Osmanlıca Onsekizinci Lem'a - Birinci Keramet-i Aleviye Risalesi
Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.315
Bu Lem'a, 1934 sonunda Isparta'da telif edilmiştir. (Osmanlıca Lem'alar sh: 284) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla ﻓِﻰ ﻋِﻠْﻢِ ﺗِﺴْﻌِﻴﻦَ ﺣِﺴَﺎﺏِ ﺍﻟْﻔَﺎﺭِﺳِﻰ ٭ ﻣِﻦ ﺑَﻌْﺪِ ﻗَﺮْﻥٍ ﺗَﺎﺳِﻊِ ﺍﻟْﻤَﻌَﺎﺻِﻰ ﺳَﺘَﻈْﻬُﺮُ ﺍﻟْﻔُﺮْﺱُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﻋْﺮَﺍﺏِ ٭ ﺗَﻘْﺘُﻠُﻬُﻢْ ﻛَﻘَﺘْﻠَﺔِ ﺍﻟﺪَّﻭَﺍﺏِ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻣَﺒْﺪَﺍُ ﻓِﺘَﻦِ ﻋَﻮَﺍﺑِﺲِ ٭ ﻣُﻈْﻠِﻤَﺔٌ ﻛَﻈُﻠْﻤَﺔِ ﺍﻟْﺤَﻨَﺎﺩِﺱِ Yani, "Dokuz karn sonra ﻓُﺮْﺱْ yani akvam-ı Şarkiye, Arap üzerine hücum edecek, galebe edip hayvan gibi Arabı kesecek. Öyle müthiş fitneler, karanlıklı musibetler ki, en karanlıklı gecelerden daha ziyade karanlık olacak." (Osmanlıca Lem'alar sh: 285) ﻓَﻜُﻞُّ ﻣَﻌْﻨًﺎ ﻣِﻦْ ﻋُﻠُﻮﻡٍ ﻓَﺎﺧِﺮَﺓٍ ٭ ﻣِﻦْ ﻣَﺒْﺪَﺍِ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻟِﻴَﻮْﻡِ ﺍﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻗَﺪْ ﺻَﺎﺭَ ﻛَﺸْﻔًﺎ ﻋِﻨْﺪَﻧَﺎ ﻋَﻴَﺎﻧًﺎ ٭ ﻓَﻜُﻞُّ ﺫِﻯ ﺷَﻚٍّ ﻏَﺪَﺍ ﻣُﻬَﺎﻧًﺎ yani "Evvel-i dünyadan kıyamete kadar ulum ve esrar-ı mühimme bize meşhud derecesinde inkişaf etmiş, kim ne isterse sorsun, sözümüze şüphe edenler zelil olur." (Osmanlıca Lem'alar sh: 286) ﺍَﺣْﺮُﻑُ ﻋُﺠْﻢٍ ﺳُﻄِّﺮَﺕْ ﺗَﺴْﻄِﻴﺮًﺍ ٭ ﺑِﺖَّ ﺑِﻬَﺎ ﺍﻻﺎَﻣِﻴﺮُ ﻭَ ﺍﻟْﻔَﻘِﻴﺮَﺍ Yani, "On dördüncü asr-ı Muhammedîde (a.s.m.) bin üç yüz kırk dokuz (1349) ve Rûmice bin üç yüz kırk yedide (1341) Arabî hurufunu terk edip, ecnebî ve acemî hurufuna İslâm içinde başlanacak. Hem umum, hem fakir ve zengin emir ve işçi, çoluk ve çocuk gece dersleri ile o hurufu cebren öğrenecekler." Çünkü bir nüshada ﺑَﺎﺕَ dir. ﺑَﺎﺕَ ise gece çalışmasıdır. ﺑِﺖَّ ise kat'i ve cebri ifade ediyor. ﺍَﺣْﺮُﻑُ ﻋُﺠْﻢٍ fıkrasındaki ﻋُﺠْﻢٍ ise o zamanın ıstılahınca Arabın gayri, Lâtince ve Frengî huruf demektir. Sonra diyor: ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻥْ ﻳُﻌِﻴﻨَﻪُ ﺍَﺗْﺤَﻔَﻪُ ﺑِﻬٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺴَّﻜِﻴﻨَﺔِ Yani, "Kim inayet-i İlâhiyeye mazhar ise Hz. Cebrail'in tabiri ile bu Sekine-i Kudsiye olan İsm-i Âzamı Cenâb-ı Hak ona hediye eder. Onunla o zamanın şer ve fitnelerinden kurtarır." Bu sözden dört sahife evvel yine demiş: (Osmanlıca Lem'alar sh: 287) ﻓَﻜُﻞُّ ﻣَﻦْ ﻻﺎﺣَﺖْ ﻟَﻪُ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓُ ٭ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠِﻴﺪِ ﻛَﺎﻟْﻘِﻼﺎﺩَﺓِ Yani, "Kim saadete mazhar ise... said ise... şaki değilse... o İsm-i Âzam onun boynunda mübarek bir gerdanlık hükmünde bir nüsha olur." ﺛُﻢَّ ﺍﻋْﻠَﻤُﻮﺍ ﻣَﻌَﺎﺷِﺮَ ﺍﻻﺎِﺧْﻮَﺍﻥِ ٭ ﺍَﻥَّ ﻏُﻮَﺍﺕَ ﺍٰﺧِﺮِ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﻫُﻢْ ﻋُﻠَﻤَﺎﺀُ ﺫَﻭَّﻗُﻮﺍ ﺍَﻓْﻮَﺍﻫَﻬُﻢْ ٭ ﺛُﻢَّ ﺍﻧْﺜَﻨُﻮْﺍ ﻭَﺍﺗَّﺒَﻌُﻮﺍ ﺍَﻫْﻮَﺍﺋَﻬُﻢْ Yani, "O bid'alar ve acemî ve ecnebî hurufunun intişarı zamanı olan o âhirzamanın fena adamları bir kısım ulemaü's-su'dur ki; hırs sebebiyle batınlarını haramla doldurmak için bid'alara yardım ve fetva verenlerdir." Sonra bir kısım ülemaü's-su'u tokatlamak için de birisiyle konuşuyor. Der: ﻓَﺎﺳْﺌَﻞْ ﻟِﻤَﻮْﻻﺎﻙَ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢِ ﺍﻟﺸَّﺎﻥِ ٭ ﻳَﺎﻣُﺪْﺭِﻛًﺎ ﻟِﺬٰﻟِﻚَ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﺑِﺎَﻥْ ﻳَﻘِﻴﻚَ ﺷَﺮَّ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﻔِﺘْﻨَﺔِ ٭ ﻭَﺷَﺮَّ ﻛُﻞِّ ﻛُﺮْﺑَﺔٍ ﻭَﻣِﺤْﻨَﺔٍ yani, "Ey o zamana yetişen ve âlimlerden olan insan! Cenâb-ı Haktan o fitnenin şerrinden muhafaza için sana ders verdiğim İsm-i Âzam ile dua et." ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻧَﺤْﻦُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺘَّﺤْﻘِﻴﻖِ ٭ ﻏَﻮْﺙٌ ﻟِﻜُﻞِّ ﻛُﺮْﺑَﺔٍ ﻭَﺿِﻴﻖٍ yani "Biz Âl-i Beyt'ten her kürbet ve şiddet zamanında birer Gavs çıkıp imdat ediyoruz." (Osmanlıca Lem'alar sh: 288) ﻳَﺎ ﻣُﺪْﺭِﻛًﺎ ﻟِﺬٰﻟِﻚَ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ Ey o zamana yetişen ve âlimlerden olan insan! "Sana verdiğim ders ile hıfz duasını et." (Osmanlıca Lem'alar sh: 289) ﻧَﺤْﻦُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺘَّﺤْﻘِﻴﻖِ ﻏَﻮْﺙٌ ﻟِﻜُﻞِّ ﻛُﺮْﺑَﺔٍ Biz Al-i Beyt'ten, her kürbet ve şiddet zamanında birer Gavs çıkıp imdat ederiz. (Osmanlıca Lem'alar sh: 290) ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﺭَﺍﺩَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺍَﻥْ ﻳُﻌِﻴﻨَﻪُ Allah (c.c.) kime yardım etmeyi dilerse, kim inâyet-i İlâhiyeye mazhar ise.. ٭ ﺍَﺗْﺤَﻔَﻪُ ﺑِﻬٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺴَّﻜِﻴﻨَﺔِ Bu sekine-i kudsiye olan ism-i Azamı Cenab-ı Hak ona ihsan eder. ﺗَﻌِﻴﺶُ ﺳَﻌِﻴﺪًﺍ Said olarak, mesud yaşar. ﺳَﻌِﻴﺪًﺍ Saîd olarak, mes'ud olarak. ﻳُﻌِﻴﻨَﻪُ Ona yardım eder. ﺍَﻟﺴَّﻜِﻴﻨَﺔِ Sekine.. ﺍَﺗْﺤَﻔَﻪُ ﺑِﻬٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺴَّﻜِﻴﻨَﺔِ Bu Sekine-i Kudsiye olan ism-i Azamı Cenab-ı Hak ona ihsan eder. ﻓَﻜُﻞُّ ﻣَﻦْ ﻻﺎﺣَﺖْ ﻟَﻪُ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓُ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠِﻴﺪِ ﻛَﺎﻟْﻘِﻼﺎﺩَﺓِ Yani, "Kim saadete mazhar ise... said ise... şaki değilse... o İsm-i Âzam onun boynunda mübarek bir gerdanlık hükmünde bir nüsha olur." ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓُ Saadet, mesudiyet.. ﺍﻟْﻘِﻼﺎﺩَﺓِ Gerdanlık. ﻳُﻌِﻴﻨَﻪُ Ona yardım eder. ﺍَﻟﺴَّﻜِﻴﻨَﺔِ Sekine.. ﻳَﺎ ﻣﺪْﺭِﻛًﺎ Ey idrak eden, erişen. (Osmanlıca Lem'alar sh: 291) ﻓَﻜُﻞُّ ﻣَﻦْ ﻻﺎﺣَﺖْ ﻟَﻪُ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓُ ٭ ﻛَﺎﻥَ ﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠِﻴﺪِ ﻛَﺎﻟْﻘِﻼﺎﺩَﺓِ Yani, "Kim saadete mazhar ise... said ise... şaki değilse... o İsm-i Âzam onun boynunda mübarek bir gerdanlık hükmünde bir nüsha olur." ﻻﺎﺣَﺖْ ﻟَﻪُ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓُ Saadete mazhar ise. ﻳَﺎ ﻣُﺪْﺭِﻛًﺎ ﻟِﺬٰﻟِﻚَ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ Ey o zamana yetişen ve âlimlerden olan insan! (Osmanlıca Lem'alar sh: 292) ﺍَﻧَﺎ ﻣَﺪِﻳﻨَﺔُ ﺍﻟْﻌِﻠْﻢِ ﻭَ ﻋَﻠِﻰٌّ ﺑَﺎﺑُﻬَﺎ Ben ilmin şehriyim. Ali ise, onun kapısıdır. (Tirmizî, Menâkıb: 20; el-Hakim, el-Müstedrek, 3:126) (Osmanlıca Lem'alar sh: 293) ﻳَﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻻﺎِﺧْﻮَﺍﻥ Ey kardeşler! (Osmanlıca Lem'alar sh: 294) ﻳَﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻻﺎِﺧْﻮَﺍﻥ Ey kardeşler! ﺍِﻥِ ﺍﺳْﺘَﻘَﺎﻣَﺖْ ﺍُﻣَّﺘِﻰ ﻓَﻠَﻬُﻢْ ﻳَﻮْﻡٌ ﻭَ ﺍِﻻَﺎ ﻓَﻨِﺼْﻒُ ﻳَﻮْﻡٍ Eğer ümmetim istikamet üzere olursa ömrü (İslâmiyet'in hâkimiyeti) bir tam gündür (bin sene), aksi halde ancak yarım gündür (beş yüz yıl). (bk. İbni Kesir, 1:13; Mu'cemü't-Taberânî, el-Kebîr, 22:573, 576) ﻳَﻮْﻡٌ Bir gün. ﺍِﻥَّ ﻳَﻮْﻣًﺎ ﻋِﻨْﺪَ ﺭَﺑِّﻚَ ﻛَﺎَﻟْﻒِ ﺳَﻨَﺔٍ ِﻣﻤَّﺎ ﺗَﻌُﺪُّﻭﻥَ Lâkin Rabbinin katında bir gün, sizin hesabınıza göre bin yıl gibidir. (Hac Sûresi, 22:47) (Osmanlıca Lem'alar sh: 295) ﻳَﺎْﺗِﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻘَﻮْﻡٍ ﻳُﺤِﺒُّﻬُﻢْ ﻭَﻳُﺤِﺒُّﻮﻧَﻪُ Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. (Mâide Sûresi, 5:54) ﻓَﻠَﻬُﻢْ ﻳَﻮْﻡٌ Onlar için bir gündür. (Lem'alar sh: 139)