Not:
Barla Lâhikası · s.373
Emin ve Küçük Hüsrev ve Hâfız Tevfik selâm ve arz-ı hürmet ederler. Tahsin askere gitmiş.
Kardeşiniz
Said Nursî
(Risale-i Nur'un ehemmiyetli bir şakirdi olan Yusuf'un bir fıkrasıdır) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَ ﺑِﻪِ ﻧَﺴْﺘَﻌ۪ﻴﻦُ Rahîm, Rauf ve Zü'l-Minen hazretlerinin inayet ve lütuflarından olarak, tövbe ve istiğfar gibi kullarına ihda eylediği, miftah-ı kerem ve ihsana, çok günahkâr ve terbiyesiz olan ben sefil Yusuf Toprak, bütün fezayıh ve i'tisaflarıma rağmen, tevessül ettikçe bana fazlından verdiği mazhariyetin kıymetini takdir etmek, ona şükür eylemek şöyle dursun, bilakis küfran-ı nimet, defaatle nakz-ı ahd, irtikâb-ı kizb ve hıyanet eylediğim için, derin kasavete, kesif zulmete, müdhiş dalalete (hakkıyla) maruz kalan kalbimin, ruhumun aldığı müzmin ve münkis yarayı tedavi çaresini taharri yolunda aklımı, zevkimi kaybetmiş, âdeta çılgın bir hale girmiştim. Başvurduğum her tabib-i manevîden aldığım ilâçlar, yaramı tedaviye, aklımı iknâa, lehfemi iskâta kâfi gelmedi. Bizzarure ﻗُﻞْ ﻳَﺎ ﻋِﺒَﺎﺩِﻯَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﺍَﺳْﺮَﻓُﻮﺍ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻧْﻔُﺴِﻬِﻢْ âyet-i celilesinin mefhumuna tevessülen, me'luf olduğum denâetlerden mütehassıl koyu lekeleri kal' u tathire ve tarîk-ı Hak'ta sebata muîn olacak bir rehberi ararken, ortada hiçbir sebeb-i zahirî olmadığı halde, memleketimden Kastamonu'ya nefyim şübhesiz, nefsime giran gelmiş ve hattâ ye's ve teessüfe kapılmıştım. Bilmiyordum ki bu nefyim ile ﻭَﻋَﺴٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗَﻜْﺮَﻫُﻮﺍ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻫُﻮَ ﺧَﻴْﺮٌ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﻋَﺴٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗُﺤِﺒُّﻮﺍ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻫُﻮَ ﺷَﺮٌّ ﻟَﻜُﻢْ ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﻭَﺍَﻧْﺘُﻢْ ﻻﺎ ﺗَﻌْﻠَﻤُﻮﻥَ ٭ ﻓَﻌَﺴٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﺗَﻜْﺮَﻫُﻮﺍ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻳَﺠْﻌَﻞَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ âyetlerinin sırrına mazhar edecek ve iltiyamı ümid ve imkânsız gördüğüm manevî yaralarımın tedavisine muktedir doktorların ve yanlarındaki kuvvetli mualecenin eserini, varlığını ve ism-i Hayy ve Hakîm'in cilvesini şefkaten göstermek suretiyle, bana minnet üstünde minnet-i uhrevî yapmak içindir. Bu mülevves ahlâkımla ben neciyim ki, bu ihsan-ı azîme nâil olayım diye şaştım. Fakat lehülhamdü velminne ﻣَﻦْ ﻃَﻠَﺒَﻨ۪ﻰ ﻭَﺟَﺪَﻧ۪ﻰ ٭ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﺑِﺎﻟْﻤُْﻤِﻨ۪ﻴﻦَ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ ٭ ﻳَﺠِﺪِ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻏَﻔُﻮﺭًﺍ ﺭَﺣ۪ﻴﻤًﺎ gibi işarat-ı celile hatırıma gelmekle, bir derece müteselli oldum. Ey yaramın doktoru! Ve ey dalalet uçurumunda yuvarlanan ruhumun halaskârı! Ve ey İlahî ve kudsî yolların rehberi! Evvelden hiç muarefemiz yokken, seni kal'a üstünde ilk ve tesadüfen gördüğümde "Dalaletten halâsın, Allah'ın rahmetine vusulün en kısa yolu var mı?" diye sordum. "Çok kısa bir çare-i Kur'aniye vardır" diye buyurdunuz. Fakat dalaletim, gafletim, enaniyetim itibariyle bu kısa ve merdane cevabdaki hikmet-i azîme, nebean-ı rahmete dikkat etmedim. Ruhuma ihanet ederek aldırmadım. Ve felâket-i maneviyede bir müddet daha kalmış oldum. Vaktâ ki, Risale-i Nur hattâ enhar-ı Nur demesine şayeste olan mektublardan, yine tesadüfen elime geçen bir nüshayı görünce ve münderecatındaki hakaika dalınca, inayet-i Rabbanî, mu'cizat-ı Kur'anî, himemat-ı Sübhanî, keramat-ı ruhanî eseri olmalıdır ki, kasî kalbime, âsi ruhuma, gafil aklıma, mağrur vicdanıma, sakîm düşünceme "tâk" diye bir tokmak vuruldu. Bir intibah halkası takıldı. Hemen düşündüm. Ulemanın midad-ı aklâmı, şühedanın kanından mübecceldir ve ﺍَﻟْﻌُﻠَﻤَٓﺎﺀُ ﻭَﺭَﺛَﺔُ ﺍﻻﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ٭ ﻋُﻠَﻤَٓﺎﺀُ ﺍُﻣَّﺘ۪ﻰ ﻛَﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ gibi hadîsler ile Hazret-i İsa'nın (A.S.) Havariyyun'a, Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) Ensar'a tekliflerini ve onların icabetini hatırladım. Âdeta fetret devri denmeğe seza olan bu zamanda, irsiyet-i nübüvvet makamında, i'lâ-yı kelimetullah uğrunda maddeten uğraşan, seyl-i dalaletle kapanmış olan râh-ı Hakk'a çığır açan, bir recül-ü fedakâra iltihak ve muavenet etmek ve bu vesile ile fırsatı ganîmet bilerek, zulümattan nura mazhar olmak lüzumunu his ve intikal ettim. Pek âdi bir mahluk olduğum ve kalbime müstevli, ağır dalalet darbesi, kalın perdesi altında hasta bulunduğum için, fazileti, maneviyatı anlamam. Zira fazileti takdir edebilmek, fazileti bilmekle mümkündür. Yalnız, bunca mesavî ve mütereddid hareketlerimle huzur-u sâmîlerine lütfen kabulümde, yüksek ruhunuzdan yağan samimî şefkat, hakikî re'fet, halîmane iltifat, kerimane hüsn-ü kabulünüz beni bir takım ümidlere, ihtiyarsız muhabbetlere sevk ve büyük sürurlara gark etti. Ancak Allah'ın en âciz, en aşağı, en günahkâr, en zalim bir mahlukunu arkadaşlığına kabul ve tahammül eden bir şahsiyet-i alelâde olamayıp, kuvvetli püştibane, fütur götürmez bir mesnede mâlik olmak lâzım geldiğini teyakkun edebildim. ﻭَﺍﺑْﺘَﻐُٓﻮﺍ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻮَﺳ۪ﻴﻠَﺔَ ﻭَﺟَﺎﻫِﺪُﻭﺍ ﻓ۪ﻰ ﺳَﺒِﻴﻠِﻪ۪ ٭ ﻭَ ﺣَﺴُﻦَ ﺍُﻭﻟٰٓﺌِﻚَ ﺭَﻓ۪ﻴﻘًﺎ Riyakârlık olmasın, selim fikrinizden, ciddî tavrınızdan, Kur'an'a ittiba ve temessük yolundaki doğru irşadınızdan, hakikî sözlerinizden, samimî telkininizden, umumî hayırhah hissiyatınızdan kalbime, mecruh ruhuma uzanan tîg-i şifa, neşter-i ümidin tesiriyle dilşâd ve mutmain oldum. Türlü türlü evhamın açtıkları menfezlerden rahnedar kalan ruhuma tamam ve muvafık buldum. Zira ﻭَﺍﺗَّﺒَﻌُﻮﺍ ﺍﻟﻨُّﻮﺭَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻣَﻌَﻪُٓ ٭ ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻳﻦَ ﻳُﻤَﺴِّﻜﻮُﻥَ ﺑِﺎﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ٭ ﻭَﺍﻋْﺘَﺼِﻤُﻮﺍ ﺑِﺤَﺒْﻞِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ٭ ﻭَﻣَﻦْ ﻳَﻌْﺘَﺼِﻢْ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﻘَﺪْ ﻫُﺪِﻯَ ﺍِﻟٰﻰ ﺻِﺮَﺍﻁٍ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻢٍ ٭ ﻓَﻘَﺪِ ﺍﺳْﺘَﻤْﺴَﻚَ ﺑِﺎﻟْﻌُﺮْﻭَﺓِ ﺍﻟْﻮُﺛْﻘٰﻰ ٭ ﻭَﻧُﻨَﺰِّﻝُ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﻣَﺎ ﻫُﻮَ ﺷِﻔَٓﺎﺀٌ ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔٌ ٭ ﻫٰﺬَﺍ ﺑَﻴَﺎﻥٌ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻭَ ﻫُﺪًﻯ ﻭَ ﻣَﻮْﻋِﻈَﺔٌ ﻟِﻠْﻤُﺘَّﻘ۪ﻴﻦَ ٭ ﺗِﻠْﻚَ ﺣُﺪُﻭﺩُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ٭ ﻗَﺪْ ﺟَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻧُﻮﺭٌ ﻭَﻛِﺘَﺎﺏٌ ﻣُﺒ۪ﻴﻦٌ ٭ ﻭَﺍَﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﺻِﺮَﺍﻃ۪ﻰ ﻣُﺴْﺘَﻘ۪ﻴﻤًﺎ ٭ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺭِﺿْﻮَﺍﻧَﻪُ ﺳُﺒُﻞَ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡِ vesaire gibi hakikatlar dimağıma yerleşti. Elbette bu keyfiyet bana hacc-ı ekber, râh-ı saadet, ömr-ü ebed, tayr-ı devlet, enfal-i ganîmet sebebi olunca, sürurumdan ne kadar kabarsam ve siz halaskâr ve hekim-i derdime ne kadar teşekkür ve izhar-ı mahmidet eylesem hakkım olmaz mı? İşte bu vesiledir ki, beni Kur'an dellâlına, Risale-i Nur müellifinin şakirdliğine tahsis ve kabul ettirmek gibi, azîm lütuflarına mazhar kılan Rabb-i Rahîmime karşı, dünyada kaldığım ve imkân bulduğum müddetçe kalemimi, hayatımı bu uğurda istimal etmeye söz ve karar verdirdi. Fazlaca söz söylemeye salahiyetim ve o mertebeye istihkakım olmadığından, şimdilik kısa kesiyorum. Hizmetiniz umumî ve müessir, âmâliniz muvaffak, himmetiniz âlî ve daim, emeğiniz makbul, sa'yiniz meşkûr, hayatınız mes'ud, ömrünüz efzûn, sıhhatiniz mahfuz olsun. Sonsuz minnettarlığımın kabulünü, manevî himmet ve teveccühünüzün devamını rica eder, nur ile meşgul nurlu ellerinizi öperim, Efendimiz, Büyüğümüz. (15 Şubat 1359)
Talebe namzedi, sefil
Yusuf Toprak
(Risale-i Nur'un istikbalde ehemmiyetli bir talebesi olan İhsan Sırrı'nın bir fıkrasıdır.)
ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Vâkıf-ı esrar-ı Sübhan, Ferîd-i Bedîüzzaman, Es-seyyid Saidü'l-Kürdî Hazretleri huzur-u sâmîsine, Esselâmü aleyküm ey mürşid-i kâmil! Kemal-i ta'zimle hâk-i pâyinize yüzlerimi sürmeme ve mübarek ellerinizi takbil etmeme müsaadenizi yalvarırım. Bendeniz, şu ilticanamemi zât-ı âlînize sunan Sarac Ahmed Efendi fakirinizin oğluyum. Üstad-ı kaderin, ezelde levh-i kazaya çizdiği yazılar hükmüyle mahkûm olmuş, zavallı bir âvâreyim. Makam-ı Yusuf'ta tali'in cilvelerini takdir-i İlahîye tam bir inkıyad ile seyretmekte iken, babamdan aldığım bir şefkatnamede Zât-ı Mürşidanenizin muhabbet-i manevîlerinin mübeşşiri olan selâmlarınızı tebliğiyle, viran gönlüm şâd ü bünyâd edildi. Şu muzlim ânımı nurlandıran huzur-u manevîniz muvacehesinde satırlarım gibi kapkara yüzümü, seyyiat-ı mazi ile mâlî a'mal-i kabihamın nişanelerini gizlemeğe muktedir olamamaktan mütevellid hicabımı setre kudretyâb olamadım. Yolunu şaşırmış, nur-u hakikatı görmekten mahrum masivaperestlere Risale-i Nur ile dest-gîr ve şefi' olduğunuzu yıllardan beri bildiğim için, kapınıza boynumu uzatarak, hidayet yolcularınız meyanında yer alabilmek emel-i hâlisanesiyle halka-i irşadınıza bütün ruhumla şitab ediyorum. İrşadat-ı âliyenize muhtaç bulunduğumu arzederken cür'etimin nazar-ı afvınıza mazhar buyurulmasına yalvarır, kemal-i ta'zimle mübarek ellerinizi takbil ve tevkir ile kesb-i şeref ü can eylerim, Büyük Mürşidim, Efendim Hazretleri. Bir gün zalimlere dedirir Hazret-i Mevlâ, Tallahi "lekad âserakâllahü aleyna"
Risale-i Nur şakirdlerinden
İhsan Sırrı
(Küçük Hüsrev Mehmed Feyzi'nin bir fıkrasıdır)
ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻻَﺎ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩ۪ ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ Kıymetdar Üstadım, Efendim! Çeşm-i im'anımla kıldım Risale-i Nur'a nazar Yoktur imkân yaza mislin efrad-ı beşer. Bu ne elfaz, bu ne mana, bu ne üslûb-u hasen, Okudukça münceli olmakta daim bir hüsün. Bârekellah ey mukaddes Nur-u Hüda, Sendedir envâr-ı tevfik-i İlahî ruşenâ. Âfitabın nuru zâildir, bu nur ammâ verir Subh-u mahşerde uyûn-u mü'minîne incilâ. Her harfi şem'a-i feyz-i İlahî cilveger, Zevk alır baktıkça insan, bütün eşyadan geçer. Eyliyor talim-i iman-ı tahkikî cümle âleme, Kim okur sıdkla, iner feyz-i Rahman kalbine. Halleder tılsım-ı kâinatı, her harfi dünya değer, İlm-i nâfi'dir, yazılır ecr-i cezîl, tâ kıyamet bîkeder. Hasılı, bilcümle meknuzat-ı hikmetperverin, Her biridir ehline, bir âfitab-ı Haknüma. İlahî bihakkı Esmaike'l-Hüsna, Tâ kıyamet münteşir olsun, uyûn-u ehl-i Hak bulsun cilâ. Ey müellif-i Risale-i Nur, ger edersin iftihar becâdır, Gıbta ederse cümle ihvanın sana, çok sezadır. Çünki eyledin iman-ı tahkika bir memer, Elde ettin şaheserle zuhr-i yevmi'l-mefer. Bilirim değilsin enbiyadan bir nebi, {(Haşiye): Mevlâna Câmî, Mevlâna Celaleddin-i Rumî hakkında demiş: ﻣَﻦ ِﻩ ُﻭﻳَﻢْ ﺩَﺭْ ﻭَﺻْﻒِ ﻥْ ﻋَﺎﻟ۪ﻰ ﺟَﻨَﺎﺏْ ٭ ﻧ۪ﻴﺴْﺖْ َﻳْﻐَﻤْﺒَﺮْ ﻭَﻟ۪ﻰ ﺩَﺍﺭَﺩْ ﻛِﺘَﺎﺏْ Câmî'nin bu fıkrasının mealine işaret etmek istiyorum.} Lâkin elinde nedir bu nur-u mu'teber? Feyziyâ sen etme tatvil-i kelâm, Eyler elbet ehl-i irfan, arz-ı tahsin-i eser.
Fakir Talebeniz Küçük Hüsrev
Mehmed Feyzi
ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻭَ ﺭَﺣْﻤَﺔُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَ ﺑَﺮَﻛَﺎﺗُﻪُ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﻋَﺎﺷِﺮَﺍﺕِ ﺩَﻗَﺎﺋِﻖِ ﺍَﻳَّﺎﻡِ ﺍﻟْﻔِﺮَﺍﻕِ Aziz, sıddık, muhlis, hâlis kardeşim!