(Sevr ve Hut'un kıssa-i meşhuresi)
Âsâr-ı Bediiye · s.201
Pûşide olmasın, Sevr ve Hut'un kıssa-i meşhuresi İslâmiyetin dahîl ve tufeylîsidir. Râvisiyle beraber müslüman olmuştur. İstersen Mukaddeme-i Sâliseye git, göreceksin; hangi kapıdan daire-i İslâmiyete dâhil olmuştur. Amma İbn-i Abbas'a olan nisbetin ittisali ise, Dördüncü Mukaddeme'nin âyinesine bak, o ilhakın sırrını göreceksin. Bundan sonra mervîdir: "Arz, sevr ve hut üzerindedir." Hadîs olarak rivayet edilir. Evvelâ:Teslim etmiyoruz ki hadîstir. Zira İsrailiyatın nişanı vardır. Sâniyen:Hadîs olsa da, za'f-ı ittisal için yalnız zannı ifade eden âhâddendir. Akideye dâhil olmaz, zira yakîn şarttır. Sâlisen:Mütevatir ve kat'iyyü'l-metin olsa da, kat'iyyü'd-delalet değildir. Eğer istersen, Beşinci Mukaddeme'ye müracaatla, Onbirinci Mukaddeme ile müşavere et! Göreceksin nasıl hayalât, zahirperestleri havalandırmış, bu hadîsi mahamil-i sahihadan çevirmişlerdir. İşte vücuh-u sahiha üçtür: Nasıl Sevr ve Nesir ve İnsan ve diğeriyle müsemma olan Hamele-i Arş, melaikedir. Bu sevr ve hut dahi, öyle iki melaikedir. Yoksa arş-ı a'zamı melaikeye, küreyi küre gibi himmete muhtaç olan bir öküze tahmil etmek, nizam-ı âleme münafîdir. Hem de lisan-ı şeriattan işitiliyor:"Herbir nev'e mahsus ve o nev'e münasib bir melek-i müekkel vardır."Bu münasebete binaen, o melek o nev'in ismiyle müsemma, belki âlem-i melaikede onun suretiyle mütemessil oluyor... Hadîs olarak işitiliyor:"Her akşam güneş arşa gider, secde eder. İzin alıyor, sonra geliyor."Evet şemse müekkel olan melek; ismi şems, misali de şemstir. Odur gider, gelir. Hem de hükema-i İlahiyyun nezdinde herbir nev' için hayy ve nâtık ve efrada imdad verici ve müstemiddi bir mahiyet-i mücerrede vardır. Lisan-ı şeriatta melekü'l-cibal ve melekü'l-bihar ve melekü'l-emtar gibi isimler ile tabir edilir. Fakat tesir-i hakikîleri yoktur. Müessir-i hakikî yalnız Zât-ı Akdes'tir. ﺍِﺫْ ﻻﺎ ﻣُﻮَۭﺛِّﺮَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻜَﻮْﻥِ ﺍِﻻَﺎ ﺍﻟﻠّٰﻪُ Esbab-ı zahiriyenin vaz'ındaki hikmet ise, izhar-ı izzet ve saltanat tabir olunan dest-i kudret, perdesiz daire-i esbaba mün'atıf olan nazara karşı zahiren umûr-u hasise ile mübaşeret ve mülabeseti görülmemektedir. Fakat daire-i akide denilen hak ve melekûtiyette herşey ulvîdir. Dest-i kudretin perdesiz mübaşereti izzete münasibdir. ﺫٰﻟِﻚَ ﺗَﻘْﺪ۪ﻳﺮُ ﺍﻟْﻌَﺰ۪ﻳﺰِ ﺍﻟْﻌَﻠ۪ﻴﻢِ İkinci Mahmil:Sevr, imaret ve ziraat-ı arzın en büyük vasıtası olan öküzdür. Hut ise, ehl-i sevahilin belki pek çok nev'-i beşerin medar-ı maişeti olan balıktır. Nasıl biri sual ederse: "Devlet ne şey üstündedir?" Cevab verilir: "Kılınçla kalem üstündedir." Veyahut "Medeniyet ne ile kaimdir?" "Marifet ve san'at ve ticaret