Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

LEMEAN-I HAKİKAT VE İZALE-İ ŞÜBEHÂT

Âsâr-ı Bediiye · s.516

{() Bu makale Volkan'ın üç sayısında devam etmiştir.} VEHİM: Sen bu hakaiki çok tekrar ediyorsun, hem de aynı ibare ile?.. İrşâd:Evvelâ: Hakikat olduğu için tekrar ediyorum. Hakikat da ziya gibi usandırmaz. Hem de üç dört makale yazdım. Muterizler tecahül ettiler. Gözlerine sokmak istiyorum. Çocuklara tekrar lâzımdır. Hem de bir meslek takib ettiğimi gösteriyorum. Bir mesleği takib edenler tekrara mecbur olurlar. Hem de birşeyin esası atılsa, mükerreren irca'-ı nazar lâzımdır. Mesleksiz olanlardır ki, her yola sapıyorlar. Bizim tarîkımız birdir. Lâkin Türkçe elfazında pek zengin değilim. Bazı usandırıcı elfazı tekrar ediyorum. VEHİM: Siz cem'iyetinize "İttihad-ı Muhammedî" unvanını vermişsiniz. Bundan sureten müntesib olmayanlar evhama düşüyorlar. Başka bir unvana tebdil etseniz ne olur?.. İrşâd:İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) ikidir: Biri:Aksa'l-makasıddır ki, umum mü'minler iman ile dâhildir. Diğeri:Onun tezahür ve tecellisine bilfiil hizmet eden cem'iyettir ki, mukaddemesidir. Buna resmen intisab, şeriat-ı Ahmediyenin ahkâm-ı münifesine müraata azm-i kat'î iledir. Bu azm ve tevbeye karşı taannüd edenler evhama düşüyorlar. Hem de bu cem'iyetten maksad, İttihad-ı Muhammedîyi tecelli ettirmektir. Ve o hakikat-i sabite ve sâkineyi {() Volkan'da "sâkite" kelimesiyledir.} ihtizaza getirmektir. Bu cem'iyete gayet cazibedar ve cellâb bir unvan lâzımdır ki, nur-u iman ile münevver olan muvahhidini cezb edebilsin. Sair cem'iyetlerde müsemma ismini arıyor. Bunda ise, isim müsemmasını arıyor. Hem de "Kur'an" lafzı her âyete ve lafz-ı "âlem" her nev'e ve "su" lafzı her katreye ıtlakları gibi, cemi'-i mü'minîne muhit olan "İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.)" unvanı herbir cem'iyet-i İslâmiyeye ıtlak olunabilir. Nasıl ki, umum mü'min, Muhammedîdir. Her ferd-i mü'min de Muhammedîdir. Biz de Muhammedîyiz, Ahmedîyiz. (A.S.M.) VEHİM: Böyle cem'iyet ve fırkaların teşkilatı, hükûmetin zaîflemiş olan itaati ve icraâtını haleldar edecek. Zira temeddün-ü hakikiye elan mazhar olamamışız. Ve vahşet ve cehaletten de husumet ve taassub çıkıyor?.. İrşâd:Bu cem'iyete intisaba şart olan evamir-i şer'iyeye imtisal ve nevahiden içtinab ve muhafaza-i meşruta-i meşruaya azm-i kat'i ile cehd edenler, hükûmetin itaatine iyi bir menba' ve icraâtına güzel bir mecra teşkil ederler. Zira, evamir-i şer'iye ile mukayyeddirler. Bâzı cem'iyetlerin efradı gibi fevzâvî ve anarşistliğe ve hodserane muamelâta ve tahakkümâta temayül edemezler. Hem de bu cem'iyette hükûmet haric kalamaz. VEHİM: Bu cem'iyete istihsanen intisab edenler ne ile muvazzaf olurlar?.. İrşâd:İki vazifesi vardır. Birincisi:Kendi nefsi ile cihad-ı ekberde bulunmak, yani şeriat-ı garraya ittiba' ve sünen-i Ahmediyeyi ihyaya azm-i kat'î ile teşebbüs etmektir. İkincisi:Sair mü'minleri uhuvvet ve muhabbete davet.. ve sâkin ve sabit olan uhuvvet-i diniyeyi ihtizaza getirerek tezyid ve izhar etmektir. Bu cem'iyete resmen intisab, yalnız defter-i mahsusasına kaydettirmekle değildir. Belki rabt-ı kalb ve istihsan ve teveccüh iledir. Zira bu ittihad ruhanî ve manevîdir. Surî ve cismanî değildir. VEHİM: Bu mukaddeme olan cem'iyet, maksad olan hakikat-i İttihad-ı Muhammediyeye (A.S.M.) bir numune ve ma'kes ve hüsn-ü misal olmak lâzımgelir.{() Volkan'da "lâzım idi" ifadesiyledir}Halbuki sizin perişan halinizi temaşa edenler o hakikat-i ulviyenin şu'lesini göremiyorlar?..

