HATİME
Âsâr-ı Bediiye · s.432
Ebna-yı cinsime de burada birkaç söz söylemezsem, bence bahis nâtamam kalır. Ey Asurîler ve Kiyanîlerin cihangirlik zamanında pişdâr, kahraman askerleri olan arslan Kürdler! Beşyüz senedir yattınız yeter, artık uyanınız, sabahdır. Yoksa sahra-yı vahşette vahşet ve gaflet sizi garat edecektir. Hikmet-i İlahîdenilen makine-i âlemin nizamı ve telgraf hattı gibi umum âleme mümted ve müteşaib kanun-u nuranî-i İlahînin müessisi olan hikmet-i İlahî, ufk-u ezelden engüşt-i kaderi kaldırmış size emrediyor ki: Tefrika ile katre katre müteferrik su gibi, zayi' olan hamiyet ve kuvvetinizi fikr-i milliyetle tevhid ve mezc ederek zerratın cazibe-i cüz'iyeleri gibi bir cazibe-i umumi-i millî teşkili ile; Kürd gibi bir kütle-i azîmi küre gibi tedvir ederek şems-i şevket-i İslâmiye ve Osmaniyenin mevkebinde bir kevkeb-i münevver gibi cazibesine ittiba' ile muvazene ve aheng-i umumiyeyi muhafaza ediniz. Hem de"hürriyet"denilen, Sübhan ve Ağrı dağları gibi istikbalin cibal-i şahikasının tepesinde ayağa kalkmış ve esaret-i nefs altına girmeyi yasak etmiş ve gayra tecavüzü tecviz etmeyerek şeriat'a istinad etmiş olan sultan-ı hürriyet, yüksek sadâ ile sizin gibi mazinin en derin derelerinde gafil ve müteferrik bir kavme: "Cehalet ve fakra hücum için fen ve san'at ve silâh başına, ileri arş!" emrini veriyor. Hem de"hakikat"denilen tabakat altında mestûr ve mahpus kalmış; ve tabaka-i istibdadın mahv ve ref'iyle omuzu üstünde olan tabaka-i cehil ve gafletin tahfifiyle ihtizaza gelmiş ve kıyama teşebbüs etmiş olan muhbir-i hakaik size her cihetle haber veriyor ki: Mahiyetinizde dest-i kaderin ektiği istidadatı ve mukadderatınızı fiile çıkaran ve mahiyet-i kavmiyenizde saklanmış olan secayanızı âb-ı hayat-ı maarifle iska etmek vaktidir. Yoksa kuruyacak, yahut tefessüh edecektir. Hem de"ihtiyaç"denilen medeniyetin pederi ve terakkiyatın müessisi olan üstad-ı ihtiyaç, sillesini kaldırmış size hükmediyor ki: Ya hayat ve hürriyetinizi bu sahra-i vahşette garete vereceksiniz... Veyahut meydan-ı medeniyette fen ve san'at balon ve şimendiferine binerek istikbali istikbal ve o ahval-i müttefikayı istirdad ederek, kâ'be-i kemalata koşacaksınız. Hem de"milliyet"denilen, mazi derelerinden ve hal sahralarından ve istikbal dağlarından, hayme-nişin olan Rüstem-i Zâl ve Salahaddin-i Eyyübî (nüsha farkında: Celaleddin-i Harzemşah, Sultan Selim, Barbaros Hayri gibi ecdadınızdan dâhî kahramanlarla...) gibi Kürd dâhî kahramanlarıyla bir çadırda oturan bir aile gibi herkesi başkasının haysiyet ve şerefi ile şereflendiren ve hissiyat-ı ulvîyenin enmuzeci ve İslâmiyet milliyeti içinde mezc olmuş olan fikr-i milliyetiniz size emr-i kat'î ile emrediyor ki: Tâ her biriniz umum bir milletin ma'kes-i hayatı ve hâmi-i saadeti ve umum milletin bir misal-i müşahhası olunuz.. şimdiki gibi bir şahıs değil, bir millet kadar büyüyeceksiniz. Zira maksadın büyümesi ile himmet de büyür. Ve hamiyet-i İslâmiye ile (Türk, Kürd tam birleşmiş İslâmî ve dinî) o milliyetin galeyanıyla ahlâk da tekemmül ve teali eder. Hem de"meşrutiyet"denilen sebeb-i saadet-i akvam ve hâkimiyet-i milliyeyi temin ile makine-i hayatın buharı olan hürriyetteki irade-i cüz'iyeyi istibdad ve tahakkümün itfasından kurtaran ve meşveret-i şer'iyenin mayası ile mayalandıran