Risale-i NurÂsâr-ı Bediiye

İFADE

Âsâr-ı Bediiye · s.88

Bundan altı sene evvel, şu zelzelenin bidayetinde, İşaratü'l-İ'caz tefsirini yazarken, ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ beyanı sadedinde, şu risaledeki fehmimi aynen yazmıştım. Zaman fehmimi teyid ettiğinden neşrediyorum. Zeyli perakende hakikatlerden bir aşuradır. ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠّٰﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤٰﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣ۪ﻴﻢِ ﻭَ ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ Şu cümle-i âliyenin itnabında bir îcaz-ı i'cazî var.. Çünki ﻳَﺘَﺼَﺪَّﻗُﻮﻥَ veya ﻳُﺰَﻛُّﻮﻥَ gibi kısa bir cümleye bedel, bunu ihtiyar etmesinden, sadakanın şerait-i makbuliyetini fehme ihsas ve nıkāt-ı hüsnünü ihsan ediyor. Sadaka beş şart ile tam sadaka olabilir: Birincisi:Sadakaya muhtaç olacak derecede tasaddukta israf etmemektir. Şu şarta îmaen ﻣِﻤَّﺎ daki ﻣِﻦْ 'i teb'iziyeyi menar etmiştir. İkincisi:Kendi malından vermeli, yoksa Ali'den alıp Veli'ye vermemeli. Şuna işareten hasrı ifade eden ﻣِﻤَّﺎ ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎﻫُﻢْ deki takdimi ayar etmiştir. Üçüncüsü:Minnet etmemektir. Buna remzen ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎ deki hakikî mâlik kim olduğunu ve sadaka veren yalnız vasıta olduğunu göstermekle, şu şarta medar etmiştir. Dördüncüsü:Tıyb-i nefs ile, rıza-i kalb ile olmalı. Havf-ı fakr ile olmamalı. Şuna telvihan ﺭَﺯَﻗْﻨَﺎ daki nûn-u azametle: ﺍَﻧَﺎ ﺍﻟﺮَّﺯَّﺍﻕُ ﺫُﻭ ﺍﻟْﻘُﻮَّﺓِ ﺍﻟْﻤَﺘِﻴﻦُ manasına remzedip şu şarta emare etmiştir. Beşincisi:Sadakayı alan sefahette değil, belki nafakasında ve hâcat-ı zaruriyesinde sarfetmeli. Şuna telmihan ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ nin maddesini alâmet etmiştir. Altıncı şart:Kemaldir... Mala hasr edilmemeli. Zira tasadduk malda olduğu gibi; ilimde, fikirde, fiilde de olur. Şu tamime ﻣَﺎ lafzındaki umum ile îma ve ﻳُﻨْﻔِﻘُﻮﻥَ deki ıtlak ile işaret etmiştir. Çünki makam-ı hitabîde ıtlak, tamimdir. İslâmiyetin bir rükn-ü mühimmi olan zekât, beşerin hayat-ı nev'iyesi için ehemmiyeti şudur: Hadîste var; ﺍَﻟﺰَّﻛَﺎﺓُ ﻗَﻨْﻄَﺮَﺓُ ﺍﻻﺎِﺳْﻼﺎﻡِ yani zekât bir köprüdür ki, müslüman, kardeşi olan müslümana muavenet için ondan geçer. Zira memurun-bih olan teavün, o vasıta iledir. Ve nev'-i beşerin heyet-i içtimaiyedeki nizamın sıratü'l-müstakimi odur. İnsanlar içinde madde-i hayatın cereyanına rabıta odur. Terakkiyat-ı beşerdeki zehirlere tiryak odur. Evet, zekâtın vücub-u kat'îsinde ve onun kabilesi olan sadakaya ve karz-ı hasene davet-i Kur'anîde; ve ribanın vesailiyle beraber hurmet-i şedidesinde azîm bir hikmet, âlî bir maslahat, vasi' bir rahmet vardır. Eğer sahife-i âlemde tarihî bir nazarla dikkat ve cem'iyet-i