DEĞERLİ OKUYUCULARA
Büyük İslâm İlmihali · s.434
Medeni bir milletin şöhret kaynağı bilgi ve kültürdür. Bilgi ve kültür, medeniyet cihanının güneşidir. Bilgi ve kültürün parlayıp ortaya çıkmadığı taraflar, cehalet karanlıkları içinde kalır. Herkesin istifadesini esas alan ve dünyanın yükselmesine sebep olan icatların tamamı bilgi ve kültürün tarifine dahildir. İnsanlık âleminde yaşayan her insan - Medeniyet kanunu icabınca- diğer insanlar hakkında saadet getirecek işler yapmak için gücü nisbetinde çalışma, gayret ve bilgi, kültür tahsiliyle mükelleftir. Bilgi ve kültürün büyük bir kısmı da edebiyattır. Fikirleri aydınlatmaya, ahlâkı güzelleştirmeye, zihinlere ışık tutmaya hizmet eden her eser, her makale edebiyattan sayılır. Edebiyatın en seçkin kısmı -vezinsiz, kafiyesiz bile olsa- şiir adını alır. Edebiyatın hakikatlerine âşinâ olanlar, romanı da edebiyattan sayarlar. Zira: Edebiyat dairesinde yazılan romanlar insanı olan biten hadiselerden hissedar ettiği gibi, ahlâkı güzelleştirir, zihni genişletir, kalem kuvvetini artırır. Yoksa romandan maksat, hikâyenin mevzularını teşkil eden hayali şahısların halini tasvir etmek değildir. Şu naçiz ifâdemden anlaşıldığı gibi, bazı tercüme romanlar görülüyor ki, insanlık âdâbı ve millî ahlâkımızı ihlâl ediyor. En adî bir ziyâfet evinde, içki kadehindeki zehirli suyla saçılmış olan bir takım saçma sözleri söyleyenlerin boş işlerden ibaret bulunan konuşmalarıyla dolu bulunuyor. Okuyanların başını şişirmekten, zihinlere bıkkınlık vermekten başka bir fayda veremiyor. Bu gibi romanların, edebiyatın mâhiyetinden hariç bulunduğunu açıklamaya gerek yoktur. Evet, yabancı milletlerin edebî eserlerinin çoğunun, fikir hediyeleri ve ince manalı, nükteli sözlerle süslü olduğu inkâr olunamaz. Fakat bütün bütün eserlerini ve millî hallerini taklide düşkünlük göstermek, âdâb ve islâmî ahlâkımızı yıkacağı, ve istenen faydalar yerine, çoğunlukla zarar görüleceği de malûmdur. Bendeniz de, fikir tecrübesinin sevketmesiyle"İki Şükûfe-i Teaşşuk"başlığı altında bir romancağız karalamaya heveslendim. Güçsüzlüğüme bakmayarak niyetimi uygulamaya cesaret ettim. Bu eser, edebî güzelliklerin tatlarından yoksundur. Edebiyatçıların tenkid ve itirazına lüzum yok. Kendi vicdanımın mahkemesinde mahkûm olduğumu itiraf ederim. Lâkin ne yapalım? Bir kere yazıldı, imhasına gönlüm razı olmuyor. Edebî inceliklerden ne kadar mahrum olsa da, yine tabiatımdan meydana gelen bir eser ve çocukluğumdan yâdigâr olduğundan, içime işleyen, dokunaklı bakışlarıma sahiptir. Bununla beraber bu eser, balolarda, salonlarda aşırı sevdâsını herkese ifşa ederek gördüğü erkeklere karşı cilveli olan yabancı kadınlara dâir yazılmamıştır. Ancak pırlanta elmaslardan daha çok kıymetli olan namus cevherini masumiyet perdesiyle muhafaza eden, masumiyetini koruyan namuslu bir kızın iffetli aşkını tasvir, ve gözlerinden jaleler gibi serpilen aşk damlalarını kimseye göstermeyerek içinin derdini gizleyen sevdaya tutulmuş bir âşığın hislerini ve hüzünlü hallerini göstermek için yazılmıştır. İslâmî ve millî ahlâkımızın bir edebe bağlılık numunesini, mütalaa edeceklerin huzuruna arzeder, bunun için rağbete nail olacağını ümîd eylerim. ~NOT: Bu kısım kitabın aslında bulunmamaktadır. Tarafımızdan sadeleştirilerek ilave edilmiştir.
