Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

Nasraniyet İslâmiyete Teslim Olacak

Âsâr-ı Bediiye · s.543

Nasraniyet, intıfa, ya ıstıfa bulacak. İslâm'a karşı teslim, terk-i silâh edecek. Mükerreren yırtıldı, purutluğa tâ geldi. Purutlukta görmedi ona salah verecek. Perde yine yırtıldı, mutlak dalale düştü.. Bir kısmı lâkin, bazı yakınlaştı tevhide; onda felâh görecek. Hazırlanır şimdiden yırtılmaya başlıyor. Sönmezse safvet bulup İslâm'a mal olacak. Bu bir sırr-ı azîmdir, ona remz u işaret; Fahr-i Rusül demiştir: "İsa, Şer'imle amel, ümmetimden olacak."

Tebeî Nazar, Muhali Mümkün Görür

Meşhurdur ki: Îdin hilâline bakardı cemaat-i kesîre. Kimse bir şey görmedi. Zevallî bir ihtiyar yemin etti ki: "Gördüm.." Halbuki gördüğü, kirpiğinin tekavvüs etmiş beyaz bir kılı idi. O kıl oldu onun hilâli. O mukavves kıl nerede? Hilâl olmuş Kamer nerede? Ger anladın şu remzi: Zerrattaki harekât; kirpik-i aklın olmuş, birer kıl-ı zulmettar.. Kör etmiş maddî gözü. Teşkil-i cümle enva', fâilini göremez, düşer başına dalal. O hareket nerede? Nazzam-ı kevn nerede? Onu ona vehmetmek, muhaldir, ender muhal.

Kur'an Âyine İster, Vekil İstemez

Ümmetteki cumhuru, hem avamın umumu; bürhandan ziyade me'hazdaki kudsiyet şevk-i itaat verir, sevkeder imtisale. Şeriat yüzde doksanı; müsellemat-ı şer'î, zaruriyat-ı dinî birer elmas sütundur. İçtihadî, hilafî, fer'î olan mesail; yüzde ancak on olur. Doksan elmas sütunu, on altunun sahibi kesesine koyamaz, ona tâbi kılamaz. Elmasların madeni: Kur'an ve hem Hadîs'tir.. Onun malı oradan, her zaman istemeli. Kitablar, içtihadlar Kur'an'ın âyinesi, yahut dürbün olmalı. Gölge, vekil istemez o Şems-i Mu'ciz-beyan.

Mübtıl, Bâtılı Hak Nazarıyla Alır

İnsandaki fıtratı mükerrem olduğundan, kasden hakkı arıyor. Bazan gelir eline bâtılı hak zanneder, koynunda saklıyor. Hakikatı kazarken, ihtiyarı olmadan dalal düşer başına; hakikattır zanneder, kafasına geçirir.