İrşâd:Evet şems-i hakikat-i ittihada karşı şimdiki cem'iyet, o madenden çıkmış elmas parçasıdır. Daha saykal vurulmamıştır ki, onun misali içinde görünsün. İnşâallah bir seneye kadar ulemanın himmetiyle aktar-ı cihanda tele'lü' edecek. Şayet bu parça kırılsa da, daha büyük ve müşa'şa binlerce parça ve ma'kes bulunacaktır. Efradı ne kadar müteferrik olsa müctemi' gibidir. Zira bu cem'iyetin nizamâtı şeriatla müesses ve münasebatı ruhanî olduğundan, cemi' dünya onlara nisbeten bir meclis-i vâhid gibidir. Sair cem'iyetler gibi sureten içtima' ve müdavele-i efkâr ile ve nizamât namıyla bid'atları icad etmeyecektir. Lâkin hademelerin hidematına ait bazı nizamat-ı mahsusası olabilir. Hem de bu cem'iyetin aktardaki erkânı mabeynindeki münasebat-ı ruhanîyeyi nazar-ı aklî ile görebilseniz, mir'at-ı mücella gibi o hakikat-i ulvîyenin misali size aksedecektir. Münasebatı teşkil eden o nuranî silsilelerden turuk-u aliyye-i meşayihîn silsilelerini bir misal olarak gösteriyorum. VEHİM: Şimdiki zamanda terakkiyata ve saadet-i dünyeviyeye sarf-ı himmet lâzım iken, böyle taassub ve teşettütü intac eden dîn meselesi meşrutiyette esas tutulsa bazı mahaziri intac eder?!. İrşâd:Dünyada tedennimizin sebebi, dinimize riayetsizliktendir. Hem de intizam-ı idareden ziyade tezhib-i ahlâka muhtacız. Mühezzib-i ahlâk da dindir. Dünya için din ihmal olunmaz. Biz vatanı Din ve Haremeyn için severiz. Dünyayı da din için imar edeceğiz. ﻻﺎ ﺧَﻴْﺮَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﺑِﻼﺎ ﺩ۪ﻳﻦٍ Madem ki meşrutiyette hâkimiyet-i milletdir. Mevcûdîyet-i milleti göstermek lâzımdır. Milliyetimiz ise, yalnız İslâmiyettir. Zira anasır-ı İslâmiyenin revabıt ve milliyetleri, İslâmiyetten başka Hazret-i Nuh (A.S.) evlâdlığıdır. Nasıl ki az bir ihmal ile tavaif-i mülûk temelleri atıldı... Ve onüç asır evvel İslâmiyetin darbesiyle ölen asabiyet-i cahiliye ve kavmiyeyi ihyaya başlamasıyla fitne ikaza başladı. VEHİM: Bu cem'iyet, tefrika verir ve ye'si intac ve vehmi tevlid eder? İrşâd:Bu tefrika değil, müteferrik cem'iyetleri tevhid etmektir. Yeis vermez, ümid-i hayat ve ittihad verir. Şöyle ki: O hakikat-i uzma ki, nısf-ı küre-i arzda meknun urûk-u zeheb gibi bir köşe ile tecelli etmiş yeni bir şu'le, o hakikatın tamamen keşfine bir beşarettir. Hem de kuvveden fiile çıkmış bu parça (İttihad-ı Muhammedî) (A.S.M.) kar'u'l-asâ gibi mü'minleri ikaz ile şevk-i vicdaniyle tarîk-i terakkide Kâ'be-i kemalâta doğru sevk edecektir. Zira bu zamanda i'lâ-i kelimetullahın en büyük sebebi maddeten ve manen terakki etmektir. Çünkü ecnebiler terakki ile bize galebe çaldılar. Biz de muhalefet-i şeriat ve sû'-i ahlâkımızla onlara yardım ettik. Şimdi bize lâzım; o silsile-i müteselsile-i nuranîyi -ki merakiz-i İslâmiyeyi birbirine rabt etmiş, o silsilelerin sükûn ve sükûnetleriyle gaflet ettik, anlayamadık, istifade edemedik. Onları- ihtizaza getirmektir. Ve uhuvvet çekirdeğinde mündemiç olan muhabbete şecere-i tûba gibi neşvünema vermektir. Ve hamiyet-i İslâmiyeyi galeyana getirmekle imtizac ve ittihad-ı anasırın husulüyle kuvvet ve marifeti tevlid etmektir. {() Volkan'da "etmektir" kelimesinden sonra şu cümle vardır: "sadedden çıktık, ne yapayım şimdi hayalime geldi.. Şöyle ki âmir.."