Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

İFADE

Âsâr-ı Bediiye · s.21

Evliyaullah demişler; ﺍَﻟﻄُّﺮُﻕُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺍَﻧْﻔَﺎﺱِ ﺍﻟْﺨَﻼٓﺎﺋِﻖِ Yani: Marifetullahın bürhanları nefesler kadar hadsizdir. Marifet-i Nebinin bürhanları dahi nüfus-u mü'minîn kadar muhtelif şahsiyetler ile tezahür eder. Demek şu enfas-ı halâik mikdarında ve bu nüfus-u ehl-i iman adedinde lâyüadd bürhanların netice-i yegânesidir. Evet muvaffak bir nazar, kâinatın her zerresinin her halinden vücud-u Sânii, hem Peygamberin her bir hal, kal, fiilinden sıdk-ı nübüvvetin şuâını görür. Bir şahıs bir şahsa tamamen benzemediği gibi, fehim dahi fehme benzemez. Delil bir olsa da, tarz-ı telakki ve tarîk-i tefehhüm ayrı ayrıdır. İşte şu risalede kelime-i şehadetin iki kelâmındaki tevhid ve nübüvvete dair tarz-ı tefehhüm ve tarîk-i telakkimi Japon'un eski bir suali münasebetiyle yalnız meslek-i nazar noktasında mûcez bir icmal ile yazdım. O maksad-ı âliyeye uzanan mi'rac-ı zevkî-i işrakî ve minhac-ı hadsî-i ilhamî ise tabire sığışmaz. İşaratü'l-İ'caz'da ﻳَٓﺎﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﻋْﺒُﺪُﻭﺍ ilâahir... ﻭَﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﻓ۪ﻰ ﺭَﻳْﺐٍ ﻣِﻤَّﺎ ﻧَﺰَّﻟْﻨَﺎ ilâahir... ﻭَﺑِﺎﻻﺎٰﺧِﺮَﺓِ ﻫُﻢْ ﻳُﻮﻗِﻨُﻮﻥَ İlââhir... Âyetleri beyanında yine Kur'an'dan istifaza ettiğim aynı fehmimi Arabî olarak yazmıştım. Şu kelime-i şehadetteki cevher-i iman bir nurdur. Allah (C.C.) istediğinin kalbine atar. Kayyumu hidayet-i İlahiyedir. Bürhan ise bir mücahiddir, düşmanını tard eder. Süpürgecidir, evhamdan tehzib eder. Peşinen derim; Türkçe güzel ifade edemiyorum. Manayı düşündükçe lafzı düşünemiyorum. Kari'den ricam odur ki, lafzın perişaniyetini görüp manaya karşı ihtiramsızlık, lâkaydlık göstermesin. ﻭَﻣِﻦَ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺘَّﻮْﻓ۪ﻴﻖُ