Dördüncü me'haz:
İşarat-ül İ'caz (2022) · s.60
Ulviyeti ifade eden ﻋَﻠٰﻰ kelimesidir. Arkadaş! Eşya ve şeyler arasında öyle münasebetler vardır ki; onları âyine gibi yapıyor. Herbirisi, ötekisini gösteriyor. Birisine bakıldığı zaman, ötekisi görünür. Meselâ: Bir parça cam, büyük bir sahrayı gösterdiği gibi, bazan olur ki; bir kelime, uzun ve hayalî bir macerayı sana gösterir. Bir kelime, pek acib bir vukuatı senin gözünün önüne getirir, temessül ettirir. Yahut bir kelâm, zihnini alır, misalî âlem-i misallere kadar götürür, gezdirir. Meselâ: ﺑَﺎﺭَﺯَ kelimesi, muharebe meydanını; ﺛَﻤَﺮَﺓٌ kelimesi, büyük bir meyve bahçesini insanın fikrine getirir. Buna binaen buradaki ﻋَﻠٰﻰ kelimesi, temsilî bir üslûba pencere açar, gösterir kasdıyla zikredilmiştir. Şöyle ki: Sanki hidayet-i İlahî, bir burak olup mü'minlere gönderilmiştir. Mü'minler tarîk-i müstakimde ona binerek arş-ı kemalâta yürürler.