَ﴾١٠﴿ 10- Gökten suyu indiren O'dur. Ondan hem size içecek vardır, hem de hayvanlarınızı otlatacağınız bitkiler. ﻳُﻨْﺒِﺖُ ﻟَﻜُﻢْ ﺑِﻪِ ﺍﻟﺰَّﺭْﻉَ ﻭَﺍﻟﺰَّﻳْﺘُﻮﻥَ ﻭَﺍﻟﻨَّﺨ۪ﻴﻞَ ﻭَﺍﻻﺎَﻋْﻨَﺎﺏَ ﻭَﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺍﺕِۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺔً ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺘَﻔَﻜَّﺮُﻭﻥَ﴾١١﴿ 11- (Allah) su sayesinde sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve diğer meyvelerin hepsinden bitirir. İşte bunlarda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır. ﻭَﺳَﺨَّﺮَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟَّﻴْﻞَ ﻭَﺍﻟﻨَّﻬَﺎﺭَۙ ﻭَﺍﻟﺸَّﻤْﺲَ ﻭَﺍﻟْﻘَﻤَﺮَۜ ﻭَﺍﻟﻨُّﺠُﻮﻡُ ﻣُﺴَﺨَّﺮَﺍﺕٌ ﺑِﺎَﻣْﺮِﻩ۪ۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَۙ﴾١٢﴿ 12- O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da Allah'ın emri ile hareket ederler. Şüphesiz ki bunlarda aklını kullananlar için pek çok deliller vardır. ﻭَﻣَﺎ ﺫَﺭَﺍَ ﻟَﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻣُﺨْﺘَﻠِﻔًﺎ ﺍَﻟْﻮَﺍﻧُﻪُۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺔً ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺬَّﻛَّﺮُﻭﻥَ﴾١٣﴿ 13- Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattıklarında da öğüt alan bir toplum için gerçek bir ibret vardır. ﻭَﻫُﻮَﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺳَﺨَّﺮَ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮَ ﻟِﺘَﺎْﻛُﻠُﻮﺍ ﻣِﻨْﻪُ ﻟَﺤْﻤًﺎ ﻃَﺮِﻳًّﺎ ﻭَﺗَﺴْﺘَﺨْﺮِﺟُﻮﺍ ﻣِﻨْﻪُ ﺣِﻠْﻴَﺔً ﺗَﻠْﺒَﺴُﻮﻧَﻬَﺎۚ ﻭَﺗَﺮَﻯ ﺍﻟْﻔُﻠْﻚَ ﻣَﻮَﺍﺧِﺮَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻭَﻟِﺘَﺒْﺘَﻐُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻠِﻪ۪ ﻭَﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾١٤﴿ 14- İçinden taze et (balık) yemeniz ve takacağınız bir süs (eşyası) çıkarmanız için denizi emrinize veren O'dur. Gemilerin denizde (suları) yara yara gittiklerini de görüyorsun. (Bütün bunlar) onun lütfunu aramanız ve nimetine şükretmeniz içindir. ﻭَﺍَﻟْﻘٰﻰ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺭَﻭَﺍﺳِﻰَ ﺍَﻥْ ﺗَﻤ۪ﻴﺪَ ﺑِﻜُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻬَﺎﺭًﺍ ﻭَﺳُﺒُﻼﺎ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﻬْﺘَﺪُﻭﻥَۙ﴾١٥﴿ 15- Sizi sarsmaması için yeryüzünde sağlam dağları, yolunuzu bulmanız için de ırmakları ve yolları yarattı. ﻭَﻋَﻼﺎﻣَﺎﺕٍۜ ﻭَﺑِﺎﻟﻨَّﺠْﻢِ ﻫُﻢْ ﻳَﻬْﺘَﺪُﻭﻥَ﴾١٦﴿ 16- Daha nice alâmetler (yarattı). Onlar, yıldızlarla da yollarını doğrulturlar. ﺍَﻓَﻤَﻦْ ﻳَﺨْﻠُﻖُ ﻛَﻤَﻦْ ﻻﺎ ﻳَﺨْﻠُﻖُۜ ﺍَﻓَﻼﺎ ﺗَﺬَﻛَّﺮُﻭﻥَ﴾١٧﴿ 17- O halde, yaratan (Allah), yaratmayan (putlar) gibi olur mu? Hâla düşünmüyor musunuz? ﻭَﺍِﻥْ ﺗَﻌُﺪُّﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺔَﺍﻟﻠّٰﻬِﻼﺎ ﺗُﺤْﺼُﻮﻫَﺎۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻠَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١٨﴿ 18- Allah'ın nimetini saymaya kalksanız, onu sayamazsınız. Hakikaten Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir. {Sûrenin başından buraya kadar sıralanan âyetlerin çoğu, insanı, etrafını çevreleyen tabiî varlık ve olaylar üzerinde düşünmeye, araştırmaya ve esrarına vâkıf olmaya çağırmakta, böylece, bir yandan bu âlemde hizmetine sunulan bu varlık ve olaylar hakkında daha çok bilgiler edinip bunların sağlayacağı imkân ve nimetlerden en güzel şekilde yararlanmaya teşvik etmektedir. Bu insanın dünyevî terakkisi için gereklidir; diğer yandan, kâinattaki incelikleri, hârikaları mümkün olduğunca müşahede etmek yoluyla, bu nizamın kurucusu olan Ulu Allah'ın varlığını ve kudretinin sonsuzluğunu sezmeye, böylece güçlü bir imana sahip olmaya sevketmektedir. Bu da insanın ahiret mutluluğu için gereklidir.} ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﺗُﺴِﺮُّﻭﻥَ ﻭَﻣَﺎ ﺗُﻌْﻠِﻨُﻮﻥَ﴾١٩﴿ 19- Allah, gizlediğinizi de açıkladığınızı da bilir. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺪْﻋُﻮﻥَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻼﺎ ﻳَﺨْﻠُﻘُﻮﻥَ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻫُﻢْ ﻳُﺨْﻠَﻘُﻮﻥَۜ﴾٢٠﴿ 20- Allah'ı bırakıp da taptıkları (putlar), hiçbir şey yaratamazlar. Çünkü onlar kendileri yaratılmışlardır. ﺍَﻣْﻮَﺍﺕٌ ﻏَﻴْﺮُ ﺍَﺣْﻴَٓﺎﺀٍۚ ﻭَﻣَﺎ ﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَۙ ﺍَﻳَّﺎﻥَ ﻳُﺒْﻌَﺜُﻮﻥَ۟﴾٢١﴿ 21- Onlar diriler değil, ölülerdir. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. ﺍِﻟٰﻬُﻜُﻢْ ﺍِﻟٰﻪٌ ﻭَﺍﺣِﺪٌۚ ﻓَﺎﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻗُﻠُﻮﺑُﻬُﻢْ ﻣُﻨْﻜِﺮَﺓٌ ﻭَﻫُﻢْ ﻣُﺴْﺘَﻜْﺒِﺮُﻭﻥَ﴾٢٢﴿ 22- İlâhınız bir tek İlâh'dır. Fakat ahirete inanmayanlar var ya, onların kalpleri inkârcı, kendileri de böbürlenen kimselerdir. ﻻﺎ ﺟَﺮَﻡَ ﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﻳُﺴِﺮُّﻭﻥَ ﻭَﻣَﺎ ﻳُﻌْﻠِﻨُﻮﻥَۜ ﺍِﻧَّﻪُ ﻻﺎ ﻳُﺤِﺐُّ ﺍﻟْﻤُﺴْﺘَﻜْﺒِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٣﴿ 23- Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları asla sevmez. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎﺫَٓﺍ ﺍَﻧْﺰَﻟَﺮَﺑُّﻜُﻤْۙﻘَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺳَﺎﻃ۪ﻴﺮُ ﺍﻻﺎَﻭَّﻟ۪ﻴﻦَۙ﴾٢٤﴿ 24- Onlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiği zaman, "Öncekilerin masallarını" derler. ﻟِﻴَﺤْﻤِﻠُٓﻮﺍ ﺍَﻭْﺯَﺍﺭَﻫُﻢْ ﻛَﺎﻣِﻠَﺔً ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِۙ ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﻭْﺯَﺍﺭِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻀِﻠُّﻮﻧَﻬُﻢْ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﻋِﻠْﻢٍۜ ﺍَﻻﺎ ﺳَٓﺎﺀَ ﻣَﺎﻳَﺰِﺭُﻭﻥَ۟﴾٢٥﴿ 25- Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak taşımaları ve bilgisizce saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından da bir kısmını yüklenmeleri için (öyle derler). Bak ki yüklenecekleri şey ne kötüdür! {Zira sapanla saptıran ortaktırlar; birisi öbürünü saptırmış, öbürü de onun saptırmasına boyun eğmiştir. Öyleyse günahı ikisi beraberce yükleneceklerdir. "Saptırmanın bilgisizce olması" saptırılana dönük bir keyfiyettir. Yani uydukları yolun sapıklık olduğunu bilmeden sapmışlardır, demektir. Bu da tek başına iyi niyetin yetersizliğini, ihlâsla beraber, doğrunun tesbiti için gayret sarfetmenin gerekli olduğunu gösterir.} ﻗَﺪْ ﻣَﻜَﺮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْ ﻓَﺎَﺗَﻰﺍﻟﻠّٰﻬُﺒُﻨْﻴَﺎﻧَﻬُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻘَﻮَﺍﻋِﺪِ ﻓَﺨَﺮَّ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻟﺴَّﻘْﻒُ ﻣِﻦْ ﻓَﻮْﻗِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺗٰﻴﻬُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﻻﺎﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَ﴾٢٦﴿ 26- Onlardan öncekiler de (peygamberlere) hile yapmışlardı. Sonunda Allah da onların binalarını temellerinden söktü üstlerindeki tavan da tepelerine çöktü. Bu azap onlara, farkedemedikleri bir yerden gelmişti. ﺛُﻢَّ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﻳُﺨْﺰ۪ﻳﻬِﻢْ ﻭَﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍَﻳْﻦَ ﺷُﺮَﻛَٓﺎﺋِﻰَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗُﺸَٓﺎﻗُّﻮﻥَ ﻓ۪ﻴﻬِﻢْۜ ﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍُﻭ۫ﺗُﻮﺍ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢَ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﺨِﺰْﻯَ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻭَﺍﻟﺴُّٓﻮﺀَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَۙ﴾٢٧﴿ 27- Sonra kıyamet gününde (Allah), onları rezil eder ve der ki: "Kendileri hakkında (müminlere) düşman kesildiğiniz ortaklarım nerede?" Kendilerine ilim verilmiş olanlar derler ki: "Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirleredir." ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺗَﺘَﻮَﻓّٰﻴﻬُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻇَﺎﻟِﻤ۪ٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْۖ ﻓَﺎَﻟْﻘَﻮُﺍ ﺍﻟﺴَّﻠَﻢَ ﻣَﺎ ﻛُﻨَّﺎ ﻧَﻌْﻤَﻞُ ﻣِﻦْ ﺳُٓﻮﺀٍۜ ﺑَﻠٰٓﻰ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٢٨﴿ 28- Kendilerine haksızlık ederlerken meleklerin canlarını aldıkları kimseler: Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk, diyerek teslim olurlar. (Melekler onlara şöyle der:) "Hayır, Allah, sizin yaptıklarınızı elbette çok iyi bilendir." ﻓَﺎﺩْﺧُﻠُٓﻮﺍ ﺍَﺑْﻮَﺍﺏَ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﺧَﺎﻟِﺪ۪ﻳﻦَ ﻓ۪ﻴﻬَﺎۜ ﻓَﻠَﺒِﺌْﺲَ ﻣَﺜْﻮَﻯ ﺍﻟْﻤُﺘَﻜَﺒِّﺮ۪ﻳﻦَ﴾٢٩﴿ 29- "O halde, içinde ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından girin! Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!" {Allah Teâlâ, sûrenin başından buraya kadar, kendisinin varlığı ve birliğine, ibadete lâyık olduğuna dair bir çok delil sıraladıktan sonra, inanmayanların durumlarını ve neticede gidecekleri yerleri ve bu yerlerin kötülüğünü belirtti. Buna karşılık, bundan sonraki âyetlerde de iman edenlerin durumları ve varacakları yerin iyiliği ve güzelliği anlatılacaktır.} ﻭَﻗ۪ﻴﻞَ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﻣَﺎﺫَٓﺍ ﺍَﻧْﺰَﻟَﺮَﺑُّﻜُﻤْۜﻘَﺎﻟُﻮﺍ ﺧَﻴْﺮًﺍۜ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺣْﺴَﻨُﻮﺍ ﻓ۪ﻰ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺣَﺴَﻨَﺔٌۜ ﻭَﻟَﺪَﺍﺭُ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺧَﻴْﺮٌۜ ﻭَﻟَﻨِﻌْﻢَ ﺩَﺍﺭُ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَۙ﴾٣٠﴿ 30- (Kötülüklerden) sakınanlara: Rabbiniz ne indirdi? denildiğinde, "Hayır (indirdi)" derler. Bu dünyada güzel davrananlara, güzel mükâfat vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takvâ sahiplerinin yurdu gerçekten güzeldir! {Bazı tefsirlerin nakline göre hac mevsiminde Arap boyları Mekke'ye heyetler göndererek Hz. Muhammed hakkında bilgi toplarşlardı. Bir heyet yetkilisi geldiği zaman müşrikler ona mani olmak istemiş ve dönmesini emretmişlerdi. Ayrıca, "Onunla görüşmemen senin için daha hayırlı olur" demişlerdi. O da "Eğer ben Muhammed hakkında bilgi almadan kavmime dönersem çok kötü bir temsilci olurum" demiş, Allah Resûlü'nün arkadaşlarına onun durumunu sormuştu. Onlar da, "O bize hayır getirmiştir" diye karşılık vermişlerdi. Âyet bu olaya değinmektedir.} ﺟَﻨَّﺎﺕُ ﻋَﺪْﻥٍ ﻳَﺪْﺧُﻠُﻮﻧَﻬَﺎ ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻣِﻦْ ﺗَﺤْﺘِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻧْﻬَﺎﺭُ ﻟَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣَﺎ ﻳَﺸَٓﺎﻭُۭ۫ﻥَۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳَﺠْﺰِﻯﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَۙ﴾٣١﴿ 31- (O yurt,) girecekleri, zemininden ırmaklar akan Adn cennetleridir. Onlar için orada kendilerine diledikleri her şey vardır. İşte Allah, takvâ sahiplerini böyle mükâfatlandırır. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺗَﺘَﻮَﻓّٰﻴﻬُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻃَﻴِّﺒ۪ﻴﻦَۙ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُۙ ﺍﺩْﺧُﻠُﻮﺍ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔَ ﺑِﻤَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٣٢﴿ 32- (Onlar,) meleklerin, "Size selâm olsun. Yapmış olduğunuz (iyi) işlere karşılık cennete girin" diyerek tertemiz olarak canlarını aldıkları kimselerdir. ﻫَﻞْ ﻳَﻨْﻈُﺮُﻭﻥَ ﺍِﻻَٓﺎ ﺍَﻥْ ﺗَﺎْﺗِﻴَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﺍَﻭْ ﻳَﺎْﺗِﻰَ ﺍَﻣْﺮُﺭَﺑِّﻜَۜﻜَﺬٰﻟِﻚَ ﻓَﻌَﻞَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْۜ ﻭَﻣَﺎ ﻇَﻠَﻤَﻬُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻟٰﻜِﻦْ ﻛَﺎﻧُٓﻮﺍ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ ﻳَﻈْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾٣٣﴿ 33- (Kâfirler) kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rablerinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. ﻓَﺎَﺻَﺎﺑَﻬُﻢْ ﺳَﻴِّﺌَﺎﺕُ ﻣَﺎ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍ ﻭَﺣَﺎﻕَ ﺑِﻬِﻢْ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﺑِﻪ۪ ﻳَﺴْﺘَﻬْﺰِﻭُۭ۫ﻥَ۟﴾٣٤﴿ 34- Sonunda yaptıklarının cezası onlara ulaştı ve alay etmekte oldukları şey onları çepeçevre kuşatıverdi. ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺷْﺮَﻛُﻮﺍ ﻟَﻮْﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻤَﺎﻋَﺒَﺪْﻧَﺎ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻪ۪ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﻧَﺤْﻦُ ﻭَﻻٓﺎ ﺍٰﺑَٓﺎﻭُۭ۬ﻧَﺎ ﻭَﻻﺎ ﺣَﺮَّﻣْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻪ۪ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻓَﻌَﻞَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻬِﻢْۚ ﻓَﻬَﻞْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺮُّﺳُﻞِ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟْﺒَﻼﺎﻍُ ﺍﻟْﻤُﺒ۪ﻴﻦُ﴾٣٥﴿ 35- Ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden başka bir şey düşer mi! ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺑَﻌَﺜْﻨَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﺍُﻣَّﺔٍ ﺭَﺳُﻮﻻﺎ ﺍَﻥِ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍﺍﻟﻠّٰﻬَﻮَﺍﺟْﺘَﻨِﺒُﻮﺍ ﺍﻟﻄَّﺎﻏُﻮﺕَۚ ﻓَﻤِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﻫَﺪَﻯﺍﻟﻠّٰﻬُﻮَﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﻦْ ﺣَﻘَّﺖْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﻀَّﻼﺎﻟَﺔُۜ ﻓَﺴ۪ﻴﺮُﻭﺍ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻓَﺎﻧْﻈُﺮُﻭﺍ ﻛَﻴْﻒَ ﻛَﺎﻥَ ﻋَﺎﻗِﺒَﺔُ ﺍﻟْﻤُﻜَﺬِّﺑ۪ﻴﻦَ﴾٣٦﴿ 36- Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının" diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün, inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur! {Tâğut için Nisâ sûresi 60. âyete bak.} ﺍِﻥْ ﺗَﺤْﺮِﺹْ ﻋَﻠٰﻰ ﻫُﺪٰﻳﻬُﻢْ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﻣَﻦْ ﻳُﻀِﻞُّ ﻭَﻣَﺎ ﻟَﻬُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧَﺎﺻِﺮ۪ﻳﻦَ﴾٣٧﴿ 37- (Resûlüm!) Sen, onların hidayete ermelerine çok düşkünlük göstersen de bil ki Allah, saptırdığı kimseyi (dilemezse) hidayete erdirmez. Onların yardımcıları da yoktur. ﻭَﺍَﻗْﺴَﻤُﻮﺍﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﺠَﻬْﺪَ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧِﻬِﻢْۙ ﻻﺎﻳَﺒْﻌَﺜُﺎﻟﻠّٰﻬُﻤَﻦْ ﻳَﻤُﻮﺕُۜ ﺑَﻠٰﻰ ﻭَﻋْﺪًﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺣَﻘًّﺎ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍَﻛْﺜَﺮَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻻﺎﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۙ﴾٣٨﴿ 38- Onlar: "Allah ölen bir kimseyi diriltmez" diye olanca güçleriyle Allah'a and içtiler. Aksine, bu O'nun bizzat kendisine karşı gerçek bir vâdidir. Fakat insanların çoğu bilmez. ﻟِﻴُﺒَﻴِّﻦَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳَﺨْﺘَﻠِﻔُﻮﻥَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻭَﻟِﻴَﻌْﻠَﻢَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُٓﻭﺍ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻛَﺎﺫِﺑ۪ﻴﻦَ﴾٣٩﴿ 39- Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi onlara açıklaması ve kâfir olanların da kendilerinin yalancılar olduklarını bilmeleri için (Allah onları diriltecek). ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻗَﻮْﻟُﻨَﺎ ﻟِﺸَﻰْﺀٍ ﺍِﺫَٓﺍ ﺍَﺭَﺩْﻧَﺎﻩُ ﺍَﻥْ ﻧَﻘُﻮﻝَ ﻟَﻪُ ﻛُﻦْ ﻓَﻴَﻜُﻮﻥُ۟﴾٤٠﴿ 40- Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "Ol" dememizdir. Hemen oluverir. ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺎﺟَﺮُﻭﺍ ﻓِﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﻇُﻠِﻤُﻮﺍ ﻟَﻨُﺒَﻮِّﺋَﻨَّﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺣَﺴَﻨَﺔًۜ ﻭَ ﻻﺎَﺟْﺮُ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﺍَﻛْﺒَﺮُۢ ﻟَﻮْﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۙ﴾٤١﴿ 41- Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükâfatı elbette daha büyüktür. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺻَﺒَﺮُﻭﺍ ﻭَﻋَﻠٰﻰﺭَﺑِّﻬِﻤْﻴَﺘَﻮَﻛَّﻠُﻮﻥَ﴾٤٢﴿ 42- (Onlar) sadece Rablerine tevekkül ederek sabredenlerdir. {41. ve 42. âyetlerde bildirilenler, başta Resûlullah (s.a.) olmak üzere Kureyş'in zulmü yüzünden hicret eden müslümanlardır. Gerçekten bu muhacir müslümanlar, yurtlarını terketmenin verdiği geçici sıkıntılardan kurtulduktan sonra, yüce Peygamber'in önderliğinde din ve dünya hayatı bakımından düzenli, huzurlu ve kısa zamanda küfür tarafını altedecek kadar güçlü bir toplum meydana getirmişlerdi.} ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ ﺍِﻻَﺎ ﺭِﺟَﺎﻻﺎ ﻧُﻮﺣ۪ٓﻰ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻓَﺴْﺌَﻠُٓﻮﺍ ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟﺬِّﻛْﺮِ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻻﺎﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَۙ﴾٤٣﴿ 43- Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun. ﺑِﺎﻟْﺒَﻴِّﻨَﺎﺕِ ﻭَﺍﻟﺰُّﺑُﺮِۜ ﻭَﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍﻟﺬِّﻛْﺮَ ﻟِﺘُﺒَﻴِّﻦَ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻣَﺎﻧُﺰِّﻝَ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻟَﻌَﻠَّﻬُﻢْ ﻳَﺘَﻔَﻜَّﺮُﻭﻥَ﴾٤٤﴿ 44- Apaçık mucizeler ve kitaplarla (gönderildiler). İnsanlara, kendilerine indirileni açıklaman için ve düşünüp anlasınlar diye sana da bu Kur'an'ı indirdik. ﺍَﻓَﺎَﻣِﻦَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻣَﻜَﺮُﻭﺍ ﺍﻟﺴَّﻴِّﺌَﺎﺕِ ﺍَﻥْ ﻳَﺨْﺴِﻔَﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻬِﻢُ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺍَﻭْ ﻳَﺎْﺗِﻴَﻬُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﻣِﻦْ ﺣَﻴْﺚُ ﻻﺎﻳَﺸْﻌُﺮُﻭﻥَۙ﴾٤٥﴿ ﺍَﻭْ ﻳَﺎْﺧُﺬَﻫُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺗَﻘَﻠُّﺒِﻬِﻢْ ﻓَﻤَﺎ ﻫُﻢْ ﺑِﻤُﻌْﺠِﺰ۪ﻳﻦَۙ﴾٤٦﴿ 45-46- Kötülük tuzakları kuranlar, Allah'ın, kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah'ın kendilerini yakalamayacağından emin mi oldular? Onlar (Allah'ı) âciz bırakacak değillerdir. ﺍَﻭْ ﻳَﺎْﺧُﺬَﻫُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺗَﺨَﻮُّﻑٍۜ ﻓَﺎِﻧَّﺮَﺑَّﻜُﻤْﻠَﺮَﻭُۭ۫ﻑٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾٤٧﴿ 47- Yoksa Allah'ın kendilerini yavaş yavaş tüketerek cezalandırmayacağından (emin mi oldular)? Kuşkusuz Rabbin çok şefkatli, pek merhametlidir. ﺍَﻭَ ﻟَﻢْ ﻳَﺮَﻭْﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﻣَﺎﺧَﻠَﻘَﺎﻟﻠّٰﻬُﻤِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﻳَﺘَﻔَﻴَّﻮُۭ۬ﺍ ﻇِﻼﺎﻟُﻪُ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻴَﻤ۪ﻴﻦِ ﻭَﺍﻟﺸَّﻤَٓﺎﺋِﻞِ ﺳُﺠَّﺪًﺍﻟِﻠّٰﻬِﻮَﻫُﻢْ ﺩَﺍﺧِﺮُﻭﻥَ﴾٤٨﴿ 48- Allah'ın yarattığı herhangi bir şeyi görmediler mi? Onun gölgeleri, küçülerek ve Allah'a secde ederek sağa sola döner. Secde ﻭَﻟِﻠّٰﻬِﻴَﺴْﺠُﺪُ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻣِﻦْ ﺩَٓﺍﺑَّﺔٍ ﻭَﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﻜْﺒِﺮُﻭﻥَ﴾٤٩﴿ 49- Göklerde bulunanlar, yerdeki canlılar ve bütün melekler, büyüklük taslamadan Allah'a secde ederler. ﻳَﺨَﺎﻓُﻮﻧَﺮَﺑَّﻬُﻤْﻤِﻦْ ﻓَﻮْﻗِﻬِﻢْ ﻭَﻳَﻔْﻌَﻠُﻮﻥَ ﻣَﺎ ﻳُﻮْۭﻣَﺮُﻭﻥَ۟﴾٥٠﴿ 50- Onlar, üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar. ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺖ ﻭَﻗَﺎﻻﺎﻟﻠّٰﻬُﻼﺎ ﺗَﺘَّﺨِﺬُٓﻭﺍ ﺍِﻟٰﻬَﻴْﻦِ ﺍﺛْﻨَﻴْﻦِۚ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻫُﻮَ ﺍِﻟٰﻪٌ ﻭَﺍﺣِﺪٌۚ ﻓَﺎِﻳَّﺎﻯَ ﻓَﺎﺭْﻫَﺒُﻮﻥِ﴾٥١﴿ 51- Allah buyurdu ki: İki ilâh edinmeyin! O ancak bir İlâh'dır. O halde yalnız benden korkun! ﻭَﻟَﻪُ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦُ ﻭَﺍﺻِﺒًﺎۜ ﺍَﻓَﻐَﻴْﺮَﺍﻟﻠّٰﻬِﺘَﺘَّﻘُﻮﻥَ﴾٥٢﴿ 52- Göklerde ve yerde ne varsa, O'nundur, din de yalnız O'nundur. O halde Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz? ﻭَﻣَﺎ ﺑِﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﻧِﻌْﻤَﺔٍ ﻓَﻤِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِﺜُﻢَّ ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺴَّﻜُﻢُ ﺍﻟﻀُّﺮُّ ﻓَﺎِﻟَﻴْﻪِ ﺗَﺠْﺌَﺮُﻭﻥَۚ﴾٥٣﴿ 53- Nimet olarak size ulaşan ne varsa, Allah'tandır. Sonra size bir zarar dokunduğu zaman da yalnız O'na yalvarırsınız. ﺛُﻢَّ ﺍِﺫَﺍ ﻛَﺸَﻒَ ﺍﻟﻀُّﺮَّ ﻋَﻨْﻜُﻢْ ﺍِﺫَﺍ ﻓَﺮ۪ﻳﻖٌ ﻣِﻨْﻜُﻤْﺒِﺮَﺑِّﻬِﻤْﻴُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَۙ﴾٥٤﴿ 54- Sonra da sizden o zararı giderdiğinde, içinizden bir zümre, hemen Rablerine ortak koşarlar! ﻟِﻴَﻜْﻔُﺮُﻭﺍ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎﻫُﻢْۜ ﻓَﺘَﻤَﺘَّﻌُﻮﺍ۠ ﻓَﺴَﻮْﻑَ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٥٥﴿ 55- Kendilerine verdiklerimize karşılık nankörlük etmeleri için (öyle yaparlar). O halde bir süre daha faydalanın; fakat yakında hakikati bileceksiniz! ﻭَﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻥَ ﻟِﻤَﺎ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﻧَﺼ۪ﻴﺒًﺎ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻤْۜﺘَﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﺘُﺴْﺌَﻠُﻦَّ ﻋَﻤَّﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻔْﺘَﺮُﻭﻥَ﴾٥٦﴿ 56- Bir de kendilerine rızık olarak verdiklerimizden, mahiyetini bilmedikleri şeylere (putlara) pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki, iftira etmekte olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz! {İslâm'dan önce bazı Araplar, ekinlerinden ve hayvanlarından bir kısmını Allah ile putları arasında bölüştürürler ve "Bu Allah'ın payı, bu da ilâhlarımızın payı" derlerdi. Allah için ayırdıklarını misafirlere ve fakirlere harcarlar, ilâhları için ayırdıklarını da onların huzurunda yapılacak âyin vb. şeylere harcarlardı. 56. âyette buna işaret edilmektedir.} ﻭَﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻧَﻠِﻠّٰﻬِﺎﻟْﺒَﻨَﺎﺕِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُۙ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻣَﺎﻳَﺸْﺘَﻬُﻮﻥَ﴾٥٧﴿ 57- Onlar, kızların Allah'a ait olduğunu iddia ediyorlar. Hâşâ! Allah bundan münezzehtir. Beğendikleri de (erkek çocuklar) kendilerinin oluyor. {Huzâa ve Kinâne kabileleri: "Melekler, Allah'ın kızlarıdır" diyorlardı. Halbuki kendileri kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. 57-59. âyetler onların kız çocuklarına karşı takındıkları tavrı tasvir etmektedir.} ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺑُﺸِّﺮَ ﺍَﺣَﺪُﻫُﻢْ ﺑِﺎﻻﺎُﻧْﺜٰﻰ ﻇَﻞَّ ﻭَﺟْﻬُﻪُ ﻣُﺴْﻮَﺩًّﺍ ﻭَﻫُﻮَ ﻛَﻈ۪ﻴﻢٌۚ﴾٥٨﴿ 58- Onlardan birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir. ﻳَﺘَﻮَﺍﺭٰﻯ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡِ ﻣِﻦْ ﺳُٓﻮﺀِ ﻣَﺎ ﺑُﺸِّﺮَ ﺑِﻪ۪ۜ ﺍَﻳُﻤْﺴِﻜُﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻫُﻮﻥٍ ﺍَﻡْ ﻳَﺪُﺳُّﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘُّﺮَﺍﺏِۜ ﺍَﻻﺎﺳَٓﺎﺀَ ﻣَﺎﻳَﺤْﻜُﻤُﻮﻥَ﴾٥٩﴿ 59- Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı kavminden gizlenir. Onu, aşağılık duygusu içinde yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Bakın ki, verdikleri hüküm ne kadar kötüdür! ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻣَﺜَﻞُ ﺍﻟﺴَّﻮْﺀِۚﻭَﻟِﻠّٰﻬِﺎﻟْﻤَﺜَﻞُ ﺍﻻﺎَﻋْﻠٰﻰۜ ﻭَﻫُﻮَ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ۟﴾٦٠﴿ 60- Kötü sıfat, ahirete inanmayanlar içindir. En yüce sıfatlar ise Allah'a aittir. Çünkü O, her şeyden üstün ve hikmet sahibidir. ﻭَﻟَﻮْ ﻳُﻮَۭﺍﺧِﺬُﺍﻟﻠّٰﻬُﺎﻟﻨَّﺎﺱَ ﺑِﻈُﻠْﻤِﻬِﻢْ ﻣَﺎ ﺗَﺮَﻙَ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺩَٓﺍﺑَّﺔٍ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻳُﻮَۭﺧِّﺮُﻫُﻢْ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﺟَﻞٍ ﻣُﺴَﻤًّﻰۚ ﻓَﺎِﺫَﺍ ﺟَٓﺎﺀَ ﺍَﺟَﻠُﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﺎْﺧِﺮُﻭﻥَ ﺳَﺎﻋَﺔً ﻭَﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﻘْﺪِﻣُﻮﻥَ﴾٦١﴿ 61- Eğer Allah, insanları zulümleri yüzünden cezalandıracak olsaydı, orada hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir müddete kadar erteliyor. Ecelleri geldiği zaman onlar ne bir saat geri kalabilirler ne de öne geçebilirler. ﻭَﻳَﺠْﻌَﻠُﻮﻧَﻠِﻠّٰﻬِﻤَﺎ ﻳَﻜْﺮَﻫُﻮﻥَ ﻭَﺗَﺼِﻒُ ﺍَﻟْﺴِﻨَﺘُﻬُﻢُ ﺍﻟْﻜَﺬِﺏَ ﺍَﻥَّ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟْﺤُﺴْﻨٰﻰۜ ﻻﺎﺟَﺮَﻡَ ﺍَﻥَّ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟﻨَّﺎﺭَ ﻭَﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻣُﻔْﺮَﻃُﻮﻥَ﴾٦٢﴿ 62- Kendilerinin hoşlarına gitmeyen şeyleri Allah'a isnat ediyorlar. En güzel sonucun kendilerinin olduğunu anlatan dilleri de yalanın örneğini veriyor. Hiç şüphesiz onlar için sadece ateş vardır ve onlar, (ateşe) terkolunacaklar. ﺗَﺎﻟﻠّٰﻬِﻠَﻘَﺪْ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَٓﺎ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍُﻣَﻢٍ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻠِﻚَ ﻓَﺰَﻳَّﻦَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥُ ﺍَﻋْﻤَﺎﻟَﻬُﻢْ ﻓَﻬُﻮَ ﻭَﻟِﻴُّﻬُﻢُ ﺍﻟْﻴَﻮْﻡَ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾٦٣﴿ 63- Allah'a andolsun, senden önceki ümmetlere de (peygamberler) göndermişizdir. Fakat şeytan onlara işlerini süslü gösterdi de (iman etmediler). işte o, bugün onların velisidir. Ve onlar için elem verici bir azap vardır. ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺍِﻻَﺎ ﻟِﺘُﺒَﻴِّﻦَ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺍﺧْﺘَﻠَﻔُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِۙ ﻭَﻫُﺪًﻯ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔً ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾٦٤﴿ 64- Biz bu Kitab'ı sana sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidayet ve rahmet olsun diye indirdik. ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻧْﺰَﻝَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻓَﺎَﺣْﻴَﺎ ﺑِﻪِ ﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻬَﺎۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺔً ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺴْﻤَﻌُﻮﻥَ۟﴾٦٥﴿ 65- Allah gökten bir su indirdi ve onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz ki bunda dinleyen toplum için bir ibret vardır. ﻭَﺍِﻥَّ ﻟَﻜُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﻟَﻌِﺒْﺮَﺓًۜ ﻧُﺴْﻘ۪ﻴﻜُﻢْ ﻣِﻤَّﺎ ﻓ۪ﻰ ﺑُﻄُﻮﻧِﻪ۪ ﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻦِ ﻓَﺮْﺙٍ ﻭَﺩَﻡٍ ﻟَﺒَﻨًﺎ ﺧَﺎﻟِﺼًﺎ ﺳَٓﺎﺋِﻐًﺎ ﻟِﻠﺸَّﺎﺭِﺑ۪ﻴﻦَ﴾٦٦﴿ 66- Kuşkusuz sizin için hayvanlarda da büyük bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz. ﻭَﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮَﺍﺕِ ﺍﻟﻨَّﺨ۪ﻴﻞِ ﻭَﺍﻻﺎَﻋْﻨَﺎﺏِ ﺗَﺘَّﺨِﺬُﻭﻥَ ﻣِﻨْﻪُ ﺳَﻜَﺮًﺍ ﻭَﺭِﺯْﻗًﺎ ﺣَﺴَﻨًﺎۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺔً ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ﴾٦٧﴿ 67- Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. İşte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır. {Âyette geçen "seker" kelimesi, sarhoşluk veren şey, yani içki demektir. Bu âyet Mekke'de inmiştir ki, henüz o zaman içki haram kılınmış değildi. Bununla beraber burada içkinin "güzel rızık"tan ayrı zikredilmesi, Kur'an-ı Kerim'in daha o zaman dahi içkiyi hoş bir şey saymadığını gösterir. Böylece bir bakıma içkinin iyi bir rızık olmadığına dolaylı olarak işaret buyurulmuştur. Bundan sonra, sırasıyla, içkide -bazı zahirî faydalar yanında- büyük bir kötülük bulunduğunu (Bakara, 215), sarhoş olarak namaz kılmanın haram olduğunu (Nisâ, 43) ve nihayet içkinin şeytanın işlerinden bir murdar olduğunu bildiren ve içki içmeyi yasaklayan (Mâide, 90-91) âyetler gelmiştir.} ﻭَﺍَﻭْﺣٰﻰﺭَﺑُّﻜَﺎِﻟَﻰ ﺍﻟﻨَّﺤْﻞِ ﺍَﻥِ ﺍﺗَّﺨِﺬ۪ﻯ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠِﺒَﺎﻝِ ﺑُﻴُﻮﺗًﺎ ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮِ ﻭَﻣِﻤَّﺎ ﻳَﻌْﺮِﺷُﻮﻥَۙ﴾٦٨﴿ ﺛُﻢَّ ﻛُﻠ۪ﻰ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺍﻟﺜَّﻤَﺮَﺍﺕِ ﻓَﺎﺳْﻠُﻜ۪ﻰ ﺳُﺒُﻠَﺮَﺑِّﻜِﺬُﻟُﻼﺎۜ ﻳَﺨْﺮُﺝُ ﻣِﻦْ ﺑُﻄُﻮﻧِﻬَﺎ ﺷَﺮَﺍﺏٌ ﻣُﺨْﺘَﻠِﻒٌ ﺍَﻟْﻮَﺍﻧُﻪُ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺷِﻔَٓﺎﺀٌ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِۜ ﺍِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺔً ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳَﺘَﻔَﻜَّﺮُﻭﻥَ﴾٦٩﴿ 68-69- Rabbin bal arısına: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler (kovanlar) edin. Sonra meyvelerin her birinden ye ve Rabbinin sana kolaylaştırdığı yaylım yollarına gir, diye ilham etti. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şerbet (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Elbette bunda düşünen bir kavim için büyük bir ibret vardır. ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺨَﻠَﻘَﻜُﻢْ ﺛُﻢَّ ﻳَﺘَﻮَﻓّٰﻴﻜُﻢْ ﻭَﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻣَﻦْ ﻳُﺮَﺩُّ ﺍِﻟٰٓﻰ ﺍَﺭْﺫَﻝِ ﺍﻟْﻌُﻤُﺮِ ﻟِﻜَﻰْ ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢَ ﺑَﻌْﺪَ ﻋِﻠْﻢٍ ﺷَﻴْﺌًﺎۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠ۪ﻴﻢٌ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ۟﴾٧٠﴿ 70- Sizi Allah yarattı; sonra sizi vefat ettirecek. Daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazı kimseler ömrün en kötü çağına kadar yaşatılacak Şüphesiz ki Allah bilgilidir, kudretlidir. ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﻔَﻀَّﻞَ ﺑَﻌْﻀَﻜُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺑَﻌْﺾٍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺮِّﺯْﻕِۚ ﻓَﻤَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻓُﻀِّﻠُﻮﺍ ﺑِﺮَٓﺍﺩّ۪ﻯ ﺭِﺯْﻗِﻬِﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻣَﻠَﻜَﺖْ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧُﻬُﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺳَﻮَٓﺍﺀٌۜ ﺍَﻓَﺒِﻨِﻌْﻤَﺔِﺍﻟﻠّٰﻬِﻴَﺠْﺤَﺪُﻭﻥَ﴾٧١﴿ 71- Allah kiminize kiminizden daha bol rızık verdi. Bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere verip de bu hususta kendilerini onlara eşit kılmazlar. Durum böyle iken Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar? ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺠَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻜُﻢْ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟًﺎ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﺯْﻭَﺍﺟِﻜُﻢْ ﺑَﻨ۪ﻴﻦَ ﻭَﺣَﻔَﺪَﺓً ﻭَﺭَﺯَﻗَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻄَّﻴِّﺒَﺎﺕِۜ ﺍَﻓَﺒِﺎﻟْﺒَﺎﻃِﻞِ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﻭَﺑِﻨِﻌْﻤَﺘِﺎﻟﻠّٰﻬِﻬُﻢْ ﻳَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَۙ﴾٧٢﴿ 72- Allah size kendi nefislerinizden eşler yarattı, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz gıdalarla rızıklandırdı. Onlar hâla bâtıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar? ﻭَﻳَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤَﺎﻻﺎ ﻳَﻤْﻠِﻚُ ﻟَﻬُﻢْ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺴْﺘَﻄ۪ﻴﻌُﻮﻥَۚ﴾٧٣﴿ 73- (Müşrikler) Allah'ı bırakıp da kendilerine göklerde ve yerde olan rızıktan hiçbir şey veremeyen ve buna asla güçleri yetmeyen şeylere (putlara) tapıyorlar. ﻓَﻼﺎ ﺗَﻀْﺮِﺑُﻮﺍﻟِﻠّٰﻬِﺎﻻﺎَﻣْﺜَﺎﻝَۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻻﺎﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٧٤﴿ 74- Allah için emsal göstermeyin. Çünkü Allah bilir, siz ise bilmezsiniz. ﺿَﺮَﺑَﺎﻟﻠّٰﻬُﻤَﺜَﻼﺎ ﻋَﺒْﺪًﺍ ﻣَﻤْﻠُﻮﻛًﺎ ﻻﺎﻳَﻘْﺪِﺭُ ﻋَﻠٰﻰ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﻣَﻦْ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻩُ ﻣِﻨَّﺎ ﺭِﺯْﻗًﺎ ﺣَﺴَﻨًﺎ ﻓَﻬُﻮَ ﻳُﻨْﻔِﻖُ ﻣِﻨْﻪُ ﺳِﺮًّﺍ ﻭَﺟَﻬْﺮًﺍۜ ﻫَﻞْ ﻳَﺴْﺘَﻮُ۫ﻥَۜ ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُﻟِﻠّٰﻬِۜﺒَﻞْ ﺍَﻛْﺜَﺮُﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٧٥﴿ 75- Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler. {Allah Teâlâ bu âyette bir benzetme yapmıştır. Hürriyetine sahip olmayan köleler ile güzel bir rızık ile rızıklandırıldıktan sonra, onu fakir ve yoksullara harcayan hür ve zengin kimseler eşit olur mu? Elbette bunlar eşit olmazlar. İşte bunun gibi, Allah'tan başkasına tapanlar da taptıkları şeylerin köleleri durumundadırlar.Yalnızca Allah'a ibadet eden müminler ise hür kimselerdir. Onlar Allah'tan başka hiçbir gücün karşısında eğilmezler. Elbette ki bu iki gurup da eşit değildir.} ﻭَﺿَﺮَﺑَﺎﻟﻠّٰﻬُﻤَﺜَﻼﺎ ﺭَﺟُﻠَﻴْﻦِ ﺍَﺣَﺪُﻫُﻤَٓﺎ ﺍَﺑْﻜَﻢُ ﻻﺎﻳَﻘْﺪِﺭُ ﻋَﻠٰﻰ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﻫُﻮَ ﻛَﻞٌّ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻮْﻟٰﻴﻪُۙ ﺍَﻳْﻨَﻤَﺎ ﻳُﻮَﺟِّﻬْﻪُ ﻻﺎﻳَﺎْﺕِ ﺑِﺨَﻴْﺮٍۜ ﻫَﻞْ ﻳَﺴْﺘَﻮ۪ﻯ ﻫُﻮَۙ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﺎْﻣُﺮُ ﺑِﺎﻟْﻌَﺪْﻝِۙ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٍ۟﴾٧٦﴿ 76- Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan biri dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayır getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu? ﻭَﻟِﻠّٰﻬِﻐَﻴْﺐُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِۜ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍَﻣْﺮُﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔِ ﺍِﻻَﺎ ﻛَﻠَﻤْﺢِ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮِ ﺍَﻭْ ﻫُﻮَ ﺍَﻗْﺮَﺏُۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ﴾٧٧﴿ 77- Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Kıyametin kopması ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir. ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﺧْﺮَﺟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺑُﻄُﻮﻥِ ﺍُﻣَّﻬَﺎﺗِﻜُﻢْ ﻻﺎﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺷَﻴْﺌًﺎۙ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟﺴَّﻤْﻊَ ﻭَﺍﻻﺎَﺑْﺼَﺎﺭَ ﻭَﺍﻻﺎَﻓْﺌِﺪَﺓَۙ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺸْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾٧٨﴿ 78- Siz, hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. {"Siz hiçbir şey bilmezken" ifadesi için yapılmış izahlar vardır: 1. Siz babalarınızın sulbünde bulunduğunuz sırada sizden alınan misakı bilmezken. 2. Sizin için hükmedilen iyi veya kötü kaderi bilmezken. 3. Menfaatlerinize olan şeyleri bilmezken.} ﺍَﻟَﻢْ ﻳَﺮَﻭْﺍ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻄَّﻴْﺮِ ﻣُﺴَﺨَّﺮَﺍﺕٍ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻮِّ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِۜ ﻣَﺎﻳُﻤْﺴِﻜُﻬُﻦَّ ﺍِﻻَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُۜﺎِﻥَّ ﻓ۪ﻰ ﺫٰﻟِﻚَ ﻻﺎٰﻳَﺎﺕٍ ﻟِﻘَﻮْﻡٍ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ﴾٧٩﴿ 79- Göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak uçuşan kuşları görmediler mi? Onları orada Allah'tan başkası tutamaz. Kuşkusuz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır. ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺠَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺑُﻴُﻮﺗِﻜُﻢْ ﺳَﻜَﻨًﺎ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦْ ﺟُﻠُﻮﺩِ ﺍﻻﺎَﻧْﻌَﺎﻡِ ﺑُﻴُﻮﺗًﺎ ﺗَﺴْﺘَﺨِﻔُّﻮﻧَﻬَﺎ ﻳَﻮْﻡَ ﻇَﻌْﻨِﻜُﻢْ ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﺍِﻗَﺎﻣَﺘِﻜُﻢْۙ ﻭَﻣِﻦْ ﺍَﺻْﻮَﺍﻓِﻬَﺎ ﻭَﺍَﻭْﺑَﺎﺭِﻫَﺎ ﻭَﺍَﺷْﻌَﺎﺭِﻫَٓﺎ ﺍَﺛَﺎﺛًﺎ ﻭَﻣَﺘَﺎﻋًﺎ ﺍِﻟٰﻰ ﺣ۪ﻴﻦٍ﴾٨٠﴿ 80- Allah, evlerinizi sizin için bir huzur ve sükûn yeri yaptı ve sizin için davar derilerinden gerek göç gününüzde, gerekse konaklama gününüzde, kolayca taşıyacağınız evler; yünlerinden, yapağılarından ve kıllarından bir süreye kadar (faydalanacağınız) bir ev eşyası ve bir ticaret malı meydana getirdi. ﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺠَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻤَّﺎ ﺧَﻠَﻖَ ﻇِﻼﺎﻻﺎ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﺠِﺒَﺎﻝِ ﺍَﻛْﻨَﺎﻧًﺎ ﻭَﺟَﻌَﻞَ ﻟَﻜُﻢْ ﺳَﺮَﺍﺑ۪ﻴﻞَ ﺗَﻘ۪ﻴﻜُﻢُ ﺍﻟْﺤَﺮَّ ﻭَﺳَﺮَﺍﺑ۪ﻴﻞَ ﺗَﻘ۪ﻴﻜُﻢْ ﺑَﺎْﺳَﻜُﻢْۜ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﻳُﺘِﻢُّ ﻧِﻌْﻤَﺘَﻪُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗُﺴْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾٨١﴿ 81- Allah, yarattıklarından sizin için gölgeler yaptı. Dağlarda da sizin için barınaklar yarattı. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi koruyacak zırhlar yarattı. İşte böylece Allah, müslüman olmanız için üzerinize nimetini tamamlıyor. ﻓَﺎِﻥْ ﺗَﻮَﻟَّﻮْﺍ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﺒَﻼﺎﻍُ ﺍﻟْﻤُﺒ۪ﻴﻦُ﴾٨٢﴿ 82- (Ey Resûlüm!) Yine de yüz çevirirlerse, artık sana düşen ancak açık bir tebliğden ibarettir. ﻳَﻌْﺮِﻓُﻮﻥَ ﻧِﻌْﻤَﺘَﺎﻟﻠّٰﻬِﺜُﻢَّ ﻳُﻨْﻜِﺮُﻭﻧَﻬَﺎ ﻭَﺍَﻛْﺜَﺮُﻫُﻢُ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ۟﴾٨٣﴿ 83- Onlar Allah'ın nimetini bilirler (itiraf ederler). Sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfirdir. {İmam Suddî'ye göre âyette zikredilen "Allah'ın nimeti" Allah Resûlü'nün peygamberliğidir. Bunu, kendilerine gösterilen bunca mucizelerle tanıdıkları halde inatları yüzünden yine de inkâr ederler. İşte onlar Allah'ın adını ettiği bu ve benzeri nimetleri çok iyi bilirler, hatta onların Allah'tan olduğunu da kabul ederler. Fakat ibadete gelince, Allah'ın emirlerini değil kendi kötü nefislerinin emirlerini dinlerler. Bu âyet, ilim ve akıl sahibi olmak ile iman etmenin aynı şeyler olmadığını, imanın her şeyden üstünlüğünü ifade eder.} ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﻧَﺒْﻌَﺚُ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﺍُﻣَّﺔٍ ﺷَﻬ۪ﻴﺪًﺍ ﺛُﻢَّ ﻻﺎ ﻳُﻮْۭﺫَﻥُ ﻟِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳُﺴْﺘَﻌْﺘَﺒُﻮﻥَ﴾٨٤﴿ 84- Her ümmetten bir şahit göndereceğimiz gün, artık ne kâfir olanlara (özür dilemelerine) izin verilir ne de onların özür dilemeleri istenir. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺭَﺍَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻇَﻠَﻤُﻮﺍ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏَ ﻓَﻼﺎ ﻳُﺨَﻔَّﻒُ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻈَﺮُﻭﻥَ﴾٨٥﴿ 85- O zulmedenler azabı gördüklerinde, artık onlardan azap hafifletilmez, onlara mühlet de verilmez. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺭَﺍَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺷْﺮَﻛُﻮﺍ ﺷُﺮَﻛَٓﺎﺀَ ﻫُﻢْ ﻗَﺎﻟُﻮﺍﺭَﺑَّﻨَﺎﻫٰٓﻮُۭ۬ﻻٓﺎﺀِ ﺷُﺮَﻛَٓﺎﻭُۭ۬ﻧَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛُﻨَّﺎ ﻧَﺪْﻋُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺩُﻭﻧِﻚَۚ ﻓَﺎَﻟْﻘَﻮْﺍ ﺍِﻟَﻴْﻬِﻢُ ﺍﻟْﻘَﻮْﻝَ ﺍِﻧَّﻜُﻢْ ﻟَﻜَﺎﺫِﺑُﻮﻥَۚ﴾٨٦﴿ 86- (Allah'a) ortak koşanlar, ortak koştukları şeyleri gördükleri zaman derler ki: "Rabbimiz! İşte bunlar, seni bırakıp da tapmış olduğumuz ortaklarımızdır." Onlar da bunlara: "Siz mutlaka yalancılarsınız" diye söz atarlar. ﻭَﺍَﻟْﻘَﻮْﺍ ﺍِﻟَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﻴَﻮْﻣَﺌِﺬٍ ۨﺍﻟﺴَّﻠَﻢَ ﻭَﺿَﻞَّ ﻋَﻨْﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻔْﺘَﺮُﻭﻥَ﴾٨٧﴿ 87- O gün Allah'a teslim (bayrağını) çekerler ve uydurmakta oldukları şeyler onlardan kaybolup gider. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻛَﻔَﺮُﻭﺍ ﻭَﺻَﺪُّﻭﺍ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِﺰِﺩْﻧَﺎﻫُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺑًﺎ ﻓَﻮْﻕَ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏِ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳُﻔْﺴِﺪُﻭﻥَ﴾٨٨﴿ 88- İnkâr edip de (insanları) Allah yolundan alıkoyanlar var ya, işte onlara, yapmakta oldukları bozgunculuklar sebebiyle, azaplarını kat kat artıracağız. ﻭَﻳَﻮْﻡَ ﻧَﺒْﻌَﺚُ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﺍُﻣَّﺔٍ ﺷَﻬ۪ﻴﺪًﺍ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻣِﻦْ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ ﻭَﺟِﺌْﻨَﺎ ﺑِﻚَ ﺷَﻬ۪ﻴﺪًﺍ ﻋَﻠٰﻰ ﻫٰٓﻮُۭ۬ﻻٓﺎﺀِۜ ﻭَﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺗِﺒْﻴَﺎﻧًﺎ ﻟِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻭَﻫُﺪًﻯ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔً ﻭَﺑُﺸْﺮٰﻯ ﻟِﻠْﻤُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَ۟﴾٨٩﴿ 89- O gün her ümmetin içinden kendilerine birer şahit göndereceğiz. Seni de hepsinin üzerine şahit olarak getireceğiz. Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik. ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﺎْﻣُﺮُ ﺑِﺎﻟْﻌَﺪْﻝِ ﻭَﺍﻻﺎِﺣْﺴَﺎﻥِ ﻭَﺍ۪ﻳﺘَٓﺎﻯِۭ ﺫِﻯ ﺍﻟْﻘُﺮْﺑٰﻰ ﻭَﻳَﻨْﻬٰﻰ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻔَﺤْﺸَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﻜَﺮِ ﻭَﺍﻟْﺒَﻐْﻰِۚ ﻳَﻌِﻈُﻜُﻢْ ﻟَﻌَﻠَّﻜُﻢْ ﺗَﺬَﻛَّﺮُﻭﻥَ﴾٩٠﴿ 90- Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor. {Allah Teâlâ bu âyette dünya nizamını sağlayan üç esası emrediyor; buna karşılık üç çirkin davranışı da yasaklıyor. Emrettiği esaslar: Adalet, ihsan ve akrabaya yardımdır. Yasakladıkları ise: Fuhuş, münker ve zulümdür. Adalet: Her şeyi tam olarak yerine getirmek, herkesin hakkını vermek ve ölçülü davranmak demektir. İhsan: İyilik etmek, hayır yapmak, bağışta bulunmak ve emredilen şeyi gerektiği gibi yerine getirmek demektir. İbadette ihsan: Allah'ı görür gibi ibadet etmektir. Akrabaya yardım: Uzak ve yakın akrabaya iyilik etmek, ihtiyaçlarını karşılamak ve onlara karşı iyi davranmak demektir. Fahşâ: Yalan, iftira ve zina gibi söz veya fiille işlenen günah ve çirkinliklerdir. Münker: Şeriat ve aklıselimin beğenmeyip fena kabul ettiği iş ve davranış demektir. Bağy: İnsanlara karşı üstünlük iddia edip onları, zulüm ve baskı altında yaşatmak demektir. İşte Allah Teâlâ bu üç kötü şeyi de yasaklamıştır.} ﺣﺤﺤﺰﺯﺯﺑﺒﺒﺚ ﻭَﺍَﻭْﻓُﻮﺍ ﺑِﻌَﻬْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِﺎِﺫَﺍ ﻋَﺎﻫَﺪْﺗُﻢْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻨْﻘُﻀُﻮﺍ ﺍﻻﺎَﻳْﻤَﺎﻥَ ﺑَﻌْﺪَ ﺗَﻮْﻛ۪ﻴﺪِﻫَﺎ ﻭَﻗَﺪْ ﺟَﻌَﻠْﺘُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬَﻌَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻛَﻔ۪ﻴﻼﺎۜ ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻴَﻌْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﺗَﻔْﻌَﻠُﻮﻥَ﴾٩١﴿ 91- Antlaşma yaptığınız zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin ve Allah'ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Şüphesiz Allah, yapacağınız şeyleri pek iyi bilir. ﻭَﻻﺎ ﺗَﻜُﻮﻧُﻮﺍ ﻛَﺎﻟَّﺘ۪ﻰ ﻧَﻘَﻀَﺖْ ﻏَﺰْﻟَﻬَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻗُﻮَّﺓٍ ﺍَﻧْﻜَﺎﺛًﺎۜ ﺗَﺘَّﺨِﺬُﻭﻥَ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧَﻜُﻢْ ﺩَﺧَﻼﺎ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﺍَﻥْ ﺗَﻜُﻮﻥَ ﺍُﻣَّﺔٌ ﻫِﻰَ ﺍَﺭْﺑٰﻰ ﻣِﻦْ ﺍُﻣَّﺔٍۜ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﺒْﻠُﻮﻛُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺒِﻪ۪ۜ ﻭَﻟَﻴُﺒَﻴِّﻨَﻦَّ ﻟَﻜُﻢْ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﻣَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺗَﺨْﺘَﻠِﻔُﻮﻥَ﴾٩٢﴿ 92- Bir toplum diğer bir toplumdan (sayıca ve malca) daha çok olduğu için yeminlerinizi, aranızda bir fesat aracı edinerek ipliğini sağlamca büktükten sonra, çözüp bozan (kadın) gibi olmayın. Allah, bununla sizi imtihan etmektedir. Hakkında ihtilafa düşmekte olduğunuz şeyi kıyamet gününde mutlaka size açıklayacaktır. ﻭَﻟَﻮْ ﺷَٓﺎﺀَﺍﻟﻠّٰﻬُﻠَﺠَﻌَﻠَﻜُﻢْ ﺍُﻣَّﺔً ﻭَﺍﺣِﺪَﺓً ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻳُﻀِﻞُّ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُ ﻭَﻳَﻬْﺪ۪ﻯ ﻣَﻦْ ﻳَﺸَٓﺎﺀُۜ ﻭَﻟَﺘُﺴْﺌَﻠُﻦَّ ﻋَﻤَّﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٩٣﴿ 93- Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet kılardı; fakat O, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Yaptıklarınızdan mutlaka sorumlu tutulacaksınız. ﻭَﻻﺎ ﺗَﺘَّﺨِﺬُٓﻭﺍ ﺍَﻳْﻤَﺎﻧَﻜُﻢْ ﺩَﺧَﻼﺎ ﺑَﻴْﻨَﻜُﻢْ ﻓَﺘَﺰِﻝَّ ﻗَﺪَﻡٌ ﺑَﻌْﺪَ ﺛُﺒُﻮﺗِﻬَﺎ ﻭَﺗَﺬُﻭﻗُﻮﺍ ﺍﻟﺴُّٓﻮﺀَ ﺑِﻤَﺎ ﺻَﺪَﺩْﺗُﻢْ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻼﺎﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﻟَﻜُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾٩٤﴿ 94- Yeminlerinizi aranızda fesada araç edinmeyin, aksi halde (İslâm'da) sebat etmişken ayağınız kayar da (insanları) Allah yolundan alıkoymanız sebebiyle (dünyada) kötülüğü tadarsınız. Sizin için (ahirette de) büyük bir azap vardır. ﻭَﻻﺎ ﺗَﺸْﺘَﺮُﻭﺍ ﺑِﻌَﻬْﺪِﺍﻟﻠّٰﻬِﺜَﻤَﻨًﺎ ﻗَﻠ۪ﻴﻼﺎۜ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﻬُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾٩٥﴿ 95- Allah'ın ahdini az bir karşılığa değişmeyin! Şayet anlayan kimseler iseniz, şüphesiz Allah katında olan (sevap) sizin için daha hayırlıdır. ﻣَﺎ ﻋِﻨْﺪَﻛُﻢْ ﻳَﻨْﻔَﺪُ ﻭَﻣَﺎ ﻋِﻨْﺪَﺍﻟﻠّٰﻬِﺒَﺎﻕٍۜ ﻭَﻟَﻨَﺠْﺰِﻳَﻦَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺻَﺒَﺮُٓﻭﺍ ﺍَﺟْﺮَﻫُﻢْ ﺑِﺎَﺣْﺴَﻦِ ﻣَﺎﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٩٦﴿ 96- Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, Allah katındakiler ise bâkidir. Elbette sabırlı davrananlara yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz. ﻣَﻦْ ﻋَﻤِﻞَ ﺻَﺎﻟِﺤًﺎ ﻣِﻦْ ﺫَﻛَﺮٍ ﺍَﻭْ ﺍُﻧْﺜٰﻰ ﻭَﻫُﻮَ ﻣُﻮْۭﻣِﻦٌ ﻓَﻠَﻨُﺤْﻴِﻴَﻨَّﻪُ ﺣَﻴٰﻮﺓً ﻃَﻴِّﺒَﺔًۚ ﻭَﻟَﻨَﺠْﺰِﻳَﻨَّﻬُﻢْ ﺍَﺟْﺮَﻫُﻢْ ﺑِﺎَﺣْﺴَﻦِ ﻣَﺎﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﻌْﻤَﻠُﻮﻥَ﴾٩٧﴿ 97- Erkek veya kadın, mümin olarak kim iyi amel işlerse, onu mutlaka güzel bir hayat ile yaşatırız. Ve mükâfatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz. ﻓَﺎِﺫَﺍ ﻗَﺮَﺍْﺕَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﻓَﺎﺳْﺘَﻌِﺬْﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦَ ﺍﻟﺸَّﻴْﻄَﺎﻥِ ﺍﻟﺮَّﺟ۪ﻴﻢِ﴾٩٨﴿ 98- Kur'an okuduğun zaman o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın! {Allah Teâlâ, Kur'an okumak isteyen kimseye, önce şeytanın şerrinden Allah'a sığınmasını emretmektedir. Bu sığınma "Eûzü billâhi mineşşeytanirracîm" demekle olur. Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım demektir.} ﺍِﻧَّﻪُ ﻟَﻴْﺲَ ﻟَﻪُ ﺳُﻠْﻄَﺎﻥٌ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻋَﻠٰﻰﺭَﺑِّﻬِﻤْﻴَﺘَﻮَﻛَّﻠُﻮﻥَ﴾٩٩﴿ 99- Gerçek şu ki: İman edip de yalnız Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) bir hakimiyeti yoktur. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺳُﻠْﻄَﺎﻧُﻪُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﺘَﻮَﻟَّﻮْﻧَﻪُ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫُﻢْ ﺑِﻪ۪ ﻣُﺸْﺮِﻛُﻮﻥَ۟﴾١٠٠﴿ 100- Onun hakimiyeti, ancak onu dost edinenlere ve onu Allah'a ortak koşanlaradır. ﻭَﺍِﺫَﺍ ﺑَﺪَّﻟْﻨَٓﺎ ﺍٰﻳَﺔً ﻣَﻜَﺎﻥَ ﺍٰﻳَﺔٍۙﻭَﺍﻟﻠّٰﻬُﺎَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﺎ ﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍِﻧَّﻤَٓﺎ ﺍَﻧْﺖَ ﻣُﻔْﺘَﺮٍۜ ﺑَﻞْ ﺍَﻛْﺜَﺮُﻫُﻢْ ﻻﺎﻳَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾١٠١﴿ 101- Biz bir âyetin yerine başka bir âyeti getirdiğimiz zaman -ki Allah, neyi indireceğini çok iyi bilir- "Sen ancak bir iftiracısın" dediler. Hayır; onların çoğu bilmezler. {Rivayete göre şiddet ifade eden bir âyet gelince kâfirler: "Muhammed bugün emrettiğini yarın yasaklayarak ashabıyla alay ediyor" diyorlardı. Bu âyet onlara bu konuda cevap teşkil eder. Nesh ve değiştirme, kulların maslahatına, ihtiyaçlarına göre Allah'ın bir lütfu olarak gerçekleşir. Bu durum, bir doktorun hastasına, tedavinin seyri boyunca bir ilaç vermişken değiştirip başka bir ilaç vermesine benzer. Binâenaleyh bir âyetin neshedilip yerine başka bir âyetin gönderilmesi, Allah'ın "ilim" sıfatına bir eksiklik getirmez, bilâkis "hakîm" olmasının bir eseridir.} ﻗُﻞْ ﻧَﺰَّﻟَﻪُ ﺭُﻭﺡُ ﺍﻟْﻘُﺪُﺱِ ﻣِﻨْﺮَﺑِّﻜَﺒِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻟِﻴُﺜَﺒِّﺖَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﻭَﻫُﺪًﻯ ﻭَﺑُﺸْﺮٰﻯ ﻟِﻠْﻤُﺴْﻠِﻤ۪ﻴﻦَ﴾١٠٢﴿ 102- De ki: Onu, Mukaddes Rûh (Cebrail), iman edenlere sebat vermek, müslümanları doğru yola iletmek ve onlara müjde vermek için, Rabbin katından hak olarak indirdi. ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﻧَﻌْﻠَﻢُ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﻥَ ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳُﻌَﻠِّﻤُﻪُ ﺑَﺸَﺮٌۜ ﻟِﺴَﺎﻥُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳُﻠْﺤِﺪُﻭﻥَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍَﻋْﺠَﻤِﻰٌّ ﻭَﻫٰﺬَﺍ ﻟِﺴَﺎﻥٌ ﻋَﺮَﺑِﻰٌّ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ﴾١٠٣﴿ 103- Şüphesiz biz onların: "Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır. {Müşrikler, insanları şüpheye düşürmek ve onların kalplerini çelmek maksadıyla, Kur'an'ı Peygamber'e Rum ve Hıristiyan dinine mensup Cebrâ veya Yaiş adında bir kölenin öğrettiğini ileri sürdüler. Halbuki köle, Rum olduğu için, Arapçayı doğru dürüst bilmiyordu. Kur'an'ın fesahat ve belâğatı karşısında ise, bütün Arap edipleri hayretlerini gizleyememişlerdi. Kur'an indikten sonra, Kâbe duvarında askıda bulunan, en üstün şiirlerini bile askıdan almışlar ve "Kur'an varken bu şiir askıda kalamaz" diyerek, Kur'an'ın üstünlüğünü itiraf etmişlerdi. Arapçayı doğru dürüst bilemeyen yabancı bir köle böyle üstün bir eser meydana getirebilir miydi? Elbetteki hayır. İşte bu âyet onların bu tutarsız iddialarına cevap vermektedir.} ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِۙﻼﺎﻳَﻬْﺪ۪ﻳﻬِﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﻮَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾١٠٤﴿ 104- Allah'ın âyetlerine inanmayanlar yok mu, kuşkusuz Allah onları doğru yola iletmez ve onlar için elem verici bir azap vardır. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﻳَﻔْﺘَﺮِﻯ ﺍﻟْﻜَﺬِﺏَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻻﺎﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎٰﻳَﺎﺗِﺎﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻜَﺎﺫِﺑُﻮﻥَ﴾١٠٥﴿ 105- Allah'ın âyetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir. ﻣَﻦْ ﻛَﻔَﺮَﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻤِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺍ۪ﻳﻤَﺎﻧِﻪ۪ٓ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﻦْ ﺍُﻛْﺮِﻩَ ﻭَﻗَﻠْﺒُﻪُ ﻣُﻄْﻤَﺌِﻦٌّ ﺑِﺎﻻﺎ۪ﻳﻤَﺎﻥِ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻣَﻦْ ﺷَﺮَﺡَ ﺑِﺎﻟْﻜُﻔْﺮِ ﺻَﺪْﺭًﺍ ﻓَﻌَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻏَﻀَﺐٌ ﻣِﻨَﺎﻟﻠّٰﻬِۚﻮَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ﴾١٠٦﴿ 106- Kim iman ettikten sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi iman ile dolu olduğu halde (inkâra) zorlanan başka- fakat kim kalbini kâfirliğe açarsa, işte Allah'ın gazabı bunlaradır; onlar için büyük bir azap vardır. {Rivayet olunduğuna göre Kureyş kâfirleri, Ammar ile babası Yâsir ve anası Sümeyye'yi, zorla dinlerinden döndürmeye kalkıştılar. Onlar bunu kabul etmeyince, Sümeyye'nin iki ayağını iki deveye bağlayıp ters istikamette çektirerek parçaladılar. Yâsir'i de şehit ettiler. İslâm'da ilk şehitler bunlardır. Ammar ise, onların işkencelerine dayanamayarak, diliyle onların istedikleri şekilde inkâr etti. Durum Resûlullah (s.a.)'a bildirilince, "Ammar başından ayağına kadar imanla doludur. İman onun etine, kanına karışmıştır!" buyurduktan sonra Ammar'a: "Seni yine zorlarlarsa, istediklerini söyle" dedi. Bu durum, zorlama karşısında sadece dille inkâr etmenin caiz olduğuna bir delildir.} ﺫٰﻟِﻚَ ﺑِﺎَﻧَّﻬُﻢُ ﺍﺳْﺘَﺤَﺒُّﻮﺍ ﺍﻟْﺤَﻴٰﻮﺓَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِۙ ﻭَﺍَﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻼﺎ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍﻟْﻘَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٠٧﴿ 107- Bu (azap), onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kâfirler topluluğunu hidayete erdirmemesinden ötürüdür. ﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻃَﺒَﻌَﺎﻟﻠّٰﻬُﻌَﻠٰﻰ ﻗُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻭَﺳَﻤْﻌِﻬِﻢْ ﻭَﺍَﺑْﺼَﺎﺭِﻫِﻢْۚ ﻭَﺍُﻭ۬ﻟٰٓﺌِﻚَ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﻐَﺎﻓِﻠُﻮﻥَ﴾١٠٨﴿ 108- İşte onlar Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Ve onlar gafillerin kendileridir. ﻻﺎﺟَﺮَﻡَ ﺍَﻧَّﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺳِﺮُﻭﻥَ﴾١٠٩﴿ 109- Hiç şüphesiz onlar ahirette ziyana uğrayanların ta kendileridir. ﺛُﻢَّ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻠِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺎﺟَﺮُﻭﺍ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﻣَﺎ ﻓُﺘِﻨُﻮﺍ ﺛُﻢَّ ﺟَﺎﻫَﺪُﻭﺍ ﻭَﺻَﺒَﺮُٓﻭﺍۙ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻤِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻫَﺎ ﻟَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ۟﴾١١٠﴿ 110- Sonra şüphesiz Rabbin, eziyet edildikten sonra hicret edip, ardından da sabrederek cihad edenlerin yardımcısıdır. Bütün bunlardan sonra Rabbin elbette çok bağışlayan, pek esirgeyendir. ﻳَﻮْﻡَ ﺗَﺎْﺗ۪ﻰ ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﺗُﺠَﺎﺩِﻝُ ﻋَﻦْ ﻧَﻔْﺴِﻬَﺎ ﻭَﺗُﻮَﻓّٰﻰ ﻛُﻞُّ ﻧَﻔْﺲٍ ﻣَﺎ ﻋَﻤِﻠَﺖْ ﻭَﻫُﻢْ ﻻﺎﻳُﻈْﻠَﻤُﻮﻥَ﴾١١١﴿ 111- O gün, herkes gelip kendi canını kurtarmak için uğraşır ve herkese yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir, onlara asla zulmedilmez. ﻭَﺿَﺮَﺑَﺎﻟﻠّٰﻬُﻤَﺜَﻼﺎ ﻗَﺮْﻳَﺔً ﻛَﺎﻧَﺖْ ﺍٰﻣِﻨَﺔً ﻣُﻄْﻤَﺌِﻨَّﺔً ﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻬَﺎ ﺭِﺯْﻗُﻬَﺎ ﺭَﻏَﺪًﺍ ﻣِﻦْ ﻛُﻞِّ ﻣَﻜَﺎﻥٍ ﻓَﻜَﻔَﺮَﺕْ ﺑِﺎَﻧْﻌُﻤِﺎﻟﻠّٰﻬِﻔَﺎَﺫَﺍﻗَﻬَﺎﺍﻟﻠّٰﻬُﻠِﺒَﺎﺱَ ﺍﻟْﺠُﻮﻉِ ﻭَﺍﻟْﺨَﻮْﻑِ ﺑِﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻳَﺼْﻨَﻌُﻮﻥَ﴾١١٢﴿ 112- Allah, (ibret için) bir ülkeyi örnek verdi: Bu ülke güvenli, huzurlu idi; ona rızkı her yerden bol bol gelirdi. Sonra onlar Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ettiler. Allah da onlara, yaptıklarından ötürü açlık ve korku sıkıntısını tattırdı. {Bu ülkeden maksat Mekke'dir. Zira Mekkeliler Allah Resûlü'nü yalanladılar ve nâil oldukları bunca refaha karşı nankörlük ettiler de arkasından yedi yıl korkunç kıtlığa uğradılar.} ﻭَﻟَﻘَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻫُﻢْ ﺭَﺳُﻮﻝٌ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻓَﻜَﺬَّﺑُﻮﻩُ ﻓَﺎَﺧَﺬَﻫُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺬَﺍﺏُ ﻭَﻫُﻢْ ﻇَﺎﻟِﻤُﻮﻥَ﴾١١٣﴿ 113- Andolsun ki, onlara kendilerinden peygamber geldi de onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap onları yakalayıverdi. ﻓَﻜُﻠُﻮﺍ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗَﻜُﻤُﺎﻟﻠّٰﻬُﺤَﻼﺎﻻﺎ ﻃَﻴِّﺒًﺎۖ ﻭَﺍﺷْﻜُﺮُﻭﺍ ﻧِﻌْﻤَﺘَﺎﻟﻠّٰﻬِﺎِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺍِﻳَّﺎﻩُ ﺗَﻌْﺒُﺪُﻭﻥَ﴾١١٤﴿ 114- Artık, Allah'ın size verdiği rızıktan helâl ve temiz olarak yeyin, eğer (gerçekten) yalnız Allah'a ibadet ediyorsanız, onun nimetine şükredin. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺣَﺮَّﻡَ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢُ ﺍﻟْﻤَﻴْﺘَﺔَ ﻭَﺍﻟﺪَّﻡَ ﻭَﻟَﺤْﻢَ ﺍﻟْﺨِﻨْﺰ۪ﻳﺮِ ﻭَﻣَٓﺎ ﺍُﻫِﻞَّ ﻟِﻐَﻴْﺮِﺍﻟﻠّٰﻬِﺒِﻪ۪ۚ ﻓَﻤَﻦِ ﺍﺿْﻄُﺮَّ ﻏَﻴْﺮَ ﺑَﺎﻍٍ ﻭَﻻﺎ ﻋَﺎﺩٍ ﻓَﺎِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ﴾١١٥﴿ 115- (Allah) size, sadece ölü hayvanı kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanı haram kıldı. Ancak kim mecbur kalırsa (başkalarının haklarına) saldırmaksızın, sınırı da aşmadan (bunlardan yiyebilir). Çünkü Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir. ﻭَﻻﺎ ﺗَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻟِﻤَﺎ ﺗَﺼِﻒُ ﺍَﻟْﺴِﻨَﺘُﻜُﻢُ ﺍﻟْﻜَﺬِﺏَ ﻫٰﺬَﺍ ﺣَﻼﺎﻝٌ ﻭَﻫٰﺬَﺍ ﺣَﺮَﺍﻡٌ ﻟِﺘَﻔْﺘَﺮُﻭﺍ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻜَﺬِﺏَۜ ﺍِﻥَّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳَﻔْﺘَﺮُﻭﻥَ ﻋَﻠَﻰﺍﻟﻠّٰﻬِﺎﻟْﻜَﺬِﺏَ ﻻﺎﻳُﻔْﻠِﺤُﻮﻥَۜ﴾١١٦﴿ 116- Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak "Bu helâldir, şu da haramdır" demeyin, çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Kuşkusuz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler. {Bir kısım Araplar, kendi kendilerine bazı şeyleri helâl, bazılarını da haram sayıyorlardı. Bazı hayvanları erkeklere mahsus görüyorlar, kadınlara yasaklıyorlardı. İşte 116. âyet, onların bu durumlarına işaret ederek, Allah'ın yasakladığı şeylerden başka bir şeyin haram olmayacağını bildirmektedir.} ﻣَﺘَﺎﻉٌ ﻗَﻠ۪ﻴﻞٌۖ ﻭَﻟَﻬُﻢْ ﻋَﺬَﺍﺏٌ ﺍَﻟ۪ﻴﻢٌ﴾١١٧﴿ 117- (Kazandıkları) pek az bir menfaattir. Halbuki onlar için elem verici bir azap vardır. ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫَﺎﺩُﻭﺍ ﺣَﺮَّﻣْﻨَﺎ ﻣَﺎ ﻗَﺼَﺼْﻨَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻣِﻦْ ﻗَﺒْﻞُۚ ﻭَﻣَﺎ ﻇَﻠَﻤْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻭَﻟٰﻜِﻦْ ﻛَﺎﻧُٓﻮﺍ ﺍَﻧْﻔُﺴَﻬُﻢْ ﻳَﻈْﻠِﻤُﻮﻥَ﴾١١٨﴿ 118- Sana anlattıklarımızı, daha önce, yahudi olanlara da haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, fakat, onlar kendilerine haksızlık ediyorlardı. ﺛُﻢَّ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻠِﻠَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻋَﻤِﻠُﻮﺍﺍﻟﺴُّٓﻮﺀَ ﺑِﺠَﻬَﺎﻟَﺔٍ ﺛُﻢَّ ﺗَﺎﺑُﻮﺍ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِ ﺫٰﻟِﻚَ ﻭَﺍَﺻْﻠَﺤُٓﻮﺍۙ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻤِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻫَﺎ ﻟَﻐَﻔُﻮﺭٌ ﺭَﺣ۪ﻴﻢٌ۟﴾١١٩﴿ 119- Sonra şüphesiz Rabbin, cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tevbe edip durumunudüzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra Rabbin elbet çok bağışlayan, pek esirgeyendir. ﺍِﻥَّ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﻛَﺎﻥَ ﺍُﻣَّﺔً ﻗَﺎﻧِﺘًﺎﻟِﻠّٰﻬِﺤَﻨ۪ﻴﻔًﺎۜ ﻭَﻟَﻢْ ﻳَﻚُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَۙ﴾١٢٠﴿ 120- İbrahim, gerçekten Hakk'a yönelen, Allah'a itaat eden bir önder idi; Allah'a ortak koşanlardan değildi. ﺷَﺎﻛِﺮًﺍ ﻻﺎَﻧْﻌُﻤِﻪِۜ ﺍِﺟْﺘَﺒٰﻴﻪُ ﻭَﻫَﺪٰﻳﻪُ ﺍِﻟٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٍ﴾١٢١﴿ 121- Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Çünkü Allah, onu seçmiş ve doğru yola iletmişti. ﻭَ ﺍٰﺗَﻴْﻨَﺎﻩُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺣَﺴَﻨَﺔًۜ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻟَﻤِﻦَ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤ۪ﻴﻦَۜ﴾١٢٢﴿ 122- Ona dünyada güzellik verdik. Muhakkak ki o, ahirette de sâlihlerdendir. ﺛُﻢَّ ﺍَﻭْﺣَﻴْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍَﻥِ ﺍﺗَّﺒِﻊْ ﻣِﻠَّﺔَ ﺍِﺑْﺮٰﻫ۪ﻴﻢَ ﺣَﻨ۪ﻴﻔًﺎۜ ﻭَﻣَﺎ ﻛَﺎﻥَ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛ۪ﻴﻦَ﴾١٢٣﴿ 123- Sonra da sana: "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy! O müşriklerden değildi" diye vahyettik. ﺍِﻧَّﻤَﺎ ﺟُﻌِﻞَ ﺍﻟﺴَّﺒْﺖُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺧْﺘَﻠَﻔُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِۜ ﻭَﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻠَﻴَﺤْﻜُﻢُ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴٰﻤَﺔِ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻛَﺎﻧُﻮﺍ ﻓ۪ﻴﻪِ ﻳَﺨْﺘَﻠِﻔُﻮﻥَ﴾١٢٤﴿ 124- Cumartesi tatili, ancak onda ihtilaf edenlere (farz) kılınmıştı. Kıyamet günü Rabbin, muhakkak onların ihtilafa düştükleri şey hakkında aralarında hüküm verecektir. ﺍُﺩْﻉُ ﺍِﻟٰﻰ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﺮَﺑِّﻜَﺒِﺎﻟْﺤِﻜْﻤَﺔِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻮْﻋِﻈَﺔِ ﺍﻟْﺤَﺴَﻨَﺔِ ﻭَﺟَﺎﺩِﻟْﻬُﻢْ ﺑِﺎﻟَّﺘ۪ﻰ ﻫِﻰَ ﺍَﺣْﺴَﻦُۜ ﺍِﻧَّﺮَﺑَّﻜَﻬُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻤَﻦْ ﺿَﻞَّ ﻋَﻦْ ﺳَﺒ۪ﻴﻠِﻪ۪ ﻭَﻫُﻮَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﺎﻟْﻤُﻬْﺘَﺪ۪ﻳﻦَ﴾١٢٥﴿ 125- (Resûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir. {Hakk'a dâvet açısından insanlar üç sınıfa ayrılabilir. Bu âyet-i kerime bu üç sınıfa yapılacak dâvet şeklinin bir özeti sayılmalıdır: (1) Aklı selîm sahibi ve eşyanın hakikatini öğrenen araştırıcı âlimler. Dâvette "hikmet" ile davranma bunlar içindir. Zira hikmet, kesin olan delillerdir. (2) Halkın çoğunluğunu teşkil eden ve henüz sağlam fıtratını koruyan orta sınıf. Güzel öğüt bunlar içindir. (3) Mücadeleci, inatçı ve düşman kimseler. Mücadele yolunun en güzeliyle dâvet edilmesi istenenler de bunlardır. Zira unutmamak gerekir ki, Allah Hz. Musa'nın Firavun'a bile yumuşak sözle dâvette bulunmasını emretmiştir.} ﻭَﺍِﻥْ ﻋَﺎﻗَﺒْﺘُﻢْ ﻓَﻌَﺎﻗِﺒُﻮﺍ ﺑِﻤِﺜْﻞِ ﻣَﺎ ﻋُﻮﻗِﺒْﺘُﻢْ ﺑِﻪ۪ۜ ﻭَﻟَﺌِﻦْ ﺻَﺒَﺮْﺗُﻢْ ﻟَﻬُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟِﻠﺼَّﺎﺑِﺮ۪ﻳﻦَ﴾١٢٦﴿ 126- Eğer ceza verecekseniz, size yapılan işkencenin misliyle ceza verin. Ama sabrederseniz, elbette o, sabredenler için daha hayırlıdır. {Resûlullahﺩﻅ٢.a.), Uhud savaşında amcası Hz. Hamza'yı kâfirler tarafından burnu ve kulakları kesilmiş, ciğeri çıkarılmış bir şekilde görünce: "Allah'a andolsun ki, eğer Allah bana zafer verirse senin yerine yetmiş kişiyi böyle yapacağım!" diye yemin etti. Bunun üzerine 126. âyet indi. Resûlullah (s.a.) yeminine keffâret verdi ve onu uygulamadı.} ﻭَﺍﺻْﺒِﺮْ ﻭَﻣَﺎ ﺻَﺒْﺮُﻙَ ﺍِﻻَﺎﺑِﺎﻟﻠّٰﻬِﻮَﻻﺎ ﺗَﺤْﺰَﻥْ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻚُ ﻓ۪ﻰ ﺿَﻴْﻖٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻳَﻤْﻜُﺮُﻭﻥَ﴾١٢٧﴿ 127- Sabret! Senin sabrın da ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı kederlenme; kurmakta oldukları tuzaktan kaygı duyma! ﺍِﻧَّﺎﻟﻠّٰﻬَﻤَﻊَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍﺗَّﻘَﻮْﺍ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫُﻢْ ﻣُﺤْﺴِﻨُﻮﻥَ﴾١٢٨﴿ 128- Çünkü Allah, (kötülükten) sakınanlar ve güzel amel edenlerle beraberdir.