} Hem âmir ve hâkim vicdanî olmalı. Yoksa daima istibdadın taht-ı tahakkümünde bulunacağız. Âmir-i vicdanî de tenevvür-ü fikre tevakkuf eder. Tenevvür-ü fikir ise, umumda ya marifet-i âmm veya medeniyet-i tâm veya İslâmiyetin hissiyle olacaktır. Halbuki binden on tane medeniyet veya marifetle münevverü'l-fikirdir. Bu ise, aheng-i terakkiyi ihlâl eder. Aheng-i ıttıradî için nure'n-nur olan Din-i İslâmı menar ve rehber etmeliyiz. Tâ herkes de münevverü'l-fikir gibi olsun. Zira, hiss-i dîn ile en âmî, en münevverü'l-fikir gibi mütehassistir. Fikri münevver olmasa da kalbi münevverdir. Hissiyat güzel olursa, efkâr da müstakim olur. VEHİM: İçimizde gayr-ı müslimler bahane tutacaklar veya ürkecekler? İrşâd:Bahane tutmak çocukluktur. Ürkmek ise, cehalettir. Zira gayr-ı müslimlerin saadeti vatanın selâmeti iledir. Ve meşrutiyetin devamı ve ruhu ve nokta-i istinadı ve mürşidi, şeriat ve milliyetimiz olan İslâmiyet olduğundan, gayr-ı müslimler bu ittihaddan ürkmek değil, takdis ve ünsiyet etmek lâzımdır. VEHİM: Ecnebiler bundan tevahhuş etmek ihtimaldir? İrşâd:Bu ihtimale ihtimal verenler tevahhuş ediyor. Zira merkez-i taassublarında İslâmiyetin ulviyetine dair konferanslarla takdis etmeleri bu ihtimali reddeder. Feylesof-u şehir MisterCarlyle

Amerika'dan yüksek bir sadâ ile bütün Avrupa'ya İslâmiyetin kudsiyetini işittirmiş. Hem de düşmanlarımız cehalet, zaruret ve ihtilaftır. Tabiî Avrupa'da bundan istifade ile bizi istibdad-ı manevîleri altına aldılar. Bu ittihadımızla bu üç düşman-ı bîinsafa -ve başta ihtilaf olarak- hücum edeceğiz. Amma ecnebilere düşman nazarıyla değil, belki saadetimizi ve i'lâ-i kelimetullaha bu zamanda vasıta olan terakki ve madeniyete bizi teşvik ve icbar ettiklerinden dost ve hâdim nazarıyla bakacağız. Hem de ecnebiler medeniyetleriyle beraber kuvvetli olduklarından taassub ve husumete mahall kalmamış. Zira, din nokta-i nazarından medenîlere galebe çalmak ikna' iledir, icbar ile değildir. Ve İslâmiyeti mahbub ve ulvî olduğunu ef'al ve ahlâkımızla göstermek ve maddeten terakki etmekledir. İcbar ve husumet, söz anlamayan veya anlamak istemeyen vahşilerin vahşetine karşıdır. VEHİM: Meşrutiyetin bir rüknü hürriyet-i tammedir. Halbuki Sünnet-i Nebeviyeyi hedef-i maksad eden ittihad-ı Muhammedî (A.S.M.) hürriyeti tahdîd eder. Ve medeniyetin çok levazımına münafîdir?!. İrşâd:Hürriyeti tahdid ile tahkik ve tekmil eder. Ve medeniyetin aldatıcı zünub ve mesavîsini hudud-u hürriyet ve medeniyetimize girmekten Seyf-i şeriatla yasak eder. Zira asıl hür, mü'mindir. Dinsiz daima istibdad altındadır. Çünkü Sâni'-i Âleme hakkıyla abd ve hizmetkâr olan, başkasının istibdadına tezellüle tenezzül etmemek gerektir. Ve tahdid-i hürriyet, insaniyet nokta-i nazarından zarurîdir. Amma hürriyet-i mutlaka, vahşet-i