Risale-i NurEmirdağ Lâhikası-1

Sâlisen:

Emirdağ Lâhikası-1 · s.110

Hasan Feyzi'nin mektubunda bahsettiği bütün oradaki kardeşlerimize pek çok selâm, tebrik ediyoruz. Hapishaneleri bir dershane-i Nuriye olduğu gibi, inşâallah Denizli Vilayeti de bir nevi Medresetü'z-Zehra hükmüne geçecek. Ve çokların yüzünü ak eden ve Nur'u zulümlerden kurtarmağa çalışan ve Nur'un şakirdlerinin her birisine ona hediye edilen risalelerden ziyade hediye vermiş hükmünde manen bizlere hediyesi var. Bu Nur'un teberrükü, umum ona minnettar olanların hatıralarıdır. Yüzer misli mukabili alınmış bir hatıra-i adalettir. Râbian: İşaret-i gaybiye ile, altmışdörtte Risale-i Nur te'lifçe tamam olur diye haber-i gaybiyeyi iki hal tasdik ediyor:

Birincisi:

Çok mühim noktalar hatıra geldiği halde, risaleyi te'lif cihetine sevkedilmiyorum.

İkincisi:

Risale-i Nur'un hıfz ve neşrine ve sahabet ve himayetine çalışmak için hayat isterdim. Fakat hadsiz şükür olsun ki, bir bîçare ihtiyar Said yerinde çok genç Said'ler o vazifeyi yapıyorlar. Hususan Hüsrev'ler, Feyzi'ler, Ahmed'ler, Mehmed'ler, biraderzadem gibi çok Abdurrahman'lar ve hâkeza Hâfız Ali'yi kabrinde mesrur, müferrah ettikleri gibi, inşâallah kabrimde de öyle mesrur edecekler. Umum kardeşlerime, masumlara, ümmiler, hemşireler gibi her taifenin herbirisine birer birer selâm ve dua ediyoruz. Çalışkanların da Risale-i Nur'un bereketiyle o yangından ziyanları yoktur, sizlere arz-ı hürmet ve selâm edip ellerinizden öperler.

Aziz, sıddık kardeşlerim! Birkaç aydan beri aleyhime çevrilen desiseleri meydana çıktı. Hıfz-ı İlahî ile o musibet, yirmiden bire indi. Hâlî zamanda câmiye gidiyordum. Haberim olmadan, talebeler beni üşütmemek için, mahfelde bir kulübecik yapmıştılar. Ben de dört-beş gündür kendi kendime karar verdim, daha gitmeyeceğim. O malûm zabit adam vasıta olup kulübeciği kaldırdılar. Bana da resmen tebliğ ettiler ki: "Daha câmiye gitmeyeceksin." Fakat manasız habbeyi kubbe yapıp bir heyecan verdiler. Hiç ehemmiyeti yok, hiç de merak etmeyiniz. Tahminimce, her tarafta haddimden pek fazla teveccüh-ü âmmeyi kırmak için, bana böyle bazı bahanelerle ihanet ediyorlar. Eski zamanımı düşünüp güya tahammül etmeyeceğim. Halbuki -Risale-i Nur'un selâmet ve intişarına halel gelmemek şartıyla- her gün bin ihanet ve tazibler de gelse, Allah'a şükrederim. Ben ehemmiyet vermediğim gibi, buradaki talebeler de hiç sarsılmıyorlar. Çoktan beri beklediğimiz bu hâdise de, inayet-i İlahiye ile hafif geçti. Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve dua ediyoruz.

