Tahlil:
Kastamonu Lâhikası · s.226
ﺗَﺮْﻣ۪ﻴﻬِﻢْ ﺑِﺤِﺠَﺎﺭَﺓٍ : İki ﺕsekizyüz.İki ﺭdörtyüz.İki ﻡ , bir ﺏ , bir ﺡ , bir ﻯyüz.Tenvin vakf olmadığından ﻥ dur,elli.Bir ﻫـ , bir ﺝ , bir (medde Elif)dokuz.Mecmuu,bin üçyüz ellidokuz(1359). ﻓ۪ﻰ ﺗَﻀْﻠ۪ﻴﻞٍ : ﺽsekizyüz. ﻑ seksen. ﺕ dörtyüz.İki ﻯyirmi.İki ﻝaltmış.Tenvin vakfa rast gelmiş, sayılmaz. Yekûnü,bin üçyüz altmış(1360). ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﻛَﻴْﻒَ ﻓَﻌَﻞَ ﺭَﺑُّﻚَ ﺑِﺎَﺻْﺤَﺎﺏِ ﺍﻟْﻔ۪ﻴﻞِ :İki "re" , bir "te" sekizyüz.İki"fe", iki ﻙikiyüz.İki ﻝ , bir ﻡyüz.Bir ﻉ , bir ﺹyüzaltmış.Dört ﺏ üç elif, bir ﻯ , bir ﺡyirmidokuz.ﺍﻟْﻔ۪ﻴﻞِ yerine gelen ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ daki iki ﺩ , bir elifdokuz.Bir ﻥelli.Bir ﻯon.Bir elif,bir.Bu yekûn,bin üçyüz ellidokuz(1359), eğer okunmayan elif sayılmazsabin üçyüz ellisekiz(1358) eder. Hem arabî, hem rumi tarihiyle bu semavî tokatların ayrı ayrı çeşitlerinin zamanlarına tevafuk ile parmak basıyor. {(Haşiye): Evet bu tokattan, pür-şer beşer şirkten şükre girmezse ve Kur'an'a tarziye vermezse, melaike elleriyle de ahcar-ı semaviye başlarına yağacağını bu sure bir mana-yı işarî ile tehdid ediyor.} Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dualar eylerim.
Kardeşiniz
Said Nursî
Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim! Sabri'nin tabiriyle, Risale-i Nur'un zülfikarı olanHizbü'l-Ekber-i Nurîelhak me'mulümüzün fevkinde gayet parlak ve güzel ve dikkatli ve sıhhatlı ve yanlışları pek az bir tarzda Cenab-ı Hakk'ın inayetiyle vücuda gelmiş. Hâfız Ali, Tahirî, Hâfız Mustafa bu vazifede elhak tam çalışmışlar. Risale-i Nur'un eline bir elmas kılınç verdiler. Kardeşlerim!Bu kudsî hediyeniz bu şehre girdiği aynı zamanda, daha biz haber almadan, memleketimizde talebeler bir kitaba başladığı zaman, Kürdçe meftîhane namında bir ziyafet verdiklerine tam bir misal olarak, Risale-i Nur'un beş talebesi, ayrı ayrı köylerde, ne biz, ne onlar postadan haberimiz yokken, güya bu kudsî kitabın meftîhanesi olarak herbiri, ayrı ayrı taamdan mürekkeb bir küçük ziyafet getirdikleri nev'inde, hiçbir sebeb yokken, bütün bütün âdete muhalif bir tarzda o beşlerin bu noktada ittifakı ve tevafukları, beşimiz (Ben, Emin, Feyzi, Hilmi, Tevfik) müttefikan karar verdik ki, tesadüf kat'iyyen imkânı yok. Demek buradaki medrese-i nuriyenin meftîhanesi olarak, Rahmet-i İlahiye tarafından bir keramet-i nuriyedir. Hem otuz günden beri İnebolu'dan her hafta bir-iki defa geldikleri halde; hiçbiri gelmeden, birden, sebebsiz, bir has talebe üç günde yayan olarakHizbü'l-Ekber'leberaber geldi. İkinci gün, güya onun için gönderilmiş gibi matbu'Hizbü'l-Ekber-i Nuriye'ninbir kısmını aldı, götürdü. Aziz Kardeşlerim!BuHizb-i Nuriyebenim şahsıma ait pek büyük bir keramet-i