meşrutiyet-i meşruâ, sizi meclis-i imtihana davet ediyor ki: Sinn-i rüşde büluğunuzu ve vasiyete adem-i ihtiyacınızı görmek istiyor. İmtihana hazırlanınız. Mevcudiyetinizi ittihadla gösteriniz ve hamiyet-i millî ile fikir ve vicdan-ı şahsiyenizi milletin kalb ve akl-ı müştereki gibi gösteriniz. Yoksa sıfır çekecek, şehadetname-i hürriyeti elinize vermeyecektir. Evet mazinin sahralarında keşmekeşinize sebebiyet veren herbirinizdeki meylü'l-ağalık ve fikr-i hod-serane ve enaniyet; şimdi ise istikbalin saadet-saray-ı medeniyette, fikr-i icada ve teşebbüs-ü şahsiyeye ve fikr-i hürriyete inkılab edecektir. Hatta diyebilirim ki: Başkalarının sükûtî medreselerine nisbet, sizin gürültülü olan medreseleriniz bir meclis-i meb'usan-ı ilmiyeyi gösteriyor. Ve imam arkasında kıraat-ı Fatiha ile semavî ve ruhanî vızıltılarınız, mezheben ve medreseten ve kavmiyeten mahiyetinizdeki istidad-ı meşrutiyet sırrına kaderin bir îma ve nişanı vardır. ﻭَ ﺍَﻥْ ﻟَﻴْﺲَ ﻟِﻼﺎِﻧْﺴَﺎﻥِ ﺍِﻻَﺎ ﻣَﺎ ﺳَﻌٰﻰ nın başka unvanı olan teşebbüs-ü şahsîye müşevvik var. Hem de her bir kemalin müessis ve hâmisi olan"cesaret ve namus-u millî"emrediyor; nasıl ki şimdiye kadar dimağdan kalbe mecra açmakla aklı kuvvete mezc ederek, maarifinizi kılıncın hutut-u cevherinden öğrenmekle şecaat-i maddîde terakki ettiniz; şimdi ise kalbden fikre karşı menfez açınız. Kuvveti aklın imdadına ve hissiyatı efkârın arkasına gönderiniz. Tâ ki, şecaat-i akliye-i medeniyet meydanında namus-u millî pâyimal olmasın. Kılıncınız fen ve san'at cevherinden yapılmalı. Hem de"lisan-ı maderzâd"denilen eşi'a-i hissiyat-ı milliyenin ma'kesi; ve semerat-ı edebin şeceresi; ve âb-ı hayat-ı maarifin cedavili; ve kıymet ve tekemmülünüzün mizan-ı itidali; ve doğrudan doğruya herkesin vicdanına karşı menfez açmakla hayt-ı şuâı gibi tesiratı ilka' edici "ihmalinizle gayet müşevveş ve bazı dalları aşılanmış" olan lisanınız "şecere-i tûba" gibi bir şecerenin tecellisine müstaid iken; böyle kurumuş ve perişan kalmış; ve medeniyet lisanı olan edebiyattan nakıs kalmış olduğundan, lisan-ı teessüfle lisanınız sizden hamiyet-i milliyeye arz-ı şikayet ediyor. İnsanda kaderin sikkesi lisandır. İnsaniyetin sureti ise, sahife-i lisanda nakş-ı beyan tersim ediyor. Lisan-ı maderzâd ise; tabiî olduğundan elfaz -davet etmeksizin- zihne geliyor. Alışveriş yalnız mana ile kaldığından zihin çatallaşmaz.. Ve o lisana giren maarif "nakş alelhacer" gibi bâki kalır. Ve o zeyy-i lisan-ı millî ile görünen her ne olursa me'nus olur. İşte hamiyet-i millînin bir misalini size takdim ediyorum ki; o da Motki'li Halil Hayâlî Efendidir ki hamiyet-i millînin her şubesinde olduğu gibi, bu şube-i lisan meydanında "kasabu-s sebak"ı ihraz eylemiş. Ve lisanımızın esası olan Elifba ve Sarf ve Nahvini vücuda getirmiş. Ve hatta diyebilirim ki; asr-ı hamiyet ve gayret ve fedakârlık ve himayet-i zuafa imtizac ederek, vücud-u manevîsini teşkil etmiştir. Hakikaten Kürdistan madeninden böyle bir cevher-i hamiyete rast geldiğinden bizim istikbalimizi, onun gibi (ümidinden) birçok cevahir ışıklandıracaktır. İşte bu zât şâyan-ı iktida bir numune-i hamiyet göstermiş. Ve muhtac-ı tekemmül olan lisan-ı millîmize dair bir temel atmış. Onun isrine gitmeyi ve temeli üzerine bina etmeyi ehl-i hamiyete tavsiye ediyorum.
Said-i Kürdî
ﻧﻄﻘﻠﺮ ﻭ ﻣﻘﻠﻬﻠﺮ