mutlakadır. Belki hayvanlıktır. İnkıyad-ı vicdan ile, ahkâm-ı şer'î ile takyid-i hürriyetde tekemmüldür, münafî değil... Amma levazım-ı medeniyet dediğiniz bâzı zünub ve mesavî-i medeniyeti çocukluk tabiatıyla, heva ve heves ile aldatıcı mehasin zannedersiniz!.. Halbuki asel-i müsemmem gibi aldatıcıdır. Medeniyetin hiçbir mehasin-i hakikiyesi yoktur ki, şeriatta sarahaten ve istilzamen veya iznen o veya daha ahseni bulunmasın. Hem de bazı lâübaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emarenin istibdad ve esaret-i rezilesinin altına girmek istiyorlar. Elhasıl:Şeriat dairesinden hariç olan hürriyet, ya başka kalıpta istibdad veya esaret-i nefs veya vahşet-i hayvaniyedir. Böyle lâübaliler iyi bilsinler ki; diyanetsizlikle, sefahetle sahib-i vicdan hiçbir ecnebiye kendilerini sevdiremezler, benzettiremezler. Zira mesleksiz ve sefih sevilmez...Ve erkeğe karı libası yakışmaz. VEHİM: Bu cem'iyet, sair cem'iyat-ı diniye ile şakku'l-asadır. Rekabet ve nefreti intac eder? İrşâd:Evvelâ: Umûr-u uhreviyede hased ve müzahamet ve münakaşat olmadığından; bu cem'iyetlerden hangisi münakaşa ve rekabete kalkışsa, ibadette riya ve nifak etmiş gibidir. Saniyen:Muhabbet-i din saikasıyla teşekkül eden cem'iyetlerin -iki şart ile- umumunu takdis ve onlarla ittihad ederiz. Birinci Şart:Meşruta-i meşrua'yı muhafaza etmektir. İkinci Şart:Muhabbet üzerine hareket etmek ve başka cem'iyet-i İslâmiyeye leke sürmekle kendine kıymet vermeğe çalışmamak... Birinde hata bulunsa, müfti-i ümmet olan cem'iyet-i ulemanın efkâr-ı umumiyelerine havale etmek... Hem de cem'iyetin kuvvetiyle hâkim-i mütehakkim olmamaktır. Zira tahakkümat-ı siyasiyenin lezzeti ile herkes sermest oluyor. Vazgeçmek istemiyor. Sâlisen:İ'lâ-i kelimetullaha müteveccih olan bir cem'iyet-i diniye hiçbir garaza vasıta olamaz. İsterse de muvaffak olmaz. Hak ve hakikatın hatırı âlîdir, hiçbirşeye feda olunmaz. Şeriat vasıta-i garaz olamaz. Nasıl Süreyya süpürge olur?. Veya üzüm salkımı gibi yenilir?.. Şems-i İslâmiyeye "püf püf" eden cinnetini ilân eder. Ey dinî cem'iyetler!..Maksadımız, müteferrik cem'iyetler maksadda ittihad etmeleridir. Mesalikte ittihad mümkün olmadığı gibi, caiz de değildir. Zira taklid yolunu açar. Ve "neme lâzım, başkası düşünsün," sözünü de söylettirir. Mezahib-i erbaanın ihtilafı bu sırrı îma eder. İslâmiyete hizmet isteriz. Ne yolda olursa olsun! VEHİM: Asıl İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) nin numunesi ve mukaddemesi olan buradaki resmî cem'iyete intisab-ı manevî gibi sureten intisab edenler, ekseri avam ve bir kısmı da meçhulü'l-hal olduğundan bir esas-ı metine adem-i istinad îma eder?.. İrşâd:Büyük İttihad-ı Muhammedîde her mü'min dâhildir. Onun numunesi ve mukaddemesi olan şimdiki İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) ağraza adem-i müsaadesine binaendir ki, evail-i İslâma bir müşabeheti peyda ediyor. Hem de madem ki, maksad-ı İttihad, i'lâ-i kelimetullahdır. Teşebbüsât ve harekâtı da ibadettir. İbadet ve câmide Sultan