maneviyesi var. Şimdi beyan etmek zamanı geldi: Yirmiüç sene evvel, Eski Said Yeni Said'e inkılab ettiği zaman, tefekkür mesleğinde gittiği için ﺗَﻔَﻜُّﺮُ ﺳَﺎﻋَﺔٍ ﺧَﻴْﺮٌ ﻣِﻦْ ﻋِﺒَﺎﺩَﺓِ ﺳَﻨَﺔٍ sırrını aradım. Her bir-iki senede o sır, ya arabî, ya türkçe bir risaleyi netice verip suret değişiyordu. ArabîKatre Risalesi'nden,tâÂyetü'l-Kübra Risalesi'nekadar, o hakikat devam edip suretler değiştirerek, tâHizbü'l-Ekber-i Nuriyesuret-i daimesine girdi. Yirmiüç seneden beridir ki, ne vakit sıkılsam ve fikir ve kalbe yorgunluk ve usanç gelse, bu hizbin bir kısmını mütefekkirane okumuşsam, o sıkıntıyı ve usanç ve yorgunluğu izale ediyordu. Hattâ bilâ-istisna, her gece sabaha yakın dört-beş saat meşguliyetten gelen usanç ve yorgunluk, o hizbin altısından birisini okumasıyla hiçbir eseri kalmadığı bin defa tekerrür etmiş. Mühim bir hakikatı, bu hakikat münasebetiyle bu zamanda ehl-i medreseye ve hocalara taalluk eden bir mes'eleyi beyan ediyorum. Şöyle ki: Eski zamandan beri ekser yerlerde medrese taifesi, tekyeler taifesine serfüru' etmiş; yani inkıyad gösterip onlara velayet semereleri için müracaat etmişler. Onların dükkânlarında ezvak-ı imaniyeyi ve envâr-ı hakikatı aramışlar. Hattâ medresenin büyük bir âlimi, tekyenin küçük bir veli şeyhinin elini öper, tâbi' olurdu. O âb-ı hayat çeşmesini tekyede aramışlar. Halbuki medrese içinde daha kısa bir yol hakikatın envârına gittiğini ve ulûm-u imaniyede daha sâfi ve daha hâlis bir âb-ı hayat çeşmesi bulunduğunu ve amel ve ubudiyet ve tarîkattan daha yüksek ve daha tatlı ve daha kuvvetli bir tarîk-ı velayet; ilimde, hakaik-i imaniyede ve Ehl-i Sünnet'in ilm-i Kelâmında bulunmasını, Risale-i Nur Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın mu'cize-i maneviyesiyle açmış göstermiş, meydandadır. İşte Risale-i Nur'a herkesten ziyade kemal-i şevk ile tarafdarane ve müftehirane medrese taifesinden olan ulemaların koşmaları lâzım ve elzem iken, maatteessüf daha medrese ehlinin ekseri, kendi medresesinden çıkan bu âb-ı hayat çeşmesini ve bu kıymetdar bâki hazinesini tanımıyor, aramıyor, muhafaza edemiyor. Lillahilhamd şimdi tam tamına başladılar.Sözler Mecmuasıhem hocaları, hem muallimleri Nurlara çekti. Hizb-i Nuriyebaşındaki türkçe parçasının"tam arabî bilen"kelimesinden sonra bu yazılsın:"Veyahut Âyetü'l-Kübra ve Münacat ve Yirminci Mektub Risaleleri yanında bulunan ve okuyan."Hem dördüncü sahifenin nihayetinden ikinci satırın başındaki ﴾ﻭ﴿ ﻟِـﻻﺎَﻭْﻗَﺎﺕِ takaddüm etmiş, ﻟِـﻻﺎَﻗْﻮَﺍﺕِ yazılsın,kut'uncem'idir. Hem yirmiikinci sahifenin dördüncü satırında ﻓ۪ﻰ ﺻَﺤ۪ﻴﻔَﺔِ ﺣَﺴَﻨَﺎﺗِﻨَﺎ ﻭَ ﻓ۪ﻰ ﺻَﺤ۪ﻴﻔَﺔِ kelimesinden sonra Hâfız Ali ve Tahirî ve Hâfız Mustafa ve Nazif ilâve edilecek. ﻭَ ﺍَﻣْﺜَﺎﻟِﻪ۪ kelimesi de ﻭَ ﺍَﻣْﺜَﺎﻟِﻬِﻢْ yazılacak.