Aziz, sıddık kardeşlerim! Nur-u Muhammedîye ve sahabeye bakan dört sahife çok güzeldir. Âhirinde, Risale-i Nur'a ve dolayısıyla bize bakan kısımlar Hasan Feyzi'nin hüsn-ü zannı pek fazla gitmiş. Gerçi o âhir-i kasidesinde Risale-i Nur'un hakikatını ve şahs-ı manevîsini murad etmiş. Yine ta'dile muhtaç gördüm. Bazı kelimeleri ilâve ve birkaçını tebdil ettiğim halde, yine ondan benim hisseme düşen, bin derece haddimden ziyadedir diye titredim. Fakat madem şakirdleri şevke ve gayrete getiriyor, size havale ediyorum. Siz, hem bu zamandaki vehhamlıları, hem mesleğimizin muktezası olan mahviyet ve ihlas ve terk-i enaniyet noktalarını nazara alınız; münasib gördüğünüz kelimeleri ta'dil ediniz.Bu fütur zamanında ehemmiyetli bir kamçı-yı teşviktir, arkadaşlara gönderebilirsiniz. Hem o kıymetli kardeşimiz, merhum Hâfız Ali'nin (R.H.) vârisi ve halefi yerinde Risale-i Nur'a fevkalâde irtibat ve sadakatla bağlıdır. Benim ta'dilimden gücenmesin. Gayet samimî bir kanaatla ve kuvvetli bir itimad ile ve derin bir ilimle ve parlak bir iman ile Risale-i Nur'un mahiyetini iki defadır tarif eden Risale-i Nur'un has şakirdlerinden ve ehemmiyetli eski muallimlerden Hasan Feyzi'ninSikke-i Tasdik-i Gaybî'denaldığı bir ilham ile Risale-i Nur hakkında ve o nurun menbaı ve esası olan Nur-u Muhammedî (A.S.M.) ve hakikat-i Kur'an ve sırr-ı iman tarifinde bu kasideyi yazmıştır. ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﻭﻥَ ﻟِﻴُﻄْﻔُِﺎ ﻧُﻮﺭَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺑِﺎَﻓْﻮَﺍﻫِﻬِﻢْ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻣُﺘِﻢُّ ﻧُﻮﺭِﻩ۪ ﻭَﻟَﻮْ ﻛَﺮِﻩَ ﺍﻟْﻜَﺎﻓِﺮُﻭﻥَ Ahmed yaratılmış o büyük Nur-u Ehad'den Her zerrede nurdur o ezelden hem ebedden Bir nur ki odur hem yüce hem lâyetenahî Ol Fahr-i Cihan Hazret-i Mahbub-u İlahî Parlattı cihanı bu güzel Nur-u Muhammed (A.S.M.) Halkolmasa, olmaz idi bir zerre ve bir ferd Ol nuru ânın, her yeri her zerreyi sarmış Baştan başa her dem bu kesif zulmeti yarmış Bir nur ki odur sade ve hem lâyetezelzel Âri ve berî cümleden üstün ve mükemmel Bir nur ki bütün zerrede ancak o nümayan Bir nur ki verir kalblere hem aşk ile iman Bir nur ki eğer olmasa ol nur hele bir an Baştan başa zulmette kalır hem de bu ekvan Bir nur ki değil öyle muhat, hem dahi mahsur Bir nur ki eder kalbi de pür-nur, çeşmi de pür-nur Bir lem'adır andan, şu büyük şems ve kamerler Hep işte o nurdan bu acaib koca âlem Halk oldu o nurdan yine Cennet'le Cehennem Şekk yok ki o nurdur okunan Hazret-i Kur'an Ol nur-u ezel hem sebeb-i hilkat-i insan Her şeye odur mebde' ve asıl ve esas hem Ondan görünür nev'-i beşer böyle