KEFFARET-İ SAVM (ORUÇ KEFFARETİ)
Büyük İslâm İlmihali · s.321
169- Kefaret-i Savm, Ramazan-ı şerifte bir özrü bulunmaksızın muayyen şartlar dahilinde orucunu bozan bir mükellefin müslüman veya gayrimüslim bir köle veya cariye azat etmesinden, buna gücü yetmiyorsa iki ay aralıksız oruç tutmasından, buna da gücü yetmiyorsa altmış fakire yemek yedirmesinden ibarettir. Keffaret-i savm, böyle mübah kılmak sureti ile olabileceği gibi, fakire mülk yapmak sureti ile de olabilir. (Keffaret-i savm hususunda bu tertibe riayet Hanefilerce ve Şafiilerce lazımdır. Malikiler'e göre lazım değildir, mükellef muhayyerdir. Bunu dilerse azat sureti ile ve dilerse oruç ile veya yemek yedirmekle yapabilir.) 170- Aç, bülûğ çağına ermiş veya bülûğa yaklaşmış altmış fakire sabahlı ve akşamlı doyacakları kadar yemek yedirmek bir mübah kılmadır. Bu yedirilecek yemeğin yalnız buğday ekmeği de olması kafidir, mutlaka katığa ihtiyaç {(): Not: Bu hüküm örf ve adet üzere buğdaydan yapılan ekmeğe göre değişir. Mesela susamlı ve yumurtalı yapılmış bir ramazan pidesinin yanında elbette katığa gerek yoktur.} yoktur. Fakat katıksız arpa ekmeği kafi değildir. 171- Şayet yüzyirmi fakire, yalnız bir vakit yemek yedirilecek olsa, bu ancak altmış fakire yedirilmiş gibi sayılır. Bunlardan altmış fakire tekrar sabahleyin veya akşamleyin yemek yedirmek lazım gelir. Böyle altmış fakire bir defa yemek yedirildikten sonra bunlar çekip gitseler, hazır bulunmaları beklenmelidir veya tekrar altmış fakire sabahlı-akşamlı yemek verilmelidir. 172- Keffaret-i savm'ın, fakire mülk yapmak sureti ile yapılmasına gelince altmış fakirden her birine yarım sâ', yani beşyüzyirmi dirhem buğday veya bir sâ', yani binkırk dirhem arpa veya hurma veya kuru üzüm verilmesinden ibarettir ki, bu tam bir fıtır sadakası miktarıdır. Bunların kıymetlerini vermek de caizdir. 173- Keffaret-i savm'da bir fakire altmış gün sabah ve akşam veya yüzyirmi sabah veya akşam yemek yedirmek de kafidir. Aynı şekilde bir fakire iki ayda her gün ya fıtır sadakasında verilen malın bizzat kendisini veya değerinden birerden altmış fıtır sadakası verilmesi de yeterli olur. Fakat bir fakire bir günde birden veya altmış defada verilecek altmış fitre miktarı, yalnız bir günlük fitre miktarı yerine sahih olur. 174- Keffaret-i savm sadakasının, salih amel sahibi olan fakirlere verilmesi daha faziletlidir. İmam Ebu Yusuf'a göre bu, gayrimüslim fakirlere verilemez. Fetva da bu şekildedir. 175- Keffaret-i savm, oruç tutmak sureti ile olunca, bunda ardı ardına olması şarttır. Bundan dolayı bu oruca başlamış olan kimse, peş peşe iki ay oruç tutar. Şayet daha iki ay tamam olmadan ya özürsüz yere veya yolculuk ve hastalık gibi bir özür sebebi ile bu oruca bir gün ara verecek olsa bile, bu keffaret orucuna yeniden başlaması lazım gelir. Bundan kadınların lohusa halleri değilse de, adet halleri müstesnadır. Bundan dolayı vuku bulacak ara verme, keffaretin devamına mani olmaz. Çünkü bu halden kurtulmak müşküldür. Ramazan-ı şerif orucunun veya muayyen bayram günlerinin araya girmesi de keffaretin ardı ardına olmasına manidir. 176- Keffaret hususundamükeffirin;yani üzerine keffaret lazım gelen şahsın keffaret zamanındaki haline itibar olunur. Bundan dolayı birmükeffir,keffaretin lüzumu zamanında zengin iken keffareti yerine getireceği zaman fakir düşmüş bulunsa, keffaretini oruç ile yapar. Fakat daha orucunu bitirmeden tekrar zengin olup köle azad etmeye gücü yetse, bir köle veya cariye azad etmek suretiyle keffarette bulunması icap eder. 177- Keffaret orucuna kameri aylardan birinin ilk gününde başlanırsa, kameri ayların ilk günlerine itibar olunur, tam iki ayın oruçlu geçmesi ile keffaret de tamam olmuş olur. Fakat ayın ilk gününde başlanılmazsa, ilk ay, üçüncü aydan tamamlanmak üzere otuz gün hesap edilir, ikinci ayda ise, ayın ilk gününe itibar olunur. Bu, imameyne göredir. İmam-ı Azam'a göre bu taktirde tam altmış gün oruç tutulmak icap eder, ayın ilk gününe bakılmaz. 178- Bir kimse, bir Ramazanda veya iki üç Ramazan-ı şerifte özürsüz yere birkaç defa orucunu kasten bozmuş bulunsa, bunlardan dolayı yalnız bir keffaret lazım gelir. Sahih olan görüş budur. Çünkü keffarette ceza yönü daha çok bulunmaktadır. Sebebi bir olan cezalarda ise, iç içe girmek geçerlidir. Bu bir ceza, hepsine yeterli olur. Fakat keffaret yapıldıktan sonra tekrar orucunu bu şekilde bozacak olursa, bundan dolayı da ayrıca bir keffaret lazım gelir. Birinci keffaret ile tam bir uyanma, ders alınmanın meydana gelmediği anlaşılmış olur.