NAMAZIN RÜKÜNLERİ
Büyük Şafiî İlmihali · s.127
Namazın rükünleri on yedidir. I- Niyet etmek. Niyetin manası, Allah'a yaklaşmak için ibadete başlarken, ibadet yapmaya azm etmektir. Niyetin mahalli kalbdir. Niyet de tekbir ve rükû bir rükün olduğundan namazın bir cüz'üdür. Tekbir ile beraber getirilir. Ayrıca tekbirden önce getirmekde sünnettir. Tekbirin baş harfi olan (hemze) harfinden, son harfi olan (ra) harfine kadar, niyetin devamının şart olduğunu "Nevevî" (R.A.) gibi zatlar şart koşmuşlar ise de, niyetin bu şekilde getirilmesi çok güç olduğundan, Gazali ve İbn El-Rıfat ve Nevevi de "Şerhül-Mühezzeb" ve "Şerhü'l Vasit" ta örfi mukarenet ile iktifa edilebileceği görüşünü savunmuşlardır. Yani namaza hazır olunacak kadar bir durumda olmayı kâfi görmüşlerdir. Bu görüşe göre niyet, rükün değil, şart olup namazın dışındadır. Çünkü niyet namaz kılmak için bir azimdir. Buna göre niyet kolay olduğu gibi niyetten sonra ve tekbirden önce namaza münafi bir şey olursa beis yoktur. Farz namazını kılmak isteyen kimsenin; hem namaz kılmaya azmetmesi, hem farz olduğunu söylemesi, hem hangi farzın olduğunu tayin etmesi icab eder. "Maverdi" diyor ki: İbadet üç çeşittir: 1- Farz ve tayinden söz etmeden sadece kasta muhtaç olandır. Hac, umre ve abdest gibi. Meselâ abdest alındığı zaman, namaz için veya tavaf için veya Kur'an-ı Kerim'i ellemek için abdest alıyorum, şeklinde alınan abdesti tayin etmek icabetmez. 2- Tayin etmeden niyet getirirken kast ve farzı söylemeye muhtaç olan ibadettir. Zekat ve keffaret gibi ibadetlerdir. 3- Niyet getirirken tayin, kasd ve farz olduğu söylenmesi gerekli olan ibadetlerdir. Namaz ve oruç gibi. İbadetten çıkma niyeti birkaç çeşittir: 1- Namazda çıkma niyeti veya tereddüt göstermek, namazın fesadına vesile olur. Ama vesveseden doğan tereddüdün hiçbir etkisi yoktur. Namazın fesadına sebebiyet vermez. 2- Hac ve umre'den çıkmak için azmetmek, onların fesadına vesile olmaz. Hatta cima, yanı cinsi ilişki gibi bir şeyle ifsad edilseler de onları tamamlamak ve kaza etmek icabeder. 3- Oruç ve itikaf. Mutemede göre bunlardan çıkmak için azmetmek onları bozmaz. 4- Abdest. Esahha göre abdest esnasında ondan çıkmaya niyet etmek, yıkanmış azaların abdestini bozmaz. Fakat yıkanmamış azalar için yeni bir niyet getirmek gerekir. Bir kimse, namaz niyetinin akabinde içinde "inşallah" dese bakılır: Gayesi teberrük ise namaza bir halel gelmez. Yoksa getirilen niyet muteber değildir. Öğle ile ikindi namazlarını kıldıktan sonra, kıldığı namazlardan birisinin niyetini getirmediğini hatırlarsa, her ikisini iade etmeye mecburdur. Bir kimse namaz kılmayan kimseye "namaz kılarsan sana şu kadar para vereceğim" derse bunun üzerine o da namaz kılarsa namazı sahih olmakla beraber kendisine vadedilen paraya müstehak değildir. Vakitli sünnet ile tahiyyetü'l-mescid veya abdest gibi bir sebebe istinad eden sünnetin, farz gibi kılınmasına azmetmek ve tayin etmek de lâzımdır. Vakit veya sebebe dayanmayan nafile namazı için, sadece kılmaya azmetmek kâfidir. Kazayı kılan da kaza olduğunu söylemek ve Allah'a izafe etmek, rek'atların sayılarını söylemek sünnettir. Bir kimse niyetin tamamını getirip getirmediğine veya öğle niyetini mi, yoksa ikindi niyetini mi getirdim, diye şüphe ederse, şayet uzun bir zaman geçtikten veya kıraat gibi bir rüknü eda ettikten sonra hatırlarsa, namazı fesada gider. Niyet ve kıraat gibi şeylerde vesvese hastalığına mübtela olan kimse için en güzel çare, kalben mütereddid olsa da gelen vesveseye kulak vermemektir. Tereddüdü terk ederse vesveseden kurtulur. Yoksa gittikçe vesvese kuvvet bulur. Onunla mübtela olan kimseyi delilik derecesine kadar götürebilir. Resûlullah (S.A.V.) buyuruyor: "Vesveseye mübtela olan kimse Allah'a itikat etsin ve vesveseye son versin." Namaz için getirilen niyetin şartı sekizdir: 1- Namaza niyet etmek, 2- Hangi namazın olduğunu belirtmek, 3- Namazın farziyetinden söz etmek, 4- Eda ile kazayı biri birinden ayırmak, 5- Namazın fiilini kasd etmek, 6- Niyeti kalb ile getirmek, 7- Niyet ile tekbiri beraber getirmek, 8- Niyetten sonra niyete ters düşen şeylerden kaçınmak. II- Tekbiretü'l-İhram'ı almak. "El-Fıkıh Ale'l-Mezahibi'l-Erbaâ" adlı kitabda kayd edildiğine göre Şafiî mezhebinde, "tekbiretül ihram"ın on beş şartı vardır. Onlardan biri olmazsa namaz münakid olmaz. Şartları şunlardır: 1- Gücü yeterse arapça olması. Şayet arapça olarak getiremez ve öğrenemezse bildiği lisan ile getirebilir. 2- Ayağa kalkabilirse, farz namazında tekbiri ayakta alması. Nafile namazında tekbiri oturarak da almak câizdir. 3- Lafza'i Celâl "ALLAH" ve "EKBER" kelimelerini söylemek. Lafza'i Celâl yerine meselâ: "RAHMAN" ve "EKBER" yerine "AZAM" kelimelerini zikretmek câiz değildir. 4- Allah lâfzının baş harfi olan hemzeyi uzatmamak. Çünkü hemze uzatılırsa istifham manasını ifade eder. 5- "Ba" harfini uzatmamak. Çünkü (ba) harfi uzatılırsa, davul manasına gelen "Kebir"in cem'i olur. 6- "Ba" harfini şeddeli olarak okumamak. 7- Lafza'i Celal ile "ekber" kelimesi arasında vav harfini getirmemek, 8- "EKBER" kelimesinin başına "vav" harfini ilâve etmemek. 9- Lafza'i Celâl ile Ekber kelimesi arasında durmamak. 10- "Tekbiretül ihram"ı getirirken, kendi kendine duyuracak kadar sesini yükseltmek. Duymayacak kadar gizlice getirirse câiz değildir 11- Vakitli namaz için vaktin girmesi. 12- Yüz Kıbleye dönük iken tekbiri getirmek. 13- İmama uymuş olanın (me'mûn) tekbiri imamın tekbirinden sonra olmak. 