Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

Meziyetin Varsa Hafâ Türabında Kalsın; Tâ Neşvünema Bulsun

Âsâr-ı Bediiye · s.565

Ey zîhâssa-i meşhure! Taayyünle zulmetme, ger perde-i hafânın altında sen kalırsan, ihvanına verirsin ihsan ve bereketi. Herbir ihvanın altında sen çıkması, hem de o sen olması imkân ve ihtimali, herbirine celbeder bir nazar-ı hürmeti. Eğer taayyün edip perde altından çıksan, mükerrem iken altında; üstünde zalim olursun. Güneş iken orada; burada gölge edersin. İhvanını düşürttürüp hem nazar-ı hürmetten. Demek taayyün ve teşahhus, zalim birer emirdir, sahih doğru böyle ise, hem de böyle görürsün. Nerede kaldı yalancı tasannu' ve riya ile kesb-i teşahhus-u şöhret? İşte bir sırr-ı azîm ki hikmet-i İlahî, hem o nizam-ı ahsen; Bir ferd-i fevkalâde, kendi nev'i içinde setr ile perde çeker, bununla kıymet verdirir, hem de eder müstahsen. İşte sana misali: İnsan içinde veli, ömür içinde ecel, olmuş meçhul ve mühmel. Cum'ada müstetirdir bir saat, kabul olur dua edersen. Ramazanda münteşir bir leyle-i zû-kadir, Esmaü'l-Hüsnada muzmer iksir-i ism-i a'zam. Bu misallerin haşmeti, hem de o sırr-ı hasen, İbhamda izhar eder, ihfada isbat eder. Meselâ: Ecelin ibhamında bir muvazene vardır; her dakikada tutar ne vaziyet alırsan. Kefeteyn-i havf u reca, hizmet-i ukba ve dünya; tevehhüm-ü bekaî, lezzet-i ömrü verir. Yirmi sene mübhem bir ömür olsa ahsen; Nihayeti muayyen, bin senelik bir ömre. Zira nısfı geçerse, her saati geldikçe güya adım atarak dar ağaca gidersin. Şey'en şey'en üzülmek, vehm de teselli vermez, sen de rahat etmezsin...