Birinci Mebhas:
İşarat-ül İ'caz (2022) · s.31
ﺍﻟٓﻢٓ ile, surelerin evvellerinde bulunan huruf-u mukattaadan teneffüs eden i'caz hakkındadır. İ'caz, inci gibi incecik letaif-i belâgatın parıltılarının imtizac ve içtimaından tecelli eden bir nurdur. Bu mebhasda, bu nuru birkaç letaif zımnında izah etmekle parlatacağız. Fakat herbir latîfe ince ve ziyası az ise de, letaifin heyet-i mecmuasından hasıl olan tam bir ziya ile fecr-i sadık çıkacaktır. 1- Hece harflerinin adedi -elif-i sâkine hariç kalmak şartıyla- yirmisekiz harftir. Kur'an-ı Azîmüşşan, surelerin başında bu harflerin yarısını zikretmiş, yarısını da terketmiştir. 2- Kur'anın almış olduğu nısıf terkettiği nısıftan daha ziyade kesîrü'l-istimaldir. 3- Kur'an, surelerin başında zikrettiği kısım içinde, lisan üzerine daha suhuletli olan "elif, lâm"ı çok tekrar etmiştir. 4- Kur'an aldığı harfleri, hece harflerinin adedince surelere tevzi etmiştir. 5- Hece harflerinin mehmuse, mechure, şedide, rahve, müsta'liye, münhafıza, müntabıka, münfetiha gibi çiftli cinslerinin herbirisinden yine nısıf almıştır. 6- Çifti, yani eşi olmayan -evtar- kısmında sakîlden azı, hafiften çoğu almıştır. Kalkale, zelâka gibi. 7- Kur'an-ı Azîmüşşan'ın, surelerin başındaki huruf-u mukattaanın zikredilen minval üzerine tansifleri hakkında ihtiyar ettiği tarîk, beşyüzdört ihtimalden intihab edilmiştir. Ve intihab edilen şu tarîkten başka hiçbir ihtimal ile mezkûr tansif mümkün değildir. Çünki taksimler pek çok birbirine girmiş ve çok mütefavittir. Bu gibi i'caz lem'alarından hisse alamayan, zevkine levm ve itab etsin. İkinci Mebhas: Bu mebhasde de birkaç letaif vardır: 1- ﺍﻟٓﻢٓ ile emsalinde göze çarpan garabet, bu harflerin pek garib ve acib bir şeyin mukaddemesi ve keşif kolları olduklarına işarettir. 2- Bu surelerin başlarındaki taktî-i huruf ile isimleri hecelemek, müsemmanın me'hazine ve neden neş'et ettiğine işarettir. 3- Bu harflerin taktîi; müsemmanın vâhid-i itibarî olup, terkib-i mezcî olmadığına işarettir. 4- Bu harflerin taktî' ile ta'dadı, san'atın madde ve me'hazini muhataba göstermekle muarazaya talib olanlara karşı meydan okuyarak, "İşte i'caz san'atını, şu gördüğünüz harflerin nazm ve nakışlarından yaptım. Buyurunuz meydana!" diye, onların tahkirane tebkitlerine (tekdirlerine) işarettir. 5- Manadan soyulmuş şu hece harflerinin zikri, muarızları hüccetsiz bırakmaya işarettir. Evet Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan, şu manasız harflerin lisan-ı haliyle ilân ediyor ki: "Ben sizden beliğ manaları, hükümleri, hakikatları ifade eden yüksek hutbeleri ve nutukları istemiyorum. Yalnız şu ta'dad ettiğim harflerden bir nazire yapınız, velev iftira ve hikâyelerden ibaret bile olursa olsun!" 6- Harfleri ta'dad ile hecelemek, yeni kıraata ve kitabete başlayan mübtedilere mahsustur. Bundan anlaşılıyor ki: Kur'an, ümmi bir kavme ve mübtedi bir muhite muallimlik yapıyor. 7- ﺍ ﻝ ﺩ gibi harfleri, meselâ "elif, lâm, dal" gibi isimleriyle tabir ve zikretmek, ehl-i kıraat ve erbab-ı kitabetin ittihaz ettikleri bir usûldür. Bundan anlaşılıyor ki, hem söyleyen, hem dinleyen ümmi olduklarına nazaran, bu tabirler, söyleyenden doğmuyor ve onun malı değildir; ancak başka bir yerden ona geliyor. Ey arkadaş! Bu letaifin ince iplerinden dokunan yüksek nakş-ı belâgatı göremeyen adam, belâgat ehlinden değildir. Erbab-ı belâgata müracaat etsin.