Cümlelerin heyet ve nüktelerine geldik:
İşarat-ül İ'caz · s.199
ﻭَ ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﺭَﺑُّﻚَ ilââhir...: Atfı ifade eden bu "vav", münasebet-i atfiyenin iktizasına binaen ﻭَ ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﺭَﺑُّﻚَ ilââhir cümlesine ma'tufun aleyh olmak üzere ﺍِﺫْ ﺧَﻠَﻖَ ﻣَﺎ ﺧَﻠَﻖَ ﻣُﻨْﺘَﻈَﻤًﺎ cümlesinin takdirine işarettir. Ve keza ﺍِﺫْ zaman-ı maziyi ifade ettiği cihetle, sanki zihinleri geçmiş zamanların silsilesine götürür veya o silsileyi bu zamana getirir, ihzar eder ki; zihinler, o zamanlarda vukua gelmiş olan hâdiseleri görsünler. ﺭَﺑُّﻚَ : Bu tabir, melaikenin aleyhine bir hüccet ve bir delildir. Yani Allah seni terbiye etmiştir, hadd-i kemale eriştirmiştir ve seni beşere mürşid kılmıştır ki, fesadlarını izale edesin. Demek nev'-i beşerin en büyük hasenesi sensin ki, onların mefsedetlerini setrediyorsun. ﻟِﻠْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ : Cenab-ı Hakk'ın müşavere şeklinde melaike ile yaptığı muhavere, melaikenin beşer ile fazla bir irtibat ve alâka ve münasebetleri olduğuna işarettir. Çünki melaikenin bir kısmı insanları hıfzediyor, bir kısmı kitabet işlerini görüyor. Demek insanlarla alâkaları ziyade olduğundan, insanların ahvaline ehemmiyet veriyorlar. ﺍِﻧّ۪ﻰ : Melaikenin ﺍَﺗَﺠْﻌَﻞُ ile yaptıkları istifhamdan anlaşılan tereddüdlerini reddetmekle, mes'elenin azamet ve ehemmiyetine işarettir. ﺍِﻧّ۪ﻰ : Burada ﻯ mütekellim-i vahde ile ﻭَ ﺍِﺫْ ﻗُﻠْﻨَﺎ da, mütekellim-i maalgayr zamirinin zikirlerinden şöyle bir işaret çıkıyor ki: Cenab-ı Hakk'ın halk ve icad fiilinde vasıtanın bulunmadığına, kelâm ve hitabında vasıtaların bulunduğuna işarettir. Bu nükteye delalet eden başka âyetler de vardır. Ezcümle: ﺍِﻧَّٓﺎ ﺍَﻧْﺰَﻟْﻨَٓﺎ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻟِﺘَﺤْﻜُﻢَ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﺭٰﻳﻚَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ âyet-i kerimesinde azamete delalet eden ﻧَﺎ zamir-i cem'i, vahiyde vasıtanın bulunduğuna işaret olduğu gibi; ﺑِﻤَٓﺎ ﺍَﺭٰﻳﻚَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ de müfred hükmünde olan Lafza-i Celal, manaları ilham etmekte vasıtanın bulunmadığına işarettir. ﺟَﺎﻋِﻞٌ kelimesinin, ﺧَﺎﻟِﻖٌ kelimesine tercihen zikri: Melaikenin medar-ı şübhe ve mûcib-i istifsarları, halk ve icad fiili değildir. Zira vücud hayr-ı mahzdır, halk Allah'ın fiilidir, Allah'ın fiili lâyüs'eldir. Ancak melaikeyi şübheye davet eden ve istifsarlarına mûcib olan ca'ldir. Yani Cenab-ı Hakk'ın beşeri Arz'ın tamirine tahsis etmesidir. ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ daki ﻓِﻰ nin ﻋَﻠٰﻰ ya tercihi: Beşerin yer üstünde olduğu, ﻋَﻠٰﻰ kelimesinin manasına muvafık ve münasib iken tercihan ﻓِﻰ nin zikredilmesi; beşerin bir ruh gibi Arz'ın cesedine nefh ve nüfuz ettiğine ve beşerin ölüp inkıraz etmesiyle Arz'ın yıkılmasına işarettir. ﺧَﻠ۪ﻴﻔَﺔ : Bu tabir, Arz'ın insanların hayatına elverişli şeraiti haiz olmazdan evvel Arz'da idrakli bir mahlukun bulunmuş olduğuna ve o mahlukun hayatına o zamandaki Arz'ın evvelki vaziyetleri muvafık ve müsaid bulunduğuna işarettir. ﺧَﻠ۪ﻴﻔَﺔ tabirinin bu manaya delaleti, mukteza-yı hikmettir. Amma meşhur olan manaya nazaran, o idrakli mahluk, cinlerden bir nev' imiş; yaptıkları fesaddan dolayı insanlar ile mübadele edilmişlerdir. ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺗَﺠْﻌَﻞُ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣَﻦْ ﻳُﻔْﺴِﺪُ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻭَ ﻳَﺴْﻔِﻚُ ﺍﻟﺪِّﻣَٓﺎﺀَ : Bu cümle müste'nifedir. Bu istînaftan anlaşılıyor ki; Cenab-ı Hakk'ın melaike ile olan hitabı, sâmii şöyle bir suale mecbur etmiştir ki: "Acaba melaikeler komşuluklarına gelecek insanları nasıl karşılayacaklardır? Hem onlar ile beraber olmaya ve komşu olmaya rızaları var mıdır? Hem fikirleri nedir?" Kur'an-ı Kerim ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺗَﺠْﻌَﻞُ cümlesiyle o suali cevablandırmıştır. S- ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺗَﺠْﻌَﻞُ ilââhir... cümlesi ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ cümlesine ceza olduğuna nazaran, aralarında lüzum lâzımdır. Halbuki lüzum görünmüyor? C- Melaike Arz'ın müekkelleri bulundukları cihetle, Arz onların idaresinde olur. Bu itibarla insanların Arz'a halife kılınması hakkında melaikenin fikirlerini izhar etmek lüzumu vardır. ﻗَﺎﻝَ ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ tabirleri, mukavele ve muhavere şeklinde müşavere üslûbunu insanlara öğretmek içindir. Yoksa Cenab-ı Hak müşavereden münezzehtir. Melaikenin ﺍَﺗَﺠْﻌَﻞُ ile yaptıkları istifhamdan maksad, ca'le itiraz, ca'li inkâr etmek değildir. Çünki Cenab-ı Hakk'ın fiillerine itiraz etmeye ismetleri mânidir. Ancak ca'lin sebebi mahfî olduğundan, taaccüble sebeb ve hikmetini sormuşlardır. Ca'l tabirinden anlaşılıyor ki; insanın ahvali, vaziyetleri ne tabiatın iktizasıdır ve ne de fıtratın îcabıdır, ancak bir câilin ca'li iledir. S- ﻓ۪ﻴﻬَﺎ : Mesafe pek kısa olduğu halde, ikinci ﻓ۪ﻴﻬَﺎ nin zikrine ne ihtiyaç vardır? C- Birinci ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ile, beşerin bir ruh gibi Arz'a nüfuz etmesiyle Arz'ı ihya etmesine; ikinci ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ise, beşerin fesadı dahi Azrail gibi Arz'ın kalbine kadar pençesini sokup Arz'ı imatesine işarettir. Demek beşer, bir taraftan Arz'ın şifası için bir ilâç iken, diğer taraftan ölümünü intac eden bir zehirdir. ﻣَﻦْ : Beşerden kinayedir. Kinayenin tasrihe sebeb-i tercihi: Melaikenin maksadı, beşerin şahsiyeti olmayıp, ancak kendilerine sakîl, ağır gelen bir mahlukun Allah'a isyan etmesine işarettir. ﻳُﻔْﺴِﺪُ : Fesadın "isyan"a bedel zikri, isyanlarının nizam-ı âlemin fesadına sebeb olacağına işarettir. Devam ile teceddüdü ifade eden muzari sîgasıyla fesadın zikredilmesi, melaikenin asıl istemedikleri ve inkâr ettikleri, ancak isyanlarının devam ve istimrar ile vukua geleceğine ait olduğuna işarettir. Melaike beşerin isyanlarının devam ve istimrarını, ya Cenab-ı Hakk'ın i'lamıyla bilmişlerdir veya Levh-i Mahfuz'a bakıp ondan almışlardır veyahut insanlardaki kuvve-i gazabiye ve şeheviyeden anlamışlardır. ﻓ۪ﻴﻬَﺎ : Kuvve-i şeheviye ile Arz'da fesad hasıl olur, kuvve-i gazabiyenin tecavüzüyle katl ve kıtale mahal olur. Halbuki Arz, takva üzerine tesis edilmiş bir mescid hükmündedir. ﻭ : Fesad ile sefk gibi iki rezileyi birbirine atf ve cem'eder. Çünki fesad, sefk-i dima'ya sebebdir.