14- Kıraatın sahih olduğu yerde tekbir alması. 15- Tekbirde bulunan harflerin hepsini eksiksiz getirmek. Elin kaldırışıyla tekbire başlayışın ve elin indirilişiyle tekbirin bitişinin birlikte olması sünnettir. Şayet tekbire başlamadan önce ellerini kaldırmış ise tekbirin bitimiyle beraber onları indirir. "İftitah tekbiri" ne başladığında ellerin kaldırılıp, avuçların omuz hizasına kadar yükseltilmesi sünnettir. İmam olan kimse yüksek bir sesle tekbir almalıdır. Sesi kâfi gelmediği takdirde, cemaata duyurmak için mübelliğ de sesini yükseltir. Resûlüllah (S.A.V.) hasta halde cemaate namaz kıldırırken, sesi cemaata kâfi gelmediğinden Ebubekir (R.A.) cemaate duyurmak için yüksek sesle ikinci tekbir almıştır. III- Kıyam. Yani ayakta durmak. Kıyamda bir şeye dayanarak ayakta durmak namaza zarar vermez. Ancak gerek yok iken onu yapmak doğru değildir, namazın adabına ters düşer. Farz namazı kılan kimsenin gücü yeterse ayakta durması farzdır. Ayakta durmaktan aciz ise yapabildiği keyfiyet üzere namazını kılar. Kayık, gemi ve otobüs gibi bir vasıtaya binen bir kimse, ayakta kıldığı takdirde boğulma tehlikesi olur veya kendini tutamaz veya başı dönerse, bilahare iade etmemek üzere oturarak namazını kılar. "Selisülbevl" (İdrarını tutamayan kimse) ayakta namazı kıldığı takdirde idrarının akacağını, otursa duracağını bilirse oturarak namaz kılar. Gözünden ameliyat olmuş veya gözünde bir hastalık bulunan bir kimse tedavisi ancak sırt üstü yatmak suretiyle mümkün ise, ayakta namaz kılmayı terk eder. Düşman gözetleyen veya muharib olan kimse ayakta namaz kıldığında düşman tarafından görülecek ve bundan zarar doğacaksa oturarak namaz kılar. Fakat "Muğnil Muhtaç"ın kaydettiğine göre bu halet çok nadir olduğundan namazı iade etmesi icap eder. Hasta olan kimse münferiden kıldığından namazı uzatmayacağından, ayakta namazı eda edebileceğini, cemaat halinde kılarsa dayanamayıp bir kısmını oturarak kılmaya mecbur kalacağını bilirse, münferiden namaz kılması daha efdaldır. Kıyamın şartı belini doğrultmaktır. Ayakta sayılmayacak şekilde öne veya arkaya doğru eksik durursa namazı sahih değildir. Yalnız başı eğmekte bir beis yoktur. Şayet beli rüku'ya varmışçasına bükülmüş ise, olduğu gibi duracak, yalnız, gücü yeterse rükû için daha fazla eğilecektir. Bir kimse ayakta durabilir, fakat rükû ve secde yapamazsa gücü yettiği kadar yapar. Şayet ayakta namaz kılamazsa oturarak namazını kılar. İftiraş, -yani namazda normal olarak oturuş keyfiyeti- bağdaş kurmaktan daha efdaldır. Oturarak namaz kılan kimse, rûkû için en az, alnı dizlerinin önü hizasına gelecek kadar eğilmesi gerekir. Fakat en faziletlisi secde yerinin hizasına gelecek kadar eğilmesidir. Şayet oturarak namaz kılamazsa yüzü ve vücudunun ön kısmının kıbleye doğru olması şartıyla sağ tarafına dayanarak namaz kılar. Öyle de namaz kılamazsa sırt üstü yatar ve namaz kılar. Bir kimse bir tek ayak üzerinde durup namaz kılarsa bu namaz sahihtir. Ancak mazeret olmadan böyle bir namaz kılmak mekruhtur. Namazda ciddi olmak gerekir, başı sağa veya sola eğmek ve bir ayağa dayanarak ayakta durmak mekruhtur. Kıyamda ayakları birbirine yapıştırmakda mekruhtur. İki ayak arasındaki mesafe dört parmak kadar olmalıdır. IV- Fatiha-i Şerifeyi okumaktır. Resûlüllah (S.A.V.) buyuruyor ki: ﻻﺎ ﺻَﻼﺎﺓَ ﻟِﻤَﻦْ ﻟَﻢْ ﻳَﻘْﺮَﺍْ ﺑِﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ "Fatiha-i Şerifeyi okumayan kimsenin namazı yoktur." Başka bir hadiste buyuruyor: ﻻﺎ ﺗَﺠْﺰِﻯُۭ ﺻَﻼﺎﺓٌ ﻻﺎ ﻳُﻘْﺮَﺍُ ﻓِﻴﻬَﺎ ﺑِﻔَﺎﺗِﺤَﺔِ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ "İçinde Fatiha-i Şerife okunmayan namaz yeterli değildir." Fatihanın okunması herkes için farzdır. İster imam, ister mamum ister münferid olsun, Hanefi mezhebinde ise mamumun okuması caiz değildir. Fatihadan sonra Zammı sure okumak sünnettir. Zammı sürenin tam bir sure olması birkaç ayetin olmasından daha efdaldır. Mamum -imama tabi olan kimse- yalnız sırri (gizli) namazlarda veya imamın sesini işitmediği cehri namazlarda Zammı sure okur. Cehri namazlar: Sabah, cuma, akşam, yatsı namazı, her iki bayram, yağmur namazı ve ay tutulması namazıdır, diğer namazlar sırridir. Gündüz nafileleri sırridir, gece nafilesi ise sırri ile cehri namazlar arasındadır. Namazın dışında ve içinde ﺍَﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﺎَﺣْﻜَﻢِ ﺍﻟْﺤَﺎﻛِﻤ۪ﻴﻦَ ayetini okuyan kimsenin; "Bela ve ene ala zalike mineşşahidine", ﻓَﺒِﺎَﻯِّ ﺣَﺪ۪ﻳﺚٍ ﺑَﻌْﺪَﻩُ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ okuyan kimsenin: "Amentü billah" ﻓَﻤَﻦْ ﻳَﺎْﺗ۪ﻴﻜُﻢْ ﺑِﻤَﺎٓﺀٍ ﻣَﻌ۪ﻴﻦٍ okuyan kimsenin de: "Allahu rabbulalemin" demesi sünnettir. "Muğnil Muhtaç"ta kaydedildiğine göre, Eş-Şeyh EbûZeyd, yirmi küsur sahabeden: Kıyamda, Fatiha'nın okunması gerektiğini naklediyor. Mesbuk (Sonradan gelip zamanında imama yetişmeyen) müstesna namaza duran herkes, her rek'atta Fatiha-i Şerifeyi okumakla mükellefdir. Fatiha'nın sahih olabilmesi için bazı şartlar vardır ki; şunlardır; 1- Namaz kılanın fatihayı kendi işiteceği kadar açıktan okuması. 2- Bütün harflerini okuması. Bir harfini veya Fatiha'nın on dört şeddelerinden birisini bırakırsa kıraatı fesade gider. Hatta Savi diyor ki: "İyyake" deki şeddeyi bilerek mânasını anladığı halde terkeden kimse kâfir olur. Çünkü şeddesiz olursa güneş ışığının ismidir. O zaman mânası şöyle olur. Yalnız senin güneş ışığına ibadet ederiz. Ama unutarak veya bilmeyerek okursa söylenmesi gereken ne ise onu söylemek lâzım olduğu gibi secde-i sehiv yapmak da lâzımdır. 