Din İle Hayat Kabil-i Tefrik Olduğunu Zannedenler Felâkete Sebebdirler
Âsâr-ı Bediiye · s.558
Şu Jön Türkün hatası; bilmedi o bizdeki din hayatın esası. Millet ve İslâmiyet ayrı ayrı zannetti. Medeniyet; müstemir, müstevli vehmeyledi. Saadet-i hayatı, içinde görüyordu. Şimdi zaman gösterdi; Medeniyet sistemi bozuktu, hem muzırdı; tecrübe-i kat'iyye bize bunu gösterdi. Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhya-yı din ile olur şu milletin ihyası. İslâm bunu anladı... Başka dinin aksine, dinimize temessük derecesi nisbeten, milletin terakkisi. İhmali nisbetinde idi milletin tedennisi. Tarihî bir hakikat, ondan olmuş tenasi...
Mevt, Tevehhüm Edildiği Gibi Dehşetli Değil
Dalalet vehmîdir; mevti dehşetlendirir. Mevt, tebdil-i câmedir, ya tahvil-i mekândır; sicinden bostana çıkar. Kim hayatı isterse şehadet istemeli. Şehidin hayatına Kur'an işaret eder. Sekeratı tatmamış bir şehid, kendini Hayy biliyor, görüyor. Lâkin yeni hayatı daha nezih buluyor. Zanneder ki ölmemiş. Meyyitlere nisbeti, dikkat et şuna benzer: İki adam, rü'yada lezaiz enva'ına câmi' güzel bahçede ikisi geziyorlar. Biri rü'ya olduğu bilir; lezzet almıyor. Onu müferrah etmez, belki teessüf eder. Öbürüsü; biliyor ki âlem-i yakazadır; hakikî lezzet alır, ona hakikî olur. Rü'ya misalin zılli, misal ise berzahın zılli olmuştur. Ondan onların düsturları birbirine benziyor.
Siyaset, Efkârın Âleminde Bir Şeytandır; İstiaze Edilmeli!
Siyaset-i medenî, ekserin rahatına feda eder ekalli. Belki ekall-i zalim, kendine kurban eder ekserîn-i avamı. Adalet-i Kur'anî; tek masumun hayatı, kanı heder göremez, onu feda edemez, değil ekseriyete, hattâ nev'in umumu... Âyet-i ﻣَﻦْ ﻗَﺘَﻞَ ﻧَﻔْﺴًﺎ ﺑِﻐَﻴْﺮِ ﻧَﻔْﺲٍ iki sırr-ı azîmi vaz'ediyor nazara: Biri:Mahz-ı adalet. Bu düstur-u azîmi Ki ferd ile cemaat, şahıs ile nev'-i beşer, kudret nasıl bir görür; adalet-i İlahî, ikisine bir bakar. Bir sünnet-i daimî. Şahs-ı vâhid, hakkını kendi feda ediyor. Lâkin feda edilmez, hattâ umum insana. Onun ibtal-i hakkı, hem iraka-i demi.. Hem zeval-i ismeti; ibtal-i hakk-ı nev'in hem ismet-i beşerin mislidir, hem naziri.İkinci sırrı budur:Hodgâmî bir âdemi, Hırs ve heves yolunda bir masumu öldürse, eğer elinden gelse, hevesine mâni ise, harab eder dünyayı, imha eder benî-âdemi.
Za'f, Hasmı Teşci' Eder. Allah Abdini Tecrübe Eder. Abd Allah'ını Tecrübe Edemez
Ey hâif ve hem zaîf! Havf ve za'fın beyhude, hem senin aleyhinde; tesirat-ı haricî teşci' eder, celbeder. Ey vesveseli vehham! Muhakkak bir maslahat, mazarrat-ı mevhume için feda edilmez. Sana lâzım hareket, netice Allah'ındır; İşine karışılmaz. Allah çeker abdini meydan-ı imtihana. "Böyle yaparsan eğer, böyle yaparım" der. Abd ise hiç yapamaz Allah'ını tecrübe. "Rabbim muvaffak etsen, ben de bunu işlerim" dese, tecavüz eder. İsa'ya demiş Şeytan: "Madem herşeyi O yapar; kader birdir, değişmez. Dağdan kendini at. O da sana ne yapar?" İsa dedi: "Ey mel'un! Abd edemez Rabbini tecrübe ve imtihan!."
İslâm Siyaseti Kendinden Çıkmalı. Başkasına Vasıta Olmamalı. Fırkacılık, Kulüpleri Tevhid-i Kulûbe Değil, Tefrik-i Kulûbe Sebebtir
İstanbul'un siyaseti İspanyol nezlesi gibi, insana bulaşıyor, hem hezeyan devrini, arasıra geçiriyor. Bizans bir kafadır fırkacılık cünunu, o bizzat bire'sihi müteharrik değildir, bilvasıta dönüyor. Kulağına Avrupa tenvim ile uyutup, telkin ile üflüyor, burada oyun başlıyor. Madem oradan geliyor, Ya menfîdir ya müsbet. Menfi ise, harf gibi gayrın menfaatine delaleti ediyor. İhtiyar selboluyor. Niyeti tesir etmez. Müsbet ise benziyor, bir mana-yı ismîye, bizzat eder nefsine, delâlet ve hem hizmet, sonra vasıta olur. Buradaki ihtilaf münharifen gidiyor, telaki noktası da vatanda bulunmuyor. Hatta kürede de olmuyor. Madem ki öyle olur, müsbet ismî olmalı, kuvvetli el hangiyse Kur'an'a sahib olmalı. Zaif kalil madem düşer; Kur'an'ı, çünkü Kur'an'dır, hıfz etmeli, sevmeli onu siper etmemeli, yed-i kavîye vermeli, hıfzı ona bırakmalı; muhafaza o ediyor. Zira ki, din dâhilde menfi tarzda edilmez, istimal ve istihdam. Otuzbir Mart gösterdi, gösteriyor; En ehven sureti de müthiş netice verdi. İslâm zararlı çıktı.