Cümlelerin nüktelerini beyan edeceğiz:
İşarat-ül İ'caz (2022) · s.248
ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ilââhir... Bu cümle mâkabliyle bağlı değildir. Ancak müste'nife olup beş sual ile cevablarına işarettir ki, bundan önce beyan edildiğinden tekrarına lüzum yoktur. ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ deki ﻫُﻮَ mübtedadır, ﺍَﻟَّﺬ۪ﻯ sılasıyla beraber haberdir. Bu cümlede mübteda ile haberin tarifleri tevhide işaret olduğu gibi, hasra da delalet eder. Yani müştemilât-ı Arziyenin halkı Cenab-ı Hakk'a münhasır olduğu gibi, Hâlıkı da yalnız Cenab-ı Hak'tır. Bu hasr, ﺛُﻢَّ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ cümlesinde ﺍِﻟَﻴْﻪِ nin takdimiyle hasıl olan hasra delildir. Yani müştemilât-ı Arziyenin halkı Cenab-ı Hakk'a münhasır olduğu için, kıyamette merciiyet de Cenab-ı Hakk'a münhasırdır. ﺍَﻟَّﺬ۪ﻯ sılasıyla beraber haberdir. Haberin aslı ve müstehakkı, nekre olmaktır. Burada marife olarak gelmesi, hükmün zahir ve malûm olduğuna işarettir. Yani: "Cenab-ı Hakk'ın müştemilât-ı Arziyenin Hâlıkı olduğu malûm ve zahirdir." Menfaat için kullanılan ﻟَﻜُﻢْ deki "lâm" eşyanın hilkaten mubah, helâl, menfaatli olarak yaratılıp, bazı ârızalardan dolayı haram olmuş olduklarına işarettir. Meselâ ağyarın malı, ismet-i şer'iye için haram olmuştur. İnsanın eti, hürmet ve keramet için; zehir, zarar için; lâşe eti, necaset için haram olmuşlardır. Ve keza herbir şeyde bir faide, bir menfaat olduğuna remizdir. Ve keza beşer için herşeyde bir menfaati bulunduğuna remizdir. Evet hangi şey olursa olsun, beşere bir cihetten bir istifadeyi temin eder, velev ibret almak için olsun. Ve keza Arz'ın karnında istikbal insanlarını intizar eden pek çok rahmetin hazine ve definelerinin bulunduğuna remizdir. ﻟَﻜُﻢْ câr ve mecrurunun ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ üzerine takdimi, beşere ait istifadelerin her gayeden evvel ve evlâ olduğuna işarettir. Umumu ifade eden ﻣَﺎ herşeyde menfaatleri aramaya insanları tergib ve teşvik içindir. ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ daki ﻓِﻰ nin ﻋَﻠٰﻰ ya tercihi, en çok menfaatlerin Arz'ın karnında olduğuna ve Arz'ın karnındaki eşyanın taharrisine insanları teşci' ettiğine işarettir. Ve keza Arz'ın içindeki maden ve maddelerin istifade-i beşer için yaratılışı, Arz'ın içinde henüz keşfedilemiyen anasır ve maddelerden -tekâlif-i hayatın zahmetlerinden müstakbelin insanlarını kurtaracak- bazı gıdaî vesaire maddelerin vücudu mümkün olduğuna delalet eder. ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ : Arz'daki bazı eşyanın abes ve faidesiz olduklarına ait evhamı def'etmek içindir. ﺛُﻢَّ ﺍﺳْﺘَﻮٰﻯ daki ﺛُﻢَّ Arz'ın hilkatiyle semavatın tesviyesi arasındaki Cenab-ı Hakk'ın ef'al ve şuunatının silsilesine işarettir. Ve keza beşere menfaat hususunda, semavatın tesviyesi Arz'ın hilkatinden rütbece uzak olduğuna delalet eder. Îcaz ve ihtisar için ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍَﻥْ ﻳُﺴَﻮّ۪ﻯ yerinde ﺍِﺳْﺘَﻮٰﻯ denilmiştir. ﺍِﺳْﺘَﻮٰﻯ kelimesinin istimali, burada mecazdır. Yani hedefe kasdını hasredip sağa sola bakmayanlar gibi, semavatın tesviyesini irade etmiştir. ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ : Bu semadan maksad, semavatın maddesi olan buhardır. ﻓَﺴَﻮّٰﻳﻬُﻦَّ deki ﻑ tefrîi ifade ettiğine nazaran, tesviyenin istivaya bağlanması; ﻓَﻴَﻜُﻮﻥُ nün ﻛُﻦْ emrine veya kudretin taalluku iradenin taallukuna veya kazanın kadere olan terettüblerine benziyor ve takibi ifade ettiğine göre, mukadder bazı fiillere îmadır. Takdir-i kelâm: ﻧَﻮَّﻋَﻬَﺎ ﻭَ ﻧَﻈَّﻤَﻬَﺎ ﻭَ ﺩَﺑَّﺮَ ﺍﻻﺎَﻣْﺮَ ﺑَﻴْﻨَﻬَﺎ ﻓَﺴَﻮّٰﻳﻬُﻦَّ ilââhir...den ibarettir. Yani: "Nevi'lere ayırdı, tanzim etti, aralarında lâzım gelen emirleri, tedbirleri yaptı; sonra yedi tabakaya tesviye etti." ﺳَﻮّٰﻯ : Yani "Muntazam, müstevî; enva'ı, eczaları mütesavi olarak yarattı." ﻫُﻦَّ : Bu zamirin cem'i, semavat olacak maddenin nevi'lere münkasım olduğuna işarettir. ﺳَﺒْﻊَ tabiri, semavat tabakalarının kesretine işarettir ve bu tabakaların teşekkülat-ı Arziyenin edvar-ı seb'asıyla sıfât-ı seb'aya münasebetdar olduğuna îmadır. ﺳَﻤٰﻮَﺍﺕٍ : Bu semaların bir kısmı, seyyarat balıklarına denizdir; bir kısmı da sabit yıldızlara mezraadır; bir kısmı da sema çiçekleri hükmünde olan "derârî" yıldızlara bahçe ve bostandır. ﻭَﻫُﻮَ ﺑِﻜُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ : Bu "vav" atıf içindir. Halbuki burada atfın tarafeyni arasında münasebet yoktur. Öyle ise, bu münasebeti bulmak için takdire ihtiyaç vardır. Şöyle ki: ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠٰﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻗَﺪ۪ﻳﺮٌ "Öyle ise, bu büyük ecramın Hâlıkı odur." ﻭَﻫُﻮَ ﺑِﻜُﻞِّ ﺷَﻲْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ "Öyle ise o ecramdaki san'atı tanzim, tahkim eden odur." İlsakı ifade eden ﺑِﻜُﻞِّ kelimesindeki ﺏ , ilmin, malûmdan infikâk ve infisalinin mümkün olmadığına işarettir. ﻛُﻞِّ , tamimi ifade eden bir edattır. Burada ifade ettiği tamimden hiçbir şeyin, hiçbir ferdin tahsisi ve daire-i şümulünden ihracı yoktur. Bu itibarla ﻣَﺎ ﻣِﻦْ ﻋَﺎﻡٍ ﺍِﻻَﺎ ﻭَﻗَﺪْ ﺧُﺺَّ ﻣِﻨﻪُ ﺍﻟْﺒَﻌْﺾُ olan kaide-i külliyeyi tahsis ediyor. Çünki kendisi bu kaidenin şümulünden hariç kalmıştır. ﺷَﻲْﺀٍ : Bu kelime; vâcib, mümkin, mümteni'a şâmildir. ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ : Yani, zâtı ile ilim arasında zarurî, lüzumî bir sübut vardır.
--
ﻭَ ﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﺭَﺑُّﻚَ ﻟِﻠْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔِ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺟَﺎﻋِﻞٌ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺧَﻠ۪ﻴﻔَﺔً ﻗَﺎﻟُٓﻮﺍ ﺍَﺗَﺠْﻌَﻞُ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻣَﻦْ ﻳُﻔْﺴِﺪُ ﻓ۪ﻴﻬَﺎ ﻭَ ﻳَﺴْﻔِﻚُ ﺍﻟﺪِّﻣَٓﺎﺀَ ﻭَ ﻧَﺤْﻦُ ﻧُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻙَ ﻭَ ﻧُﻘَﺪِّﺱُ ﻟَﻚَ ﻗَﺎﻝَ ﺍِﻧّ۪ٓﻰ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﻣَﺎﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ Yani: Düşün o zamanı ki, Rabb'in melaikeye hitaben: "Ben yerde bir halifeyi yaratacağım!" dedi. Melaike de: "Yerde fesad yapacak, kan dökecek kimseleri mi yaratacaksın! Halbuki biz, hamdinle seni tesbih ve takdis ediyoruz." dediler. Rabb'in de: "Sizin bilmediğinizi ben biliyorum!" diye onlara cevab verdi. Arkadaş! Melaikenin vücudunu tasdik ve kabul etmek imanın rükünlerinden biridir. Birkaç makamda bu rüknü isbat ve izah edeceğiz.