3- Bir harfi başka bir harf ile değiştirmemesi. Meselâ bir kimse "dad" harfini "za" harfine çevirerek okursa kıraatı sahih değildir. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in hem nazmını, hem manasını değiştirmiş olur; "dâllin" kelimesi, delâlete sapanlar mânasını ifade ediyorsa "zâllîn" kelimesi devam edenler mânasını ifade ediyor. Fakat "ka" ile "ke" arasında bir üslûp ile okursa (Arapların nutkettikleri gibi) Fatiha'ya halel vermez. 4- Mânayı değiştirecek bir hareke hatası yapmamak. Meselâ (En'amte) deki "ta" harfini zamme veya kesre ile bilerek okuyan kimse kâfir olur. Bilmeyerek veya unutarak okursa doğrusunu okuması gerektiği gibi, secde-i sehiv de yapılacaktır. Fakat mânasını değiştirmeyecek bir hareke hatâsını yaparsa meselâ "Na'budu" deki (Ba) harfini fetha veya kesre ile okursa, kıraat fesade gitmez. Fakat bu şekilde okumak haramdır. 5- Arapça olarak okumak. 6- Kıraatta tertibe riayet etmek. Yani Fatiha-i Şerife'yi malum olan nazm-ı celile riayet ederek okumak. Bir kimse Fatiha-i Şerife'nin yarısından başlar, sonuna kadar okur, sonra başa döner yarısına kadar okursa, kıraatı sahih değildir. 7- Muvalat etmek. Yani kelimeleri ardı ardınca okuyup aralarında teneffüs miktarından maada fasıla vermemek. Namaz ile ilgili olmayan zikir kelimeleri Fatiha'nın arasına girerse muvalatını kat' eder. Binaenaleyh, Fatiha-i Şerife'yi okumakta olan bir musallî aksırdığında "Elhamdülillah" dese veya müezzin'e icabet etse Fatiha-i Şerife'yi yeniden okuması gerekir. Fakat namaz ile ilgili bir zikir olursa, meselâ imamın kıraatı için, "âmin" dese zarar vermez. Fatiha-i Şerife'yi okurken uzun fasıla verir veya kıraatı bırakmak gayesiyle kısa fasıla yaparsa yeniden Fatiha-i Şerife'yi okuması gerekir. 8- Her rek'atta besmele ile birlikte Fatiha'yı şerife okumak. 9- Ayakta okumak. Hasta olmayan kimse Fatihanın tümünü veya bir kısmını ayakta değil, rükuda veya rükua varırken okursa namaz batıldır. Fatihadan sonra ve Zammı sureden önce imamın şu duayı okuması sünnettir: ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺑَﺎﻋِﺪْ ﺑَﻴْﻨِﻰ ﻭَﺑَﻴْﻦَ ﺧَﻄَﺎﻳَﺎﻯَ ﻛَﻤَﺎ ﺑَﺎﻋَﺪْﺕَ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﻤَﺸْﺮِﻕِ ﻭَﺍﻟْﻤَﻐْﺮِﺏِ ﻭَﻧَﻘِّﻨِﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺬُّﻧُﻮﺏِ ﻛَﻤَﺎ ﻳُﻨَﻘَّﻰ ﺍﻟﺜَّﻮْﺏُ ﺍﻻﺎَﺑْﻴَﺾُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺪَّﻧَﺲِ Evet; her rek'atta herkesin Fatiha'i Şerife'yi okuması lâzımdır. Ancak imama yetişmeyen mesbuk denilen kimse, yetişmediği rek'atın fatihasından muaf tutulduğu gibi, hızlı okuyan imama uyan orta okuyuşlu bir kimsenin tamamlayamadığı Fatiha'nın kalanından da muaf tutulur. ﺩﻥusalli Fatiha-i Şerife'yi bilmezse, yerine Kur'an-ı Kerim'in her hangi bir yerinden yedi ayet okur. Onu da bilmezse yerine Allah'ı zikir eder. Ebu Davud rivayet etmiş ki: Birisi gelip ey Allah'ın Resûlü: Kur'andan bir şey öğrenemedim. Bana kâfi gelecek bir şey öğret, dedi. Allah'ın Resûlü buyurdu ki: ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻭَﻻَﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻛْﺒَﺮُ ﻭَﻻﺎ ﺣَﻮْﻝَ ﻭَﻻﺎ ﻗُﻮَّﺓَ ﺍِﻻَﺎ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ de. Yalnız Fatiha'nın yerine okunacak şey. Fatiha'dan eksik olmamalıdır. Zikir de bilmezse Fatihayı Şerife okunacak kadar durmalıdır. Fatiha-i Şerife'nin meâlını (meselâ Türkçe) okumak caiz değildir. Fatiha-i Şerife'nin yarısını okuduktan sonra, besmeleyi getirip getirmediğine şüphe ederse tekrar baştan alması gerekir. Şayet şüphe devam ettiği halde fatihayı tamamlar, ondan sonra besmeleyi getirdiğini hatırlarsa, şüpheye düştükten sonra okuduğu ayetleri iade etmesi lâzımdır. Kıyamda iftitah tekbirini aldıktan sonra, gizlice iftitah duasını okumak, sonra eûzu çekmek sünnettir. İftitâh duası şudur: ﻭَﺟَّﻬْﺖُ ﻭَﺟْﻬِﻲَ ﻟِﻠَّﺬِﻯ ﻓَﻄَﺮَ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﻭَﺍﺕِ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽَ ﺣَﻨِﻴﻔًﺎ ﻣُﺴْﻠِﻤًﺎ ﻭَﻣَﺎ ﺍَﻧَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺸْﺮِﻛِﻴﻦَ ﺍِﻥَّ ﺻَﻠَﻮﺗِﻰ ﻭَﻧُﺴُﻜِﻰ ﻭَﻣَﺤْﻴَﺎﻯَ ﻭَﻣَﻤَﺎﺗِﻰ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺭَﺏِّ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ ﻭَﺑِﺬَﺍﻟِﻚَ ﺍُﻣِﺮْﺕُ ﻭَﺍَﻧَﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤُﺴْﻠِﻤِﻴﻦَ Fatiha'dan sonra "âmin" demek de sünnettir. Sabah namazının her iki rek'atında, diğer namazların ilk iki rek'atında Fatiha'ı Şerife'den sonra zamm-ı sûre okumak da sünnettir. Şayet zammı sûre fatihadan evvel okunursa fatiha sayılmakla beraber zammı sûre muteber değildir, tekrar okunması gerekir. Sabah namazının ve akşam ile yatsı namazlarının ilk iki rek'atında kıraatı cehren okumak sünnettir. Yalnız imama tabi olan kimse (memûm), imamın sesini işitirse zammı sûre okunmamalıdır. V- Rükû'a varmak. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: ﻭَﺍﺭْﻛَﻌُﻮﺍ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺮَّﺍﻛِﻌ۪ﻴﻦَ Bakara 43 "Rükû'a varanlarla beraber rükû'a varınız." Sabah, akşam ve yatsı gibi, seslice okunması sünnet olan namazlarda kıraatın sessizce veya öğle ile ikindi gibi sessizce okunması sünnet olan namazlarda kıraatın seslice okunması, namaza bir halel vermez. Ancak bu şekilde davranmak tenzihen mekruhtur. Rükû'un asgarisi, ellerin içleri dizlere varacak kadar eğilmekdir. Rükû için ondan başka bir şeyi kast etmemek lâzımdır. Meselâ, bir kimse, kıyamda iken her hangi bir şeyin kendisine değmemesi için eğilir, sonra onu rükû olarak kabul ederse câiz değildir. Rükû'un en güzel ve sünnete uygun şekli, sırt ile boynu bir tek parça gibi bir hizaya getirip ayaklarını dikmek, el parmaklarını kıbleye doğru tutmak ve dizlerini avuçları içine almaktır. Eğilmeye başladığında, ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırır ve tekbir alır. Rükû haddine vardıktan sonra üç sefer ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺭَﺑِّﻰَ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ der. Şayet cemaatın rızası varsa onbir kereye kadar söyleyebilir. Münferiden namaz kılarsa şunu da ilâve etmesi sünnettir: ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻟَﻚَ ﺭَﻛَﻌْﺖُ ﻭَﺑِﻚَ ﺍٰﻣَﻨْﺖُ ﻭَﻟَﻚَ ﺍَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﺧَﺸَﻊَ ﻟَﻚَ ﺳَﻤْﻌِﻰ ﻭَﺑَﺼَﺮِﻯ ﻭَﻋَﻈْﻤِﻰ ﻭَﻋَﺼَﺒِﻰ ﻭَﻣَﺎ ﺍﺳْﺘَﻘَﻠَّﺖْ ﺑِﻪِ ﻗَﺪَﻣِﻰ Ayakta namaz kılamayan kimse, oturarak alnı secde yerinin hizasına gelecek şekilde belini bükerek rükû'a varmalıdır. Erkek olan kimsenin dirseklerini yanlarından uzak tutması sünnettir. VI- Tuma'nînettir. Yani eğilmesini kalkmasından ayıran azaların hareketsizliğidir. Bazı ulema tuma'nîneti, (iki hareket arasındaki sükûndur) diye târif etmişlerdir. VII- İtidaldır. Yani rükûdan kalkıp rükûa varmadan evvelki hale gelmektir. İtidalın muteber olabilmesi için sadece onu kast etmek gerekir. Bir kimse her hangi bir şeyden ürküp, rükûdan kalkar ve itidal niyetini getirirse kâfi gelmez. İtidale kalkarken her iki elini omuzlarının hizasına kadar kaldırır ve " ﺳَﻤِﻊَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻟِﻤَﻦْ ﺣَﻤِﺪَﻩُ " der ellerini omuzunun hizasına kaldırması vacip değil, sünnettir. Şayet yapılmazsa namaza halel gelmez ve beli doğrulduktan sonra da; ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻟَﻚَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻣِـْﻻﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَﺎﻭَﺍﺕِ ﻭَﻣِـْﻻﺎ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻭَﻣِـْﻻﺎ ﻣَﺎ ﺷِﺌْﺖَ ﻣِﻦْ ﺷَﻰْﺀٍ ﺑَﻌْﺪَﻩُ demelidir. "Semiallahu Limen hamide" cümlesini seslice, sonrasını da gizlice söylemek sünnettir. Münferid olursa şunu da ilâve etmek sünnettir. ﺍَﻫْﻞَ ﺍﻟﺜَّﻨَﺎﺀِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺠْﺪِ ﺍَﺣَﻖُّ ﻣَﺎ ﻗَﺎﻝَ ﺍﻟْﻌَﺒْﺪُ ﻭَ ﻛُﻠُّﻨَﺎ ﻟَﻚَ ﻋَﺒْﺪٌ ﻻﺎ ﻣَﺎﻧِﻊَ ﻟِﻤَﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﺖَ ﻭَﻻﺎ ﻣُﻌْﻄِﻰَ ﻟِﻤَﺎ ﻣَﻨَﻌْﺖَ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻨْﻔَﻊُ ﺫَﺍ ﺍﻟْﺠَﺪِّ ﻣِﻨْﻚَ ﺍﻟْﺠَﺪُّ Sabah namazının ikinci rek'atının itidalinde kunut duâsını okumak sünnet-i müekkededir. Kunut duası şudur: ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﻫْﺪِﻧ۪ﻰ ﻓ۪ﻴﻤَﻦْ ﻫَﺪَﻳْﺖَ ﻭَﻋَﺎﻓِﻨ۪ﻰ ﻓ۪ﻴﻤَﻦْ ﻋَﺎﻓَﻴْﺖَ ﻭَﺗَﻮَﻟَّﻨ۪ﻰ ﻓ۪ﻴﻤَﻦْ ﺗَﻮَﻟَّﻴْﺖَ ﻭَﺑَﺎﺭِﻙْ ﻟ۪ﻰ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﺖَ ﻭَﻗِﻨ۪ﻰ ﺷَﺮَّ ﻣَﺎ ﻗَﻀَﻴْﺖَ ﻓَﺎِﻧَّﻚَ ﺗَﻘْﻀ۪ﻰ ﻭَﻻﺎ ﻳُﻘْﻀٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻭَﺍِﻧَّﻪُ ﻻﺎ ﻳَﺬِﻝُّ ﻣَﻦْ ﻭَﺍﻟَﻴْﺖَ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻌِﺰُّ ﻣَﻦْ ﻋَﺎﺩَﻳْﺖَ ﺗَﺒَﺎﺭَﻛْﺖَ ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻭَﺗَﻌَﺎﻟَﻴْﺖَ ﻓَﻠَﻚَ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺎ ﻗَﻀَﻴْﺖَ ﺍَﺳْﺘَﻐْﻔِﺮُﻙَ ﺍﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻭَﺍَﺗُﻮﺏُ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﻭَﺻَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋَﻠٰﻰ ﺳَﻴِّﺪِﻧَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻟِﻪِ ﻭَﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻭَﺳَﻠَّﻢَ Kunut ve tesbih namazı hariç itidalın uzatılmaması gerekir. Kunut duasını okurken elleri yukarı doğru kaldırıp açmak da sünnettir. İmam, kunut okurken me'müm (imama uyan kişi) dua için âmin der, fakat imam, medh ve senayi okuduğu zaman me'mum da okur. Medh ve senâ "feinneke takdî" den başlar sonuna kadar devam eder. Me'müm imamın sesini duymazsa, dua da dahil olmak üzere kunutun tamamını okur. Memleket musibetlere maruz kalırsa her farzda kunutu okumak sünnettir. Kunutu okumayan Hanefiyyülmezheb bir imama uyan kimsenin, İmam selam verdikten sonra secde-i sehiv yapması sünnettir. Hatta bir kimse, kunut okumayan bir imama iktida edip kunut okursa da imam okumadığından yine secde-i sehve gider. Kunut duasında el kaldırmak sünnettir. İmam, kunutu okurken cemaat namına dua ettiğinden mütekellim vahdehü değil, mütekellim maalğayr olarak telaffuz edecektir. Mesela, "ehdini', âfini ve tevellenî" değil, "ehdinâ, âfina ve tevellena" şeklinde okuyacaktır. Kunutta olduğu gibi her duada Allah'tan her şey istenildiği zaman ellerin içi göğe doğru açılır, bir şeyin şerrinden Allah'a sığınıldığı zaman ellerin sırtı göğe doğru döndürülür. Bunun için ﻭَﻗِﻨِﻰ ﺷَﺮَّ ﻣَﺎ ﻗَﻀَﻴْﺖَ dediği zamanda ellerinin sırtını yukarıya doğru kaldırmak, kunut duasını bilmeyen kimse dua veya medhu sena içeren bir ayet okursa kafidir. Hatta kunutu bildiği halde böyle bir şey okursa yeterli olur. Meselâ İhlâs suresi gibi. VIII- İtidalda tuma'nînet yapmaktır. IX- Her rek'atta iki kere secde etmek. Secde için, eller kaldırılmaz. Secdede üç sefer ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺭَﺑِّﻰَ ﺍﻻﺎَﻋْﻠَﻰ denir. Münferid olursa: Yani tek olarak namaz kılarsa şunu da ilave eder: ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻟَﻚَ ﺳَﺠَﺪْﺕُ ﻭَﺑِﻚَ ﺍٰﻣَﻨْﺖُ ﻭَﻟَﻚَ ﺍَﺳْﻠَﻤْﺖُ ﺳَﺠَﺪَ ﻭَﺟْﻬِﻰَ ﻟِﻠَّﺬِﻯ ﺧَﻠَﻘَﻪُ ﻭَﺻَﻮَّﺭَﻩُ ﻭَﺷَﻖَّ ﺳَﻤْﻌَﻪُ ﻭَﺑَﺴَﺮَﻩُ ﺗَﺒَﺎﺭَﻙَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﺣْﺴَﻦُ ﺍﻟْﺨَﺎﻟِﻘِﻴﻦَ ve ellerini omuzlarının karşısına koyup parmaklarını kıbleye doğru açar. Dizlerini birbirinden ayırır. Secdenin asgarisi namaz kılan kimsenin alnını yere koymasıdır. Secdenin sünnete uygun şekli ve alâsı da secdeye kapanması için ellerini kaldırmadan önce dizlerini, sonra ellerini, sonra alın ve burnunu yere koyması ve ellerini omuzlarının hizasına getirip parmaklarını kıbleye doğru açması, dizlerini birbirinden ayırması, karnını oyluklarından, dirseklerini de yanlarından uzak tutmasıdır. Secdenin sahih olabilmesi için birkaç şartı vardır: a- Onunla, başka bir şeyi kasdetmemesidir. Şayet itidalden yüz üstü düşerse tekrar itidal'e avdet edip, yeniden secdeye varması lâzımdır. b- Yedi âza üzerine secde etmesi. Yedi âza şunlardır: Alın, iki diz, iki avuç ve iki ayak parmaklarıdır. Resûlüllah (S.A.V.) şöyle buyuruyor: "Yedi kemik üzerine secde yapmakla emr olundum. Alın, iki el, iki diz ve iki ayak uçları." c- Alnın açık olması. Alnı üzerinde bulunan sarık veya tülbent gibi bir şey üzerine veya oturup kalkarken hareket etmesiyle hareket eden bir şey üstüne secde ederse veya birinci secde getirirken alnına yaprak gibi bir şey yapışırsa, bunu izale etmeden ikinci secdeyi yaparsa caiz değildir. Fakat oturup kalktığında oturup kalkışıyla kımıldamayan uzun bir elbisenin bir tarafı üzerine secde ederse câizdir. Alnındaki yarayı bağlayıp izalesinden korkarsa üzerine secde eder, sonra iade de etmez. Alnı üzerinde kıl biterse bu ten hükmünde olduğundan üzerinde secde yapmakta beis yoktur. Fakat baş hududunda biten saç uzanır, alnı kaplar ve üzerine secde yapılırsa câiz değildir. Yukarıda beyan edildiği gibi secdede alnın açık olması gerekir. Külah veya sarık, alın üzerine indiği halde bilerek secde edilirse namaz fesada gider. Fakat bilmiyerek külah veya sarığın üzerinde secde edilirse namaz fesada gitmez, fakat secde muteber olmadığından iadesi gerekir. Bir kimse, hastalanır ve secde için başını yere koyamazsa, İmam-ı Harameyn ve Gazzali'ye göre yastık ve masa gibi yüksekçe bir şeyin üzerinde secde yapar. İmam-ı Râfii ve başka ulemaya göre ise, imkânı nisbetinde başını eğerek secdesini eda eder. Otobüs gibi vasıtalarda namaz kılma mecburiyeti hasıl olduğunda aynı ihtilaf caridir. d- Arka tarafı ön tarafından yüksek olması. Binaenaleyh bir gemide veya bir otobüsde namaz kılmak icab eder, ancak arka tarafı ön taraftan yüksek tutmak mümkün olmazsa, imkana göre namaz kılınır. Muğnil-Muhtaca göre bu durum nadir olduğundan sonradan iade edilir. Fakat zamanımızda bu olay çok vaki olduğundan, gemi ve otobüsle çok yolculuk olduğu ve sıkıntı çekildiğinden iade edilmemesi icab eder. Hasta olan kimsenin yüksek bir yere secde etmesi gerekiyorsa iade etmeden namaz kılar. e- Başının ağırlığı secde yerine varması. Öyle ki, alnı altında pamuk veya ot gibi yumuşak bir şey bulunur ve altında bir el olursa ağırlığı hissedecek tarzda ağırlığını koyacaktır. Secdenin en uygun şekli elleri kaldırmadan tekbir almak sonra da önce dizlerini sonra avuçlarını açarak yere koymak, sonra alnını ve burnunu koyup yukarda dediğimiz gibi Subhane rabbiyelazim demektir, bunu yapmakla beraber dizlerini biribirinden uzak tutacağı gibi dirsekler yanlardan ve karın oyluklardan da uzak tutulacaktır. Ellerde açık olarak omuzların hizasında yere konulacak ve ayaklarda biribirinden uzak olacaklardır. X- Secdede tuma'nînet yapmak. XI- İki secde arasında oturmak. Bu oturuşun muteber olabilmesi için onunla başka bir şey kasd etmemek lâzımdır. Bir şeyden ürkerek başını secdeden kaldırır ve bunu iki secde arasındaki oturuş kabul ederse kâfi gelmez. Tekrar secdeye dönüp sonra oturması gerekir. İki secde arasındaki oturuş ile itidal, kısa rükünler oldukları ve maksud olmayıp fasıla olmak için teşrî edildiklerinden uzatılmaması lâzımdır. İtidalı Kasden; Fatiha miktarı ve iki secde arasındaki oturuşda teşehhüd miktarı uzatan kimsenin namazı fesada girer. Oturuşun en uygun şekli, tekbir alarak başını kaldırmak ve müfterişen oturup ellerini açık olarak oyluklar üzerine dizlere yakın bir yere koyup şöyle demektir: ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﻏْﻔِﺮْﻟِﻰ ﻭَﺍﺭْﺣَﻤْﻨِﻰ ﻭَﺍﻫْﺪِﻧِﻰ ﻭَﺍﺟْﺒُﺮْﻧِﻰ ﻭَﻋَﺎﻓِﻨِﻰ ﻭَﺍﺭْﺯُﻗْﻨِﻰ XII- İki secde arasındaki oturuşda tuma'nînet yapmak. İkinci secdesini getirdikten sonra ikinci veya dördüncü rek'at getirmek üzere kalkacaksa ikinci secdeden kalktığında önce hafif bir oturuşta bulunur, sonra aciz olan kimse gibi ellerine dayanarak kalkar. XIII- Selâmdan önceki oturuş. Oturuş nasıl olursa olsun câizdir. Ancak birinci oturuşta iftiraş etmek yani sol ayağı üzerine oturmak ve sağ ayağını dikmek, son oturuşta da teverrük etmek, (yani, sol ayağı sağ ayağın altından çıkarmak ve sağ ayağını dikmek) sünnettir. Bir kimse dört rek'atlı bir namazda oturup hangi kadede olduğunu bilmeden teşehhüdünü okur, ayağa kalktıktan sonra hangisinin olduğunu hatırlarsa gereğini yapmakla beraber secde-i sehiv'e gitmesi icabeder. Yani birinci kadede olduğu takdirde kalan iki rek'atını da normal olarak kılıp sonunda secde-i sehiv yapar. Yoksa son kade ise hemen oturup şüphe ile okuduğu teşehhüdü iaede ederek secde-i sehiv yapar ve selamını verir. XIV- Son teşehhüdü okumak. İbn-i Mes'ud (R.A.) diyor ki: "Teşehhüd bize farz olmazdan önce şöyle diyorduk; Kullardan önce Allah'a selâm, Cebraile, Mikaile selâm olsun. Falana selâm olsun. Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) Allah'a selâm olsun demeyiniz, çünkü Allah Selâmdır. Şöyle deyiniz: ﺍَﻟﺘَّﺤِﻴَّﺎﺕُ ﺍﻟْﻤُﺒَﺎﺭَﻛَﺎﺕُ ﺍﻟﺼَّﻠَﻮَﺍﺕُ ﺍﻟﻄَّﻴِّﺒَﺎﺕُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍَﻳَّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﻋِﺒَﺎﺩِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤِﻴﻦَ ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥْ ﻻَﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Teşehhüdün azı ﺍَﻟﺘَّﺤِﻴَّﺎﺕُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﺍَﻳَّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ ﺳَﻼﺎﻡٌ ﻋَﻠَﻴْﻨَﺎ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﻋِﺒَﺎﺩِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺼَّﺎﻟِﺤِﻴﻦَ ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻥْ ﻻَﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Sabah namazı hariç, bütün farz namazların ilk iki rekatından sonra teşehhüd okumak sünnettir. Bilerek veya sehven terkedilirse namaza bir halel gelmez. Selam vermeden önce secde-i sehiv getirmek sünnettir. Teşehhüdün Şartları: 1- Teşehhüdün ekallında yani azında bulunan kelime, harf, şedde, ve harekelere riayet etmek. 2- Arapça olarak okunması öğrenilmesi mümkün olduğu halde onu başka bir lisan ile tercümesini okumak caiz değildir. 3- Normal olarak fasılasız okumak. 4- Kendi işiteceği kadar açıktan okumak. 5- Oturarak okumak. XV- Son teşehhüdün sonunda Peygamber (S.A.V.)'e salavat getirmek. Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de Peygamber (S.A.V.)'e salavatın getirilmesini emr edip buyuruyor: ﻳَﺎٓ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍٰﻣَﻨُﻮﺍ ﺻَﻠُّﻮﺍ ﻋَﻠَﻴْﻪِ Ahzâb 56 "Ey mü'minler ona (Peygambere) salavat getiriniz." Ülema namazdan maada hiçbir yerde salavat getirmek vâcib değildir, diye icmâ etmişlerdir. Öyle ise vücub için olan, Âyetteki salavat ile emrin, namazda olması daha uygundur. Bunun için, en münasib yer teşehhüd'ün sonudur. Salavat'ın azı şudur: ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﺍٰﻟِﻪِ En ekmeli şudur: ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻋَﻠَﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻝِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻛَﻤَﺎ ﺻَﻠَّﻴْﺖَ ﻋَﻠَﻰ ﺍِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢَ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻝِ ﺍِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢَ ﻭَﺑَﺎﺭِﻙْ ﻋَﻠَﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻝِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻛَﻤَﺎ ﺑَﺎﺭَﻛْﺖَ ﻋَﻠَﻰ ﺍِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢَ ﻭَﻋَﻠَﻰ ﺍٰﻝِ ﺍِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢَ ﺍِﻧَّﻚَ ﺣَﻤِﻴﺪٌ ﻣَﺠِﻴﺪٌ Salavatta Salat kelimesiyle Peygamberin ismini veya sıfatını zikr etmek şarttır. Salat yerine selam denilse caiz değildir. Birinci teşehhüdte Peygamber (S.A.V.)'in adını söylemek sünnettir. Teşehhüd ve salavatın akabinde dua etmek sünnettir. Resûlüllah'ın okuduğunu okumak daha efdaldır. Resûlüllah'ın Salavattan sonra okuduğu dualardan bazıları şunlardır: ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﻏْﻔِﺮْﻟِﻰ ﻣَﺎ ﻗَﺪَّﻣْﺖُ ﻭَﻣَﺎ ﺍَﺧَّﺮْﺕُ ﻭَﻣَﺎ ﺍَﺳْﺮَﺭْﺕُ ﻭَﻣَﺎ ﺍَﻋْﻠَﻨْﺖُ ﻭَﻣَﺎ ﺍَﺳْﺮَﻓْﺖُ ﻭَﻣَﺎ ﺍَﻧْﺖَ ﺍَﻋْﻠَﻢُ ﺑِﻪِ ﻣِﻨِّﻰ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻤُﻘَﺪِّﻡُ ﻭَﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻤُﻮَۭﺧِّﺮُ ﻻَﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍَﻧْﺖَ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍِﻧِّﻰ ﺍَﻋُﻮﺫُ ﺑِﻚَ ﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏِ ﺟَﻬَﻨَّﻢَ ﻭَﻣِﻦْ ﻋَﺬَﺍﺏِ ﺍﻟْﻘَﺒْﺮِ ﻭَﻣِﻦْ ﻓِﺘْﻨَﺔِ ﺍﻟْﻤَﺤْﻴَﺎ ﻭَﺍﻟْﻤَﻤَﺎﺕِ ﻭَﻣِﻦْ ﻓِﺘْﻨَﺔِ ﺍﻟْﻤَﺴِﻴﺢِ ﺍﻟﺪَّﺟَّﺎﻝِ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍِﻧِّﻰ ﻇَﻠَﻤْﺖُ ﻧَﻔْﺴِﻰ ﻇُﻠْﻤًﺎ ﻛَﺴِﻴﺮًﺍ ﻭَﻻﺎ ﻳَﻐْﻔِﺮُ ﺍﻟﺬُّﻧُﻮﺏَ ﺍِﻻَﺎ ﺍَﻧْﺖَ ﻓَﺎﻏْﻔِﺮْﻟِﻰ ﻣَﻐْﻔِﺮَﺓً ﻣِﻦْ ﻋِﻨْﺪِﻙَ ﻭَﺍﺭْﺣَﻤْﻨِﻰ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻐَﻔُﻮﺭُ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢُ Birinci teşehhüdte şu veya benzeri duayı okumak mekruhtur, bununla beraber okunsa namaz fesade gitmez. XVI- Birinci selâmı vermek. En azı ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ en ekmeli: ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ dür. Önce sağa sonra da sola selam vermek sünnettir. Tenvin ile selam verip, "Selamün aleyküm" demek kâfi gelmez. Selam veren kimse sağ ve solundaki melek ve mü'min olan ins ve cinsleri niyet eder. Ayrıca imam ise kendisine uyanları da niyet eder. Me'müm ise, imamın selamını almaya da niyet eder. Sağ tarafa selâm verirken sağ yanağı, sol tarafa selam verirken de sol yanağı arkadan görünecek kadar başını döndürecektir. XVII- Rükünlerin tertibine riayet etmek. Yani yukarda sayılan rükünleri sıra ile yapmak. Bir kimse bilerek tertibi terk ederse, meselâ fiili bir rükün olan rükû'a varmadan önce secdeye giderse veya kıraattan önce rükû'a varırsa namazı fesada gider. Ama selâmdan başka, teşehhüd gibi kavlî bir rüknü (secde gibi) fiili bir rükünden evvel, veyahut salavat gibi kavlî bir rüknü, teşehhüd gibi kavlî bir rükünden önce getirirse, namazı fesade gitmez. Fakat önceden yaptığı şeyi de sayılmaz. Bir kimse sehven tertibi terk ederse, meselâ, rükûdan evvel secde getirir, sonraki rükûa varmadan evvel hatırlarsa, hemen ara vermeden terk ettiği rükûu getirir ve sonunda getirdiği şeyleri de iade eder. Şayet rükûa vardıktan sonra onu hatırlarsa o, onun yerine geçer ve düzene uymayan işler nazari