Risale-i NurFihrist Risalesi

Altıncı Şua

Fihrist Risalesi · s.199

Bu risale, namazdaki teşehhüdde bulunan ﺍَﻟﺘَّﺤِﻴَّﺎﺕُ ﺍَﻟْﻤُﺒَﺎﺭَﻛَﺎﺕُ ﺍَﻟﺼَّﻠَﻮَﺍﺕُ ﺍَﻟﻄَّﻴِّﺒَﺎﺕُ ilâ âhir.. kelimelerinin hem mühim bir nevi tefsiri ve hem onun iki noktasına gelen iki mühim suale gayet güzel ve mühim bir cevaptır. Birinci sual: "Teşehhüdün mübarek kelimatları Mi'rac Gecesinde Cenab-ı Hak ile Resûlünün bir mükâlemeleri olduğu halde namazda okunmasının sırr-ı hikmeti nedir" demelerine karşı, her mü'minin namazı onun bir nevi mi'racı hükmünde olduğunu ve o huzura lâyık olan kelimeler ise Mi'rac-ı Ekber'de söylenen kelimeler olduğundan onları namazda zikretmekle o kudsi sohbet tahattur edileceğini ve o tahatturla o kudsi kelimelerin mânâları cüz'iyetten külliyete çıktığını ve Resul-i Ekrem (A.S.M.) Cenab-ı Hakka karşı selâm yerine ﺍَﻟﺘَّﺤِﻴَّﺎﺕُ ِﻟﻠّٰﻪِ demesini ve Cenab-ı Hak tarafından Resul-i Ekrem'e (a.s.m.) ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ demesi gelecek ümmetinin herbiri her günde lâakal on defa olsun ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ demelerine âmirâne iş'âr olduğunu ve Resul-i Ekrem (A.S.M.) o selâma karşı ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﻋِﺒَﺎﺩِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤِﻴﻦَ demesi, muazzam ümmetinin selâm-i İlâhiyi temsil eden İslâmiyete mazhar olmasını ve mü'minler ortasında ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ٭ ﻭَ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡُ demelerini râciyâne, dâiyâne Cenab-ı Haktan istediğini ifade ve ihtar olduğunu ve o sohbette Cibril-i Emin tarafından şehadet getirildiğinden bütün ümmet kıyamete kadar böyle şehadet edeceğini mübeşşirâne işaret edip, müjde verir. İkinci sual: Teşehhüd âhirinde; ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠٰﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍٰﻝِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻛَﻤَﺎ ﺻَﻠَّﻴْﺖَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢَ deki teşbih, teşbihlerin kaidesine uygun gelmiyor. Çünkü Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm, İbrahim Aleyhisselâmdan daha ziyade rahmete mazhardır. "Bunun sırrı nedir? Hem bu salâvatın teşehhüde tahsisinin hikmeti nedir? Hem aynı duâyı eski zamandan beri bütün ümmet her namazda tekrar etmelerinin sırr-ı hikmeti nedir?" suallerine karşı üç cihetle gayet mühim ve nurânî bir cevap verir. ~Birinci cihet:

Gerçi Hazret-i İbrahim (A.S.) Hazret-i Muhammed'e (A.S.M.) yetişmiyorsa da, fakat Onun âli enbiyâ olduğunu ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın âli ise evliyâ olduğunu, evliyâ ise enbiyâya yetişmediğini ve âl hakkında bu duanın parlak bir surette kabul olduğunu ve Âl-i Muhammed'den (A.S.M.) yalnız iki zâtın, yani Hasan ve Hüseyin'in (R.Anhüma) nesillerinden gelen ve ﻋُﻠَﻤَﺎﺀُ ﺍُﻣَّﺘِﻰ ﻛَﺎَﻧْﺒِﻴَﺎﺀِ ﺑَﻨِﻰ ﺍِﺳْﺮَﺍﺋِﻴﻞَ hadisine mazhar olan ve ekser tarîklerin reisleri bulunan büyük zâtlar hakkındaki bu dâimî duânın makbul meyveleri olduklarını gösterir. ~İkinci cihet:

Bu tarzdaki salavâtın vech-i tahsisi ve hikmeti ise, insanın en mükemmeli ve en nurânisi olan enbiya ve evliyâ kâfile-i kübrâsının açtıkları yolda ve şaşırmaları mümkün olmayan o cemaat-ı azimeye o sırat-ı müstakimde iltihak ve refakat ettiğini tahattur etmekle şübehât-ı şeytâniyeden kurtulacağını ve bu kafilenin, bu kâinat sahibinin en mükemmel masnûu ve makbul dostları olduklarına şâhid, dâima mu'cizeler ile onlara muâvenet-i gaybiye gelmesi ve muârızlarına her vakit musibet-i semâviye inmesi olduğunu ve Fatiha'da ﺻِﺮَﺍﻁَ ﺍﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍَﻧْﻌَﻤْﺖَ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ o kafile-i nûrâniyeye baktığı gibi ﻏَﻴْﺮِ ﺍﻟْﻤَﻐْﻀُﻮﺏِ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻭَ ﻻﺎ ﺍﻟﻀَّﺎﻟِّﻴﻦَ muarızlarına baktığını parlak bir surette gösterir. ~Üçüncü cihet:

Verilmesi va'dolunan Makam-ı Mahmud gibi birşeyin mükerreren duâ ile istenilmesi ise, istenilen Makam-ı Mahmud olduğuna göre, o bir uç olup, onun istenilmesiyle âlem-i bekâ ve haşirden sonra Cennet gibi mühim şeylerin verilmesine sebeb olduğunu ve o bekâ aleminin gelmesiyle haşr-i ekberde Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma verilecek Makam-ı Mahmud'un umum ümmete şefaat-ı kübrâ olacağına bir işaret ve bir müjde olduğunu ve Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm ümmetinin saadetiyle pek alâkadar olduğundan, ümmetinin, salavât ve rahmet duâlarına çok ihtiyaç gösterdiğini parlak bir surette beyan eder. Bu risale, ehl-i imanın muttaki kısmına Mi'rac-i asğar olan namazda Cenab-ı Hakka yakışır bir tarzı gösterdiğinden, her vakit mütâlaa edip o tarzı bulmaya gayret etmeleri lâzım olduğunu bildirir büyük bir hazine-i esrardır.

Küçük Ali