mükerrem Bir zerre değil, bahr-i muhit o bahr-i münirden Hem nasıl beşer hiç kalıyor hepsi de birden Şekk yok ki cihan, katre-i nurundan o nurun Şekk yok ki bu can, zerre-i nurundan o nurun Sönsün diye üflense, o derya gibi kaynar Söndürmeğe hem kimde aceb zerre mecal var Söndürmeğe kalkmıştı asırlar dolu küffar Kahreyledi her hepsini ol Hazret-i Kahhar Hep sönmüş asırlar, yanıyor sönmeden ol Tarihe sorun, kimdir o nur, hem kim imiş menfur Alnında yanan Nur-u Muhammed'di Halil'in Yetmezdi gücü, bakmağa her çeşm-i alîlin Görseydi Resul'ün o güzel nurunu, Nemrud Yakmazdı o dem, nârını ol kâfir-i matrud Bir sivrisinek öldürüyor o şah-ı cihanı (!) Atmıştı Halil'i ateşe çünki o câni Bir perde açıp söyledi Hak gizli kelâmdan Ol ateşe bahseyledi hem berd ü selâmdan "Dostum ve Resulüm yüce İbrahim'i ey nâr At âdetini, yakma bugün, sen onu zinhar!" Bir gizli hitab geldi de ol dem yine Hak'tan Bir abd-i mükerrem dahi kurtuldu bıçaktan Ol nurdan için Yunus'u hıfzeyledi ol hut Ol nur ile kahreyledi hem kavmini ol Lut Ol hüsn-ü cemal, eyledi âlemleri hayran Nerden onu bulmuş, acaba Yusuf-u Ken'an Hikmet nedir, ol derdlere sabreyledi Eyyüb Hem sırrı nedir, Yusuf için ağladı Ya'kub Öldükçe dirildikçe neden duymadı bir his Ol namlı nebi, şanlı şehid Hazret-i Cercis Hasretle neden ağladılar Âdem ve Havva Kimdendi bu yıllarca süren koskoca dava Hem âh, neden terkedilip Ravza-i Cennet Bir dâr-ı karar oldu neden âlem-i mihnet Nur şehri olan Tûr'da o dem Hazret-i Musa Esrar-ı kelâm hep çözülüp buldu tecella Bir parça Zebur'dan okusa Hazret-i Davud Başlardı hemen sanki büyük mahşer-i mev'ud Bilmem ki neden, yel ve sular hep onu dinler Bilmem ki neden, hep işiten âh! diye inler Mahluku bütün kendine râmetti Süleyman Nerdendi bu kuvvet, ona kimdendi bu ferman Yellerle uçan şanlı büyük taht-ı mukaddes Esrar-ı ezelden o da duymuş yine bir ses Ol hangi acib sır ki, çıkar göklere İsa Kimdir çekilen çarmıha, kimdir yine Yuda Nur derdi için tahtını terkeyledi Edhem Bir başkasının tahtı olur derdine merhem Çok şahs-ı veli, nur ile hem etti kanaat Çok şahs-ı denî, nur ile hem buldu keramet Her hepsi de pervanesi, üftadesi nurun Her hepsi muamma, gücü yetmez bu şuurun Fillerle varıp Kâ'be'ye hem Ebrehe zalim İsterdi ki yapsın nice bin türlü mezalim İsterdi ki o beyt yıkılıp şöhreti sönsün Halk Kâ'be'yi terkederek kiliseye dönsün İsterdi ki çeksin doğacak nura bir sed Hem doğmadan ölsün diye Mahbub-u Müebbed Günlerce gidip Kâ'be'ye hem yaklaşan ordu Birdenbire bir tehlike sezmiş gibi durdu Sür'atle gelip bir sürü kuş, semt-i bahirden Taş harbine başlar pek acib hepsi birden