ve derviş ve geda birdir. Müsavat-ı hakikî düsturdur. Takvadan başka imtiyaz yoktur. Zira en ekrem, en müttakidir. Ve en müttaki en mütevazidir. Demek manen gibi sureten de bu cem'iyete intisab ile teşerrüf edecek, şeref vermeyecektir. Bir katre bahr-i ummanı tezyid edemez. Bahr-i umman bir testide sığışmadığı gibi; İttihad-ı Muhammedî İstanbul'da sığışmayacaktır. Nerede kaldı bu resmî cem'iyette?!. Amma meçhulü'l-hal adamların intisabı, bu hakikat-i âliyeyi lekedar edemez. Zira kendi lekedar olsa, imanı mukaddestir. Rabıta da imandır. Bu unvan-ı mukaddese böyle bahane ile leke sürmek, İslâmiyetin kıymet ve ulviyetini bilmemekle beraber, kendini echelü'n-nas ilân etmektir. Zira bir günah-ı kebire ile imandan çıkmadığı gibi, şems garbdan tulû' etmediğinden tevbe kapısı, meçhulü'l-hal dedikleri adamlara açıktır. Ve bir testi müteneccis su, bir denizi tencis etmediği gibi, kendi de temizleniyor. Bu mukaddeme-i İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) olan cem'iyetimize sair cem'iyat-ı dünyeviyeye kıyasen leke sürmeyi, ta'riz etmeyi cemi'-i kuvvetimizle reddederiz. Mu'terizîne ihtar ederiz ki, zamanın sille-i bîemanesine kendilerini müstehak etmesinler. VEHİM: Cem'iyetlerde teşebbüsat-ı hafiye olduğu halde, İttihad-ı Muhammedî'nin izhar-ı serairi ve teşebbüsât-ı alenîyesine neden lüzum görülmüş? İrşâd:İslâmiyet âşikâredir. Hem de kuvve-i ittisâiyesi tazyik olunsa, âleme zelzele verecek. Hem de ihfa ile, hile ve şüpheyi davet ettiğinden, hile ve şüpheden münezzeh olan hakikat-i bahire perde-i hafâdan da müstağnidir. Hem de bu zamanda hile, terk-i hile ve doğruluktur. Hem de başka cem'iyete kıyas olunmaz. Zira onlar teessüse başlıyor. Bu ise, müesses iken bâzı köşelerde tecelli ediyor. Ve nısf-ı küre-i arzda meknuz o hakikat-i uzma üstünde olan tabakat-ı evham ve şükûkun altından çıkmak vakti gelmiş ki, o hakikat harekete başlamış. Bazı köşelerden o hakikatın bazı tarafları lemean ediyor. Hem de bidayet-i İslâmda kırk oldu, saklanmadı. Nasıl üçyüz milyondan sonra gizlenecek?.. VEHİM: Şeriat isteyenlere bâzı müzebzib olanlar, mürteci diyorlar? İrşad:Bizi de onlara dinsiz ve anarşist demeğe mecbur ederler. Bunlara deriz: Meşrutiyeti safsata ve hile ile muhafaza edemediniz. Belki muallak bıraktınız. Bizim maksadımız, meşrutiyeti şeriat kuvvetiyle muhafaza ve kökleştirmektir. Zerre kadar insafları olsa idi, onların o fevzavî mesleğinde olmayan her adama, mürteci' demezlerdi. Zira mesleklerinden irticaâ kadar çok meratip ve menazil vardır. "Londra'da olmayan elbette Çin'dedir; cerbezeli ve safsatalı olmayan elbette ebleh ve gabîdîr," diyenlerin hezeyanları gibi hezeyan ediyor. Çünkü Londra ve Çin'de değil, fakat İstanbul ve Haremeyndedir. Cerbezeli olmayan ebleh değil, belki sahib-i hikmettir. Anarşist ve farmason olmayan mürteci' değil, belki şeriat-ı garrayı takib ediyor. VEHİM: Sen Selânik'te İttihad ve Terakki ile ittifak etmiştin, neden ayrıldın?.. İrşâd:Ben ayrılmadım, onların bazıları ayrıldılar. Niyazi Bey, Enver