Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

MİSLEYN TELAKKİ EDİLEN ZIDDEYN

Âsâr-ı Bediiye · s.93

Zevkî olan sofiye vahdetü'l-vücudu, Allah hesabına kâinatı inkârdır. Fikrî olan felsefe ve zaîfü'l-itikadların lisanında olan vahdetü'l-vücud ise, hâşâ kâinat hesabına Allah'ı inkârdır. Biri vahdetü'ş-şuhud, diğeri vahdetü'l-mevcudu tazammun eder. ﺍَﻳْﻦَ ﺍﻟﺜُّﺮَﻳَّﺎ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺜَّﺮٰﻯ Nazar mes'ele-i zevkiyede tasarruf etse bozar. Zevkî, keşfî olan emir, nazar-ı fikir mizanı ile tartılmaz, ona inse katılaşır, çirkinleşir. Meselâ: Toprak altında bir çekirdek, havada ondan çiçekli bir sünbül var. Âlem-i türabda nazar, çekirdeğe dikkat etse ince esasatı görür. Hava âlemindeki müzehher sünbülü onlara irca' ile izah edemez. Çekirdek içine sıkıştıramaz. İşte zevk burada bakar.. Nazar orada... Rü'yet değişir. Bîçare hakikatlar, kıymetsiz ellerde kıymetsiz olur. Demişler: ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﻣَﻦِ ﺍﺧْﺘَﻔٰﻰ ﻟِﺸِﺪَّﺓِ ﻇُﻬُﻮﺭِﻩ۪ Ben de derim: ﻧَﻌَﻢْ ﻭَ ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﻣَﻦِ ﺍﺧْﺘَﻔٰﻰ ﻟِﻌَﺪَﻡِ ﺿِﺪِّﻩ۪ ﻭَﻟَﻮْﻻﺎ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔُ ﻭَﺍﻟﺰَّﻣْﻬَﺮ۪ﻳﺮُ ﻟَﻤَﺎ ﻋَﺬَّﺑَﺖْ ﺟَﻬَﻨَّﻢُ ﻭَﻻﺎ ﺍَﺣْﺮَﻗَﺖْ Cennet olmasa, Cehennem tazib etmez. Zemherir olmasa, ihrak etmez.

NEFİSPERESTLERİN NAZAR-I DİKKATİNE!

Bir lokma kırk paraya, {() Mugaddilikte ikisi bir iken, hevesî san'atlar birinin kıymetine vergiler ilâve ediyor. -Müellif-} bir lokma on kuruşa; ağıza girmeden, boğazdan geçtikten ... birdirler. Yalnız birkaç saniye, ağızda bir fark var. Müfettiş ve kapıcı olan zaikayı taltif ve memnun etmek için, birden o'na gitmek, israfın en sefihidir. Eskide ekser İslâm aç değildi, tereffühe ihtiyar var idi. Şimdi açtır, telezzüze ihtiyar yoktur.

LEZZETPERESTLERİN NAZAR-I DİKKATİNE!

İnsan eski zamanını düşünse, ya lisanı veya kalbi ya âh âh! veya oh oh! tahattur veya telaffuz edecektir. Âh, müstetir elemin tercümanıdır. Oh, ruhta muzmer bir lezzet ve nimetin muhbiridir. Âh'ı dedirten, lezaiz-i maziyenin tasavvur-u zevalidir. Çünki zeval-i elem lezzet olduğu gibi, zeval-i lezzet de elemdir. Şâirlerin divanları, tasavvur-u zeval-i lezzetten gelen bir elem-i fikrînin birer feryadıdır. Oh, yani Elhamdülillah dedirten, âlâm-ı maziyenin tasavvur-u zevali, verdiği lezzet-i ruhaniyenin unvanıdır. Demek muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli, hoş geldin demeli.

EVLENMELİ! BEKÂRLIK, BÎKÂRLARIN KÂRIDIR

Bâkire, iki sülüs kadın, bir sülüs erkektir. Bekâr, iki sülüs erkek, bir sülüs çocuktur. İzdivac, tasfiye tehzib eder.

S- Hangi cem'iyettensin, neden muhalefeti şiddetle tenkid ediyorsun? C-Şüheda cem'iyetindenim. Tek bir veliyi inkâr veya istihfaf etmek, meş'umdur. Öyle ise, iki milyon evliyaullah olan şühedayı inkâr etmek ve kanlarını heder saymak, meş'umların en meş'umudur. Zira muhalefet der: "Haksız olarak harbe girildi, hasmımız haklı idiler. Cihad değildi." İşte şu hüküm, iki milyon şühedanın şehadetini inkârdır. Bence en çok duamız bu olmalı: ﺍَﻟﻠّٰﻬُﻢَّ ﻻﺎ ﺗَﺠْﻌَﻞْ ﺑَﺎْﺳَﻨَﺎ ﺑَﻴْﻨَﻨَﺎ Bir hakikat var ki; en bedevi ve hattâ vahşi insanlar dahi o hakikata karşı serfüru-bürde-i itaat ve ihtiramdırlar: Bir aşiretten mütehasım iki kabile, haric bir hasım zuhur etse, sevk-i tabiî ile dâhilî husumet ta'til edilir. Şâyan-ı istiğrabdır ki; medenî, münevver telakki edilenler, o vahşilerden çok aşağıdırlar; husumet-i hariciyenin zuhuruyla, dâhilî husumeti teşdid ederler. Eğer medeniyet ve fen böyle ise, insanın saadeti vahşet ve cehalettedir.

Âlim-i mürşid koyun olmalı, kuş olmamalı. Şu kuzusuna süt, bu yavrusuna kay verir.

Bâtıl şeyleri tasvir, safî zihinleri idlâldir ve cerhtir. Ba'dehu cerh ve red ile, tedavi ya olur, ya olmaz. Bîçare İstanbul mütebayin, dâhiyane prensiplerin telkinat-ı musırraneleriyle kabiliyet-i telakkuhiyesini kaybetmiştir. Zihni âlüfte olmuştur.

Nisyan bir nimettir, yalnız her günün âlâmını çektirir, müterakimi unutturur.

Derecat-ı hararet gibi, her musibette bir derece-i nimet vardır. Daha büyüğünü düşünüp, küçükteki derece-i nimeti görüp, Allah'a şükretmeli. Yoksa isti'zam ile üflense şişer, merak edilse ikileşir. Kalbdeki misali, hakikata inkılab eder.