İndikçe havadan o muamma gibi taşlar Cansız yıkılıp yerlere yatmış nice başlar Şahıyla beraber kocaman orduyu Mevlâ Olsun diye Mahbub'a nişan, eyledi mevta Hem kavm-i Kureyş, söndürelim derken o nuru Erkek ve kadın, cümlesinin kaçtı huzuru Müşrik ve muvahhid, iki fırka olup urban Yıllarca dökülmüş yine kan üstüne bir kan Şakk etti Kamer, Fahr-i Beşer, ol yüce Server Her yerde ve her anda onun nuru muzaffer Kur'andı kavli, nurdu yolu, ümmeti mutlu Ümmet olanın kalbi bütün nur ile doldu Çekmezdi keder, ol sözü cevher, özü kevser Ol Sure-i Kevser, dedi a'dasına "ebter!" Ol Şems-i Ezel'den kaçınan ol kuru başlar Gayya-i Cehennem'de bütün yakmış ateşler Bitmişti nefes, çıkmadı ses, bıktı da herkes Ol nura varıp baş eğerek hem dediler pes İdraki olan kafile ayrıldı Kureyş'ten Feyz almak için doğmuş olan şanlı güneşten Ol kevser-i Ahmed'den içip herbiri tas tas Olmuştu o gün sanki mücella birer elmas Ol başlara taç, derde ilâç, mürşid-i âlem Eylerdi nazar bunlara nuruyla demâdem Bunlardı o a'dayı boğan bir alay arslan Hak uğruna, nur uğruna olmuş çoğu kurban Bunlardan o gün ehl-i nifak cümle kaçardı Müşrik ise, ol aklı anın kalmaz uçardı Bunlardı o Peygamberin ashabı ve âli Dünyada ve ukbada da hem şanları âlî Tavsif ediyor bunları hep şöylece Kur'an: Sulh vakti koyun, kavgada kükrek birer arslan Hep yüzleri pâk, sözleri hak, yolları haktı Merkebleri yeller gibi Düldül'dü, Burak'tı Bir cezbe-i "Yâ Hayy!" ile seller gibi aktı A'daya varıp herbiri şimşek gibi çaktı Bunlardı o gün halka-i tevhidi kuranlar Bunlardı o gün baltalayıp küfrü kıranlar Bunlardı mübarek yüce cem'iyet-i şûra Bunlardı o nurdan dizilen halka-i kübra Bunlardı alan Suriye, Irak, ülke-i Kisra Bunlarla ziyadar o karanlık koca sahra Bunlardı veren hasta, alîl gözlere bir fer Bunlardı o tarihe geçen şanlı gazanfer Her hepsi de bir zerre-i nuru o Habib'in Her an görünür gözlere ondan nice yüzbin Nur altına girmiş bulunan türlü cemaat Hem buldu beka, hem de bütün gördü adalet Ecdad-ı izamın o büyük ruhları küskün Zira ne küfürler okunur onlara her gün Yağmıştı o gün âh ne kederler, ne elemler Âciz onu hep yazmağa, eller ve kalemler Binlerce yetimin yıkılan kalbini sen yap Afvet yeter artık, o Habib aşkına ya Rab!.. Derken yeter artık, bizi afvet güzel Allah Sarsıldı cihan, öldü de bir gümgüme nâgâh Buz parçası halinde bulut, bir yere düşmüş Erkek ve kadın hepsi de ol semte üşüşmüş Derhal açılıp gökyüzü hem parladı ol nurdan gelen Risalei'n-Nur Hallak-ı Rahîm eyledi mahlukunu mesrur Zulmet dağılıp başladı bir yepyeni gündüz Bir neş'e duyup sustu biraz ağlayan o göz Bir dem bile düşmezken onun âhı dilinden Kurtuldu, yazık dertli beşer derdin elinden Ol taze güneş, ülkeye serptikçe ışıklar Hep şâd olacak, şevk bulacak kalbi kırıklar Her kalbe sürur, her göze nur doldu bu günden Bir müjde verir sanki o bir şanlı düğünden Arzeyleyelim ol yüce Allah'a şükürler Kalkar bu kahr u cehl ü dalal, şirk ü küfürler Ol nur-u hüda saldı ziya, kalbe safa hem Gösterdi beka, göçtü fena, buldu vefa hem Çıkmıştı şakî, geldi nakî gördü adavet Eylerdi nefiy, oldu hafî nur-u hidayet Fışkırdı Risale-i Nur, ufuktan o nur-u Risalet Ol nur-u Risalet verecek emn ü adalet Allah'a şükür, kalkmada hep cümle karanlık Allah'a şükür, dolmada hep kalbe ferahlık Allah'a şükür, işte bugün perde açıldı Âlemlere artık yine bir neş'e saçıldı Artık bu sönük canlara can üfledi canan Artık bu gönül derdine ol eyledi derman Bir fasl-ı bahar başladı illerde bu günden Bir sohbet-i gül başladı dillerde bu günden Benden bana ben gitmek için Risale-i Nur diye koştum Nur derdine düştüm de denizler gibi coştum Bir zerrecik olsun bulayım der de ararken Düştüm yine derya gibi bir nura bugün ben Verdim ona ben gönlümü baştan başa artık Maşukum odur şimdi benim, ben ona âşık Ol nur-u ezel hem kararan kalblere lâyık Ol nurdan alır feyzini hem cümle