Bey gibi adamlarla şimdi de müttefikim. Lâkin bazılar bizden ayrıldılar. Bataklık yoluna saptılar. Hamiyetlerinde şüphem yoktur.. Fakat mukabillerinde garaz hissettiler. Onlar da tabiî garaza ittiba' ettiler. Şimdi İttihad-ı Muhammedî unvanı altına girmek ve ahalinin tenvir-i efkârına hizmet etmek için şeriat onları davet eder. Fikrimce birçok ehl-i hamiyet inkılabımızı kanlı zannettiğinden; ağraz-ı nefsaniyeden kin ve husumet ve inad gibi manevî silâhları tedârik etmişti. Şimdi inkılab kansız olduğundan ve bazı ehl-i garazın onların ağrazını uyandırdıklarından; o manevî silâhlar ki, meşrutiyetin istihsaline sebeb iken, şimdi ahlâk-ı rezile ve fikr-i intikama tahavvül ile meşrutiyet aleyhine müdhiş bir silâh olmuş. Ben hamiyetli ve dindar adamlarla daima beraberim. Ben Selânik'te Meydan-ı Hürriyette okuduğum nutuk ile i'lân ettiğim mesleğimi şimdi de onu takib ediyorum ki i'lâ-i şevket-i İslâmiye ve i'lâ-i kelimetullahın vasıtası olan meşruta-i meşru'ayı şeriat dairesinde idamesine çalışıyorum. VEHİM: Volkan'a nedir bu kadar münasebet?.. İttihad-ı Muhammedî bununla ne hizmet görecek?.. İrşâd:Din nasihattan ibarettir. Nasihatta tesir lâzım... Tesir de hamiyet-i İslâmiyenin heyecanı ve vicdanların ihtisasına vâbestedir. Biz de cazibedar olan unvan-ı İttihad-ı Muhammedî (A.S.M.) ile herkesin vicdanına karşı bir pencere açıyoruz. Volkan gibi ceraid-i diniye ile nesayih-i diniyeyi o mütehassis ve müteheyyic vicdanlara yağdırmak istiyoruz. Bu teşebbüsata mani' olanlara deriz ki: Şems ve Kamerin ziya ve nurundan tevellüd eden bâzı mazarrat-ı cüz'iye için tulû'larına muhalefete kalkışan mecnunlar gibi; şeriat-ı garra ve ma'kesi olan İttihad-ı Muhammedî bazı cüz'î ağrazların karışmasıyla tecellilerine mani' oluyorsunuz. Bir mazarrat-ı cüz'î için menfaat-i umumiye-i âlem ihmal olunmaz. VEHİM: Sen imzanı Bedîüzzaman yazıyorsun. Lakab medhi îma eder?.. İrşâd:Medih için değildir. Kusurlarımın sened-i özrünü bu unvan ile ibraz ediyorum. Zira "bedi" garib demektir. Benim ahlâkım suretim gibi, üslûb-u beyanım elbisem gibi garibdir, muhâliftir. Görenekle revacda olan muhakemat ve esâlibi, üslûb ve muhakematıma mikyas ve mihenk-i itibar yapmamağa bu unvanın lisan-ı haliyle rica ediyorum. Hem de murad bedi, acib demektir. ﺍِﻟَﻰَّ ﻟَﻌَﻤْﺮ۪ﻯ ﻗَﺼْﺪُ ﻛُﻞِّ ﻋَﺠ۪ﻴﺒَﺔٍ ٭ ﻛَﺎَﻧّ۪ﻰ ﻋَﺠ۪ﻴﺐٌ ﻓ۪ﻰ ﻋُﻴُﻮﻥِ ﺍﻟْﻌَﺠَٓﺎﺋِﺐِ ye mâsadak oldum. Bir Misali: Bir senedir İstanbul'a geldim. Yüz senenin inkılabatını gördüm. ﻭَﺍﻟﺴَّﻼﺎﻣَﺔُ ﻋَﻠٰﻰ ﻣَﻦِ ﺍﺗَّﺒَﻊَ ﺍﻟْﻬِﺪَﺍﻳَﺔَ Cemi' mü'minlerin lisanıyla, insanların adedi kadar deriz:

Yaşasın Şeriat-ı Ahmedî (A.S.M.)

BİRADERİM DERVİŞ VAHDETÎ BEYE!

Edibler edebli olmalıdırlar. Hem de edeb-i İslâmiye ile müteeddib olmalıdırlar. Matbuât nizamnamesini vicdanlarındaki hiss-i diyanet tanzim etsin. Zira bu inkılab-ı şer'iye gösterdi ki; umum vicdanlarda hükümferma, nure'n-nur olan hamiyet-i İslâmiyedir. Hem de anlaşıldı ki, İttihad-ı Muhammedî umum askere ve umum ehl-i İslâma şâmildir. Hariç kimse yoktur.

Bedîüzzaman Said-i Kürdî