Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

Temessülün Aksamı Muhtelifedir

Âsâr-ı Bediiye · s.545

Âyinede temessül, münkasım dört surete: Ya yalnız hüviyet; ya beraber hâsiyet; ya hüviyet hem şu'le-i mahiyet; ya mahiyet, hüviyet. Eğer misal istersen, işte insan ve hem şems, melek ve hem kelime. Kesifin timsalleri, âyinede oluyor birer müteharrik meyyit. Bir ruh-u nuranînin, kendi mir'atlarında timsalleri oluyor birer hayy-ı murtabıt; aynı olmazsa eğer, gayrı dahi olmayıp, Birer nur-u münbasit. Ger şems hayvan olaydı; olur harareti hayatı, ziya olur şuuru.. Şu havassa mâliktir âyinede timsali. İşte budur şu esrarın miftahı: Cebrail hem Sidre'de, hem suret-i Dıhye'de meclis-i Nebevî'de, Hem kim bilir kaç yerde!.. Azrail'in bir anda Allah bilir kaç yerde, ruhları kabzediyor. Peygamber'in bir anda, Hem keşf-i evliyada, hem sadık rü'yalarda ümmetine görünür, hem haşirde umumla şefaatle görüşür. Velilerin ebdalı, çok yerlerde bir anda zuhur eder, görünür.

Müstaid, Müçtehid Olabilir; Müşerri' Olamaz

İçtihadın şartını haiz olan her müstaid, ediyor nefsi için nass olmayanda içtihad. Ona lâzım, gayre ilzam edemez. Ümmeti davetle teşri' edemez. Fehmi, şeriattan olur; lâkin şeriat olamaz. Müçtehid olabilir, fakat müşerri' olamaz. İcma' ile cumhurdur, sikke-i şer'i görür. Bir fikre davet etmek; zann-ı kabul-ü cumhur, şart-ı evvel oluyor. Yoksa davet bid'attır, reddedilir. Ağzına tıkılır, onda daha çıkamaz...

Nur-u Akıl, Kalbden Gelir

Zulmetli münevverler bu sözü bilmeliler: Ziya-yı kalbsiz olmaz nur-u fikir münevver. O nur ile bu ziya, mezcolmazsa zulmettir. Zulüm ve cehli fışkırır. Nurun libası giymiş bir zulmet-i müzevver. Gözünde bir nehar var, lâkin ebyaz ve muzlim. İçinde bir sevad var ki, bir leyl-i münevver. O içinde bulunmazsa, o şahm-pare göz olmaz; sen de birşey göremez.. Basiretsiz basar da para etmez. Ger fikret-i beyzada süveyda-yi kalb olmazsa, halita-i dimağî ilim ve basiret olmaz. Kalbsiz akıl olamaz.

Dimağda Meratib-i İlim Muhtelifedir, Mültebise

Dimağda meratib var; birbiriyle mültebis, ahkâmları muhtelif!.. Evvel tahayyül olur, sonra tasavvur gelir, Sonra gelir taakkul, sonra tasdik ediyor, sonra iz'an oluyor, sonra gelir iltizam, sonra itikad gelir. İtikadın başkadır, iltizamın başkadır. Herbirinden çıkar bir halet. Salabet itikaddan, Taassub iltizamdan, imtisal iz'andan. Tasdikten iltizam, taakkulde bîtaraf, bîbehre tasavvurda. Tahayyülde safsata hasıl olur..Mezcine ger olmazsa muktedir. Bâtıl şeyleri güzel tasvir etmek, her dem safî olan zihinleri cerhdir, hem idlâli.