itibare alınmaz. Şayet selamden sonra terk ettiği şeyi hatırlarsa fazla zaman geçirmemiş ise selam vermemiş gibi eksikleri tamamlayacak. Ama fazla zaman geçmiş sayılıyor ise yeniden namazını iade edecektir. Rükûda olan kimse, Fatiha-i Şerife'yi okuyup okumadığını hatırlamazsa, zaman geçirmeden kalkar, fatihasını okur. Hatırlayabilmek için durup düşünürse, namazı fesade girer. Fakat kıyamda olan kimse, Fatiha-i Şerife'yi okuyup okumadığını hatırlamak için düşünürse, namaza halel gelmez. Uzun fasıla geçmeden bir rüknü terkettiğini hatırlarsa, selâm vermemiş gibi terk ettiği şeyi yapar ve mabadini iade eder. Fakat uzun fasıla geçmiş ise, namazını iade etmesi lâzımdır. Namazda iken her hangi bir rüknü tamamlayıp tamamlamadığında şüphe ederse, onu ve mabadini yapar. Fakat selamdan sonra böyle bir şüphesi olursa, zarar vermez. Namazın sonunda son rek'attan bir secde terk ettiğini hatırlarsa, onu yerine getirir ve teşehhüdü iade eder. Fakat son rek'attan değil, ondan önceki rek'attan bir secde terk ettiğini hatırlarsa, veyahut bir secde terk ettiğini hatırlar, fakat hangi rek'attan olduğunu bilemezse bir rek'at daha kılmak lazım gelir. Beş vakit namazdan biri terkedilip hangisinin olduğu bilinmezse bir günlük namazın kaza edilmesi gerekir. İkinci rek'atın kıyamında iken bir secde terk ettiğini hatırlarsa bakılır; secdeden sonra oturmuş ise, oturmadan hemen secdeye gider. Aksi taktirde önce oturur, sonra secdeye gider. İmam-ı Nevevi'nin, Mecmu' adlı kitabında kaydettiğine göre, bir namazın selamını verip o namazı ifsad edecek bir şey yapmadan ikinci bir namaza hemen başlar, sonra birinci namazın bir secdesini terkettiğini hatırlarsa, ikinci namaz mün'akid sayılmaz. Çünkü ikinci namaz için niyet getirdiğinde henüz ilk namazdan çıkmamıştı. Fazla zaman geçmediği takdirde oturup eksik kalan secdesini de getirdikten sonra tahiyyatı yeniden okur ve secde-i sehiv'e müteakiben selamını verir. Namazın sünnetleri iki çeşittir: I- Sünnet-i Ba'ziyye (Namazın cüz'ü gibi sayılan sünnetler). Bu çeşit sünnet, bilerek veya bilmiyerek terkedilirse secde-i sehiv ile telafi edilir. Râfiî ve Nevevî'nin dediklerine göre bu sünnetler altıdır: 1- Kunut, 2- Kunut için ayakta durmak, 3- Üç ve dört rekatlı namazların ilk iki rekatından sonra teşehhüd okumak, 4- Teşehhüd için oturmak, 5- Teşehhüdten sonra Peygamber'e salavat getirmek, 6- Son teşehhüdten sonra Peygamber'in âline de salavât getirmektir. II- Secde-i sehiv ile telafi edilemeyen ve birinci çeşit sünnetten ehemmiyeti bir derece aşağı olan ve "hey'et" denilen sünnetlerdir. Bunlar çoktur. Bunların bir kısmını aşağıya alıyoruz: 1- Tekbiretü'l-İhrâm alırken, rükua giderken, rükudan ve ilk teşehhüdten kalkarken elleri açık olarak ve baş parmağı kulak yumuşağının hizasına gelecek şekilde kaldırmak. 2- İftitah duasını okumak. 3- Her rekatta Euzü çekmek. 4- İftitah, euzü ve besmele arasında "sübhanellah" diyecek kadar durmak. 5- Fatihadan sonra "âmin" demek. 6- İmamın cehri namazlarda fatihayı müteakib "âmin" dedikten sonra fatiha okunacak kadar ara vermesi. 7- İmam ile me'mumun "âmin" demeleri ve aynı anda birlikte söylemeleri. 8- Cehri namazlarda İmam fatihayı okurken me'mumun sükut etmesi ve kıraatı dinlemesi. 9- Fatihadan sonra zammı sure okumak. Ancak me'mumun cehri namazlarda fatiha okuduktan sonra zammi sure okumayıp sükut etmesi ve imamı dinlemesi sünnettir. 10- Akşam, yatsı, sabah, cuma ve bayram namazlarında imamın veya münferiden namazını kılan kimsenin fatiha ile zammi sureyi cehren okuması. 11- Birinci rekatın zammi suresinin ikinci rekatın zammi suresinden uzun olması. 12- Bir fiilden başka bir fiile intikal ederken tekbir getirmek. Yalnız rükudan kalkarken "Semiallahü limen hamidehü" sonra da; "Rabbena lekel hamd" demek sünnettir. 13- Birinci ile üçüncü rekatlarda ikinci secdeden sonra biraz oturmak, sonra kalkmak. Buna "celsetü'l-İstiraha (İstirahat Oturuşu)" denir. 14- Rükuda üç defa "Sübhâne Rabbiye'l-Azîm" demek. 15- Secdelerde "Sübhâne Rabbiye'l-A'lâ" demek. 16- Rükûda ellerini diz üzerine koymak ve parmaklarını kıbleye doğru açmak; bel ile boynunu düz bir hale getirmek. 17- Secdelerde iki dizin arasını bir karış kadar açık bırakmak. 18- Secdeden önce dizlerini, sonra ellerini, sonra alnını ve sonra da burnunu yere koymak. 19- Secdede erkeğin dirseklerini yanlarından uzak tutması, kadının da tersine dirseklerini yanlarına yapıştırması. 20- Akabinde selam olmayan her oturuşta iftiraş etmek. Yani sol ayağı yere yatırıp üstüne oturmak ve sağ ayağı parmakları üzerinde dik tutmak. 21- Akabinde selam bulunan oturuşta ise, teverrük etmek. Yani sol ayağı sağ ayağın altından çıkarmak ve yanını yere dayayıp sağ ayağını parmakları üzerine dikmektir. 22- Teşehhüdte elleri dizlerin ucuna yakın koymak ve şehâdet parmağı hariç sağ elin parmaklarını bükmek; "illallah" denildiği zaman şehâdet parmağını kaldırmak ve selama kadar böyle bırakmak ve sol elin parmaklarını açık tutmak. 23- Teşehhüdten sonra daha önce zikr ettiğimiz mezkûr duayı okumak. 24- Namazda bulunan kimsenin, Allah (C.C.)'ın huzurunda olduğundan O'nun azâmetini hatırlayıp dünyevi ve lüzumsuz şeylerle kalbini meşgul etmemesi; fikrini toplayabilmek için sağ ve sola bakmaktan kendini menetmesi ve namazın en şerefli cüz'ü olan secde yerine bakması. Yalnız Mescidü'l-Haram'da namaz kılan kimsenin Ka'beye, cenaze namazında cenazeye ve teşehhüdte şehadet parmağını kaldırdığında şehadet parmağına bakması sünnettir. 