ﻳَﺴْﻔِﻜُﻮﻥَ nin ﻳَﻘْﺘُﻠُﻮﻥَ ye tercihan zikrinden anlaşılıyor ki; sefk, zulmen yapılan katldir. Bu ise fesada daha münasibdir. Çünki katlin ifade ettiği mana, katlin mubah kısmına da şâmildir. Cihadda veya bir cemaatı kurtarmak için yapılan katller gibi ki; bu katl, fesada münasib olmaz.
ﺍﻟﺪِّﻣَٓﺎﺀَ : Sefk kelimesinin delalet ettiği irâka-i demdeki demi te'kiddir. ﻭَ ﻧَﺤْﻦُ ﻧُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻙَ ﻭَ ﻧُﻘَﺪِّﺱُ ﻟَﻚَ : Beşerin ca'lindeki hikmeti soran melaikeye, sanki şöyle bir itiraz vârid olmuştur: "Beşerin Allah'a yapacağı ibadet ve takdis, onun ca'line sebeb-i kâfi gelmez mi ki, ca'linin hikmetini soruyorsunuz?" İşte "vav-ı haliye" ile zikredilen ﻭَ ﻧَﺤْﻦُ ﻧُﺴَﺒِّﺢُ ilââhir cümlesi, güya o itirazı def'etmeye işarettir. ﻧَﺤْﻦُ : Maasiden masum melaikenin cemaatlerinden kinayedir. Cümlenin cümle-i ismiye şeklinde zikredilmesi; tesbihin melaikeye bir seciye olduğuna ve melaikenin tesbihata mülazım ve müdavim olduklarına işarettir. ﻧُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻙَ : Bizler, bütün ibadetlerin sana mahsus olduğunu kâinata ilân ve Cenab-ı Uluhiyetine lâyık olmayan şeylerden münezzeh olduğuna iman ve bütün evsaf-ı azamet ve celal ile muttasıf olduğuna itikad ediyoruz. ﻭَ ﻧُﻘَﺪِّﺱُ ﻟَﻚَ : Bu "lâm" ya sıladır, bir manayı ifade etmez veya ta'lil ve sebebiyet içindir. Birinci ihtimale göre, ﻧُﻘَﺪِّﺳُﻚَ takdirinde olur. Yani "Seni takdis ve tathir ediyoruz" demektir. İkinci ihtimale nazaran, ﻧُﻘَﺪِّﺱُ ﻻﺎَﺟْﻠِﻚَ takdirinde olur. Yani biz nefislerimizi, fiillerimizi günahlardan temizlemekle beraber, kalblerimizi masivandan çeviriyoruz demektir. Bu "vav" ise, iki rezileyi cem' ve birbirine atfeden ﻳَﺴْﻔِﻚُ deki "vav"ın aksine ve inadına olarak, biri takdis, diğeri tesbih iki fazileti cem' ve birbirine atfediyor. ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻣَﺎﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ : Bu cümle, melaikenin istifsarından sonra acaba Cenab-ı Hak istifsarlarına nasıl cevab verdi ve taaccüblerini ne ile izale etti ve beşerin onlara tercihindeki hikmet nedir diye sâmiin kalbine gelen suale icmalî bir cevabdır, tafsili sonra gelecektir. ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﻠَﻢُ deki ﺍِﻥَّ , tahkiki ifade etmekle tereddüd ve şübheyi def'etmek içindir. Bu ise, müsellem olmayan nazarî hükümlerde olur. Halbuki burada Allah'ın halkın bilmediklerini bilmesi müsellem ve bedihî bir hükümdür; hâşâ melaikenin bu hükümde tereddüdleri yoktur. Binaenaleyh burada bu ﺍِﻥَّ , Kur'an-ı Kerim'in îcaz için ihtisaren icmal ettiği birkaç cümleye işarettir: 1- Beşerdeki maslahatlar ve beşerin hayr-ı kesîre nisbeten mefsedetleri, şerr-i kalildir. Şerr-i kalil için hayr-ı kesîri terketmek, hikmete muhaliftir. 2- Beşerin hilafete olan sırr-ı liyakatı, melaikece meçhul, Hâlıkça malûmdur. 