halâyık Kahreyledi ol zulmeti Risale-i Nur'a akanlar Nur kahrına uğrar, ona hasmane bakanlar Küfrün bütün alayı hücum etse de ey nur Etmez seni dûr, kendi olur belki de makhur Sensin yine hazır, yine sensin bize nâzır Ey nur-u Rahîm, ey ebedî bir cilve-i kudret-i Fâtır Bir neş'e duyurdun imanla sırr-ı ezelden Bir müjde getirdin bize ol namlı güzelden Madem ki içirdin bize ol âb-ı hayattan Bir zerre kadar kalmadı havf şimdi memattan Hasret yaşadık nuruna yıllarca bütün biz Masum ve alîl, türlü bela çekti sebebsiz Yıllarca akan, kan dolu gözyaşları dinsin Zalim yere batsın, o zulüm bir yere sinsin Yıllarca, asırlarca bu nurun yine yansın Öksüz ve yetim, dul ve alîl hepsi de kansın Ey nur gülü, nur çehreni öpsem dudağından Kalb bahçesinin kalbine diksem budağından Her dem kokarak hem o güzel rayihasından Çıksam yine ben âlem-i fâni tasasından Nur güllerin açsın, yine miskler gibi tütsün Sinemde bu can bülbülü tevhid ile ötsün Sensin bize bir neş'e veren ol gül-ü hâlis Sensin bize hem cümleden a'lâ, dahi muhlis Ey Nur-u Risalet'ten gelen bir bürhan-ı Kur'an Ey sırr-ı Furkan'dan çıkan hüccet-i iman Sendin bize matlub, yine sendin bize mev'ud Sayende bugün herkes olur zinde ve mes'ud Her an seni bekler ve sayıklardı bu dünya Hak kendini gösterdi, bugün bitti o rü'ya Bin üçyüz senedir toprağa dönmüş nice milyar Mü'min ve muvahhid seni gözlerdi hep ey yâr Her hepsi de senden yana söylerdi kelâmı Her hepsi de her an sana eylerdi selâmı Nur çehreni açsan, atarak perdeyi yüzden Söyler bana ruhum yine ﻣَﺎ ﺍﺯْﺩَﺩْﺕُ ﻳَﻘ۪ﻴﻨًﺎ Vallah, ezelden bunu ben eyledim ezber Risalei'n-Nur'dur vallah o son müceddid-i ekber Yüzlerce sened, hem nice yüzlerce işaret Eyler bu mukaddes koca davaya şehadet En başta gelen şahid-i adl Hazret-i Kur'an Göstermiş ayânen otuzüç yerde o bürhan ﻳَﺎ ﻣُﺪْﺭِﻛًﺎ nin kalbine gömmüş Esedullah Çok sır ki, bilenler oluyor hep sana âgâh ﻛُﻦْ ﻗَﺎﺩِﺭِﻯَّ ﺍﻟْﻮَﻗْﺖِ demiş ol pîr-i muazzam Binlerce veli hem yine yapmış buna bin zam Mu'cizdir o söz, haktır o öz, görmedi her göz Artık bu muammaları gel sen bize bir çöz Altıncı Söz'ün aldı bütün fiil ü sıfâtı Verdim de arındım ona hem zât u hayatı Müflis ve fakir bekliyordum şimdi kapında Tevhide eriştir beni, gel varını sun da Ben ben diye yazdımsa da sensin yine ol ben Hiçten ne çıkar, hem bana benlik yine senden Afvet beni ey afvı büyük, lütfu büyük Risalei'n-Nur Bir dem bile hem eyleme senden beni ya Rabbena mehcur Nur aşkına, Hak aşkına, dost aşkına ey nur Nurunla ve sırrınla bugün kıl bizi mesrur Ey Nur-u Ezel'den gelen Nur-u Muhammed (A.S.M.) Ey sırr-ı imandan gelen nur-u müebbed Binlerce yetimin duyulan âhını bir kes Sarsar o büyük arşı da vallah bu çıkan ses Vallah cemilsin, yeter artık bu celalin Göster bize ey Nur-u Muhammed, bir kerre cemalin Dergâhını aç, et bize ihsan, yine ey nur-u Risalet Biz dertli kuluz, kıl bize derman, yine ey nur-u hakikat Emmare olan nefsimizin emrine uyduk Ver bizlere sen nur ile îkan, yine ey Nur-u Kur'an Hırs ateşi sönsün de gönül gülşene dönsün Saç nurunu, hem feyzini her an, yine ey nur-u iman Sen nur-u Bedî', Nur-u Rahîm'sin bize lütfet Hep isteğimiz aşk ile iman, yine ey Nur-u İlahî Dinin çekilip, dev gibi saldırmada vahşet Rahm et bizi garketmeye tufan, yine ey Nur-u Rahmanî Pür-nura boyansın bütün âfâk-ı cihanın Her yerde okunsun da bu Kur'an, yine ey Nur-u Sübhanî Mahbubuna uyduk, hepimiz ümmeti olduk Ağlatma yeter, et bizi handan, yine Ey Nur-u Rabbanî Ol Ravza-i Pâk-i Ahmed'i (A.S.M.) göster bize bir dem Artık olalım hep ona kurban, yine Ey Nur-u Samedanî İslâm'a zafer ver, bizi kurtar, bizi güldür A'damızı et hâk ile yeksan, yine ey Nur-u Furkanî Her belde-i İslâm ile, olsun bu yeşil yurd Tâ haşre kadar cennet-i canan, yine ey Nur-u imanî Ol Fahr-i Cihan, Âl-i Abâ hakkı için ya Rab Hıfzet bizi âfât u beladan, yâ Nure'l-Envâr, bihakkı ismike'n-Nur!