ile" cevab verilir. Veyahut "Nev'-i beşer, ne şey üzerinde beka bulur?" Cevab ise: "İlim ve amel üstünde beka bulur." Kezalik, -vallahu a'lem- Fahr-i Kâinat buna binaen cevab vermiş. Şöyle sual eden zât, -İkinci Mukaddeme'nin sırrıyla- böyle hakaika zihni istidad kesbetmediğinden vazifesi olmayan bir şeyden sual ettiği gibi, Peygamberimiz de asıl lâzım olan şöyle cevab buyurdu ki: "Yer, sevr üstündedir." Zira yerin imareti nev'-i beşer iledir. Nev'-i beşerden olan ehl-i kura'nın menba-i hayatları ziraat iledir. Ziraat ise, öküzün omuzu üstündedir ve zimmetindedir. Kısm-ı diğeri olan ehl-i sevahilin a'zam-ı maişetleri, belki ehl-i medeniyetin büyük bir maden-i ticaretleri balığın cevfinde ve hutun üstündedir. ﻛُﻞُّ ﺍﻟﺼَّﻴْﺪِ ﻓ۪ﻰ ﺟَﻮْﻑِ ﺍﻟْﻔَﺮٰﻯ mes'elesine mâsadaktır. Bu latîf bir cevabdır. Mizah da olsa haktır. Zira mizah etse de yalnız hak söyler. Faraza sâil keyfiyet-i hilkatten sual etmişse; fenn-i beyanda olan ﺗَﻠَﻘَّﻰ ﺍﻟﺴَّﺎﻣِﻊُ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﺍﻟْﻤُﺘَﺮَﻗَّﺐِ kaidesinin üslûb-u hakîmanesiyle, lâzım ve istediği cevabı vermiştir. Yoksa hasta olan sâil, iştiha-i kâzibiyle istediği cevabı vermemiştir. ﻳَﺴْﺌَﻠُﻮﻧَﻚَ ﻋَﻦِ ﺍﻻﺎَﻫِﻠَّﺔِ ﻗُﻞْ ﻫِﻰَ ﻣَﻮَﺍﻗ۪ﻴﺖُ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ bu hakikata bir beraatü'l-istihlaldir. Üçüncü Mahmil:Sevr ve Hut, arzın mahrek-i senevîsinde mukadder olan iki burçtur. O burçlar eğer çendan farazî ve mevhumedirler. Asıl ecramı nazm ve rabt ile yüklenmiş olan âlemde cari ve lafzen ve ıstılahen cazibe-i umumiye ile müsemma olan âdâtullahın kanunu o burçlarda temerküz ve tahassül ettiğinden; "Arz burçlar üstündedir" olan tabir-i hakîmane caizdir. Bu mahmil, hikmet-i cedide nokta-i nazarındadır. Zira hikmet-i atîka burçları semada, hikmet-i cedide ise medar-ı arzda farz etmişlerdir. Bu tevil yeni hikmetin nazarında büyük bir kıymeti tazammun eder. Hem de mervîdir; sual taaddüd etmiş. Bir kere "Hut üstündedir." Demek bir aydan sonra, "Sevr üstündedir" denilmiştir. Yani feza-yı gayr-ı mahdudenin her tarafında münteşir olan mezbur kanunun huyût ve eşi'alarının nokta-i mihrakıyesi olan Hut Burcu'nda temerküz ettiğinden; küre-i arz Delv Burcu'ndan koşup Hut'taki tedelli eden kanunu tutup, şecere-i hilkatin bir dalıyla semere gibi asıldı. Veyahut kuş gibi kondu. Sonra tayyar olan yer, yuvasını Burc-u Sevr üstünde yapmış demektir. Bunu bildikten sonra, insafla dikkat et! Beşinci Mukaddeme'nin sırrıyla ehl-i hayalin ihtira-kerdesi olan kıssa-i acibe-i meşhurede acaba hikmet-i ezeliyeye isnad-ı abesiyet ve san'at-ı İlahiyede isbat-ı israf ve bürhan-ı Sâni' olan nizam-ı bedîi ihlâl etmekten başka ne ile tevil olunacaktır? Nefrin, hezârân nefrin cehlin yüzüne!.