3- Beşerin onlara tercih hakkını veren hikmet, melaikece meçhuldür. 4- ﺍِﻥَّ nin ifade ettiği tahkik, bazan sarih hükme değil, cümlenin bir kaydından istifade edilen zımnî bir hükme raci' olur. Burada ﺍِﻥَّ nin tahkiki, ﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ kaydından istifade edilen hükm-ü zımnîye raci'dir. Yani "Sizler muhakkak bilmiyorsunuz ve keza Allah'ın ilmi lâzım, beşerin vücudu melzumdur." Bu cümlede ilm-i İlahînin vücuduna delalet eden ﺍَﻋْﻠَﻢُ den, beşerin vücuda geleceği tebarüz eder. Çünki ﺍَﻋْﻠَﻢُ nün delaletine göre, ilm-i İlahî taalluk ve tahakkuk etmiştir. Öyle ise beşerin vücudu herhalde olacaktır. Melaikeye verilen o icmalî cevabın tahkiki hakkında ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ ﺣَﻜ۪ﻴﻢٌ âyetinden şöyle bir izahat alınabilir ki: Cenab-ı Hakk'ın ef'ali hikmetlerden, maslahatlardan hâlî değildir. Öyle ise mevcudat, halkın malûmatında münhasır değildir. Öyle ise melaikenin adem-i ilimleri, beşerin adem-i vücuduna delil olamaz. Ve keza Cenab-ı Hak hayr-ı mahz olarak melaikeyi yaratmıştır, şerr-i mahz olarak da şeytanı yaratmıştır, hayır ve şerden mahrum olarak behaim ve hayvanatı halketmiştir. Hikmetin iktizasına göre, hayır ve şerre kādir ve câmi' olarak dördüncü kısmı teşkil eden beşerin yaratılması da lâzımdır ki; beşerin şeheviye ve gazabiye kuvvetleri kuvve-i akliyesine münkad ve mağlub olursa, beşer mücahedesinden dolayı melaikeye tefevvuk eder. Aksi halde hayvanattan daha aşağı olur, çünki özrü yoktur.
--
ﻭَﻋَﻠَّﻢَ ﺍٰﺩَﻡَ ﺍﻻﺎَﺳْﻤَٓﺎﺀَ ﻛُﻠَّﻬَﺎ ﺛُﻢَّ ﻋَﺮَﺿَﻬُﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ ﻓَﻘَﺎﻝَ ﺍَﻧْﺒِﺌُﻮﻧ۪ﻰ ﺑِﺎَﺳْﻤَٓﺎﺀِ ﻫُٰٓﻼٓﺎﺀِ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ٭ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻻﺎ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢ٭ ﻗَﺎﻝَ ﻳَٓﺎ ﺍٰﺩَﻡُ ﺍَﻧْﺒِﺌْﻬُﻢْ ﺑِﺎَﺳْﻤَٓﺎﺋِﻬِﻢْ ﻓَﻠَﻤَّٓﺎ ﺍَﻧْﺒَﺎَﻫُﻢْ ﺑِﺎَﺳْﻤَٓﺎﺋِﻬِﻢْ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻟَﻢْ ﺍَﻗُﻞْ ﻟَﻜُﻢْ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻏَﻴْﺐَ ﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻣَﺎ ﺗُﺒْﺪُﻭﻥَ ﻭَﻣَﺎ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺗَﻜْﺘُﻤُﻮﻥَ Cenab-ı Hak, bütün eşyanın isimlerini Âdem'e (A.S.) öğretti. Sonra o eşyayı melaikeye göstererek dedi ki: "Eğer iddianızda sadık iseniz, bunların isimlerini bana söyleyiniz." Melaike dediler ki: "Seni her nekaisten tenzih ve bütün sıfât-ı kemaliye ile muttasıf olduğunu ikrar ederiz. Senin bize öğrettiğin ilimden başka bir ilmimiz yoktur, herşeyi bilici ve her kimseye liyakatına göre ilim ve irfan ihsan edici sensin." Cenab-ı Hak dedi ki: "Yâ Âdem! Bunların isimlerini onlara söyle." Vaktâ ki Âdem, isimlerini onlara söyledi. Cenab-ı Hak dedi ki: "Size demedim mi semavat ve Arz'ın gaybını bilirim ve sizin Âdem hakkında lisanla izhar ettiğinizi ve kalben gizlediğinizi bilirim."