Âciz, bîçare talebeniz

Hasan Feyzi (Rahmetullah٦ﻧﺰleyh)

Aziz, sıddık kardeşlerim! Gayet ehemmiyetli bir mes'eleyi -bundan evvel size icmalen beyan ettiğim mes'eleyi- tekrar size söylememe kuvvetli, manevî bir ihtar aldım. Şöyle ki: Perde altındaki düşmanımız münafıklar, şimdiye kadar yaptıkları gibi, adliyeyi ve siyaset ve idareyi zahirî dinsizliğe âlet edip, bize hücumları akîm kaldığı; ve Risale-i Nur'un fütuhatına menfaati olan eski plânlarını bırakıp, daha münafıkane ve şeytanı da hayrette bırakacak bir plân çevirdiklerine dair buralarda emareleri göründü. O plânların en mühim bir esası; has, sebatkâr kardeşlerimizi soğutmak, fütur vermek, mümkün ise Risale-i Nur'dan vazgeçirmektir. Bu noktada o kadar acib yalanları ve desiseleri istimal ediyorlar ki, Isparta ve havalisi, gül ve nur fabrikasının kahraman şakirdleri gibi,çelik ve demir gibi bir sebat ve sadakat ve metanet lâzım ki dayanabilsin. Bazı da dost suretinde hulûl edip, korkutmak mümkünse, habbeyi kubbe edip evham veriyorlar."Aman, aman Said'e yanaşmayınız! Hükûmet takib ediyor" diye zaîfleri vazgeçirmeye çalışıyorlar. Hattâ bazı genç talebelere, hevesatlarını tahrik için, bazı genç kızları musallat ediyorlar. Hattâ Risale-i Nur erkânlarına karşı da, benim şahsımın kusuratını, çürüklüğünü gösterip; zahiren dindar ehl-i bid'adan bazı şöhretli zâtları gösterip; "Biz de müslümanız, din yalnız Said'in mesleğine mahsus değil" deyip, bize karşı perde altında cephe alan zındıklara ve anarşilik hesabına o safdil ehl-i diyanet ve hocaları âlet edip istimal ediyorlar. İnşâallah bunların bu plânları da akîm kalacak. Böyle heriflere dersiniz: "Biz, Risale-i Nur'un şakirdleriyiz. Said de, bizim gibi bir şakirddir. Risale-i Nur'un menbaı, madeni, esası da Kur'andır. Yirmi senedir emsalsiz tedkikat ve takibatla beraber, kıymetini ve galebesini en muannid düşmana da isbat etmiştir. Onun tercümanı ve bir hizmetkârı olan Said ne halde olursa olsun, hattâ Said de -El'iyazü billah- Risale-i Nur'un aleyhine dönse, bizim sadakatımız ve alâkamızı inşâallah sarsmayacak." deyip, o kapıyı kaparsınız. Fakat mümkün olduğu kadar Risale-i Nur'la meşgul olmak, elinden gelirse yazmak ve mübalağalı propagandalara hiç ehemmiyet vermemek ve eskisi gibi tam ihtiyat etmek gerektir. Umum kardeşlerimize birer birer selâm ve dua ediyoruz.