beşeriyenin mesavîsinin esasları teftiş edilse görülecektir ki; bütün ihtilalat ve fesadın aslı ve madeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin mahrek ve menba'ı, tek iki kelimedir. O iki kelimenin imtizacından bomba gibi Küre-i Arz patladı ve izdivacından, medenî insanlardan canavarlar doğdu. Birinci Kelime:Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne!. İkinci Kelime:İstirahatım için zahmet çek, sen çalış ben yiyeyim!. Merhametsiz nefisperest olan birinci kelime-i gaddaredir ki; âlem-i insanı zelzeleye getirip, kıyameti kopmak üzeredir. Şu kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki, o da zekâttır ve zekâtın mükemmili olan sadakattır. Ve onun mütemmimi olan karz-ı hasendir. Harîs, hodgâm, zalim olan ikinci kelimedir ki, beşerin terakkiyatını öyle sarsıyor ki, herc ü merc ateşine atmak üzeredir. Şu dâhiye-i dehyanın tek bir devası var; o da hurmet-i ribadır ve faizin bütün vesailini hayat-ı içtimaîden ref' etmektir. Hodgâm ellerde servetin inhisarına vesile olan riba kapları, bankaları seddir. Evet bu kaplar ile servet ve temellük, kalil adamlarda toplanır. Bu iki düstur ile tevzi' edilmezse, gasbedilecektir. Evet heyet-i içtimaiyedeki intizamın şartı, tabakat-ı beşer birbirinden uzaklaşmamak; tabaka-i havass tabaka-i avamdan, taife-i ağniya taife-i fukaradan ayrılmasın ki, sıla-i rahm kopmasın. Halbuki ribanın hayatı ve zekâtın mevti ile, geniş bir mesafe açılmış, öyle bir uzaklık olmuş ki; hayt-ı vasl kopmuş... Tabaka-i süflâdan, tabaka-i ulyâya karşı ihtiram, itaat, tahabbüb yerine; yalnız ihtilal sadâsı, hased sayhası, kin enîni, nefret velvelesi, intikam feryadı yükselip işitilir. Tabaka-i ulyâdan, tabaka-i süflâya merhamet, ihsan ve taltife bedel; yalnız zulmün ateşi, tahakkümün sâıkası, tahkirin ra'dı iniyor. İşte bu halet-i ruhiyedendir ki, sebeb-i tevazu' ve terahhum olan havastaki meziyet, tekebbür ve gurura sebeb olmuştur. Şefkate, acımaya ve yardıma sebeb olan fukara aczi, avamın fakrı; esaretlerine, sefaletlerine sebeb olmuştur. Eğer şahid istersen; âlem-i medenînin fesad ve rezaletine bak! zaman çok şahidleri gösterecektir. Elhasıl:Tabakatın musalahası, birbirine yakınlaştırmasının çare-i yegânesi: erkân-ı İslâmiyetten olan zekâtı, heyet-i içtimaiyenin tedvirine vâsi', âlî düstur ittihaz etmektir. İslâmiyette en büyük kebire olan ribayı vesailiyle ilga etmektir. Adalet-i Kur'aniye âlem kapısında durup, ribaya "yasaktır, girmeye hakkın yoktur", der. Zaman ihtiyarlandıkça Kur'an gençleşiyor, rumuzu tavazzuh ediyor. Meselâ: ﺍِﻥْ ﻳَﻜُﻦْ ﻣِﻨْﻜُﻢْ ﻋِﺸْﺮُﻭﻥَ ﺍﻟﺦ Meselâ: ﺗَﺠْﺮ۪ﻯ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِﺍﻟﺦ Meselâ: ﻗُﺘِﻞَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺏُ ﺍﻻﺎُﺧْﺪُﻭﺩِﺍﻟﺦ Meselâ... Meselâ... ilh.

