Ondokuzuncu Mektub - Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.)Risalesi
Âyet ve Hadîs Meâlleri · s.186
Ondokuzuncu Mektub olan Mu'cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) Risalesi, 1929 yılında Barla'da te'lif edilmiştir. ﺑِﺎﺳْﻤِﻪ۪ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah'ın adıyla. ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻻَﺎ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩ۪ Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ٓﻯ ﺍَﺭْﺳَﻞَ ﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﺑِﺎﻟْﻬُﺪٰﻯ ﻭَﺩ۪ﻳﻦِ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻟِﻴُﻈْﻬِﺮَﻩُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻛُﻠِّﻪِ ﻭَ ﻛَﻔٰﻰ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﺷَﻬ۪ﻴﺪًﺍ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed Allah'ın Resulüdür. (Fetih Sûresi, 48:28-29) (Mektûbat sh: 90) ﺻَﺪَﻗْﺖَ Doğru söyledin. (Mektûbat sh: 96) ﻻﺎ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Gaybı yalnız Allah bilir. (Neml Sûresi, 27:65; bk. Tirmizi, Sevâbü'l-Kur'ân: 7; Dârimî, Fedâilü'l-Kur'ân: 21) ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣُﺘَﻌَﻤِّﺪًﺍ ﻓَﻠْﻴَﺘَﺒَﻮَّﺍْ ﻣَﻘْﻌَﺪَﻩُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ Kim bilerek bana yalan isnad ederse (benden yalan bir şey haber verirse) Cehennem ateşindeki yerine hazırlansın. (Buharî, İlim: 38, Cenâiz: 33, Enbiyâ: 50, Edeb: 109; Müslim, Zühd: 72; Ebû Dâvud, İlim: 4; Tirmizî, Fiten: 70, İlim: 8, 13; Müsned, 1:70, 78, 2:159, 171, 3:13, 44, 4:47, 100, 5:292) ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﻇْﻠَﻢُ ﻣِﻤَّﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır? (Zümer Sûresi, 39:32) ﻓَﺎﺭْﻓَﻖْ ﻭَ ﺑَﻠِّﻐْﻬَﺎ ﻣَﺎْﻣَﻨَﻬَﺎ Ona şefkatle muamele et ve onu güveneceği yere götür. (Müsned, 6:393; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:410; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 7:234) (Mektûbat sh: 97) ﺍَﻟﺴَّﺒَﺐُ ﻛَﺎﻟْﻔَﺎﻋِﻞِ Bir şeye sebep olan, onu işleyen gibidir. ["Hayrın yolunu gösteren, onu işleyen gibidir" (Feyzü'l- Kadîr, c.3, s. 537, hadîs no: 4250; Keşfü'l-Hafâ, c. 1, s. 399.) hadîsinden alınan bir ölçü.] (Mektûbat sh: 98) ﺍِﺑْﻨ۪ﻰ ﺣَﺴَﻦٌ ﻫٰﺬَﺍ ﺳَﻴِّﺪٌ ﺳَﻴُﺼْﻠِﺢُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑِﻪِ ﺑَﻴْﻦَ ﻓِﺌَﺘَﻴْﻦِ ﻋَﻈ۪ﻴﻤَﺘَﻴْﻦِ Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır. (Buharî, Fiten: 20; Sulh: 9; Fedâilu Ashâbi'n-Nebî: 22; Menâkıb: 25; Dârîmî, Sünnet: 12; Tirmizî, Menâkıb: 25; Nesâî, Cum'a: 27; Müsned, 5:38, 44, 49, 51) ﺳَﺘُﻘَﺎﺗِﻞُ ﺍﻟﻨَّﺎﻛِﺜ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻘَﺎﺳِﻄ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤَﺎﺭِﻗ۪ﻴﻦَ Sen, biatını bozan, hak ve adaletten sapan ve dinden çıkan kimselerle savaşacaksın. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:139, 140; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 7:138; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:414) ﻭَﺗَﻨْﺒَﺢُ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻛِﻼﺎﺏُ ﺍﻟْﺤَﻮْﺋَﺐِ Ona Hav'eb köpekleri havlayacak. (Müsned, 6:52, 97; İbni Hibban, Sahih, 8:258, no: 6697; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:120) (Mektûbat sh: 99) "Benim Âl-i Beytim, benden sonra ﻳَﻠْﻘَﻮْﻥَ ﻗَﺘْﻼﺎ ﻭَ ﺗَﺸْﺮ۪ﻳﺪًﺍ yani katle ve belâya ve nefye maruz kalacaklar." (Mektûbat sh: 101) ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺑِﺴ۪ﻴﺮَﺓِ ﺍﻟَّﺬَﻳْﻦِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪ۪ﻯ ﺍَﺑ۪ﻰ ﺑَﻜْﺮٍ ﻭَ ﻋُﻤَﺮَ Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer'in yolu üzere gidin. (Tirmizî, Menâkıb: 16, 37; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 5:382, 385, 399, 402) (Mektûbat sh: 102) ﺯُﻭِﻳَﺖْ ﻟِﻰَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﻓَﺎُﺭ۪ﻳﺖُ ﻣَﺸَﺎﺭِﻗَﻬَﺎ ﻭَﻣَﻐَﺎﺭِﺑَﻬَﺎ ﻭَﺳَﻴَﺒْﻠُﻎُ ﻣُﻠْﻚُ ﺍُﻣَّﺘ۪ﻰ ﻣَﺎ ﺯُﻭِﻯَ ﻟ۪ﻰ ﻣِﻨْﻬَﺎ Yeryüzü benim için büzülüp katlandı. Bana onun doğuları ve batıları gösterildi ve ümmetimin mülkü benim için katlanan yerlere kadar ulaşacaktır. (Yani şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiçbir ümmet o kadar mülk zaptetmemiş). (Müslim, Fiten: 19, 20; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 14; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 4:123, 278, 284) ﻫٰﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﺍَﺑ۪ﻰ ﺟَﻬْﻞٍ ﻫٰﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﻋُﺘْﺒَﺔَ ﻫٰﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﺍُﻣَﻴَّﺔَ ﻫٰﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﻓُﻼﺎﻥٍ ﻭَ ﻓُﻼﺎﻥٍ Burası Ebû Cehil'in katledileceği yer, burası Utbe'nin katledileceği yer, burası Ümeyye'nin katledileceği yer ve burası da falan ve falanın katledileceği yerlerdir. (Hadis-i bilmânâdır. Müslim, Cihad: 83, Cennet: 76; Ebû Dâvud, Cihad: 115; Nesâi, Cenâiz: 117; Müsned, 1:26, 3:219, 258.) ﺍَﺧَﺬَ ﺍﻟﺮَّﺍﻳَﺔَ ﺯَﻳْﺪٌ ﻓَﺎُﺻ۪ﻴﺐَ ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺍِﺑْﻦُ ﺭَﻭَﺍﺣَﺔَ ﻓَﺎُﺻ۪ﻴﺐَ ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺟَﻌْﻔَﺮُ ﻓَﺎُﺻ۪ﻴﺐَ ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺳَﻴْﻒٌ ﻣِﻦْ ﺳُﻴُﻮﻑِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Revâha aldı, o da vuruldu. Sonra Câfer aldı, o da vuruldu. Ve sonra onu, Allah'ın kılıçlarından bir kılıç eline aldı... (Buharî, Mağâzî: 44; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:298) ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﺨِﻼﺎﻓَﺔَ ﺑَﻌْﺪ۪ﻯ ﺛَﻼﺎﺛُﻮﻥَ ﺳَﻨَﺔً ﺛُﻢَّ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻣُﻠْﻜًﺎ ﻋَﻀُﻮﺿًﺎ Hilâfet benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır. (Müsned, 5:220, 221) ﻭَﺍِﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻻﺎَﻣْﺮَ ﺑَﺪَﺍَ ﻧُﺒُﻮَّﺓً ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔً ﺛُﻢَّ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻭَﺧِﻼﺎﻓَﺔً ﺛُﻢَّ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻣُﻠْﻜًﺎ ﻋَﻀُﻮﺿًﺎ ﺛُﻢَّ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻋُﺘُﻮًّﺍ ﻭَ ﺟَﺒَﺮُﻭﺗًﺎ Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak. (Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273) (Mektûbat sh: 103) ﻳُﻘْﺘَﻞُ ﻋُﺜْﻤَﺎﻥُ ﻭَﻫُﻮَ ﻳَﻘْﺮَﺍُ ﺍﻟْﻤُﺼْﺤَﻒَ Osman Mushaf okurken şehid edilecek. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:103) ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻋَﺴٰﻰ ﺍَﻥْ ﻳُﻠْﺒِﺴَﻪُ ﻗَﻤ۪ﻴﺼًﺎ ﻭَﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻳُﺮ۪ﻳﺪُﻭﻥَ ﺧَﻠْﻌَﻪُ Muhakkak ki Cenâb-ı Hak Osman'a halife gömleğini giydirecektir; fakat onlar bu gömleği çıkartmak isteyecekler. (bk. el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:100) ﻭَﻳْﻞٌ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻣِﻨْﻚَ ﻭَ ﻭَﻳْﻞٌ ﻟَﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ Senin yüzünden insanların, insanlar yüzünden de senin vay haline! (el-Askalânî, el-Metâlibü'l-Âliye, 4:21; el-Heysemî, Mecma'u'z-Zevâid, 2708; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:554) ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻣَﻠَﻜْﺖَ ﻓَﺎَﺳْﺠِﺢْ Başa geçtiğin zaman affedici ol ve âdil davran. (el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 5:186; İbni Hacer, el-Metâlibü'l-Â'liye (tahkik: Abdurrahman el-A'zamî), no. 4085) ﻳَﺨْﺮُﺝُ ﻭَﻟَﺪُ ﺍﻟْﻌَﺒَّﺎﺱِ ﺑِﺎﻟﺮَّﺍﻳَﺎﺕِ ﺍﻟﺴُّﻮﺩِ ﻭَ ﻳَﻤْﻠِﻜُﻮﻥَ ﺍَﺿْﻌَﺎﻑَ ﻣَﺎ ﻣَﻠَﻜُﻮﺍ Abbasoğulları siyah bayraklarla çıkarlar ve öncekilerden çok uzun müddet saltanat sürerler. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:338; Müsned, 3:216-218; Beyhakî, Delâili'n-Nübüvve: 6:517) (Mektûbat sh: 104) ﻭَﻳْﻞٌ ﻟِﻠْﻌَﺮَﺏِ ﻣِﻦ ﺷَﺮٍّ ﻗَﺪِ ﺍﻗْﺘَﺮَﺏَ Yaklaşmakta olan bir şerden vay Arapların haline! (Buharî, Fiten: 4, 28; Müslim, Fiten: 1; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 23; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 2:390, 39; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:108, 4:439, 483) ﻟَﻌَﻠَّﻚَ ﺗُﺨَﻠَّﻒُ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳَﻨْﺘَﻔِﻊَ ﺑِﻚَ ﺍَﻗْﻮَﺍﻡٌ ﻭَﻳَﺴْﺘَﻀِﺮَّ ﺑِﻚَ ﺍٰﺧَﺮُﻭﻥَ Sen daha çok yaşayacaksın ve ordunun başına geçeceksin. Sonunda; tâ ki, bir kısım milletler senden fayda görecekler, bir kısmı da zarar görecekler... (Buharî, Cenâiz: 36, Menâkıbü'l-Ensâr: 49, Ferâiz: 6; el-Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:209; A'liyyü'l-Karî, Şerhu'ş-Şifâ, 1:699; Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliyâ, 1:94) ﺍُﺛْﺒُﺖْ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻧَﺒِﻰٌّ ﻭَ ﺻِﺪّ۪ﻳﻖٌ ﻭَ ﺷَﻬ۪ﻴﺪٌ Sâkin ol! Zira senin üstünde bir peygamber, bir sıddık ve şehid vardır. (Buharî, Fedailü's-Sahâbe:5,7; Ebû Dâvud, Sünnet, 8; Tirmizî, Menakıb: 17, 18; Müsned, 3:112, 5:331; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:450, 451 (verilen bu kaynaklarda "iki şehid" tabiri geçmektedir)) (Mektûbat sh: 105) ﺍَﻧْﺖِ ﺍَﻭَّﻝُ ﺍَﻫْﻞِ ﺑَﻴْﺘِﻰ ﻟُﺤُﻮﻗًﺎ ﺑ۪ﻰ "Âl-i Beytimden, herkesten evvel vefat edip bana iltihak edeceksin" Buharî, Menâkıb: 25, Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 101; İbni Mâce, Cenâiz: 64; Müsned, 6:240, 282, 283; Kadî İyâz, eş-Şifâ, 1:340 ﺳَﺘُﺨْﺮَﺝُ ﻣِﻦْ ﻫُﻨَﺎ ﻭَﺗَﻌ۪ﻴﺶُ ﻭَﺣْﺪَﻙَ ﻭَﺗَﻤُﻮﺕُ ﻭَﺣْﺪَﻙَ Buradan çıkarılacak, tek başına yaşayacak ve tek başına öleceksin. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:345; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Aliyyü'l-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:700; el-Askalânî, el-Metâlibü'l-Â'liye, 4:116, no. 4109; İbni Kesir, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 5:8-9; el-Askalânî, el-İsabe: 4:64) ﺭَﺍَﻳْﺖُ ﺍُﻣَّﺘ۪ﻰ ﻳَﻐْﺰُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﻛَﺎﻟْﻤُﻠُﻮﻙِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎَﺳِﺮَّﺓِ Rüyâmda ümmetimin gazilerini gördüm. Tahtlarına oturmuş padişahlar gibi denizde savaşarak yollarına devam ediyorlardı. (Buharî, Ta'bîr: 12; Cihad: 3, 8, 63, 75; İsti'zân, 41; Müslim, İmâret: 160, 161; Ebû Dâvud, Cihad: 9; Tirmizî, Fedâilü'l-Cihad: 15; Nesâî, Cihad: 40; İbni Mâce, Cihad: 10; Dârîmî, Cihad: 28; Muvatta', Cihad: 39; Müsned, 3:240, 264 ...; el-Elbânî, Sahîhu'l-Câmi'i's-Sağîr, 6:24, no: 6620; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:556) ﻳَﺨْﺮُﺝُ ﻣِﻦْ ﺛَﻘ۪ﻴﻒَ ﻛَﺬَّﺍﺏٌ ﻭَ ﻣُﺒ۪ﻴﺮٌ "Sakif kabilesinden biri dâvâ-yı nübüvvet edecek ve biri hunhar zalim zuhur edecek" Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 229, Tirmizî, Fiten: 44, Menâkıb: 73; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:450, 4:254 ﺳَﺘُﻔْﺘَﺢُ ﺍﻟْﻘُﺴْﻄَﻨْﻄ۪ﻴﻨِﻴَّﺔُ ﻓَﻨِﻌْﻢَ ﺍﻻﺎَﻣ۪ﻴﺮُ ﺍَﻣ۪ﻴﺮُﻫَﺎ ﻭَﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﺠَﻴْﺶُ ﺟَﻴْﺸُﻬَﺎ İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek olan kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:422; Buharî, Târihü's-Sağîr, no. 139; Müsned, 4:335; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 6:218) ﺍِﻥَّ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦَ ﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻨُﻮﻃًﺎ ﺑِﺎﻟﺜُّﺮَﻳَّﺎ ﻟَﻨَﺎ ﻟَﻪُ ﺭِﺟَﺎﻝٌ ﻣِﻦْ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀِ ﻓَﺎﺭِﺱَ Eğer din, Ülker Takımyıldızında bile olsaydı, Fars'tan bazı kimseler ona ulaşıp alabileceklerdi. (Buharî, Tefsir: 62; Tirmizî, 47. sûrenin tefsiri: 3) (Mektûbat sh: 106) ﻋَﺎﻟِﻢُ ﻗُﺮَﻳْﺶٍ ﻳَﻤْﻞَﺀُ ﻃِﺒَﺎﻕَ ﺍﻻﺎَﺭْﺽِ ﻋِﻠْﻤًﺎ Kureyş'in âlimi yeryüzünün tabakalarını ilimle dolduracaktır. (el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 2:53, 54) ﺳَﺘَﻔْﺘَﺮِﻕُ ﺍُﻣَّﺘ۪ﻰ ﺛَﻼﺎﺛًﺎ ﻭَﺳَﺒْﻌ۪ﻴﻦَ ﻓِﺮْﻗَﺔً ﺍَﻟﻨَّﺎﺟِﻴَﺔُ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٌ ﻣِﻨْﻬَﺎ ﻗ۪ﻴﻞَ ﻣَﻨْﻬُﻢْ ﻗَﺎﻝَ ﻣَﺎ ﺍَﻧَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑ۪ﻰ Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. İçlerinden birisi fırka-i nâciyedir. 'Onlar kimdir?' dediler. Buyurdu ki: Bana ve Ashabıma tâbi olanlardır. (Ebû Dâvud, Sünnet: 1; İbni Mâce, Fiten: 17; Tirmizî, Îmân: 18; Müsned, 2:232, 3:120, 148; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:679) ﺍَﻟْﻘَﺪَﺭِﻳَّﺔُ ﻣَﺠُﻮﺱُ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻻﺎُﻣَّﺔِ Kaderiye fırkası, bu ümmetin mecûsîleridir. (4:150; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:85; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Süyûti, el-Fethu'l-Kebîr, 3:23; Müsned, 2:86, 125, 5:406) ﻟَﻬُﻢْ ﻧَﺒْﺰٌ ﻳُﻘَﺎﻝُ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟﺮَّﺍﻓِﻀِﻴَّﺔُ Onların bir lâkabı vardır ki, onlara Rafizî denilir. (Müsned, 1:103) (Mektûbat sh: 107) ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺸَﻮُﺍ ﺍﻟْﻤُﻄَﻴْﻄَٓﺎﺀَ ﻭَﺧَﺪَﻣَﺘْﻬُﻢْ ﺑَﻨَﺎﺕُ ﻓَﺎﺭِﺱَ ﻭَﺍﻟﺮُّﻭﻡِ ﺭَﺩَّ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺑَﺎْﺳَﻬُﻢْ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﻭَ ﺳَﻠَّﻂَ ﺷِﺮَﺍﺭَﻫُﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺧِﻴَﺎﺭِﻫِﻢْ "Ne vakit size Fars ve Rum kızları hizmet etti; o vakit belânız, fitneniz içinize girecek, harbiniz dahilî olacak, şerirleriniz başa geçip hayırlılar ve iyilerinize musallat olacaklar" (Tirmizî (tahkik: Ahmed Şâkir), no. 2262; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 10:232, 23 ; Kadı İyaz, Şifa, 1:237) ﻭَﺗُﻔْﺘَﺢُ ﺧَﻴْﺒَﺮُ ﻋَﻠٰﻰ ﻳَﺪَﻯْ ﻋَﻠِﻰٍّ "Hayber Kal'asının fethi Ali'nin eliyle olacak." (Buharî, Cihad: 102,143, el-Mağâzî: 38; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 34, 35; Müsned, 2:484, 5:333; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 4:205) ﻻﺎ ﺗَﻘُﻮﻡُ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔُ ﺣَﺘّٰﻰ ﺗَﻘْﺘَﺘِﻞَ ﻓِﺌَﺘَﺎﻥِ ﺩَﻋْﻮَﺍﻫُﻤَﺎ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٌ Müslümanlardan aynı dâvâya sahip iki büyük topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. (Müslim, Fiten: 4; İbni Hibban, Sahih, 8:259; Ali el-Karî, Şerhu'ş-Şifâ, 1:704; el-Elbânî, Sahi-hü'l-Câmî, 6:174, no. 7294) (Mektûbat sh: 108) ﺍِﻥَّ ﻋَﻤَّﺎﺭًﺍ ﺗَﻘْﺘُﻠُﻪُ ﺍﻟْﻔِﺌَﺔُ ﺍﻟْﺒَﺎﻏِﻴَﺔُ "Bâği bir taife Ammâr'ı katledecek." Buharî, Salât, 63; Müslim, Fiten: 70, 72, 73; Tirmizî, Menâkıb: 34; Müsned, 2:161, 164, 206, 3:5, 22, 28, 91, 4:197, 199, 5:215, 306, 307, 6:289, 300, 311, 315; Kettânî, Nazmü'l-Mütenâsir, 126; İbni Hibban, Sahih, 8:260; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:155, 3:191, 397; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:339; es-Sâ'âtî, el-Fethü'r-Rabbânî, 23:142 ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻔِﺘَﻦَ ﻻﺎ ﺗَﻈْﻬَﺮُ ﻣَﺎ ﺩَﺍﻡَ ﻋُﻤَﺮُ ﺣَﻴًّﺎ "Hazret-i Ömer sağ kaldıkça içinizde fitneler zuhur etmez." (Buharî, Mevâkît, 4; Menâkıb: 25, Fiten: 22; Müslim, Îmân: 231, Fiten: 27; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 5:401, 405) ﻭَﻋَﺴٰﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻘُﻮﻡَ ﻣَﻘَﺎﻣًﺎ ﻳَﺴُﺮُّﻙَ ﻳَﺎ ﻋُﻤَﺮُ Yâ Ömer! Gün gelir, bu adam seni sevindirecek bir duruma gelir. (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:704; el-Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:218; el-Askalânî, el-İsâbe, 2:93-94; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:282) ﻛَﻴْﻒَ ﺑِﻚَ ﺍِﺫَﺍ ﺍُﻟْﺒِﺴْﺖَ ﺳُﻮَﺍﺭَﻯْ ﻛِﺴْﺮٰﻯ "Kisrânın iki bileziğini giyeceksin." Kisra'nın iki bileziğini taktığın zaman nasıl olacaksın bilir misin?" (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:703, el-Askalânî, el-İsâbe, no. 3115) ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺳَﻠَﺒَﻬُﻤَﺎ ﻛِﺴْﺮٰﻯ ﻭَﺍَﻟْﺒَﺴَﻬُﻤَﺎ ﺳُﺮَﺍﻗَﺔَ Bu iki bileziği Kisrâ'dan alıp Sürâka'ya giydiren Allah'a hamd olsun. (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:703, el-Askalânî, el-İsâbe, no. 3115; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:344) ﺍِﺫَﺍ ﺫَﻫَﺐَ ﻛِﺴْﺮٰﻯ ﻓَﻼﺎ ﻛِﺴْﺮٰﻯ ﺑَﻌْﺪَﻩُ "Kisrâ-yı Fars gittikten sonra daha kisrâ çıkmayacak." (Buharî, İmân: 31; Müslim, Fiten: 76; Tirmizî, Fiten: 41; Müsned, 2:233, 240, 5:92, 99; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:337; el-Mubârekforî, Tuhfetü'l-Ahvezî, 6:462, 663 Buharî, İmân: 31; Müslim, Fiten: 76; Tirmizî, Fiten: 41; Müsned, 2:233, 240, 5:92, 99; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:337; el-Mubârekforî, Tuhfetü'l-Ahvezî, 6:462, 663) (Mektûbat sh: 109) ﻳَﺎْﻛُﻠُﻪُ ﻛَﻠْﺐُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Allah'ın bir iti onu yiyecek. (el-Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:139; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:664) (Mektûbat sh: 110) ﺿِﺮْﺱُ ﺍَﺣَﺪِﻛُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺍَﻋْﻈَﻢُ ﻣِﻦْ ﺍُﺣُﺪٍ Birinizin dişi, Cehennemde Uhud Dağından daha büyük olacaktır. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 4:342, el-Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:203; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:289-290, 8:290; Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, 3:103) (Mektûbat sh: 111) ﺍِﻧَّﻚَ ﺗَﺠِﺪُﻩُ ﻳَﺼ۪ﻴﺪُ ﺍﻟْﺒَﻘَﺮَ Onu yabânî öküz avlarken bulacaksın. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:344; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:218; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:704; İbnü'l-Kayyım, Zâdü'l-Meâd, 5:538-539; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:519; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 4:30) ﻳُﻮﺷِﻚُ ﺍَﻥْ ﻳَﻜْﺜُﺮَ ﻓ۪ﻴﻜُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺠَﻢُ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﻓَﻴْﺌَﻜُﻢْ ﻭَﻳَﻀْﺮِﺑُﻮﻥَ ﺭِﻗَﺎﺑَﻜُﻢْ İçinizde Arap olmayan milletlerin çoğalacağı günler yakındır. Onlar sizin gelirlerinizi ve herşeyinizi gözünüz önünde yiyecekler ve ensenize vuracaklar. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:341; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:194; Aliyyü'l-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:692; el-Heysemî, Mecme'u'z-Zevâid, 7:310; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:519; Müsned, 2:288, 296, 304, 324, 377, 520, 4:66, 5:38) ﻫَﻼﺎﻙُ ﺍُﻣَّﺘ۪ﻰ ﻋَﻠٰﻰ ﻳَﺪِ ﺍُﻏَﻴْﻠِﻤَﺔٍ ﻣِﻦْ ﻗُﺮَﻳْﺶٍ Ümmetimin helâki, Kureyş'in birkaç küçük gencinin (sefihlerinin) elleriyle olacak. (Buharî, Menâkıb: 25; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:479, 527, 572; Müsned, 2:288, 296, 301, 304, 324, 377, 520, 536, 4:66, 5:38; İbni Hibban, Sahih, 8:215, 252) ﺍِﻥَّ ﻗُﺮَﻳْﺸًﺎ ﻭَﺍﻻﺎَﺣْﺰَﺍﺏَ ﻻﺎ ﻳَﻐْﺰُﻭﻧ۪ﻰ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﻭَﺍَﻧَﺎ ﺍَﻏْﺰُﻭﻫُﻢْ "Bundan sonra onlar bana değil, belki ben onlara hücum edeceğim." (Buharî, Meğâzî: 29; Müsned, 4:262, 6:394; İbni Hibban, Sahih, 6:272) (Mektûbat sh: 112) ﺍِﻥَّ ﻋَﺒْﺪًﺍ ﺧُﻴِّﺮَ ﻓَﺎﺧْﺘَﺎﺭَ ﻣَﺎ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Allah bir kulunu serbest bıraktı. O da, Allah katındakini seçti. (Buharî, Menâkıbu'l-Ensâr: 45; Salât: 80, Fedâilü's-Sahâbe: 3; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 2; Tirmizî, Menâkıb: 15; Ebû Dâvud, Mukaddime: 14; Müsned, 3:18, 478, 4:211, 5:139; İbni Hibban, Sahih, 8:200, 9:58) ﻳَﺴْﺒِﻖُ ﻋُﻀْﻮٌ ﻣِﻨْﻪُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ Onun bir uzvu kendisinden önce Cennete gider. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:702; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:214; el-Heysemî, Mecme'u'z-Zevâid, 9:398; Askâlânî, el-Metâlibü'l-Âliye, 4:91, no. 4047) (Mektûbat sh: 113) ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻫٰﺬَﺍ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻞِ ﺭَﺑّ۪ﻰ Allah'a hamd olsun. Bu Rabbimin ihsânıdır. ﺗَﺤَﻠَّﻘُﻮﺍ ﻋَﺸَﺮَﺓً ﻋَﺸَﺮَﺓً "Onar onar halka olunuz." (Mektûbat sh: 114) ﺍُﺩْﻉُ ﺛَﻼﺎﺛ۪ﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﺷْﺮَﺍﻑِ ﺍﻻﺎَﻧْﺼَﺎﺭِ Ensar'ın ileri gelenlerinden otuz kişi çağır. ﺍُﺩْﻉُ ﺳِﺘّ۪ﻴﻦَ Altmış kişi çağır. ﺍُﺩْﻉُ ﺳَﺒْﻌ۪ﻴﻦَ Yetmiş kişi çağır. (Mektûbat sh: 115) ﻟَﻮْ ﻟَﻢْ ﺗَﻜِﻠْﻪُ َﻻﺎﻛَﻠْﺘُﻢْ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَ ﻟَﻘَﺎﻡَ ﺑِﻜُﻢْ "Eğer kile ile tecrübe etmeseydiniz, hayatınızca size yeterdi." (Müslim, Fedâil: 3, no. 2281; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:114) (Mektûbat sh: 118) ﻫَﻞْ ﻣِﻦ ﺷَﻲْﺀٍ "Birşey var mı?" ﺧُﺬْ ﻣَﺎ ﺟِﺌْﺖَ ﺑِﻪِ ﻭَﺍﻗْﺒِﺾْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﻻﺎ ﺗَﻜُﺒَّﻪُ Getirdiğin şeyi al götür. Onu tut muhafaza et ve boşaltma. (Tirmizî, Menâkıb: 47, no. 3839; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 6:110 (muhtelif tariklerle); Müsned, 2:352; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:295; es-Sâ'âtî, el-Fethü'r-Rabbânî, 22:56; Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, 3:191 no. 5933) ﺑَﻘِﻰَ ﺍَﻧَﺎ ﻭَﺍَﻧْﺖَ ﻓَﺎﺷْﺮَﺏْ Geriye seninle ben kaldık, iç. (Buharî, Rikâk: 17; Tirmizî, Sıfatü'l-Kıyâme: 36, no. 2477; Müsned, 2:515; Tirmizî (tahkik: Ahmed Şâkir), no. 2479; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:15; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:296) (Mektûbat sh: 119) ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣُﺘَﻌَﻤِّﺪًﺍ ﻓَﻠْﻴَﺘَﺒَﻮَّﺍْ ﻣَﻘْﻌَﺪَﻩُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ Kim bilerek bana yalan isnad ederse (benden yalan bir şey haber verirse) Cehennem ateşindeki yerini hazırlasın. (Buharî, İlim: 39; Cenâiz: 33; Enbiyâ: 50; Edeb: 109; Müslim, Zühd: 72; Ebû Dâvud, İlim: 4; Tirmizî, Fiten: 70, İlim: 8, 13; Tefsir: 1; Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 4; Dârîmî, Mukaddime: 25, 46; Müsned, 1:70, 78) (Mektûbat sh: 120) ﺟَﺰَﺍﻫُﻢُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜ۪ﻴﺮًﺍ Allah onları bol hayırla mükâfatlandırsın. (Mektûbat sh: 121) ﻧَﺎﺩِ ﺑِﺎﻟْﻮُﺿُﻮﺀِ "Abdest almak için nida et" ﺭِﺩْﻧَﺎ ﺑِﺠَﻔْﻨَﺔِ ﺍﻟﺮَّﻛْﺐِ Yani, kafilenin büyük teştini (tekne) getir. (Mektûbat sh: 122) ﻳُﻮﺷِﻚُ ﻳَﺎ ﻣُﻌَﺎﺫُ ﺍِﻥْ ﻃَﺎﻟَﺖْ ﺑِﻚَ ﺣَﻴَﺎﺓٌ ﺍَﻥْ ﺗَﺮٰﻯ ﻣَﺎ ﻫٰﻬُﻨَﺎ ﻗَﺪْ ﻣُﻠِﺊَ ﺟِﻨَﺎﻧًﺎ Bu eser-i mu'cize olan mübarek su devam edip, buraları bağa çevirecek; ömrün varsa göreceksin. (Mektûbat sh: 123) ﺍِﺣْﻔَﻆْ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣ۪ﻴﻀَﺌَﺘَﻚَ ﻓَﺴَﻴَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻬَﺎ ﻧَﺒَﺎٌ ﻋَﻈ۪ﻴﻢٌ "Kırbanı sakla, onun büyük işi var." ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠٰﻰ ﺍٰﻟِﻪِ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﻗَﻄَﺮَﺍﺕِ ﺍﻟْﻤَٓﺎﺀِ Allahım, suyun damlaları adedince Ona ve âline salât ve selâm eyle! ﺍِﺫْﻫَﺒ۪ﻰ ﻓَﺎِﻧَّﺎ ﻟَﻢْ ﻧَﺎْﺧُﺬْ ﻣِﻦْ ﻣَٓﺎﺋِﻚِ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺳَﻘٰﻴﻨَﺎ Senin suyundan almadık, belki Cenab-ı Hak bize hazinesinden su içirdi. (Mektûbat sh: 124) ﻭَﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻟِﻴُﻄَﻬِّﺮَﻛُﻢْ ﺑِﻪِ Sizi temizlemek için üzerinize gökten yağmur indirmişti. (Enfâl Sûresi, 8:11) (Mektûbat sh: 125) ﻳَﺎ ﺭَﺏِّ ﺍَﺭِﻧ۪ﻰ ﺍٰﻳَﺔً ﻻﺎ ﺍُﺑَﺎﻟ۪ﻰ ﻣَﻦْ ﻛَﺬَّﺑَﻨ۪ﻰ ﺑَﻌْﺪَﻫَﺎ Ey Rabbim, bana öyle bir mu'cize göster ki, bundan böyle beni yalanlayanlara aldırmayayım. (İbni Mâce, Fiten: 23, no. 4028; Dârîmî, Mukaddime: 3; Müsned, 1:223, 3:113, 4:177; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:302; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:620; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 9:10; el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, 2:354) ﺍَﻳْﻦَ ﺗُﺮ۪ﻳﺪُ Nereye gidiyorsun? (Mektûbat sh: 126) ﻫَﻞْ ﻟَﻚَ ﺍِﻟٰﻰ ﺧَﻴْﺮٍ ﻣِﻦْ ﺫٰﻟِﻚَ "Ondan daha iyi bir hayr istemiyor musun?" ﺍَﻥْ ﺗَﺸْﻬَﺪَ ﺍَﻥْ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺣْﺪَﻩُ ﻻﺎ ﺷَﺮ۪ﻳﻚَ ﻟَﻪُ ﻭَﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﻋَﺒْﺪُﻩُ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Onun bir olduğuna, hiçbir şeriki bulunmadığına ve Muhammed'in, Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet etmendir. ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮَﺓُ ﺍﻟﺴَّﻤُﺮَﺓُ Şu Semure ağacı, şu esmer ağaç.. ﻗُﻞْ ﻟِﺘِﻠْﻚَ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮَﺓِ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻳَﺪْﻋُﻮﻙِ Şu ağaca, 'Resulullah seni çağırıyor' de. ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Selâm sana ey Allah'ın Resûlü! ﺍِﻟْﺘَﺌِﻤَﺎ ﻋَﻠَﻰَّ ﺑِﺎِﺫْﻥِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ (Allah'ın izniyle) "Üstüme birleşiniz." (Mektûbat sh: 127) ﻳَﺎ ﺟَﺎﺑِﺮُ ﻗُﻞْ ﻟِﻬٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮَﺓِ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻟَﻚِ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍِﻟْﺤَﻘ۪ﻰ ﺑِﺼَﺎﺣِﺒَﺘِﻚِ ﺣَﺘّٰﻰ ﺍَﺟْﻠِﺲَ ﺧَﻠْﻔَﻜُﻤَﺎ "Ey Cabir! Şu ağaca söyle: Resülullah arkanızda def'i hâcet yapmak için arkadaşınla bir araya gelmeni istiyor." Müslim, Zühd. 74,4: 2306) ﻫَﻞْ ﺗَﺮٰﻯ ﻣِﻦْ ﻧَﺨْﻞٍ ﺍَﻭْ ﺣِﺠَﺎﺭَﺓٍ Ağaç veya taş gibi birşeyler görüyor musun? ﺍِﻧْﻄَﻠِﻖْ ﻭَﻗُﻞْ ﻟَﻬُﻦَّ ﺍِﻥَّ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻳَﺎْﻣُﺮُﻛُﻦَّ ﺍَﻥْ ﺗَﺎْﺗ۪ﻴﻦَ ﻟِﻤَﺨْﺮَﺝِ ﺭَﺳُﻮﻝِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﻗُﻞْ ﻟِﻠْﺤِﺠَﺎﺭَﺓِ ﻣِﺜْﻞَ ﺫٰﻟِﻚَ Git ve ağaçlara de ki: "Resulullah'ın haceti için birleşiniz" ve taşlara da de: "Duvar gibi toplanınız." ﻗُﻞْ ﻟَﻬُﻦَّ ﻳَﻔْﺘَﺮِﻗْﻦَ Onlara söyle, ayrılsınlar. (Mektûbat sh: 128) ﺍِﻧَّﻬَﺎ ﺍِﺳْﺘَﺎْﺫَﻧَﺖْ ﺍَﻥْ ﺗُﺴَﻠِّﻢَ ﻋَﻠَﻰَّ O ağaç, Cenab-ı Hak'tan istedi ki, bana selâm etsin. ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺳَﻔ۪ﻴﻬُﻨَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺷَﻄَﻄًﺎ Bizim beyinsizimiz ise Allah hakkında yalan yanlış şeyler söylüyor. (Cin Sûresi, 72:4) ﺍَﺭَﺍَﻳْﺖَ ﺍِﻥْ ﺩَﻋَﻮْﺕُ ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻌِﺬْﻕَ ﻣِﻦْ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟﻨَّﺨْﻠَﺔِ ﺍَﺗَﺸْﻬَﺪُ ﺍَﻧّ۪ﻰ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ "Ben bu ağacın şu dalını çağırsam, yanıma gelse, benim Resülullah olduğuma iman edecek misin?" (Mektûbat sh: 129) ﺣَﻨ۪ﻴﻦُ ﺍﻟْﺠِﺬْﻉِ Kuru hurma direğinin inlemesi. (Mektûbat sh: 130) ﺟِﺬْﻉُ ﺍﻟﻨَّﺨْﻞِ Kuru hurma kütüğü.. ﺍِﻥَّ ﻫٰﺬَﺍ ﺑَﻜٰﻰ ﻟِﻤَﺎ ﻓَﻘَﺪَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺬِّﻛْﺮِ Onun mevkiinde okunan zikir ve hutbedeki zikr-i İlâhînin iftirakındandır ağlaması. ﻟَﻮْ ﻟَﻢْ ﺍَﻟْﺘَﺰِﻣْﻪُ ﻟَﻢْ ﻳَﺰَﻝْ ﻫٰﻜَﺬَﺍ ﺍِﻟٰﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﺗَﺤَﺰُّﻧًﺎ ﻋَﻠٰﻰ ﺭَﺳُﻮﻝِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ "Ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, Resulullahın iftirakından kıyamete kadar böyle ağlaması devam edecekti." ﺍِﻥْ ﺷِﺌْﺖَ ﺍَﺭُﺩُّﻙَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤَﺎﺋِﻂِ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻛُﻨْﺖَ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺗَﻨْﺒُﺖُ ﻟَﻚَ ﻋُﺮُﻭﻗُﻚَ ﻭَﻳَﻜْﻤُﻞُ ﺧَﻠْﻘُﻚَ ﻭَﻳُﺠَﺪَّﺩُ ﺧُﻮﺻُﻚَ ﻭَﺛَﻤَﺮُﻙَ ﻭَﺍِﻥْ ﺷِﺌْﺖَ ﺍَﻏْﺮِﺳُﻚَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻳَﺎْﻛُﻞُ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮِﻙَ İstersen seni eski yerine nakledeyim. Orada kök salar, büyüyüp gelişirsin, yaprakların tazelenir ve defalarca meyve verirsin. Eğer Cenneti istersen seni Cennette dikeyim; orada meyvelerinden Allah'ın sevgili kulları yer. ﺍِﻏْﺮِﺳْﻨ۪ﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻳَﺎْﻛُﻞُ ﻣِﻨّ۪ﻰ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻓِﻰ ﻣَﻜَﺎﻥٍ ﻻﺎ ﻳَﺒْﻠٰﻰ "Cennette beni dik ki, benim meyvelerimden, Cenâb-ı Hakkın sevgili kulları yesin. Hem bir mekân ki, orada bekā bulup, çürümek yoktur." ﻗَﺪْ ﻓَﻌَﻠْﺖُ Öyle yaptım. (Mektûbat sh: 131) ﺍِﺧْﺘَﺎﺭَ ﺩَﺍﺭَ ﺍﻟْﺒَﻘَٓﺎﺀِ ﻋَﻠٰﻰ ﺩَﺍﺭِ ﺍﻟْﻔَﻨَٓﺎﺀِ Bâki olan âhireti fâni dünyaya tercih etti. (Mektûbat sh: 133) ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Selâm sana ey Allah'ın Resûlü! ﺍِﻧّ۪ﻰ َﻻﺎﻋْﺮِﻑُ ﺣَﺠَﺮًﺍ ﻛَﺎﻥَ ﻳُﺴَﻠِّﻢُ ﻋَﻠَﻰَّ Şüphesiz bana selâm veren bir taş biliyorum. (Müslim, Fedâil: 2; Tirmizî, Menâkıb: 5; Müsned, 5:89, 95, 105; İbni Hibban, Sahih, 8:139) ﻟَﻤَّﺎ ﺍﺳْﺘَﻘْﺒَﻠَﻨ۪ﻰ ﺟَﺒْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞُ ﺑِﺎﻟﺮِّﺳَﺎﻟَﺔِ ﺟَﻌَﻠْﺖُ ﻻﺎ ﺍَﻣُﺮُّ ﺑِﺤَﺠَﺮٍ ﻭَﻻﺎ ﺷَﺠَﺮٍ ﺍِﻻَﺎ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Cebrâil bana vahiy getirmeye başladıktan sonra hangi taşın ve hangi ağacın yanından geçsem, bana mutlaka 'Esselâmü aleyke yâ Resulallah' derlerdi. (Kadı İyâz, eş-Şifâ, 1:307; Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:71; el-Heysemî, Mecme'u'z-Zevâid, 8:259) ﻳَﺎ ﺭَﺏِّ ﻫٰﺬَﺍ ﻋَﻤّ۪ﻰ ﻭَﺻِﻨْﻮُ ﺍَﺑ۪ﻰ ﻭَ ﻫُٰﻼٓﺎﺀِ ﺑَﻨُﻮﻩُ ﻓَﺎﺳْﺘُﺮْﻫُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻛَﺴَﺘْﺮ۪ﻯ ﺍِﻳَّﺎﻫُﻢْ ﺑِﻤُﻼٓﺎﺋَﺘ۪ﻰ Yâ Rabbi! Bu benim amcamdır ve babamızın öz kardeşidir. Bunlar da onun çocuklarıdır. Ben abâmla onların üzerlerini örttüğüm gibi, sen de onları örterek ateşten koru. (Beyhâkî, Delâilü'n-Nübüvve, 6:71) (Mektûbat sh: 134) ﺍُﺛْﺒُﺖْ ﻳَﺎ ﺍُﺣُﺪُ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻧَﺒِﻰٌّ ﻭَ ﺻِﺪّ۪ﻳﻖٌ ﻭَ ﺷَﻬ۪ﻴﺪَﺍﻥِ Dur ey Uhud! Şüphesiz üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid var. ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍِﻟَﻰَّ Ey Allahın Resulü bana gel. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:308; Hafâci, Şerhu'ş-Şifâ, 3:75) ﻭَﻣَﺎ ﻗَﺪَﺭُﻭﺍ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺣَﻖَّ ﻗَﺪْﺭِﻩ۪ ﻭَﺍﻻﺎَﺭْﺽُ ﺟَﻤ۪ﻴﻌًﺎ ﻗَﺒْﻀَﺘُﻪُ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﻭَﺍﻟﺴَّﻤٰﻮَﺍﺕُ ﻣَﻄْﻮِﻳَّﺎﺕٌ ﺑِﻴَﻤ۪ﻴﻨِﻪِ Onlar Allah'ın kudret ve azametini hakkıyla bilemediler. Halbuki kıyamet gününde yeryüzü bütünüyle Onun tasarrufundadır; gökler de Onun kudretiyle dürülmüştür. (Zümer Sûresi, 39:67) ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﺠَﺒَّﺎﺭَ ﻳُﻌَﻈِّﻢُ ﻧَﻔْﺴَﻪُ ﻭَﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍَﻧَﺎ ﺍﻟْﺠَﺒَّﺎﺭُ ﺍَﻧَﺎ ﺍﻟْﺠَﺒَّﺎﺭُ ﺍَﻧَﺎ ﺍﻟْﻜَﺒ۪ﻴﺮُ ﺍﻟْﻤُﺘَﻌَﺎﻝُ Cebbâr olan Allah kendini tâzîm ediyor ve buyuruyor ki: Cebbar Benim, Cebbar Benim; herşeyden büyük ve herşeyden yüce olan Benim. (Mektûbat sh: 135) ﺟَٓﺎﺀَ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻭَﺯَﻫَﻖَ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞُ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞَ ﻛَﺎﻥَ ﺯَﻫُﻮﻗًﺎ Hak geldi, bâtıl yok oldu. Muhakkak ki bâtıl yok olup gidicidir. (İsrâ Sûresi, 17:81) ﻭَﻣَﺎ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﺍِﺫْ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﻣٰﻰ Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı. (Enfâl Sûresi, 8:17) (Mektûbat sh: 136) ﺷَﺎﻫَﺖِ ﺍﻟْﻮُﺟُﻮﻩُ Bu yüzler kahrolsun. ﻭَﻣَﺎ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﺍِﺫْ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﻭَﻟٰﻜِﻦَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﺭَﻣٰﻰ Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı. (Enfâl Sûresi, 8:17) ﺍِﺭْﻓَﻌُﻮﺍ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻜُﻢْ ﺍِﻧَّﻬَﺎ ﺍَﺧْﺒَﺮَﺗْﻨ۪ﻰ ﺍَﻧَّﻬَﺎ ﻣَﺴْﻤُﻮﻣَﺔٌ Ellerinizi çekin. (kaldırın) Yani, pişirilen keçi bana der ki: "Ben zehirliyim." (Mektûbat sh: 137) ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Allah'ın adıyla. (Mektûbat sh: 138) ﺍَﻧَﺎ ﺍﺑْﻦُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺳَﺎﻟَﺖْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺨَﺪِّ ﻋَﻴْﻨُﻪُ ٭ ﻓَﺮُﺩَّﺕْ ﺑِﻜَﻒِّ ﺍﻟْﻤُﺼْﻄَﻔٰﻰ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﺍﻟﺮَّﺩِّ ﻓَﻌَﺎﺩَﺕْ ﻛَﻤَﺎ ﻛَﺎﻧَﺖْ ِﻻﺎﻭَّﻝِ ﺍَﻣْﺮِﻫَﺎ ٭ ﻓَﻴَﺎ ﺣُﺴْﻦَ ﻣَﺎ ﻋَﻴْﻦٍ ﻭَﻳَﺎ ﺣُﺴْﻦَ ﻣَﺎ ﺭَﺩّ "Ben öyle bir zâtın hafidiyim ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onun çıkmış gözünü yerine koyup, birden şifa buldu. En güzel göz o olmuş." (Mektûbat sh: 139) ﻓَﺎﻧْﻄَﻠِﻖْ ﻭَﺗَﻮَﺿَّﺎْ ﺛُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﺭَﻛْﻌَﺘَﻴْﻦِ ﻭَﻗُﻞِ ﺍﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺍَﺳْﺌَﻠُﻚَ ﻭَﺍَﺗَﻮَﺟَّﻪُ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺑِﻨَﺒِﻰِّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻧَﺒِﻰِّ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﺔِ ﻳَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪُ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺍَﺗَﻮَﺟَّﻪُ ﺑِﻚَ ﺍِﻟٰﻰ ﺭَﺑِّﻚَ ﺍَﻥْ ﻳَﻜْﺸِﻒَ ﻋَﻦْ ﺑَﺼَﺮ۪ﻯ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺷَﻔِّﻌْﻪُ ﻓِﻰَّ Şimdi git, abdest al. Sonra iki rekât namaz kıl ve de ki: 'Allah'ım! Hâcetimi sana arz ediyor ve nebiyy-i rahmet olan Peygamberin Muhammed ile Sana teveccüh ediyorum. Yâ Muhammed! Gözümden perdeyi kaldırması için Senin Rabbine Seninle teveccüh ediyorum. Allahım, onu bana şefaatçi kıl.' (bk. Tirmizî, Deavât: 118; İbni Mâce, İkame: 189; Müsned: 4-138) (Mektûbat sh: 140) ﻭَﻣَﺎ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﺍِﺫْ ﺭَﻣَﻴْﺖَ Attığın zaman da sen atmadın... (Enfâl Sûresi, 8:17) ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1) (Mektûbat sh: 141) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﺷْﻔِﻪِ Allah'ım ona şifa ver. (Mektûbat sh: 142) ﺍَﻧْﺖَ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Sen Allah'ın Resulüsün. ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻧَّﻚَ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Senin Allah Resulü olduğuna şehadet ederim. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﻗْﻄَﻊْ ﺍَﺛَﺮَﻩُ Allahım, onun yerden izini kes. (Mektûbat sh: 144) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍَﻋِﺰَّ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡَ ﺑِﻌُﻤَﺮِ ﺍﺑْﻦِ ﺍﻟْﺨَﻄَّﺎﺏِ ﺍَﻭْ ﺑِﻌَﻤْﺮِﻭ ﺍﺑْﻦِ ﺍﻟْﻬِﺸَﺎﻡِ Allahım, İslâmiyeti Ömer ibni'l-Hattâb veya Amr ibni'l-Hişâm (Ebû Cehil) ile aziz eyle. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻓَﻘِّﻬْﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪّ۪ﻳﻦِ ﻭَﻋَﻠِّﻤْﻪُ ﺍﻟﺘَّﺎْﻭ۪ﻳﻞَ Allahım! Onu dinde fakîh kıl ve ona tefsir ilmini öğret. (Buharî, Vudû': 10, İlim: 17, Fedâilü'l-Eshâb: 24; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe: 138; İbni Hibban, Sahih, 9:98; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:327; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:661; Hafâcî, Şerhu'ş-Şifâ, 3:130; İbnü'l-Esîr, Câmiu'l-Usûl, 9:63; Müsned, 1:264, 314, 328, 330; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:534) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍَﻛْﺜِﺮْ ﻣَﺎﻟَﻪُ ﻭَﻭَﻟَﺪَﻩُ ﻭَﺑَﺎﺭِﻙْ ﻟَﻪُ ﻓ۪ﻰ ﻣَﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﺘَﻪُ Allahım! Onun malını ve evlâdını çoğalt. Ve ona ihsan ettiğin nimetlere bereket ver. (Mektûbat sh: 145) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍَﺟِﺐْ ﺩَﻋْﻮَﺗَﻪُ Allahım, onun duasını kabul eyle. (Tirmizî, Menâkıb: 27, no. 3751; İbn-i Hibbân, Sahih, no. 12215; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:499; Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliyâ, 1:93, Ebû Nuaym, Delâilü'n-Nübüvve, 3:206; el-Elbânî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, 3:251, no. 6116; el-Mubârekforî, Tuhfetü'l-Ahvezî, 10:253-254, no. 3835; Ahmed ibni Hanbel, Fedâilü's-Sahâbe, 2:750, no. 1038; İbnü'l-Esîr, Câmi'u'l-Usûl, 10:16, no. 6535) ﺍَﻓْﻠَﺢَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻭَﺟْﻬَﻚَ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺑَﺎﺭِﻙْ ﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﺷَﻌْﺮِﻩ۪ ﻭَ ﺑَﺸَﺮِﻩ۪ Allah onun yüzünü ak etsin. Allahım, onun tenini ve saçını mübarek kıl. ﺑَﻠَﻐْﻨَﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﻣَﺠْﺪُﻧَﺎ ﻭَﺳَﻨَٓﺎﺋُﻨَﺎ ٭ ﻭَ ﺍِﻧَّﺎ ﻧُﺮ۪ﻳﺪُ ﻓَﻮْﻕَ ﺫٰﻟِﻚَ ﻣَﻈْﻬَﺮًﺍ "Şerefimiz göğe çıktı, biz daha üstüne çıkmak istiyoruz!" ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﻳْﻦَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎ ﻟَﻴْﻼﺎ Yani: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm latife olarak dedi: "Gökten öbür tarafa nereyi istiyorsun ki, şiirinde orayı niyet ediyorsun?" ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Nâbiga dedi: "Göklerin fevkinde Cennet'e gitmek istiyoruz." ﻻﺎ ﻳَﻔْﻀُﺾِ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻓَﺎﻙَ Yani, "Senin ağzın bozulmasın." (Mektûbat sh: 146) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﻛْﻔِﻪِ ﺍﻟْﺤَﺮَّ ﻭَﺍﻟْﻘَﺮَّ "Ya Rab! Soğuk ve sıcağın zahmetini ona gösterme." ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻻﺎ ﺗُﺠِﻌْﻬَﺎ "Açlık elemini ona verme." ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻧَﻮِّﺭْ ﻟَﻪُ Allahım, onu nurlandır. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻣَﺰِّﻗْﻪُ "Yâ Rab! Nasıl mektubumu paraladı, sen de onu ve onun mülkünü parça parça et." (Mektûbat sh: 147) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺳَﻠِّﻂْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻛَﻠْﺒًﺎ ﻣِﻦْ ﻛِﻼﺎﺑِﻚَ Yani: "Yâ Rab! Ona bir itini musallat et." ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻻﺎ ﺗَﻐْﻔِﺮْ ﻟِﻤُﺤَﻠِّﻢِ Allahım, Muhallim'i affetme. ﻛُﻞْ ﺑِﻴَﻤ۪ﻴﻨِﻚَ "Sağ elinle ye." (Mektûbat sh: 148) ﻻﺎ ﺍَﺳْﺘَﻄِﻴﻊُ "Sağ elimle yapamıyorum." ﻻﺎ ﺍﺳْﺘَﻄَﻌْﺖَ Yapamayasın! "Kaldıramayacaksın." (Mektûbat sh: 151) ﻛَﻐُﺮَّﺓِ ﺍﻟْﻔَﺮَﺱِ Yani, doru atın alnındaki beyaz gibi. (Mektûbat sh: 154) ﻭَﺟَﺪْﺕُ ﻓَﺮَﺳَﻚَ ﺑَﺤْﺮًﺍ Yani: "Senin atın sarsmadan, gayet çabuktur." (Mektûbat sh: 155) ﻟَﺒَّﻴْﻚَ ﻭَ ﺳَﻌْﺪَﻳْﻚَ Buyrun! Emredin. ﻟَﻮْ ﻧَﺎﺳَﺒَﺖْ ﻗَﺪْﺭَﻩُ ﺍٰﻳَﺎﺗُﻪُ ﻋِﻈَﻤًﺎ ٭ ﺍَﺣْﻴَﻰ ﺍﺳْﻤُﻪُ ﺣ۪ﻴﻦَ ﻳُﺪْﻋٰﻰ ﺩَﺍﺭِﺱَ ﺍﻟﺮِّﻣَﻢِ Yani: "Eğer alâmetleri, onun kadrine muvafık derecesinde azametini ve makbuliyetini gösterse idiler; değil yeni ölmüşler, belki onun ismiyle, çürümüş kemikler de ihya edilebilirdi." ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻭَﺍَﺑُﻮ ﺑَﻜْﺮِ ﺍﻟﺼِّﺪّ۪ﻳﻖُ ﻭَﻋُﻤَﺮُ ﺍﻟﺸَّﻬ۪ﻴﺪُ ﻭَﻋُﺜْﻤَﺎﻥُ ﺍﻟْﺒَﺮُّ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢُ Muhammed Allah'ın Resulüdür. Ebû Bekir Sıddıktır. Ömer şehiddir. Osman ise, şefkatli ve iyilikseverdir. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:649; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 6:157-158) (Mektûbat sh: 156) ﺍَﻧْﺼِﺘُﻮﺍ ﺍَﻧْﺼِﺘُﻮﺍ Susunuz, susunuz!.. ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍَﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ Muhammed Allah'ın Resûlüdür, Selâm sana ey Allah'ın Resûlü! ﻣَﺎ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡُ ﻭَﻣَﺎ ﺍﻻﺎ۪ﻳﻤَﺎﻥُ ﻭَﻣَﺎ ﺍﻻﺎِﺣْﺴَﺎﻥُ "İman, İslâm, ihsan nedir? Tarif et." (Mektûbat sh: 158) ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻳَﻌْﺼِﻤُﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ Allah seni insanlardan koruyacaktır. (Mâide Sûresi, 5:67) (Mektûbat sh: 159) ﻻﺎ ﺗَﺤْﺰَﻥْ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻣَﻌَﻨَﺎ Üzülme! Allah bizimle beraberdir. ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﻛْﻔِﻨ۪ﻴﻪِ ﺑِﻤَﺎ ﺷِﺌْﺖَ Allahım! Dilediğin bir şeyle beni ondan kurtar. (Mektûbat sh: 160) ﺍِﻧَّﺎ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻓ۪ﻰ ﺍَﻋْﻨَﺎﻗِﻬِﻢْ ﺍَﻏْﻼﺎﻻﺎ ﻓَﻬِﻰَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻻﺎَﺫْﻗَﺎﻥِ ﻓَﻬُﻢْ ﻣُﻘْﻤَﺤُﻮﻥَ ٭ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻦِ ﺍَﻳْﺪ۪ﻳﻬِﻢْ ﺳَﺪًّﺍ ﻭَﻣِﻦْ ﺧَﻠْﻔِﻬِﻢْ ﺳَﺪًّﺍ ﻓَﺎَﻏْﺸَﻴْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻻﺎ ﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ Biz onların boyunlarına öyle halkalar geçirdik ki, çenelerine kadar dayanır da hakka boyun eğmezler. Bir de önlerine bir sed, arkalarına bir sed çekip gözlerini kapattık; artık hakkı görmezler. (Yâsin Sûresi, 36:8-9) ﺗَﺒَّﺖْ ﻳَﺪَﺍ ﺍَﺑ۪ﻰ ﻟَﻬَﺐٍ Elleri kurusun Ebû Leheb'in! (Tebbet Sûresi, 111:1) ﺣَﻤَّﺎﻟَﺔَ ﺍﻟْﺤَﻄَﺐِ Odun hammalı. (Tebbet Sûresi, 111:4) (Mektûbat sh: 161) ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻳَﻌْﺼِﻤُﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ Allah seni insanlardan koruyacaktır. (Mâide Sûresi, 5:67) ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﻧْﺼَﺮِﻓُﻮﺍ ﻓَﻘَﺪْ ﻋَﺼَﻤَﻨ۪ﻰ ﺭَﺑّ۪ﻰ ﻋَﺰَّ ﻭَﺟَﻞَّ Ey insanlar! Dağılın. Benim Rabbim azze ve celle beni hıfzediyor." (Mektûbat sh: 162) ﻗُﻞْ ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﺎﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﻓَﺎﺗْﻠُﻮﻫَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗ۪ﻴﻦَ De ki: Getiriniz ve okuyunuz eğer doğru sözlü iseniz. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:93) ﻗُﻞْ ﺗَﻌَﺎﻟَﻮْﺍ ﻧَﺪْﻉُ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻭَﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻭَﻧِﺴَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻭَﻧِﺴَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴَﻨَﺎ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴَﻜُﻢْ ﺛُﻢَّ ﻧَﺒْﺘَﻬِﻞْ ﻓَﻨَﺠْﻌَﻞْ ﻟَﻌْﻨَﺔَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﺫِﺑ۪ﻴﻦَ "De ki: Tevrat'ınızı getiriniz, okuyunuz. Geliniz çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı alıp, Cenâb-ı Hakkın dergâhına el açıp, yalancılar aleyhinde lânetle dua edeceğiz" Âl-i İmrân Sûresi, 3:61 (Mektûbat sh: 164) ﻗَﺮ۪ﻳﺐٌ ﻇُﻬُﻮﺭُ ﻧَﺒِﻰٍّ ﻫٰﺬَﺍ ﺩَﺍﺭُ ﻫِﺠْﺮَﺗِﻪِ Bir peygamberin zuhuru yakındır. Burası da onun hicret yeridir. (Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 1:367, 2:526, 6:240-249; el-Hindî, Kenzü'l-Ummâl, 11:401, 12:390-408; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:364; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:739-743; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:240) ﻭَﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻋَﻬَﺪَ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻓ۪ﻴﻪِ ﺍﺑْﻦُ ﻫَﻴْﺒَﺎﻥ Vallahi İbn-i Heyban'ın haber verdiği zât budur. (Mektûbat sh: 165) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﺑْﻌَﺚْ ﻟَﻨَﺎ ﻣُﻘ۪ﻴﻢَ ﺍﻟﺴُّﻨَّﺔِ ﺑَﻌْﺪَ ﺍﻟْﻔَﺘْﺮَﺓِ Allahım! Fetretten sonra bize Sünneti ihyâ edecek olan zâtı gönder. (Yusuf Nebhânî, Hüccetullah ale'l-Âlemîn, 104, 115) ﻗَﺎﻝَ ﺍﻟْﻤَﺴ۪ﻴﺢُ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺫَﺍﻫِﺐٌ ﺍِﻟٰﻰ ﺍَﺑ۪ﻰ ﻭَ ﺍَﺑ۪ﻴﻜُﻢْ ﻟِﻴَﺒْﻌَﺚَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻔَﺎﺭَﻗْﻠ۪ﻴﻄَﺎ Yani: "Ben gidiyorum, tâ size Faraklit gelsin!" Yani, Ahmed gelsin. ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺍَﻃْﻠُﺐُ ﻣِﻦْ ﺭَﺑّ۪ﻰ ﻓَﺎﺭَﻗْﻠ۪ﻴﻄًﺎ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻻﺎَﺑَﺪِ "Ben Rabbimden; hakkı bâtıldan farkeden bir peygamberi istiyorum ki, ebede kadar beraberinizde bulunsun. ﺍَﻟْﻔَﺎﺭِﻕُ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞِ Hak ile bâtılın arasını ayıran. ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠّٰﻪَ ﻗَﺎﻝَ ِﻻﺎﺑْﺮَﺍﻫ۪ﻴﻢَ ﺍِﻥَّ ﻫَﺎﺟَﺮَ ﺗَﻠِﺪُ ﻭَﻳَﻜُﻮﻥُ ﻣِﻦْ ﻭَﻟَﺪِﻫَﺎ ﻣَﻦْ ﻳَﺪُﻩُ ﻓَﻮْﻕَ ﺍﻟْﺠَﻤ۪ﻴﻊِ ﻭَﻳَﺪُ ﺍﻟْﺠَﻤ۪ﻴﻊِ ﻣَﺒْﺴُﻮﻃَﺔٌ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺑِﺎﻟْﺨُﺸُﻮﻉِ "Hazret-i İsmail'in vâlidesi olan Hacer, evlâd sahibesi olacak ve onun evlâdından öyle birisi çıkacak ki, o veledin eli, umumun fevkinde olacak ve umumun eli huşu' ve itaatle ona açılacak." ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﻣُﻘ۪ﻴﻢٌ ﻟَﻬُﻢْ ﻧَﺒِﻴًّﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻨ۪ﻰ ﺍِﺧْﻮَﺗِﻬِﻢْ ﻣِﺜْﻠَﻚَ ﻭَﺍُﺟْﺮ۪ﻯ ﻗَﻮْﻟ۪ﻰ ﻓ۪ﻰ ﻓَﻤِﻪِ ﻭَﺍﻟﺮَّﺟُﻞُ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻻﺎﻳَﻘْﺒَﻞُ ﻗَﻮْﻝَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳَﺘَﻜَﻠَّﻢُ ﺑِﺎِﺳْﻤ۪ﻰ ﻓَﺎَﻧَﺎ ﺍَﻧْﺘَﻘِﻢُ ﻣِﻨْﻪُ Allah (c.c.): Ya Musa dedi.. "Benî İsrail'in kardeşleri olan Benî İsmail'den senin gibi birini göndereceğim. Ben sözümü onun ağzına koyacağım, benim vahyimle konuşacak. Onu kabul etmeyene azab vereceğim." (Mektûbat sh: 166) ﻗَﺎﻝَ ﻣُﻮﺳٰﻰ ﺭَﺏِّ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺍَﺟِﺪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﺍُﻣَّﺔً ﻫُﻢْ ﺧَﻴْﺮُ ﺍُﻣَّﺔٍ ﺍُﺧْﺮِﺟَﺖْ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻳَﺎْﻣُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِ ﻭَﻳَﻨْﻬَﻮْﻥَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤُﻨْﻜَﺮِ ﻭَﻳُْﻤِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟﻠّٰﻪِ ﻓَﺎﺟْﻌَﻠْﻬُﻢْ ﺍُﻣَّﺘ۪ﻰ ﻗَﺎﻝَ ﺗِﻠْﻚَ ﺍُﻣَّﺔُ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ Mûsâ dedi ki: 'Ey Rabbim, ben Tevrat'ta, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmak için çıkarılmış, Allah'a iman eden hayırlı bir ümmetin vasıflarını gördüm. Onu benim ümmetim yap.' Allah buyurdu ki: 'O, Muhammed ümmetidir.' (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:746; Yusuf Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 107-118; Tevrat, Eş'ıyâ, Ishah, 42) ﻳَﺎ ﺩَﺍﻭُﺩُ ﻳَﺎْﺗ۪ﻰ ﺑَﻌْﺪَﻙَ ﻧَﺒِﻰٌّ ﻳُﺴَﻤّٰﻰ ﺍَﺣْﻤَﺪَ ﻭَﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺻَﺎﺩِﻗًﺎ ﺳَﻴِّﺪًﺍ ﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﻣَﺮْﺣُﻮﻣَﺔٌ Yâ Davud! Senden sonra, Ahmed, Muhammed, Sâdık ve Seyyid olarak anılacak bir peygamber gelecek. Onun ümmeti Allah'ın rahmetine mazhar olacak. (Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:353; Kandehlevî, Hayâtü's-Sahâbe, 1:18; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:326; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:739; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 122) ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍِﻧَّﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎﻙَ ﺷَﺎﻫِﺪًﺍ ﻭَﻣُﺒَﺸِّﺮًﺍ ﻭَﻧَﺬ۪ﻳﺮًﺍ ﻭَﺣِﺮْﺯًﺍ ﻟِـْﻻﺎﻣِّﻴّ۪ﻴﻦَ ﺍَﻧْﺖَ ﻋَﺒْﺪ۪ﻯ ﺳَﻤَّﻴْﺘُﻚَ ﺍﻟْﻤُﺘَﻮَﻛِّﻞَ ﻟَﻴْﺲَ ﺑِﻔَﻆٍّ ﻭَﻻﺎ ﻏَﻠ۪ﻴﻆٍ ﻭَﻻﺎ ﺻَﺨَّﺎﺏٍ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﺳْﻮَﺍﻕِ ﻭَﻻﺎ ﻳَﺪْﻓَﻊُ ﺑِﺎﻟﺴَّﻴِّﺌَﺔِ ﺍﻟﺴَّﻴِّﺌَﺔَ ﺑَﻞْ ﻳَﻌْﻔُﻮ ﻭَﻳَﻐْﻔِﺮُ ﻭَﻟَﻦْ ﻳَﻘْﺒِﻀَﻪُ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﺣَﺘّٰﻰ ﻳُﻘ۪ﻴﻢَ ﺑِﻪِ ﺍﻟْﻤِﻠَّﺔَ ﺍﻟْﻌَﻮْﺟَﺎﺀَ ﺑِﺎَﻥْ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Ey Peygamber! Muhakkak ki Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir sakındırıcı ve ümmîler için bir dayanak olarak gönderdik. Sen Benim kulumsun ve Resûlümsün sana "Mütevekkil" ismini verdim. Sen ne katı kalbli, ne huysuz ve ne de sokaklarda böbürlenerek yürüyen biri değilsin. Sen kötülüğe kötülükle de karşılık vermezsin. Sen affeden ve bağışlayan bir peygambersin. Eğriliğe girmiş olan halk onunla yolunu doğrultuncaya ve 'Lâilâhe İllallâh' deyinceye kadar Allah o peygamberin ruhunu almaz. (Buharî, Büyû': 5; Burhâneddin Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:346; Dârîmî, Mukaddime: 2; Kandehlevî, Hayâtü's-Sahâbe, 1:17; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:326; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 105, 135; el-Acurrî, eş-Şerî'a, 444, 452; Kastalânî, el-Mevâhibü'l-Ledünniye, 6:192) (Mektûbat sh: 167) ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﻣَﻮْﻟِﺪُﻩُ ﺑِﻤَﻜَّﺔَ ﻭَﻫِﺠْﺮَﺗُﻪُ ﺑِﻄَﻴْﺒَﺔَ ﻭَﻣُﻠْﻜُﻪُ ﺑِﺎﻟﺸَّﺎﻡِ ﻭَﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤَّﺎﺩُﻭﻥَ Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Mekke Onun doğum yeri, Medine hicret yeri, Şam Onun mülküdür. Ümmeti ise hamd edici kimselerdir. (Dârîmî, Mukaddime: 2; Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:346-351; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:739; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 116; Ebû Nuaym, Delâilü'n-Nübüvve, 1:72 ﺍَﻧْﺖَ ﻋَﺒْﺪ۪ﻯ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟ۪ﻰ ﺳَﻤَّﻴْﺘُﻚَ ﺍﻟْﻤُﺘَﻮَﻛِّﻞَ Sen benim kulum ve Resûlümsün. Sana Mütevekkil ismini verdim. (Buharî, Büyû': 5; Burhâneddin Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:346; Dârîmî, Mukaddime: 2; Kandehlevî, Hayâtü's-Sahâbe, 1:17; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:326; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 105, 135; el-Acurrî, eş-Şerî'a, 444, 452; Kastalânî, el-Mevâhibü'l-Ledünniye, 6:192) ﻋَﺒْﺪِﻯَ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭُ ﻟَﻴْﺲَ ﺑِﻔَﻆٍّ ﻭَﻻﺎ ﻏَﻠ۪ﻴﻆٍ Seçkin kulum, ne katı kalpli ne de huysuz ve geçimsiz biridir. (Dârîmî, Mukaddime: 2; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 105, 119; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:739) ﻣَﻌَﻪُ ﻗَﻀ۪ﻴﺐٌ ﻣِﻦْ ﺣَﺪ۪ﻳﺪٍ ﻳُﻘَﺎﺗِﻞُ ﺑِﻪِ ﻭَﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ Onun demirden bir asâsı, yani kılıcı olacak ve onunla savaşacak. Ümmeti de onun gibi olacak. (Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 99, 114) ﻭَ ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎِﻧْﺠِﻴﻞِ ﻛَﺰَﺭْﻉٍ ﺍَﺧْﺮَﺝَ ﺷَﻄْﺎَﻩُ ﻓَﺎٰﺯَﺭَﻩُ ﻓَﺎﺳْﺘَﻐْﻠَﻆَ ﻓَﺎﺳْﺘَﻮٰﻯ ﻋَﻠٰﻰ ﺳُﻮﻗِﻪِ ﻳُﻌْﺠِﺐُ ﺍﻟﺰُّﺭَّﺍﻉَ ﻟِﻴَﻐ۪ﻴﻆَ ﺑِﻬِﻢُ ﺍﻟْﻜُﻔَّﺎﺭَ Onların İncil'deki vasıfları da şöyledir: Filizini çıkarmış, sonra git gide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine benzerler ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Allah'ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğma٤ﻥçindir. (Fetih Sûresi, 48:29) (Mektûbat sh: 168) ﺫٰﻟِﻚَ ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ Onların Tevrat'taki vasıfları budur. (Fetih Sûresi, 48:29) (Mektûbat sh: 170) "Kütüb-ü enbiyada, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Muhammed, Ahmed, Muhtar mânâsında Süryânî ve İbrânî isimleri var." ﻣﺸَﻔَّﺢْ Hazret-i Şuayb'ın suhufunda Muhammed manasında. ﻣﻨْﺤَﻤَﻨَّﺎ Tevrat'ta Muhammed manasında, ﺣِﻤْﻴٰﺎﻃَﺎ Nebiyy-ül Haram manasında. ﺍَﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭْ Zebur'da (seçilmiş) ismiyle müsemmadır. ﺍَﻟْﺨَﺎﺗَﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺗَﻢْ Tevrat'ta. ﻣُﻘِﻴﻢُ ﺍﻟﺴُّﻨَّﺔِ Tevrat'ta ve Zebur'da. ﻣَﺎﺯْﻣَﺎﺯْ Suhuf-u İbrahim ve Tevrat'ta. ﺍَﺣْﻴَﺪْ Tevrat'ta. ﺍِﺳْﻤ۪ﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞِ ﺍَﺣْﻤَﺪُ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﺍَﺣْﻴَﺪُ Benim ismim Kur'ân'da Muhammed, İncil'de Ahmed, Tevrat'ta Ahyed'dir. (Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 108, 112; Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:353; el-Envârü'l-Muhammediyye mine'l-Mevâhibü'l-Ledünniyye, s. 143 (İbn-i Abbas'dan r.a rivayet olunmuştur) ﺻَﺎﺣِﺐُ ﺍﻟْﻘَﻀِﻴﺐِ ﻭَ ﺍﻟْﻬَﺮَﺍﻭَﺓِ Yani "seyf ve asâ sahibi." ﺻَﺎﺣِﺐُ ﺍﻟﺘَّﺎﺝْ "Tac" sahibi. Tâc, imame yani sarık demektir. Kat'î olarak "Resul-i Ekrem" (Aleyhissalâtü Vesselâm) demektir. ﺍَﻟﺒَﺎﺭَﻗْﻠِﻴﻂْ veyahut ﺍَﻟﻔٰﺎﺭَﻗْﻠِﻴﻂْ İncil tefsirlerinde, "Hak ve bâtılı birbirinden tefrik eden hakperest." (Mektûbat sh: 171) ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻋ۪ﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦُ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﻳَﺎ ﺑَﻨ۪ٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋ۪ﻴﻞَ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻯَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭٰﻳﺔِ ﻭَﻣُﺒَﺸِّﺮًﺍ ﺑِﺮَﺳُﻮﻝٍ ﻳَﺎْﺗ۪ﻰ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻯ ﺍﺳْﻤُﻪُ ﺍَﺣْﻤَﺪُ Hani Meryem oğlu İsa 'Ey İsrailoğulları,' demişti. 'Ben, daha önce indirilen Tevrat'ı doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmed isminde bir peygamberi müjdelemek üzere size Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim.' (Saf Sûresi, 61:6) ﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤَّﺎﺩُﻭﻥَ Onun ümmeti, hamd edici kimselerdir. (Dârîmî, Mukaddime: 2) ﺍﻳﺘﻮﻥ Bir oğlan, ﺍﺯﺭﺑﻴﻮﻥ İbrahim neslinden ola ﺭﻭﻓﺘﻮﻥ Peygamber ola, ﻟﻮﻏﺴﻠﻴﻦ Yalancı olmaya, ﺑﻨﺖ Onun ﺍﻓﺰﻭﻻﺕ mevlidi Mekke ola, ﻛﻪ ﻛﺎﻟﻮﺷﻴﺮ sâlihlikle gelmiş ola, ﺗﻮﻧﻮﻣﻨﻴﻦ Onun mübarek adı ﻣﻮﺍﻣﻴﺖ Ahmed Muhammed ola. ﺍﺳﻔﺪﻭﺱ Ona uyanlar, ﺗﺎﻛﺮﺩﻳﺲ Bu cihan ıssı olalar. ﺑﻴﺴﺖ ﺑﻴﺚ dahi, ol cihan ıssı ola. (Mektûbat sh: 172) ﺷَﻬِﺪْﺕُ ﻋَﻠٰﻰ ﺍَﺣْﻤَﺪَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺭَﺳُﻮﻝٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺑَﺎﺭِﻯ ﺍﻟﻨَّﺴَﻢِ ﻓَﻠَﻮْ ﻣُﺪَّ ﻋُﻤْﺮ۪ﻯ ﺍِﻟٰﻰ ﻋُﻤْﺮِﻩِ ﻟَﻜُﻨْﺖُ ﻭَﺯ۪ﻳﺮًﺍ ﻟَﻪُ ﻭَﺍﺑْﻦَ ﻋَﻢٍّ "Ben Ahmed'in (A.S.M.) risaletini tasdik ediyorum. Ben onun zamanına yetişseydim, ona vezir ve ammizade olurdum." (Yani, Ali gibi ona fedai bir hâdim olurdum.) (Mektûbat sh: 173) ﺍَﺭْﺳَﻞَ ﻓ۪ﻴﻨَﺎ ﺍَﺣْﻤَﺪَ ﺧَﻴْﺮَ ﻧَﺒِﻰٍّ ﻗَﺪْ ﺑُﻌِﺚَ ٭ ﺻَﻠّٰﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻣَﺎ ﻋَﺞَّ ﻟَﻪُ ﺭَﻛْﺐٌ ﻭَ ﺣُﺚَّ Gönderilenlerin ve peygamberlerin en hayırlısı olarak Ahmed'i (a.s.m.) bize gönderdi. Kāfileler onun için yollara düştükçe ve bu teşvik edildikçe Allah ona rahmet eylesin. (Süyûtî, el-Fethu'l-Kebîr, 2:133; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:230; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:363; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:740; Taberanî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, 12:1254; Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 2:101; Ebû Nuaym, Delâilü'n-Nübüvve, 1:105.) ﻋَﻠٰﻰ ﻏَﻔْﻠَﺔٍ ﻳَﺎْﺗِﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻓَﻴُﺨْﺒِﺮُ ﺍَﺧْﺒَﺎﺭًﺍ ﺻَﺪُﻭﻗًﺎ ﺧَﺒ۪ﻴﺮُﻫَﺎ "Füc'eten, Muhammed-ün Nebi gelecek, doğru haberleri verecek." ﺍِﺫَﺍ ﻭُﻟِﺪَ ﺑِﺘِﻬَﺎﻣَﺔَ ﻭَﻟَﺪٌ ﺑَﻴْﻦَ ﻛَﺘْﻔَﻴْﻪِ ﺷَﺎﻣَﺔٌ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻟَﻪُ ﺍﻻﺎِﻣَﺎﻣَﺔُ ﻭَﺍِﻧَّﻚَ ﻳَﺎ ﻋَﺒْﺪَ ﺍﻟْﻤُﻄَّﻠِﺐِ ﻟَﺠَﺪُّﻩُ Yani: "Hicaz'da bir çocuk dünyaya gelir. Onun iki omuzu arasında hâtem gibi bir nişan var. İşte o çocuk umum insanlara imam olacak!" Sonra gizli Abdülmuttalib'i çağırmış, "O çocuğun ceddi de sensin" ﺑَﺸِّﺮْ ﻳَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪُ ﺍِﻧّ۪ﻰ ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍﻟْﻤُﻨْﺘَﻈَﺮُ ﻭَﺑَﺸَّﺮَ ﺑِﻚَ ﻋ۪ﻴﺴٰﻰ Müjde, ya Muhammed (a.s.m.). Ben şehadet ederim ki, beklenen ve İsa'nın (a.s.) müjdelediği peygamber sensin. Yani: "Telaş etme, o halet vahiydir. Sana müjde! İntizar edilen Nebi sensin! İsa, seninle müjde vermiş." (Mektûbat sh: 174) ﻭَﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﺑَﻌَﺜَﻚَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻟَﻘَﺪْ ﻭَﺟَﺪْﺕُ ﺻِﻔَﺘَﻚَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎِﻧْﺠ۪ﻴﻞِ ﻭَﺑَﺸَّﺮَ ﺑِﻚَ ﺍﺑْﻦُ ﺍﻟْﺒَﺘُﻮﻝِ Yani: Allah'a yemin olsun ki, Seni hak ile gönderdi. "Ben senin sıfatını İncil'de gördüm, iman ettim. İbn-i Meryem, İncil'de senin geleceğini müjde etmiş." ﻟَﻴْﺖَ ﻟ۪ﻰ ﺧِﺪْﻣَﺘَﻪُ ﺑَﺪَﻻﺎ ﻋَﻦْ ﻫٰﺬِﻩِ ﺍﻟﺴَّﻠْﻄَﻨَﺔِ Yani: "Keşki şu saltanata bedel Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm'ın hizmetkârı olsaydım. O hizmetkârlık, saltanatın pek fevkindedir." (Mektûbat sh: 175) ﻫَﺪَﻯ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻋُﺜْﻤَﺎﻧًﺎ ﺑِﻘَﻮْﻟ۪ﻰ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﺘ۪ﻰ ﺑِﻬَﺎ ﺭُﺷْﺪُﻩُ ﻭَ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤَﻖِّ Allah, Osman'a, ona söylediğim bir sözle hidâyet nasip etti. Hakka eriştiren ancak Allah'tır. (Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:258) ﻳَﺎ ﺫَﻳَﺎﺏُ ﻳَﺎ ﺫَﻳَﺎﺏُ ﺍِﺳْﻤَﻊِ ﺍﻟْﻌَﺠَﺐَ ﺍﻟْﻌُﺠَﺎﺏَ ﺑُﻌِﺚَ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺑِﺎﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻳَﺪْﻋُﻮ ﺑِﻤَﻜَّﺔَ ﻓَﻼﺎ ﻳُﺠَﺎﺏُ Ey Zeyâb, ey Zeyâb! Acaibin en acibine kulak ver: Muhammed kitapla gönderildi; Mekke ahalisini çağırıyor, ama onu dinlemiyorlar. (Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:335-337; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:358; Nebhânî, Hüccetüllah ale'l-Âlemîn, 181) ﺟَﺎﺀَ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻓَﺴَﻄَﻊَ ﻭَ ﺩُﻣِّﺮَ ﺑَﺎﻃِﻞٌ ﻓَﺎﻧْﻘَﻤَﻊَ Hak geldi, nur saçtı. Bâtıl ise, mahvoldu, kökü kazındı. (Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:748; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:252) (Mektûbat sh: 176) ﻫٰﺬَﺍ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻞُ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﺍﻟْﻤُﻨْﺰَﻝِ Şu gönderilen Peygamber, indirilmiş hak bir kitap getirdi. (Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve: 2:255; Halebî, es-Sîretü'l-Halebiye, 1:325; İbni Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye, 2:337; el-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 8:242; Ali el-Kari, Şerhu'ş-Şifâ, 1:747; Süyûtî, el-Hasâisü'l-Kübrâ, 1:252-271) ﺍَﻭْﺩٰﻯ ﺿِﻤَﺎﺭُ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﻳُﻌْﺒَﺪُ ﻣُﺪَّﺓً ﻗَﺒْﻞَ ﺍﻟْﺒَﻴَﺎﻥِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ Yani: "Muhammed gelmeden evvel bana ibadet ediliyordu, şimdi Muhammed'in beyanı gelmiş; daha o dalalet olamaz." Hazret-i Ömer, İslâmiyetten evvel saneme kesilen bir kurbandan böyle işitmiş: ﻳَﺎ ﺍٰﻝَ ﺍﻟﺬَّﺑ۪ﻴﺢِ ﺍَﻣْﺮٌ ﻧَﺠ۪ﻴﺢٌ ﺭَﺟُﻞٌ ﻓَﺼ۪ﻴﺢٌ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Ey kurban kesenler! Mühim bir iş var, bir adam fasih bir lisanla 'Lâ ilâhe illâllah' diyor. (Buharî, Menâkıbü'l-Ensâr: 35; es-Sâ'âtî, el-Fethü'r-Rabbânî, 20:2030) ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻣُﺼْﻠِﺢٌ ﺍَﻣ۪ﻴﻦٌ Muhammed, ıslah edici ve emîndir. (Mektûbat sh: 177) ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﻛَﻴْﻒَ Görmedin mi (Rabbin, Allah) fil ashabına ne yaptı! (Mektûbat sh: 179) ﺍِﻗْﺘَﺮَﺑَﺖِ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔُ ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1) (Mektûbat sh: 180) ﻓَﻜَﺮَﺑْﺖُ ﻛَﺮْﺑًﺎ ﻟَﻢْ ﺍَﻛْﺮُﺏْ ﻣِﺜْﻠَﻪُ ﻗَﻂُّ ﻓَﺠَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪُ ﻟ۪ﻰ ﺑَﻴْﺖَ ﺍﻟْﻤَﻘْﺪِﺱِ ﻭَﻛَﺸَﻒَ ﺍﻟْﺤُﺠُﺐَ ﺑَﻴْﻨ۪ﻰ ﻭَﺑَﻴْﻨَﻪُ ﺣَﺘّٰﻰ ﺭَﺍَﻳْﺘُﻪُ ﻓَﻨَﻌَﺘُّﻪُ ﻭَ ﺍَﻧَﺎ ﺍَﻧْﻈُﺮُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ Yani: "Onların tekziblerinden ve suallerinden pek çok sıkıldım. Hattâ öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Birden Cenab-ı Hak, Beyt-ül Makdis'i bana gösterdi; ben de Beyt-ül Makdis'e bakıyorum, birer birer herşey'i tarif ediyordum." (Mektûbat sh: 181) ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭَ ﺍَﻃَﻌْﻨَﺎ İşittik ve itaat ettik. (Bakara Sûresi, 2:285) ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠّٰﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻻﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻭَﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ İmân ve İslâm nimetinden dolayı Allah'a hamd olsun. (Mektûbat sh: 183) ﻭَﺛَﺎﻣِﻨُﻬُﻢْ ﻛَﻠْﺒُﻬُﻢْ Sekizincileri köpekleridir... (Kehf Sûresi, 18:22) ﻗِﻄْﻤ۪ﻴﺮٍ Kıtmîr: Ashab-ı Kehf'in köpeklerinin adı. (Fâtır Sûresi, 35:13) ﻣُﺤْﻀَﺮُﻭﻥَ Hazır bulundurulanlar. (Yâsin Sûresi, 36:32, 53, 75) ﻣَﺜْﻨٰﻰ İkişer. (Sebe Sûresi, 34:46; Nisâ Sûresi, 4:3) (Mektûbat sh: 184) ﻗُﻞْ ﻟَﺌِﻦِ ﺍﺟْﺘَﻤَﻌَﺖِ ﺍﻻﺎِﻧْﺲُ ﻭَﺍﻟْﺠِﻦُّ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﻤِﺜْﻞِ ﻫٰﺬَﺍ ﺍْﻟﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﻻﺎ ﻳَﺎْﺗُﻮﻥَ ﺑِﻤِﺜْﻠِﻪ۪ "De ki: And olsun, eğer bu Kur'ân'ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler. (İsrâ Sûresi, 17:88) ﺍَﻳْﻦَ ﺍﻟﺜَّﺮَﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺜُّﺮَﻳَّﺎ Yer nerede, Süreyyâ yıldızı nerede! (Mektûbat sh: 187) ﺍﻟٓﻢٓ ٭ ﺫٰﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻻﺎ ﺭَﻳْﺐَ ﻓ۪ﻴﻪ۪ Elif lâm mim. Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:1-2) (Mektûbat sh: 188) ١ ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﻣَﻦْ ﺷَﻬِﺪَ ﻋَﻠٰﻰ ﻭَﺣْﺪَﺍﻧِﻴَّﺘِﻪ۪ ﻭَﺻَﺮَّﺡَ ﺑِﺎَﻭْﺻَﺎﻑِ ﺟَﻤَﺎﻟِﻪ۪ ﻭَﺟَﻼﺎﻟِﻪ۪ ﻭَﻛَﻤَﺎﻟِﻪِ ﺍَﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﻤُﻨَﻮَّﺭُ ﺟِﻬَﺎﺗُﻪُ ﺍﻟﺴِّﺖُّ ﺍَﻟْﺤَﺎﻭ۪ﻯ ٢ ﻟِﺴِﺮِّ ﺍِﺟْﻤَﺎﻉِ ﻛُﻞِّ ﻛُﺘُﺐِ ﺍﻻﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻻﺎَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮَﺣِّﺪ۪ﻳﻦَ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﻠِﻔ۪ﻴﻦَ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﻋْﺼَﺎﺭِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺸَﺎﺭِﺏِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻟِﻚِ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻔِﻘ۪ﻴﻦَ ﺑِﻘُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻭَﻋُﻘُﻮﻟِﻬِﻢْ ﻋَﻠٰﻰ ﺗَﺼْﺪ۪ﻳﻖِ ﺍَﺳَﺎﺳَﺎﺕِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﻭَﻛُﻠِّﻴَّﺎﺕِ ﺍَﺣْﻜَﺎﻣِﻪ۪ ﻋَﻠٰﻰ ﻭَﺟْﻪِ ﺍﻻﺎِﺟْﻤَﺎﻝِ ﻭَﻫُﻮَ ﻣَﺤْﺾُ ﺍﻟْﻮَﺣْﻰِ ﺑِﺎِﺟْﻤَﺎﻉِ ﺍﻟْﻤُﻨْﺰِﻝِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﺰَﻝِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﺰَﻝِ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ٣ ﻭَﻋَﻴْﻦُ ﺍﻟْﻬِﺪَﺍﻳَﺔِ ﺑِﺎﻟْﺒَﺪَﺍﻫَﺔِ ﻭَﻣَﻌْﺪَﻥُ ﺍَﻧْﻮَﺍﺭِ ﺍﻻﺎ۪ﻳﻤَﺎﻥِ ﺑِﺎﻟﻀَّﺮُﻭﺭَﺓِ ٤ ﻭَﻣَﺠْﻤَﻊُ ﺍﻟْﺤَﻘَٓﺎﺋِﻖِ ﺑِﺎﻟْﻴَﻘ۪ﻴﻦِ ٥ ﻭَﻣُﻮﺻِﻞٌ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓِ ﺑِﺎﻟْﻌَﻴَﺎﻥِ ﻭَﺫُﻭ ﺍﻻﺎَﺛْﻤَﺎﺭِ ﺍﻟْﻜَﺎﻣِﻠ۪ﻴﻦَ ﺑِﺎﻟْﻤُﺸَﺎﻫَﺪَﺓِ ٦ ﻭَﻣَﻘْﺒُﻮﻝُ ﺍﻟْﻤَﻠَﻚِ ﻭَﺍﻻﺎِﻧْﺲِ ﻭَﺍﻟْﺠَﺎﻥِّ ﺑِﺎﻟْﺤَﺪْﺱِ ﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻕِ ﻣِﻦْ ﺗَﻔَﺎﺭ۪ﻳﻖِ ﺍﻻﺎَﻣَﺎﺭَﺍﺕِ ٧ ﻭَﺍﻟْﻤَُﻴَّﺪُ ﺑِﺎﻟﺪَّﻻٓﺎﺋِﻞِ ﺍﻟْﻌَﻘْﻠِﻴَّﺔِ ﺑِﺎِﺗِّﻔَﺎﻕِ ﺍﻟْﻌُﻘَﻼٓﺎﺀِ ﺍﻟْﻜَﺎﻣِﻠ۪ﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﺼَﺪَّﻕُ ﻣِﻦْ ﺟِﻬَﺔِ ﺍﻟْﻔِﻄْﺮَﺓِ ﺍﻟﺴَّﻠ۪ﻴﻤَﺔِ ﺑِﺸَﻬَﺎﺩَﺓِ ﺍِﻃْﻤِﺌْﻨَﺎﻥِ ﺍﻟْﻮِﺟْﺪَﺍﻥِ ٨ ﻭَﺍﻟْﻤُﻌْﺠِﺰَﺓُ ﺍﻻﺎَﺑَﺪِﻳَّﺔُ ﺍﻟْﺒَﺎﻗ۪ﻰ ﻭَﺟْﻪُ ﺍِﻋْﺠَﺎﺯِﻩ۪ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﺮِّ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﺑِﺎﻟْﻤُﺸَﺎﻫَﺪَﺓِ ٩ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﺒَﺴِﻂُ ﺩَﺍﺋِﺮَﺓُ ﺍِﺭْﺷَﺎﺩِﻩ۪ ﻣِﻦَ ﺍْﻟَﻤَـَﻻﺎ ﺍﻻﺎَﻋْﻠٰٓﻰ ﺍِﻟٰﻰ ﻣَﻜْﺘَﺐِ ﺍﻟﺼِّﺒْﻴَﺎﻥِ ﻳَﺴْﺘَﻔ۪ﻴﺪُ ﻣِﻦْ ﻋَﻴْﻦِ ﺩَﺭْﺱٍ ﺍَﻟْﻤَﻠٰٓﺌِﻜَﺔُ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺼَّﺒِﻴّ۪ﻴﻦَ ٠١ ﻭَ ﻛَﺬَﺍ ﻫُﻮَ ﺫُﻭ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮِ ﺍﻟْﻤُﻄْﻠَﻖِ ﻳَﺮَﻯ ﺍﻻﺎَﺷْﻴَٓﺎﺀَ ﺑِﻜَﻤَﺎﻝِ ﺍﻟْﻮُﺿُﻮﺡِ ﻭَﺍﻟﻈُّﻬُﻮﺭِ ﻭَﻳُﺤ۪ﻴﻂُ ﺑِﻬَﺎ ﻭَﻳُﻘَﻠِّﺐُ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢَ ﻓِﻰ ﻳَﺪِﻩ۪ ﻭَﻳُﻌَﺮِّﻓُﻪُ ﻟَﻨَﺎ ﻛَﻤَﺎ ﻳُﻘَﻠِّﺐُ ﺻَﺎﻧِﻊُ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔِ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔَ ﻓ۪ﻰ ﻛَﻔِّﻪ۪ ﻭَﻳُﻌَﺮِّﻓُﻬَﺎ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ١١ ﻓَﻬٰﺬَﺍ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﺍﻟْﻌَﻈ۪ﻴﻢُ ﺍﻟﺸَّﺎﻥِ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬ۪ﻯ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻣُﻜَﺮَّﺭًﺍ ﺍَﻟﻠّٰﻪُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﻫُﻮَ ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻪُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ 1- İşte şu tefekkür-ü Arabînin tercümesi ve meali şudur ki, yani: Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın altı ciheti parlaktır ve nurludur. Evham ve şübehat içine giremez. Çünki arkası Arş'a dayanıyor; o cihette nur-u vahiy var. Önünde ve hedefinde saadet-i dâreyn var. Ebede, âhirete el atmış; Cennet ve saadet nuru var. Üstünde sikke-i i'caz parlıyor. Altında bürhan ve delil direkleri var. İçi hâlis hidayet. Sağı ﺍَﻓَﻼﺎ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ(Akıl etmezler mi? (Yâsin Sûresi, 36:68)ler ile ukûlü istintakla "Sadakte" dedirtiyor. Solunda; kalblere ezvak-ı ruhanî vermekle, vicdanları istişhad ederek "Bârekâllah" dediren Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'a hangi köşeden, hangi cihetten evham ve şübehatın hırsızları girebilir? 2- Evet Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan asırları, meşrebleri, meslekleri muhtelif olan enbiyanın, evliyanın, muvahhidînin kitablarının sırr-ı icma'ını câmi'dir. Yani bütün o ehl-i kalb ve akıl, Kur'an-ı Hakîm'in mücmel ahkâmını ve esasatını tasdik eder bir surette, o esasatı kitablarında zikredip kabul etmişler. Demek onlar, Kur'an şecere-i semavîsinin kökleri hükmündedirler. Hem Kur'an-ı Hakîm, vahye istinad ediyor ve vahiydir. Çünki Kur'anı nâzil eden Zât-ı Zülcelal, mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) ile, Kur'an vahiy olduğunu gösterir, isbat eder. Ve nâzil olan Kur'an dahi, üstündeki i'caz ile gösterir ki, Arş'tan geliyor. Ve münzel-i aleyh olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bidayet-i vahiydeki telaşı ve nüzul-i vahiy vaktindeki vaziyet-i bîhuşu ve herkesten ziyade Kur'ana karşı ihlas ve hürmeti gösteriyor ki: Vahiy olup ezelden geliyor, ona misafir oluyor. 3- Hem o Kur'an bilbedahe mahz-ı hidayettir. Çünki onun muhalifi, bilmüşahede küfrün dalaletidir. Hem bizzarure Kur'an envâr-ı imaniyenin madenidir. Elbette envâr-ı imaniyenin aksi, zulümattır. Çok Sözlerde bunu kat'î olarak isbat etmişiz. 4- Hem Kur'an bilyakîn hakaikın mecma'ıdır. Hayalât ve hurafat, içine giremez. Teşkil ettiği hakikatlı âlem-i İslâmiyet, izhar ettiği esaslı şeriat ve gösterdiği âlî kemalâtın şehadetiyle, âlem-i gayba ait olan bahislerinde dahi, âlem-i şehadetteki bahisleri gibi, ayn-ı hakaik olduğunu ve içinde hilaf bulunmadığını isbat eder. 5- Hem Kur'an bil'ayan ve şübhesiz, saadet-i dâreyne îsal eder, beşeri ona sevkeder. Kimin şübhesi varsa, bir defa Kur'anı okusun ve dinlesin ne diyor? Hem Kur'anın verdiği meyveler; hem mükemmeldir, hem hayatdardır. Öyle ise, Kur'an ağacının kökü hakikattadır, hayatdardır. Çünki meyvenin hayatı, ağacın hayatına delalet eder. İşte bak; her asırda ne kadar asfiya ve evliya gibi mükemmel ve kâmil zîhayat ve zînur meyveler vermiş. 6- Hem hadsiz müteferrik emarelerden neş'et eden bir hads ve kanaatla, Kur'an hem ins, hem cinn, hem meleğin makbulü ve mergubudur ki; okunduğu vakit onlar iştiyakla pervane gibi etrafına toplanıyorlar. 7- Hem Kur'an vahiy olmakla beraber, delail-i akliye ile teyid ve tahkim edilmiş. Evet kâmil ukalânın ittifakı buna şahiddir. Başta ülema-i ilm-i Kelâmın allâmeleri ve İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi felsefenin dâhîleri müttefikan esasat-ı Kur'aniyeyi usûlleriyle, delilleriyle isbat etmişler. Hem Kur'an, fıtrat-ı selime cihetiyle musaddaktır. Eğer bir ârıza ve bir maraz olmazsa; herbir fıtrat-ı selime onu tasdik eder. Çünki itminan-ı vicdan ve istirahat-ı kalb, onun envârıyla olur. Demek fıtrat-ı selime, vicdanın itminanı şehadetiyle, onu tasdik ediyor. Evet fıtrat, lisan-ı haliyle Kur'ana der: "Fıtratımızın kemali sensiz olamaz!" Şu hakikatı çok yerlerde isbat etmişiz. 8- Hem Kur'an bilmüşahede ve bilbedahe, ebedî ve daimî bir mu'cizedir. Her vakit i'cazını gösterir. Sair mu'cizat gibi sönmez, vakti bitmez, ebedîdir. 9- Hem Kur'anın mertebe-i irşadında öyle bir genişlik var ki; birtek dersinde, Hazret-i Cibril (A.S.), bir tıfl-ı nevresîde ile omuz omuza o dersi dinler, hisselerini alırlar. Ve İbn-i Sina gibi en dâhî feylesof, en âmi bir ehl-i kıraatla diz dize aynı dersi okurlar, derslerini alırlar. Hattâ bazan olur ki; o âmi adam, kuvvet ve safvet-i iman cihetiyle, İbn-i Sina'dan daha ziyade istifade eder. 10- Hem Kur'anın içinde öyle bir göz var ki; bütün kâinatı görür, ihata eder ve bir kitabın sahifeleri gibi kâinatı göz önünde tutar, tabakatını ve âlemlerini beyan eder. Bir saatin san'atkârı nasıl saatini çevirir, açar, gösterir, tarif eder; Kur'an dahi, elinde kâinatı tutmuş öyle yapıyor. 11- İşte şöyle bir Kur'an-ı Azîmüşşan'dır ki ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻪُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ der, vahdaniyeti ilân eder. ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻪُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ (Bil ki Allah'tan başka ilâh yoktur. (Muhammed Sûresi, 47:19) (Mektûbat sh: 191) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺍﺟْﻌَﻞِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥَ ﻟَﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻗَﺮ۪ﻳﻨًﺎ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘَﺒْﺮِ ﻣُﻮﻧِﺴًﺎ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﺷَﻔ۪ﻴﻌًﺎ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁِ ﻧُﻮﺭًﺍ ﻭَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺳِﺘْﺮًﺍ ﻭَ ﺣِﺠَﺎﺑًﺎ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺭَﻓ۪ﻴﻘًﺎ ﻭَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮَﺍﺕِ ﻛُﻠِّﻬَﺎ ﺩَﻟ۪ﻴﻼﺎ ﻭَ ﺍِﻣَﺎﻣًﺎ ٭ ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻧَﻮِّﺭْ ﻗُﻠُﻮﺑَﻨَﺎ ﻭَ ﻗُﺒُﻮﺭَﻧَﺎ ﺑِﻨُﻮﺭِ ﺍﻻﺎ۪ﻳﻤَﺎﻥِ ﻭَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﻭَ ﻧَﻮِّﺭْ ﺑُﺮْﻫَﺎﻥَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥِ ﺑِﺤَﻖِّ ﻭَ ﺑِﺤُﺮْﻣَﺔِ ﻣَﻦْ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍٰﻥُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﻟِﻪِ ﺍﻟﺼَّﻼﺎﺓُ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﻼﺎﻡُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟْﺤَﻨَّﺎﻥِ ﺍٰﻣ۪ﻴﻦَ Allahım! Kur'ân'ı bize dünyada bir dost, kabirde ünsiyetli bir yoldaş, kıyamette bir şefaatçi, sırat üzerinde bir nur, Cehennem ateşine karşı bir siper ve örtü, Cennette bir refik, bütün hayırlara bir delil ve imam kıl. Allahım! Kalblerimizi ve kabirlerimizi iman ve Kur'ân nuruyla nurlandır. Üzerine Kur'ân indirilen Zâtın -Rahmân-ı Hannân'ın salât ve selâmı onun ve âlinin üzerine olsun - hakkı ve hürmeti için, bize Kur'ân'ın burhanlarını aydınlat. Âmin. (Mektûbat sh: 194) ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭَ ﺍَﻃَﻌْﻨَﺎ İşittik ve itaat ettik. (Bakara Sûresi, 2:285) (Mektûbat sh: 195) ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻪُ ﻻٓﺎ ﺍِﻟٰﻪَ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Bil ki Allah'tan başka ilâh yoktur. (Muhammed Sûresi, 47:19) ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠٰٓﻰ ﺍٰﻟِﻪِ ﻋَﺪَﺩَ ﺣَﺴَﻨَﺎﺕِ ﺍُﻣَّﺘِﻪِ Allahım! Ona ve âline, ümmetinin hasenâtı adedince salât ve selâm et. ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻻﺎ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَٓﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜ۪ﻴﻢُ Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32) (Mektûbat sh: 196) ﻭَ ﺍَﻣَّﺎ ﺑِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺭَﺑِّﻚَ ﻓَﺤَﺪِّﺙْ Rabbinin nimetine gelince, onu minnet ve şükranla an. (Duhâ Sûresi, 93:11) (Mektûbat sh: 197)