Risale-i NurBüyük Şafiî İlmihali

Mezhebi

Büyük Şafiî İlmihali · s.616

İmam Şafii'nin bir insan ve büyük bir müctehid olarak vasıflarını ortaya koyduktan sonra Şafii mezhebinin umumi hususiyetini ifade etmeye çalışalım. Diğer mezheplerde de görüldüğü gibi Şafii mezhebinin de temel kaynakları da dört ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar da Kur'an, Sünnet, İcma ve Kıyastır. İmam Şafii buna ilaveten Sahabelerin sözlerine ve davranışlarına hususi bir önem vermektedir. İmam Şafii'nin en önemli telifatından olan El-Üm kitabında bu husus şu şekilde ifade edilmektedir: "İlim çeşitli bölümlere ayrılmaktadır. Bunlardan birincisi, Kitap ve sıhhati sabit olan Sünnettir. İkincisi, hakkında Kitap ve Sünnette her hangi bir hükmün bulunmadığı İcma'dır. Üçüncüsü, Resûlüllahın Sahabilerinden bir bölümünün söylemiş olduğu sözlerdir. Ancak bu diğer sahabelerin onlara muhalif olanların bulunduğunu bilmemiz şartına bağlıdır. Dördüncü, sıraya oturtulan kaynak ise Sahabelerin ihtilafa düştükleri sözlerdir. Beşincisi ise Kıyastır. Bu da Kitap ve Sünnette varolandan başka bir şeye dayandırılamaz." Görüldüğü gibi İmam Şafii'nin temel kaynağı hususen Kur'an ve Sünnettir. Diğer tali kaynaklar ise, söz konusu bu iki kaynağa yakınlıklarıyla ilgili olarak belli bir sıralamaya tabi tutulmuşlardır. Kısacası aslolan Kur'an ve Sünnetin kendileridir. Sahabelerin sözlerine verilen önem ise, bu insanların Kur'an ve Sünnetin dışında herhangi bir davranış biçimi tasvip edemiyeceklerinden dolayıdır. Fakat dikkat edilecek olursa, Sahabelere atfedilen ve fıkhın alanına giren önem, Kur'an ve Sünnetle olan ilgileri dolayısıyladır. Öyleyse bu bize Şafii fıkhının her türlü ilmin Kitabı ve Sünnete dayandırılması gerektiği görüşünü vermektedir. Burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus vardır, o da İmma Şafii'nin Kur'an ile Sünneti bir arada zikretmesidir. Bir başka ifadeyle Fıkha kaynak olmaları bakımından aynı sıralamaya tabi tutmaktadır bu iki kaynağı. Oysa İmam Şafii'den önce ve sonra yaşamış bir çok müctehid, Kur'an ile Sünneti ayrı ayrı değerlendirmekte idiler. Ancak Şafii bunları bir şık içinde zikretmektedir. Bu, Şafii'nin Kur'an'a, Sünnete nazaran bir farklılık atfettiğinden dolayı değildir. Kur'an tevatüren intikal etmiş olduğu gibi Sünnet gibi Resulullahın değil, Allah'ın kelamıdır. Ayrıca ibadet maksadıyla da okunabilmektedir. Oysa Sünnetin çoğunluğu tevatüren gelme-diği gibi ibadet maksadıyla da okunamaz. Şafii'nin hadiseye bakışı, Sünnetin Kur'an-ı Kerim'i tefsir etmesiyle yakından ilgilidir. Umumi prensipler vazeden Kur'an'ın Allah'ın kelamı ve Resûlüllahın en büyük mucizesi olması, Kur'an'ın farklı bir mertebede mütalaa edilmesini gerektiriyorsa da, Şafii Fıkhın alanına giren yanıyla Kur'an ve Sünneti bir tutmaktadır. Kur'an'ın mücmelen ifade ettiği şeyi açıklayan, sahasını genişleten bir hususiyete sahip olması dolayısıyla eşit tutulmaktadır. Bu umumi manada Kur'an'ın Sünnete göre daha üst seviyede mütalaasını engellememektedir. Ancak bu Akaidi konularda böyle değildir. İmam Şafii'den sonraki bir çok alim de İmam Şafii'nin ortaya koyduğu bu hususu nazarı itibare alarak Hüküm istinbadında sadece Kur'an'a dayanmak yeterli değildir, demişlerdir. İmam Şafii'nin Sünnetle ilgili görüşleri ve Sünneti çeşitli değerlendirmelere karşı savunması ise, Sünnete verdiği değerle yakından ilgilidir. Şafii'nin Kur'an ve Sünnetten sonra icma'ı ikinci mertebeye koyduğunu görmekteyiz. İcma'ı iki ana bölümde incelemeye tabi tutan Şafii (R.A.) bunları şöyle sıralamaktadır: 1 - Nass'lar üzerindeki icma, 2 - Alimler arası tartışma konusu olan bazı hükümler üzerindeki icmalardır. Şafii'nin, Sahabelerin sözlerini değerlendirmeyle ilgili olarak bazı değişik rivayetler bulunmaktadır. Bu rivayetlere göre İmam Şafii Sahabilerin sözlerini kaynak kabul ettiği biçimindeki görüşünden vazgeçtiğidir. Buna rağmen, daha önce de beyan ettiğimiz gibi İmam Şafii Sahabelerin sözlerine Kur'an ve Sünnetle ilgileri dolayısıyla bir değer atfetmiştir. Kur'an'ı en iyi anlayan ve yaşayan Sahabeler olması onların farklı bir mertebeye konulmalarında müessir olduğu şüphesizdir. İmam Şafii'nin bilgi kaynağı olarak kabul ettiği diğer nass Kıyastır. İmam Şafii'nin kıyasla ilgili görüşleri ise belli bir takım prensiplere kavuşturulmuş olarak hüküm istinbadında hususi bir önemi haizdir. Burada hususen zikredilmesi gereken husus, İmam Şafii'nin Usul-i Fıkıhla ilgili görüşlerinin, kendisinden önceki müctehidlerde görülmeyen belli bir serahete kavuşturulmuş olmasıdır. Fıkıh ilminin belli bir takım prensiplerle ortaya konulmasını müstakil bir ilim dalı olarak ortaya koyan İmam Şafii'dir. Allah kendisinden razı olsun. Şafii mezhebinin yayılması ise diğer mezheplerin yayılması olayından pek farklı bir biçimde cereyan etmemiştir. Mısır, Kafkasya, Azerbaycan, Hindistan, Filipin, Seylan, Malezya, Suriye, İran ve diğer mücavir ülkelerde önemli sayıda müntesibi bulunmaktadır. Şafii mezhebini benimseyen, bu mezhebin ortaya koyduğu umumi prensiplere bağlı olan bir çok alim ve müctehid yetişmiştir. İslam hukukunun meydana getirilmesinde dikkate değer çabaları olan bu zevatın, diğer mezhep imam, müctehid ve alimleriyle birlikte bize büyük bir miras bıraktıklarını unutma-mamız gerekir. Allah hepsinden razı olsun.

üğüye