YEDİNCİ KİTAP
KURBANLARA, KESİLEN HAYVANLARA, AVLARA AİTTİR
İÇİNDEKİLER
Kurbanın mahiyeti, vacip olması ve meşru kılınmasındaki hikmet
Kurbanın cinsi ve kusurlu olup olmaması
Kurbanın kesilecek vakti
Kurbanın eti ve derisi hakkında yapılacak şeyler
Akika Kurbanı
Hayvan kesme işlemi, kesilen hayvan ve hayvan kesmenin mahiyetleri
Zebh = boğazlama ameliyesi, etleri yenilip yenilmeyen hayvanlar
Kimlerin boğazlayacakları hayvanların etleri yenilip yenilmeyeceği
Ölü hayvanın mahiyeti ve hükmü
Sayd = avın mahiyeti ve caiz olması
Neler ile av yapılabileceği
Av hususunda aranılan şartlar
KURBANIN MAHİYYETİ, VACİP OLMASI VE MEŞRU KILINMASINDAKİ HİKMET
1- Kurban, ALLAH Teâlâ'ya manen yaklaşabilmek için kurban niyetiyle kesilen hususî hayvandır. Kurban bayramında böyle Hak rızası için kesilen kurbana"udhiyye",bunu kesmeye de"tazhiye"denilir. 2- Kurban bayramında ibadet niyetiyle kurban kesmek, hür, mukim, müslüman, zengin olan kimse için vacip olan bir vazifedir. Zenginden maksat, temel ihtiyaçlarından başka artıcı-çoğalıcı olsun olmasın, en az iki yüz dirhem gümüş miktarı mala sahip olan, yani fıtır sadakası ile mükellef bulunacak kimsedir. (Zekat bahsine de müracaat!...) Kurban kesme günlerinde kurban kesmeye gücü yeten kimse kurban kesmeyip de daha sonra fakir düşse, vacip olan bu kurban vazifesi zimmetinden, mesuliyetinden düşmez. 3- Kurban kesmekle mükellef olmak için İmam-ı A'zam ile İmam Ebu Yusuf'a göre akıllı ve büluğ çağına ermiş olmak şart değildir. Bundan dolayı zengin olan çocuğun veya delinin malından velisinin kurban kesmesi lazımdır. Bu çocuk veya deli bu kurbanın etinden yer, geri kalanı da elbise gibi bizzat kendisinden istifade edecekleri bir şey ile değiştirilir. Fakat İmam Muhammed'e göre akıl ve büluğ çağına ermiş olmak şarttır. Bu sebeple çocukların ve delilerin mallarından kurban kesilmesi vacip olmaz. Fetva verilen görüş de budur. Velileri kesecek olsalar, parasını öderler. Şu kadar var ki, bir kimsenin kendi malından çocuğu namına kurban kesmesi menduptur. (İmam Malik ile İmam Şafiî'ye göre kurban, vacip değil sünnet-i müekkededir.) 4- Vacip olan kurban ibadeti, Hak yolunda fedakarlığın bir nişanesi, ALLAH Teâlâ'nın verdiği nimetin bir şükranesidir. Bunun neticesi de sevaba erişmek ve bir takım belalardan korunmaktır. Bununla beraber insanların ihtiyaçları için her gün yeryüzünde yüz binlerce hayvan kesiliyor. Fakat bunlardan yalnız halleri, vakitleri yerinde olanlar istifade ediyor. Kurban bayramında ise Hak rızası için bir kısım hayvanlar kesiliyor, bunların etlerinden, derilerinden bir çok muhtaçlar da istifade ediyor, iktisadi bir mesele, dini ve ahlaki bir mahiyet alıyor, şahsî menfaat, yerini toplum menfaatine bırakıyor. Bu yüzden kurban kesilmesi, müslümanlığa mahsus, pek toplumsal, insani bir fedakarlık demektir. 5- Kurban kesilmekle kesilen hayvanların miktarı pek artmış olmaz. Bilakis kurban kesildiği günlerde kasaplar için kesilecek hayvanların sayısı azalır, o günlerde yine normal bir şekilde kesilmiş olur. Kendi zevkleri uğrunda hergün binlerce hayvanların kesilmesini çok görmeyenlerin, senede bir defa ALLAH rızası için bir kısım hayvanların fakirlerin menfaatine olarak kurban namıyla kesilmesini çok görmeleri, doğrusu büyük bir düşüncesizliktir. Netice olarak, kurbanın meşru olması; dini, ahlaki, sosyal bir takım hikmetlere, faydalara dayanmaktadır. Bunu takdir etmeyecek bir akıl sahibi düşünülemez.