Said Nursî

Bu vatandaki milletin en büyük kuvveti olan âlem-i İslâm'ın teveccühünü ve hamiyetini ve uhuvvetini kırmak ve nefret verdirmek için, siyaseti dinsizliğe âlet ederek, perde altında küfr-ü mutlakı yerleştirmek isteyenler, hükûmeti iğfal ve adliyeyi iki defadır şaşırtıp der: "Risale-i Nur şakirdleri, dini siyasete âlet eder; emniyete zarar vermek ihtimali var." Halbuki, bu memlekete maddî ve manevî bereketi ve fevkalâde hizmeti ve umum âlem-i İslâm'a taalluk edecek hakaikı câmi' olduğu, otuzüç âyât-ı Kur'aniyenin işaretiyle ve İmam-ı Ali'nin (R.A.) üç keramet-i gaybiyesiyle ve Gavs-ı A'zam'ın kat'î ihbarıyla tahakkuk etmiş olanRisale-i Nur'un siyasetle alâkası yoktur. Fakat küfr-ü mutlakı kırdığı için, küfr-ü mutlakın altı olan anarşilik ve üstü olan istibdad-ı mutlakı esasıyla bozar, reddeder. Emniyeti ve asayişi ve hürriyeti ve adaleti temin eder. Risale-i Nur'a daha vatana, idareye zararı dokunmak bahanesiyle tecavüz edilmez. Daha kimseyi o bahane ile inandıramazlar.Fakat cepheyi değiştirip, din perdesi altında bazı safdil hocaları veya bid'a taraftarları veya enaniyetli sofi-meşreblileri, bazı kurnazlıklar ile, Risale-i Nur'a karşı iki sene evvel İstanbul'da ve Denizli civarında olduğu gibi istimal etmeye münafıklar belki çabalayacaklar. İnşâallah muvaffak olamazlar.

