ZULMÜN ŞEDİD BİR NEV'İ
Âsâr-ı Bediiye · s.106
Dünyaca havas tanınan insanlardaki meziyet, sebeb-i tevazu ve mahviyet iken, tahakküm ve tekebbüre sebeb olmuştur. Fukara aczi, avamın fakrı, sebeb-i merhamet ve ihsan iken; esarete, mahkûmiyetlerine müncer olmuştur. Bir işde mehasin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş edilir; seyyiat olsa, avama taksim edilir. Meselâ, bir tabur galebe çalsa, şan ü şeref kumandana verilir, taksim edilmez. Mağlub olduğu vakit, seyyie tabura taksim edilir. Meselâ: Bir aşiret namuskârane bir iş etse, "Âferin Hasan Ağa" derler. Fenalık ettikleri vakit, "Tuh, ne pis aşiret imiş" diyecekler. ﻭَ ﺍِﺫَﺍ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻛَﺮ۪ﻳﻬَﺔٌ ﺍُﺩْﻋٰﻰ ﻟَﻬَﺎ ٭ ﻭَ ﺍِﺫَﺍ ﻳُﺤَﺎﺱُ ﺍﻟْﺤَﻴْﺲُ ﻳُﺪْﻋٰﻰ ﺟُﻨْﺪُﺏْ {() Musibet geldikçe bana bağırıyorlar. Tatlı yendikçe Cündüb çağrılıyor. -Müellif-} kavl-i meşhuru, şu acib zulmün tercümanıdır. Hem de şu içtimaî sistemdeki damar-ı zulmün bir mecrası da şudur: Yüksek tabakada birinin öldürülmesiyle, çok seneler matem tutulur. Halbuki onun cinayetiyle tabaka-i avamda yüzer, belki binler kişi telef olsa, bir-iki günde unutulur. Şu ise adalet-i Kur'aniyeye zıddır. Bir şah, bir gedayı öldürse, şeriat kısasa hükmeder, ikisini bir görür.