25- Huşû ile namaz kılmak. Namazda olan kimse, Hâkimlerin Hâkimi huzurunda olduğunu ve O'nunla münâcât halinde bulunduğunu; namazının kendisinden kabul edilmeyebileceğini düşünmeli ve sakınmalıdır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor: "Şüphe yok ki namazlarında huşu eden mü'minler felah bulmuşlardır." (Müminûn: 1 - 2) ﻗَﺪْ ﺍَﻓْﻠَﺢَ ﺍﻟْﻤُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ ﺍَﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻫُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺻَﻼﺎﺗِﻬِﻢْ ﺧَﺎﺷِﻌُﻮﻥَ Müminûn: 1 - 2 26- Okuduğu Fatiha, tahiyyat ve ezkârın manasını düşünmek. Rahmet Âyetini okuduğu zaman, rahmet istemek, azab ayetini okuduğu zaman Allah'a sığınmak ve tesbih ayetini tilâvet ettiği zaman da tesbih etmek ﺍَﻟَﻴْﺲَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﺎَﺣْﻜَﻢِ ﺍﻟْﺤَﺎﻛِﻤ۪ﻴﻦَ dediği zaman ﺑَﻠَﻰ ﻭَﺍَﻧَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺫَﺍﻟِﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺸَّﺎِﻫِﺪِﻳﻦَ Demek ﻓَﺒِﺎَﻱِّ ﺣَﺪِﻳﺚٍ ﺑَﻌْﺪَﻩُ ﻳُﻮْۭﻣِﻨُﻮﻥَ dediğinde de ﺍٰﻣَﻨْﺖُ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ demektir. 27- Sevinç ve içtenlikle namaza başlamak. Cenab-ı Hak, istemiyerek namaz kılanları zemmederek: ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻗَﺎﻣُﻮٓﺍ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺼَّﻠٰﻮﺓِ ﻗَﺎﻣُﻮﺍ ﻛُﺴَﺎﻟٰﻰ "Namaza kalkmak istedikleri zaman tenbel olarak namaza kalkarlar" (Nisa: 142) buyuruyor. 28- Dünyadan ve dünyevi işlerden alâkayı kesmek. 29- Sücutta dua etmek. Resûlullah (S.A.V.) buyuruyor: ﺍَﻣَّﺎ ﺍﻟﺴُّﺠُﻮﺩُ ﻓَﺎَﺟْﺘَﻬِﺪُﻭﺍ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻋَﺎﺀِ ﻓَﻘَﻤِﻦٌ ﺍَﻥْ ﻳُﺴْﺘَﺠَﺎﺏَ ﻟَﻜُﻢْ "Sücuda gelince onda duayı çoğaltınız. Sücut içinde yapılan dua sizin için kabule şayandır." 30- Sûcud ve oturuştan kalkmak istediği zaman, ellerini dayanarak kalkmak. 31- Namazın sonunda, malum olan zikir ve duaları yapmak. Sevban'dan rivayet edilmiştir ki: ﻣَﻦْ ﻗَﺮَﺍَ ﺍٰﻳَﺔَ ﺍﻟْﻜُﺮْﺳِﻰِّ ﻓِﻰ ﺩُﺑُﺮِ ﻛُﻞِّ ﺻَﻼﺎﺓٍ ﻣَﻜْﺘُﻮﺑَﺔٍ ﻟَﻢْ ﻳَﻤْﻨَﻌْﻪُ ﻣِﻦْ ﺩُﺧُﻮﻝِ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺍِﻻَﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﻤُﻮﺕَ "Her vakit namazın akabinde Âyetü'l-Kürsi okuyan kimsenin, Cennet'e girmesi için hiçbir engel yoktur. Ancak ölüm vardır." Peygamber (S.A.V.) buyuruyor: ﻣَﻦْ ﺳَﺒَّﺢَ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺩُﺑُﺮَ ﻛُﻞِّ ﺻَﻼﺎﺓٍ ﺛَﻼﺎﺛًﺎ ﻭَﺛَﻼﺎﺛِﻴﻦَ ﻭَﺣَﻤِﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺛَﻼﺎﺛًﺎ ﻭَﺛَﻼﺎﺛِﻴﻦَ ﻭَﻛَﺒَّﺮَ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺛَﻼﺎﺛًﺎ ﻭَﺛَﻼﺎﺛِﻴﻦَ ﺛُﻢَّ ﻭَﻗَﺎﻝَ ﺗَﻤَﺎﻡَ ﺍﻟْﻤِﺎﺀَﺓِ ﻻَﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺣْﺪَﻩُ ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ ﻏُﻔِﺮَﺕْ ﺧَﻄَﺎﻳَﺎﻩُ ﻭَﺍِﻥْ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻣِﺜْﻞَ ﺯَﺑَﺪِ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ "Her namazın akabinde otuz üç sefer ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ otuz üç sefer ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ otuz üç sefer ﺍَﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻛْﺒَﺮُ deyip ﻻَﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺭَﺑِّﻰ ﻭَﺣْﺪَﻩُ ﻻﺎ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ ﻟَﻪُ ﺍﻟْﻤُﻠْﻚُ ﻭَﻟَﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻳُﺤْﻴِﻰ ﻭَﻳُﻤِﻴﺖُ ﻭَﻫُﻮَ ﻋَﻠَﻰ ﻛُﻞِّ ﺷَﻰْﺀٍ ﻗَﺪِﻳﺮٌ demek suretiyle yüzü tamamlayan kimsenin günahları deniz köpüğü kadar olsa da af olunacaktır." Ondan sonra dua edilecektir. Allah'ın Resûlüne; ﺍَﻯُّ ﺍﻟﺪُّﻋَﺎﺀِ ﺍَﺳْﻤَﻊُ ﻗَﺎﻝَ ﺟَﻮْﻑَ ﺍﻟﻠَّﻴْﻞِ ﻭَﺩُﺑُﺮَ ﺍﻟﺼَّﻠَﻮَﺍﺕِ ﺍﻟْﻤَﻜْﺘُﻮﺑَﺎﺕِ "Hangi dua kabul'e daha şayandır?" diye sorulduğunda, buyurdu ki: "Gece yarısında ve farz namazların akabinde yapılan duadır." Selamdan sonra imamın kıble tarafından yüz çevirip dönmesi sünnettir. Burada ister cephesini, ister sağını, isterse solunu cemaata versin. Bu hususta muhayyerdir. Yalnız İmam-ı Bağevî, imamın sağ tarafını cemaata çevirmesi daha efdaldir, diyor. 32- Nafile namazını kılmak için farz namazının yerini değiştirmek. Nafile namazını evinde kılması daha faziletlidir. Şafii ulemasının birçoğu, farz namazlardan sonra olan sünnetlerin evde kılınması daha efdaldır, diyorlar. Çünkü hadis-i şeriften de anlaşıldığı gibi içinde namaz kılınmayan bir ev, kabir mesabesindedir. Öğle ile ikindiden önce ve öğleden sonraki sünnetleri dörder rek'at olarak kılmak isteyen kimse, iki rek'atte bir selam verebildiği gibi dört rek'atte bir selam verebilir. Fakat iki rek'atte bir selam vermek daha efdaldir. 33- Camide, erkeklerin safları arkasında kadınlar varsa, onların camiden çıkışlarını beklemek. 34- Hangi tarafda işi varsa, camiden çıkarken o tarafa doğru, işi yoksa sağ tarafına doğru gitmek. 35- Namaz kılmak isteyen kimsenin bir duvara veya bir direğe doğru namaz kılması veya bir namazlık sermesi veya önünden bir çizgi çekmesi sünnettir. Resûlullah (S.A.V.) buyuruyor: ﺍِﺫَﺍ ﺻَﻠَّﻰ ﺍَﺣَﺪُﻛُﻢْ ﻓَﻠْﻴَﺠْﻌَﻞْ ﺍَﻣَﺎﻡَ ﻭَﺟْﻬِﻪِ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳَﺠِﺪْ ﻓَﻠْﻴَﻨْﺼِﺐْ ﻋَﺼًﺎ ﻓَﺎِﻥْ ﻟَﻢْ ﻳَﻜُﻦْ ﻣَﻌَﻪُ ﻋَﺼًﺎ ﻓَﻠْﻴَﺨُﻂَّ ﺧَﻄًّﺎ ﺛُﻢَّ ﻻﺎ ﻳَﻀُﺮُّﻩُ ﻣَﺎ ﻣَﺮَّ ﺍَﻣَﺎﻣَﻪُ "Sizden biriniz namaz kılmak isterse, önünde bir şey bıraksın, bulamazsa bir değnek diksin, onu da bulumazsa bir çizgi çeksin, artık önünden bir şey geçerse kendisine zarar vermez." Aksi taktirde namaz kılanın önünden geçmek haramdır. Geçeni men' etmek sünnettir.