ﻋﺎﺷﻮﺭﺍ (Âşûrâ) ﺱ ﻣَﻦْ ﺍَﻧْﺖَ ﺍَﺍَﻧْﺖَ ﺍَﻧْﺖَ ﺑَﻌْﺪَ ﻣَﻮْﺗِﻚَ ﻭَ ﻫَﻞْ ﻟِﺨَﺮَﺍﺏِ ﺍﻟْﺒَﺪَﻥِ ﺗَﺎْﺛ۪ﻴﺮٌ ﻓ۪ﻰ ﻭَﺣْﺪَﺓِ ﺍﻟﺮُّﻭﺡِ ﺝ ﺍَﻧَﺎ ﺗَﻮَﻟَّﺪْﺕُ ﺍﻻﺎٰﻥَ ﻣُﺘَﻠَﺨِّﺼًﺎ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺎﻧ۪ﻴﻦَ ﺳَﻌ۪ﻴﺪًﺍ ﺗَﻤَﺨَّﻀُﻮﺍ ﻓ۪ﻰ ﺍَﺭْﺑَﻌ۪ﻴﻦَ ﺳَﻨَﺔً ﺑِﻘِﻴَﺎﻣَﺎﺕٍ ﻣُﺴَﻠْﺴَﻠَﺔٍ ﻭَ ﺍﺳْﺘِﻨْﺴَﺎﺧَﺎﺕٍ ﻣُﺘَﺴَﻠْﺴِﻠَﺔٍ ﻓَﻬٰﺬَﺍ ﺍﻟﺴَّﻌ۪ﻴﺪُ ﺣَﻰٌّ ﻧَﺎﻃِﻖٌ ﻣَﻴِّﺘُﻮﻥَ ﻟَﻮْ ﺑِﺎﻻﺎِﻧْﺠِﻤَﺎﺩِ ﺗَﻤَﺎﺳَﻚَ ﻣَٓﺎﺀُ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﻭَﺗَﻤَﺜَّﻞَ ﺍُﻭﻟٰﺌِﻚَ ﺍﻟﺴَّﻌ۪ﻴﺪُﻭﻥَ ﻭَﺗَﺮَﺍَﻭْﺍ ﻟَﻤَﺎ ﺗَﻌَﺎﺭَﻓُﻮﺍ ﺗَﺪَﺣْﺮَﺟْﺖُ ﻋَﻠَﻴْﻬِﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻻﺎَﻃْﻮَﺍﺭِ ﻓَﺘَﻔَﺮَّﻕَ ﻣِﻨّ۪ﻰ ﻣَﺎ ﺫَﺍﻥَ ﻭَ ﺍَﺧَﺬْﺕُ ﻣِﻨْﻬُﻢْ ﻣَﺎ ﺷَﺎﻥَ ﻓَﻜَﻤَﺎ ﺍَﻥَّ ﺍَﻧَﺎ ﺍﻻﺎٰﻥَ ﻫُﻮَ ﺍَﻧَﺎ ﻓ۪ﻰ ﻫَﺎﺗ۪ﻴﻚَ ﺍﻟْﻤَﺮَﺍﺣِﻞِ ﻛَﺬٰﻟِﻚَ ﺍَﻧَﺎ ﺍَﻧَﺎ ﻓ۪ﻴﻤَﺎ ﻳَﺎْﺗ۪ﻰ ﺑِﻤَﻮْﺗ۪ﻰ ﻣِﻦَ ﺍﻟْﻤَﻨَﺎﺯِﻝِ ﺍِﻻَﺎ ﺍَﻧَّﻪُ ﻓ۪ﻰ ﻛُﻞِّ ﺳَﻨَﺔٍ ﺑِﻤُﻬَﺎﺟِﺮَﺓِ ﺍﺛْﻨَﻴْﻦِ ﻟِﺴَﺎﻛِﻨ۪ﻰ ﺗِﻠْﻚَ ﺍﻟْﺒِﻼﺎﺩِ ﻳُﺠَﺪِّﺩُ ﺍَﻧَﺎ ﻟِﺒَﺎﺳَﻪُ ﻓَﻴَﻠْﺒَﺲُ ﺍﻟﺴَّﻌ۪ﻴﺪَ ﺍﻟْﺠَﺪ۪ﻳﺪَ ﻭَﻳَﺨْﻠَﻊُ ﺍﻟْﻌَﺘ۪ﻴﻖَ