Aziz, sıddık kardeşlerim! Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür olsun ki: Isparta Vilayetini, eskiden beri bir gaye-i hayalim olan bir Medresetü'z-Zehra, bir Câmiü'l-Ezher yapmış. Sizin kalemleriniz, Risale-i Nur'u matbaaya muhtaç etmeyeceğini, böyle kısa bir zamanda bu kadar mükemmel tevafuklu nüshaları teksir etmesi, bugün sabahleyin söylediğim bir davaya, öğlene yakın sizin bu cennet bahçelerinin meyveleri gibi tatlı ve güzel hediyenizi Emin getirdi, sabahtaki davayı tam isbat etti. Dava da budur: Demiştim:Risale-i Nur'un hizmet ettiği hakaik-i imaniye herşeyin fevkinde olduğu gibi, bu zamanda her şeyden ziyade onlara ihtiyaç var.Fakat kalbini öldürmüş, nefsini hevesatla şımartmış mülhidler, imandaki hakikatın derece-i ihtiyacını inkâr ettiklerinden, "Ehl-i diyanet ve ehl-i ilmi sevkeden, tahrik eden makasıd-ı dünyeviye ve ihtiyacatıdır" diye ittiham ediyorlar. O ittihama göre de, pek insafsızcasına onlara ilişiyorlar. Bu bedbaht mülhidleri kat'î bir surette iskât etmek, bilfiil -maddeten- öyle fedakârlar lâzım ki, dünyanın en mühim meşgaleleri belki büyük zararları, onların hakaik-i imaniye ihtiyaçlarını susturmuyor. Acaba öyleleri var mı? diye hatırlarına geldi. Evet vardır. İşte Isparta Vilayeti ve havalisi. İşte Sandıklı tarafından üç-dört ay zarfında Risale-i Nur'u herşeye tercih eden efeleri ve mücahidleri diye dava etmiştim. İki saat sonra, hiç me'mul etmediğimiz bir tarzda, Rahmetullah namını alan Emin, iki sandıkla o davaya iki hüccet gösterdi. Kardeşimiz Kâtib Osman'ın mektubu, ayrı ayrı çok meraklarıma bir merhem oldu. Cenab-ı Hak onun gibi Risale-i Nur'a binler şakirdleri o medrese-i nuranîde yetiştirsin,âmîn. Âtıf'ın da Sandıklı tarafına gitmesi, muvaffakıyet kazanması, değil bizleri, melaikeleri de sevindirdi. Karye-i İrfan namı inşâallah bir medrese-i nuriye olur. Zâten Âtıf'taki ihlas, öyle netice vereceğini hissediyordum. Gül, Nur, Mübarek, Medrese-i Nuriye, Masum, İhtiyarlar heyetine binler selâm ve selâmetlerine dua ediyoruz. Onüç sene evvel Barla'da, beş misli bereketle keramet derecesine çıkan tatlı lokmaları ve o lokmaları hediye eden, çok mübarek Hacı Hâfız'ı sürur ile hatırımıza getiren bu yeni gelen tatlı lokmaları, beş çeşit tatlı geldi. Herbir tanesine sizlere Cenab-ı Hak Cennet'te binler Cennet tatlıları versin,âmîn.
Aziz kardeşim Hüsrev! Cenab-ı Hak merhumeyi mağfiret eylesin ve sana ve onun evlâdlarına sabr-ı cemil ihsan eylesin! Ben de mateminize cidden hissedarım. Senin ağlamana ve ağlayan mektubuna iştirak ettim. Evet sen de benim gibi, dünya ile iki cihetle alâkan kesiliyor. Hem öyle lâzım. Senin gibi Risale-i Nur'un bir fedaisi alâkası olmamalı ve alâka peyda etmemeli. Alâkalı olsa fevkalâde bir sebat, bir ihlasın lüzumu ile beraber; bazı ârızalar içinde sarsılır, tam fedakârlık edemez. O havalinin kahramanları elhak müstesnadırlar. Alâkalar onları sarsmıyor.Fakat bazıları; Hüsrev gibi, Said gibi ve Âtıf ve emsali gibi bütün bütün alâkasız da bulunmak lâzım. O merhume şimdiye kadar, Risale-i Nur'un has talebeleri içinde, daima her gün yüz defaya yakın ve hususî ismiyle de, bir defa fecirde manevî kazançlarımıza on senedir hissedardır. Şimdi vefatından sonra ismiyle her gün, çok defa hususî dualarda hissedar olduğu zaman gibi, yine yüz defa hissedar oluyor. Aziz kardeşim Hüsrev!Seninle çok konuşmak istiyorum. Fakat bu dakikada o kadar vaktim dardır ki, ziyarete gelen dost dört-beş adama karşı"Beni meşgul etmeyiniz"diye lüzumsuz hiddet ettim. Her ne ise... Oradaki kardeşlerimize hasret ve iştiyakla pek çok selâm ve selâmetlerine dua ediyorum. Buradaki kardeşleriniz de sizi ta'ziye ve oradaki kardeşlerine arz-ı hürmetle selâm ediyorlar.
Aziz, sıddık kardeşlerim! Hizb-i Nurî'de;hem ﺗَﻔَﻜُّﺮُ ﺳَﺎﻋَﺔٍ sırrı, hem küllî bir ubudiyet bulunduğundan; şimdi bu vakitte, kuvvetli bir emareyi müşahede ettim. Bugün Risale-i Nur'unHizb-i Nurî'sindenbir kısmını veCevşenü'l-Kebir'dendahi bir kısmını okurken gördüm ki; kâinatın enva'ını ve âlemleriniYirmidokuzuncu Mektub'unâhir kısmı ﺍَﻟﻠّٰﻪُ ﻧُﻮﺭُ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ âyetinin beyanında, seyahat-i kalbiye ile, herbir İsm-i İlahî bu kâinattaki bir âlemi nurlandırdığını ve zulümatı dağıttığını gördüğüm gibi; aynen ve daha başka bir şekilde,Cevşenü'l-Kebir ve Risale-i Nur ve Hizb-i Nurî dahi kâinatı baştan başa nurlandırıyor, zulümat karanlıklarını dağıtıyor.. gafletleri, tabiatları parça parça ediyor. Ehl-i gaflet ve ehl-i dalaletin altında saklanmak istedikleri perdeleri yırtıyor gördüm. Kâinatı, enva'ıyla pamuk gibi hallaç ediyor, taraklar ile tarıyor müşahede ettim. Ehl-i dalaletin boğulduğu en son ve en geniş kâinat perdelerinin arkasında, envâr-ı tevhidi gösteriyor.