Kardeşlerim! Şimdi tam tahakkuk etti ki; resmen bana ihanet ve hakaret etmek, onunla teveccüh-ü âmmeyi hakkımda kırmak için gizli bir tedbir kurulmuş. Benim bütün dostlarımı -perde altında- soğutmak ve ürkütmeye çalışıyorlar. HalbukiSikke-i Tasdik-i Gaybîonların bütün propagandalarını zîr ü zeber ediyor. Gerçi böyle dinsizlik hesabına bana olan hakaret, bir derece beni sıkıyor; Eski Said'den kalma bazı damarlarıma dokunuyor. FakatRisale-i Nur'un hârika fütuhatı ve şakirdlerinin ehl-i hakikat nazarında ve ruhanî ve melaikeler yanında hürmet ve merhametle karşılanmaları, benim şahsıma gelen ihanet ve hakaretlerin sivrisinek kanadı kadar ehemmiyeti kalmaz. O bedbaht ehl-i ihanet, dindarlık cihetiyle, ehl-i din ve ehl-i ulûm-u diniyenin hürmetini kırmak dine bir ihanet olduğu cihetinde, ruhanî ve melaikelerin ve ehl-i iman ve ehl-i hakikatın nazarında mel'un olduğu gibi; binden ancak bir-iki serserinin veya zındığın âferinini kazanırlar.O bedbahtlar bana hakaret etmekle, güya Risale-i Nur'un nüfuzunu kırıyor; şahsımı menba' zannedip beni çürütmekle, Risale-i Nur sukut edecek gibi ahmakane bir zan ile şahsıma tecavüz oluyor. Ben de derim: Ey bana dinsizlik hesabına ihanet ve hakaret eden bedbahtlar! Kat'iyyen size haber veriyorum; yakında -tövbe etmemek şartıyla- hiç çare-i halas yok ki, ecel celladıyla sen, i'dam-ı ebedî ile ölüm darağacı ile asılacaksın! Şeraretli ruhun dahi ebedî bir haps-i münferidde mahkûm olmakla beraber, ehl-i iman ve ruhanîlerin nefret ve lanetini kazanacaksın! -Tövbe etmemek şartıyla- benim intikamım, senden, pek muzaaf bir surette alınıyor bildiğimden, hiddet değil hattâ sana acıyorum! Amma Risale-i Nur'un, senin gibi sinekler kadar ehemmiyeti olmayanların perde çekmesi, zerre kadar nüfuzunu kıramaz. Yüzbinler adam onunla imanlarını kurtardıkları için, ruh u canla hürmet ve perestiş ederler.Amma şahsımın teessürü ise kat'iyyen size haber veriyorum ki; bir-iki dakika asabiyetle bir teessüratıma mukabil, birden öyle bir teselli buluyorum ki, bin derece sizlerin hakaret ve ihaneti ziyadeleşse o teselliyi kıramaz. Çünki Risale-i Nur'un keşf-i kat'îsiyle, dinsizlik hesabına bize hücum edenler, ebedî azablar ve haps-i münferidde ve i'dam-ı ebedî ile ihanetini gördükleri gibi;Risale-i Nur'la imanını kurtaran şakirdleri, ölümle terhis tezkeresi ve saadet-i ebediye vesikasını alıp, ebedî bir hürmet ve merhamet ve ikrama mazhar olacaklarını, feylesofları susturan binler hüccetlerle beyan etmişiz. Hem bu Yeni Said, Eski Said gibi kendine hürmet ve teveccüh kazanmak ve şan ü şeref bulmak; kat'iyyen aleyhindedir, kat'iyyen kabul etmez. Onun için, yirmi senedir inzivayı tercih etmiş. Eğer asayiş ve idare hesabına nüfuzunu kırmak ve umumun nazarında çürütmek için yapıyorsanız, pek büyük bir hata ediyorsunuz. İki sene üç mahkeme, yirmi senelik hayatımın yüzyirmi eserinde, yüzyirmi bin Risale-i Nur şakirdlerinden mûcib-i ihtilal ve medar-ı mes'uliyet ve vatan ve millet aleyhinde hiçbir şey bulmadıklarına beraetimizle ve Risale-i Nur eczalarının bütününü iade etmeleriyle gösterdiği cihetle, kat'iyyen size beyan ediyorum ki; dinsizlik hesabına bizi ezen sizler; vatan ve millet, asayiş ve idare aleyhinde ve anarşilik lehinde ve müdhiş bir ecnebi hesabına beni sıkıştırıp, bir sarsıntı çıkarıp, o cereyanın müdahalesini istiyorsunuz. Onun için,bütün ihanet ve hakaretlerinize beş para kıymet vermem; asayiş, idare lehinde, sabır ve tahammüle karar verdim. Elbette dünya daimî olmadığı gibi, hâdisatı da fırtınalı, daima değişir. Birkaç saat cinayetlerle, dünyevî ve uhrevî binler zakkum ve azab neticeleri var. O zaman, faidesiz "yüzbinler teessüf" diyeceksiniz! Ben, resmî makamata ve bizimle tam alâkadar vazifedarlara yazdığım gibi, sizin gibi bedbahtlara dahi derim:Biz, Risale-i Nur'la, bu memleketin ve istikbalinin en büyük iki tehlikesini def'etmeye çalışıyoruz ve bilfiil çok emarelerle, hattâ mahkemede de kısmen isbat etmişiz.