Hülâsa:
İşarat-ül İ'caz (2022) · s.74
Âdetullahın cereyanı üzerine hasıl-ı bil'masdarın vücudu, masdara mütevakkıftır. Masdarın esası ise, meyelandır. Meyelan veya meyelandaki tasarruf mevcudattan değildir ki, bir müessire ihtiyacı olsun. Madum da değildir ki, hasıl-ı bil'masdar gibi mevcud olan bir şeyin vücuduna şart kılınmasına veya sevab ve ikaba sebeb olmasına cevaz olmasın. S- İlm-i ezelînin veya irade-i ezeliyenin bir fiile taallukları, ihtiyara mahal bırakmıyor?
C- Birincisi:
Abdin ihtiyarından neş'et eden bir fiile ilm-i ezelînin taalluku, o ihtiyara münafî ve mani değildir. Çünki müessir, ilim değildir, kudrettir. İlim, malûma tâbidir.
İkincisi:
İlm-i ezelî muhit olduğu için, müsebbebatla esbabı birlikte abluka eder, içine alır, Yoksa ilm-i ezelî, zannedildiği gibi uzun bir silsilenin başı değildir ki, esbabdan tegafül ile, yalnız müsebbebat o mebdee isnad edilsin.
Üçüncüsü:
Malûm nasıl bir keyfiyet üzerine olursa, ilim öylece taalluk eder. Öyle ise malûmun mekayisi ve esbabı, kadere isnad edilemez.
Dördüncüsü:
Zannedildiği gibi, irade-i külliyenin bir defa müsebbebe, bir defa da sebebe ayrı ayrı taalluku yoktur. Ancak müsebbeble sebebe bir taalluku vardır. Bu mezheblerin nokta-i nazarlarını bir misal ile izah edelim: Bir adam, bir âletle bir şahsı öldürse, sebebin madum olduğunu farzedersek, müsebbebin keyfiyeti nasıl olur? Ehl-i Cebr'in nokta-i nazarları: "Ölecekti." Çünki onlarca taalluk ikidir ve sebeble müsebbeb arasında inkıta' caizdir. Ehl-i İtizalce: "Ölmeyecekti." Çünki onlarca muradın iradeden tahallüfü caizdir. Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaatça, bu misalde sükût ve tevakkuf lâzımdır. Çünki irade-i külliyenin sebeble müsebbebe bir taalluku vardır. Bu itibarla sebebin ademi farzedilirse, müsebbebin de farz-ı ademi lâzım gelir. Çünki taalluk birdir. Cebr ve İtizal, ifrat ve tefrittir.