Birinci Cümle:
İşarat-ül İ'caz (2022) · s.238
ﻛَﻴْﻒَ ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ Bu cümle ile yapılan istifham, o kâfirlerin zihinlerini, gözlerini; yaptıkları kötülüğe, fenalığa çevirtir. Tâ ki, bizzât şekavetlerini görsünler; belki insafa gelip ikrar ederler. ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ deki hitab, Cenab-ı Hakk'ın şiddet-i gazabına işarettir. Çünki gaybetten hitaba yapılan iltifat; ya şiddet-i hiddete veya kesret-i muhabbete işarettir. ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ ye bedel ﻻﺎ ﺗُْﻤِﻨُﻮﻥَ nin zikredilmemesi, onların şiddet-i inadlarına işarettir. Çünki onlar, hakkaniyeti delail ile sabit olan imanı terk ve butlanı bürhanlar ile sabit olan küfrü kabul ettiler. ﻭَ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺍَﻣْﻮَﺍﺗًﺎ : Bu cümledeki "vav", vav-ı haliyedir yani mâba'dinin mâkabline hal olduğuna delalet eder. Demek ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺍَﻣْﻮَﺍﺗًﺎ , ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ nin fâiline haldir. Halin, zevilhalin âmili ile beraber olması şarttır. Halbuki burada dört cümle vardır. Bunlardan ikisi mazi, ikisi müstakbel olduklarından, zevilhalin âmili olan ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ ile zamanca mukarin değildirler. Binaenaleyh "vav"ın haliyeti, bir mukaddere işarettir. Takdir-i kelâm: ﻭَ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺍَﻣْﻮَﺍﺗًﺎ Bu itibarla, ﺗَﻜْﻔُﺮُﻭﻥَ nin fâiline ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ cümlesi hal olur. Öteki cümleler ﺍِﻥْ e haber olurlar. S- Onlar, birinci ölüm ile bir hayatı bilirlerse de, Allah'tan olduğunu bilmezler, inkâr ederler. İkinci hayat ile Allah'a rücuu zâten inkâr ederler? C- Cehli izale edecek deliller zahir iken o vechile cehil denilmemesi, belâgatın kaidelerinden biridir. Buna binaen, birinci mevt ile birinci hayatın etvar ve ahvaline yapılan dikkat, Sâni'i ikrar ve tasdik etmeye icbar eder ve aynı zamanda evvelki hayat ve mematın Allah'tan olduğunu bilmek, ikinci bir hayatın olacağına da zihni ikna' ve icbar eder. Hal böyle iken, cahil telakki ettiğin o kâfirler, âlimler sırasına dâhildirler. ﻛُﻨْﺘُﻢْ deki hitabdan, onların âlem-i zerratta dahi bir nevi vücud ve taayyünleri olduğu anlaşılıyor. Yoksa o zerrat, tesadüf ile rastgele muayyen cisimleri teşkil edemez. ﺍَﻣْﻮَﺍﺗًﺎ tabiri, ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻣَﺬْﻛُﻮﺭًﺍ nin mealine îmadır. ﻓَﺎَﺣْﻴَﺎﻛُﻢْ : Bu ﻑ takib ve ittisali ifade eder. Yani, mâkabliyle mâba'dinin arasında mesafe olmayacaktır. Halbuki burada, mevt ile hayat arasında uzun bir mesafe vardır. Evet fakat bu ﻑ , Sâni'i isbat eden delillerin menşeine işarettir ki; o zerratın hiçbir vasıta ve esbab olmaksızın cemadiyetten hayvaniyete def'aten intikal etmesi, zihni Sâni'i ikrar etmeye mecbur eder. Ve keza o zerrat, mevat halinde iken vaziyetleri sabit olmadığından, şe'nleri ve iktizaları, fâsılasız takibdir. S- ﺍَﺣْﻴَﺎﻛُﻢْ ün yerine ne için ﺻِﺮْﺗُﻢْ ﺍَﺣْﻴَٓﺎﺀً denilmemiştir? C- ﺍَﺣْﻴَﺎﻛُﻢْ , hayatın Cenab-ı Hak tarafından i'ta edildiğine sarahaten delalet eder. ﺻِﺮْﺗُﻢْ ﺍَﺣْﻴَٓﺎﺀً de o delalet yoktur. Yalnız "Hayat sahibi oldunuz" manasına delalet eder. ﺛُﻢَّ ﻳُﻤ۪ﻴﺘُﻜُﻢْ : Bunun yerine ﺗَﻤُﻮﺗُﻮﻥَ zikredilmemesi; mevtin, kaderin takdiriyle, kudretin büyük bir tasarrufu olduğuna işarettir. Evet ömr-ü tabiîsini bitirip sonra ölenler pek azdır. Kısm-ı a'zamı, ömr-ü tabiîsi esnasında ölürler. Demek mevt, tabiî bir netice değildir; ancak cesedin inhilaliyle dağılmasından ibarettir, yoksa ruhun fenasıyla değildir. Mevt ile cesed dağılır, ruh bâki kalır. ﺛُﻢَّ ﻳُﺤْﻴ۪ﻴﻜُﻢْ : Mâkabliyle mâba'di arasında bu'd-u mesafeyi ifade eden ﺛُﻢَّ , imate ile ikinci ihya arasında kocaman âlem-i berzahın fâsıla olduğuna işarettir. ﺛُﻢَّ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ : Bu ﺛُﻢَّ ise, ikinci ihya ile rücu' arasında mevcud büyük bir perde ve hicabın bulunduğuna işarettir. ﺗُﺮْﺟَﻌُﻮﻥَ Yani: Esbab perdesinin keşfiyle, vesaitin tardıyla Allah'a rücu' edeceksiniz. S- Allah'a rücu' etmek, Allah'tan gelmeyi iktiza eder. Bunun için bir kısım insanlar, Allah ile insan arasında ittisali tevehhüm etmişlerdir ve bazı sofiler de şübheye düşmüşlerdir? C- Dünyada insanın vücud ve bekası olduğu gibi, âhirette de vücud ve bekası vardır. Dünyadaki vücud, vasıtasız dest-i kudretten çıkar. Dünyada terkib, tahlil, tasarruf, tahavvül ile karışık beka mes'elesi sâbıkan zikredilen hikmet üzerine esbab, vesait, ilel, mes'eleye müdahale edip araya girerler. Âhirette ise vücud ve beka, her ikisi de levazımatıyla, terkibatıyla bizzât dest-i kudretten çıkarlar ve herkes hakikî Mâlikini bilir. İşte bunu anlayan, rücuun ne demek olduğunu anlar.
--
ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺧَﻠَﻖَ ﻟَﻜُﻢْ ﻣَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﺛُﻢَّ ﺍﺳْﺘَﻮٰٓﻯ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻓَﺴَﻮّٰﻳﻬُﻦَّ ﺳَﺒْﻊَ ﺳَﻤٰﻮَﺍﺕٍ ﻭَﻫُﻮَ ﺑِﻜُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻋَﻠ۪ﻴﻢٌ